Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

   Hicaz'ın coğrafi hududları hususunda pek çok farklı görüşler olsa da, Arap Yarımadası'nın beş bölgesinden biri olduğu ve Mekke, Medine, Yemâme, Tâif ve Tihâme şehirlerini kapsayan araziye Hicaz ismi verildiği, bu ismin de sözlükte bağlamak, ayırmak ve engellemek mânâlarına geldiği belirtilmektedir.

   Arab bir âlim olan Âlûsî  (ö. 1858) Büluğu’l Ereb isimli eserinde kaleme aldığı toparlayıcı bir tanımlamayla, Hicaz'ın Necid çölleri ile Tihâme arasında bulunduğunu, güneyde Yemen'den, kuzeyde Şam'a (Suriye'ye) kadar uzandığını, Necid ve Tihâme'yi birbirinden ayıran dağlık bir yer olduğu için de Hicaz diye isimlendirildiğini ifâde etmektedir.

Devamını oku...
Şu anda 1704 konuk çevrimiçi

Banak Yemeği
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Ocak 2021 16:29
 
altBANAK, BAN BAN YE BAK...
 
Anadolu'ya geziye gelmiş bir kafile, güneşin altında dolanıp durmaktan hayli perişan olmuşlar. Karınları da acıkınca sıcaktan hepten bunalmışlar. Yanlarından geçmekte olan bir köylü vatandaş bu kafilenin hallerine acımış, karınlarının da açlığını anlamış "hadin gelin sizi bizim köye götüreverem. Orda düğün va, düğünde de banak va, banıp banıp yersiniz, hem de gölgelikte serinlesiniz," demiş.
 
Bu iyi niyetli, misafirperver köylünün teklifine hazine bulmuşcasına çok sevinen gezginler, hiç tereddüt etmeden köylünün peşine takılmışlar. Geldikleri yer yeşillikler içinde inanılmaz güzel bir köymüş. köylünün dediği gibi, bu köyde  düğün dernek yapılmaktaymış. Köy meydanına ocaklar yakılmış, üzerlerine kazanlar konulmuş, içinde pişen yemeklerin kokusu 40 kilometre öteden duyulurmuş. Köylü kadınların kimi helva kararmış, kimi et suyuna bulgur salarmış. Taptapze kuzuların kemiklerinden ayrılmış etleri görenlerin iştahını kabartırmış.
 
Köylük yerde yaşayan insanlar gördükleri başka yerden gelme kişilere: "Kimsin, nesin, ne işin var buralarda" demezler. "Karnın aç mı, susadın mı, ayran verem mi" diyerek,yabancı da olsanız önce gönlü hoş etmek isterler. Bir de etrafta düğün dernek gibi toplu yemek ikram edilen yerler varsa, "oturuve sofraya, hadi garnını doyuruve" derler. Böyle sıcak yürekli, güzel bakışlı insanların yerleridir Anadolu köyleri...
 
Gezginlerin yemek yediği yer Isparta'nın Uluborlu ilçesidir. Ve günü unutmayan gezginlerden kimisi tekrardan Uluborlu'ya gelerek "banak va mı, hadi vasa goyver önüme, banak banak yiyek" diyerek o yörenin şivesine uyum sağlarlar.
 
Uluborlu'nun tarihi kadar çok eski bir yemektir banak yemeği... Ecdadımız obalar halinde yaşarlarken kuzu çevirmeleri yaparlarmış, hanımlarının elinden çıkan hamurdan yapılma ekmeği, bakır siniler üzerine lokmalar halinde dizip o ekmeklerin üzerine de parçalara ayırdıkları kuzu etlerini döşerlermiş. Etin suyuyla ıslı ekmekler iştah açıcı olurmuş. Atalarımız parmaklarını bandıra bandıra yemeden cenge gitmezlermiş. Güç kuvvet tazecik kuzunun etinden, kemiğinden gelen yağlarla elde edilirmiş. Güreşçiler de bir gün evvelinden banağı bana bana yer, kuvvetlerini artırır, sonra meydana çıkar, banaktan nasiplenmemiş rakiplerinin sırtını yere sererlermiş. 
 
Günümüzde fırınlarda üretilen sıcak pideler baklava şeklinde kesilip büyük tabakların içine döşeniyor, (Aslında bu yemeğin bir önemli özelliği de bayat ekmekleri yeni lbir ezzetle değerlendirme, nimeti israf etmeme)
Devamını oku...
 
Kapı Dağı Efsanesi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Ocak 2021 00:22
 
 
alt
HEYBETLİ DAĞIN GÖLGESİNDE APTAL BESLEYENLER
 
Allah'ın yarattığı görkemli güzelliklerden biri olan dağların en namlılarından biri de Akdeniz yöresindeki Kapı Dağı'dır. Isparta'nın tarihi ilçesi Uluborlu'nun sınırları içinde bulunan bu dağ gölgesiyle ünlüdür. İlçenin üzerine yayılan dağın gölgesi, yaz aylarında bile insanın içini ürperten üşütücü bir serinlik verir. Uluborlu halkının bu dağın gölgesinden kurtulmak için geçmiş vakitlerde türlü uğraşlar verdiği rivayet edilir.
 
Uluborlu; misafirperver güleryüzlü insanların, yağlı güreş tutan pehlivanların yöresi. Ah bir gidip görülesi, bir durup dinlenilesi mekân. Yemyeşil kiraz bahçeleri ve kıpkırmızı yenilesi kirazları da bol olan Uluborlu yöresi için Aptal besleyenler denir. 
 
Uluborlu ilçesinin tarihini, coğrafyasını hayli anlatmışlığım olmuştur. Buradan Uluborlu'da doğup büyüyenlere neden 'Aptal Besleyenler'  denmiştir. Bu nedeni ve Kapı Dağı'nın hikâyesini anlatacağım. Daha önceleri çok yerde yazdım, bir de Milliyet Blog okurlarıma hikâyeden bahsetmek istedim. Umarım okurken tebessüm edersiniz.
 
Uluborlu, Uluborlu olalıdan beri; sözüm ona hemen yanlarında bulunan heybetiyle ünlü Kapı Dağı'ndan dolayı, güneşi hiç görememekten muzdariplermiş. Bu hal o kadar çok canlarına tak etmiş ki, birbirlerini gördükleri her yerde dağdan başka bir şey konuşmaz olmuşlar. "Şu, sıcağımıza kapı olmuş dağ bir kalksa da, bizimde yüzümüz güneşi görse, ürünlerimiz güneş alıp serpilse" der dururlarmış. Bu lafları o kadar sık söyler olmuşlar ki, duyan duymayana iletmiş, sonunda memleketin dört bir yanını Uluborluluların bu ısdırabı inletmiş.
 
Bir gün bu sözleri duyan bir çingene gelmiş ilçeye, bakmış halk dağı kaldırtmak için ne mümkünse yapacak. Dalmış Uluborluların arasına, sıska bedenine bakmadan kasıntıyla konuşmaya başlamış: 
-"Ey yöre halkı ben bu dağı kolayca kaldırırım" demiş.
 
İlçe halkı telaşlanmış ve dahi umutlanmış, ama çingene cılız adammış, bunu nasıl yapabilirmiş? Çingene halkın merakını gidermek için, hiç düşünmeden: "Aklımla" deyivermiş. Uluborlu halkı, "biz de düşün düşün akıl kalmadı. Belki bunun aklı farklı yöntem üretir" diyerek çingeneyi ciddiye almışlar. Çingene, kendisine meraklı gözlerle bakan ahaliye ilk evvela bir şartı olduğunu söylemiş:
-"Gördüğünüz gibi pek ünemiş (gelişmiş)biri değilim. 40 gün, 40 gece beni iyice bir beslemeniz gerekiyor. Benim fikrim beslendikçe çağlar, sonrasında bedenim dağlar yıkar" demiş. Ahalinin aklına girmek için konuşmasına aralıksız devam etmiş:
-"40 gün beni semirtin, 40 günün sonunda beynim de, bedenimde güçlenmiş olaraktan ben bu dağı bir çırpıda sırtlanır götürürüm. Siz de güneşe kavuşursunuz, altında bir güzel mayışırsınız."
 
Uluborlu ahalisi ilk gördüklerinde aptal diye küçümsedikleri bu çingenenin ermiş bir zat, çok muhterem bir abdal olabileceğini düşünmüşler. "Yapar mı yapar" diyerekten, teklifi hemen hepsi kabul etmişler. 
O gün ve sonrası, her bir Uluborlulu tam kırk gün evlerinden sinilerle taşıdıkları en iyi yiyecekleri kendileri yememişler çingeneye yedirmişler. Bal, börek, kaymak, çörek, badem, ceviz, kimde ne varsa hiç esirgememişler. Çingenenin önüne her bir vakit sofralar düzmüşler. 40 gün boyunca çingeneyi ziyadesiyle beslemişler.
Devamını oku...
 
Anamı As
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 16 Ocak 2021 22:17
ANAMAS DAĞI VE YAYLASININ HİKÂYESİ 
GERÇEK PAYI VARDIR, ÖRNEK ALINMALIDIR.
 
altBinbir sıkıntıyla gençlik yaşlarını geçirtmiş, kocasını en alımlı çağında yitirmiş bir kadıncağız, biricik oğluyla babasından kalan iki göz bir hanede konaklamaktaymış. Hiç bir yerden hiç bir geliri bulunmamaktaymış. 
Ergenlik çağına yeni girmiş olan oğulcuğu da arkalığı olmadığından bir iş bulamamaktaymış. 
 
Zor şartlar altında inleyip durdukları bir gün evlerinin karşısına yeni bir komşu gelmiş. Bu komşunun bahçesinde tavukları horozları ve bir de buzağıları varmış. Açlığın dayanılmaz olduğu bir gün ana oğluna demiş ki: 
-"Oğlum sabahın seherinde bu tavuklar yumurtlarlar, kimseye görünmeden kümese girersen bütün yumurtaları toplar getirirsin, ben de sana bir güzel menemen yaparım. Sıcacık aşı afiyetle yeriz" demiş. 
 
Oğlan anasının yönlendirmesiyle denileni yapmış. Komşunun kümesinde ne kadar yumurta varsa koynunna doldurup kaçmış. Kimseye görünmeden gizliden girip çıktığından kimse hırsızlığını anlamamış. Ana oğul o gün bolca menemen yiyerek karınlarını doyurmuşlar. 
 
Ertesi gün anası bir daha: 
-"Hadi oğlum karnım çok açıktı benim, bu sefer daha doyurucu bir şey bul gel" demiş. 
Anasının "Acıktım" demesine dayanamayan oğul, bu defa komşularının kümesinden tavuk çalmış, getirmiş. Anası gizliden tavuğun tüylerini yolup haşlamış. Beraberce bir güzel karınlarını doyurmuşlar. Bu şekil günler geçer olmuş. 
 
Bir zaman sonrası çocuk yetişkin olmuş. Lakin çalmayı çırpmayı alışkanlık haline getirmiş. Hatta o kadar ileri gitmişki, artık tavukla, yumurtayla öğün savmıyorlarmış. Dağ başında yol kesip, kervanları soymaya başlamış. Eşkiyalığı çevrede yaşayan insanlara korku vermeye başlayınca, kolluk kuvvetleri kendisini takibe almış. Kısa bir süre sonra yakalanan dünün küçük yumurta hırsızı, eşkiya namıyla Kadı huzuruna çıkarılmış.
 
Kadı: eşkiya hakkında hüküm vermek üzereyken, "durun yapmayın" diyerek kadıya yalvarır eşkiya:
-" Yalvarırım beni asmayın Kadı Efendi anamı asın!"
Kadı şaşırır, eşkiyaya söz hakkı verir. Eşkiya savunmasında bir kez daha der ki:
-"Kadı efendi benim çalma gibi bir huyum hiç yoktu, lakin bu fikri aklıma anam sokmuştur. Bu durumda bana yanlışı öğreten anamı asın."
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 138
 
Turkish Arabic English