Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

Selâm ve hürmetlerimle. Türk şiirinin en büyük şâiri, Üstâd-ı Şuarâ, Şâir-i Kebîr, ve sırf kuru kuruya bir şâir olmakla kalmayıp, şiiri Hakk'ın Seslerini terennüm etmede bir vesîle olarak kullanan, Hakk ve Hakîkât serbâzı, ârif ve muarrif Molla Muhammed Fuzûlî'den yazmaktı nicedir niyetim. Bidâyete nasip bugüne imiş. Bugünden itibâren de büyük mütefekkirimiz ve üstâdımız Molla Muhammed Fuzûlî'nin gazeliyâtından ve hayatından çeşitli numûneleri sizlerle paylaşacağım. Bu büyük Allah dostu, tefekkür ve mâneviyât âleminin Kutup Yıldızı şâirimizin gündüzleri derin derin düşünüp, geceleri sabahlara dek kâğıda döktüğü nice manevî hakîkati de bilvesîle dile getireceğim. Yardım, tevfik ve hidâyet Allah'tandır. 

Târık İleri

 

یاقمه جانم ناله بی اختیارمدن صقن

دوكمه قانم آب چشم اشكبارمدن صقن

Yakma cânım nâle-i bî-ihtiyârımdan sakın

Dökme kânım âb-ı çeşm-i eşk-bârımdan sakın

Yakma canımı, ki gayr-i ihtiyârî (elimde olmayan) inleyişimden sakın

Dökme kanımı, gözyaşı yağdıran gözümün suyundan sakın

 

Devamını oku...
Şu anda 1547 konuk çevrimiçi

Düşündüm
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Cuma, 25 Haziran 2021 21:21
 
Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün
 
Bir fikret-i cân-gâha dalıp âh geçende
Son merhale-i ömrü şeh-râhı düşündüm
Titrerken emel-kâr-ı sivâ pîş-i kefende
Âsûdegî-i kalb-i rızâ-hâhı düşündüm
 
Bî-zâr-ı nevâyım o siyeh rûz-i tezekkür
Ümmîdime etmezse de îrâd-ı tağayyür
Bâ-haşyet-i hüsrân edip tefekkür
En son nefesimden çıkacak âhı düşündüm
 
Yâd eyleyerek hevl-i mezârı o mezârı
Ol tîreğî-i müdhîşi ol hufre-i nârı
Tedfînimi ta'kîb edecek leyl u nehârı
Ferdâ-yı memâtı o hafâ-gâhı düşündüm
 
Rûhum açıp enzârı nuhustînin o demde
Bir şu'leye hasretken o târîkî-i gamde
Rahşân olarak ol şeb-i mechûl-i ademde
İlk ufkumu tenvîr edecek mâhı düşündüm
 
Ümmîddir o meh rahmet-i Rahmân u Ra'ûf'u
Tenvîr eder elbet o şebistân-ı mahûfu
Andırsa bile zıll-ı meâsî o husûfu
Bahşendegî-i Hazret-i Allâh'ı düşündüm
 
 
معلم شاكر عیاشی
 
Devamını oku...
 
Ne İdik Ne Olduk
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 15 Haziran 2021 18:11
 
alt
NELER OLUYOR BİZE?
Dünkü günlerde aktif, dinamik, makam sahibi, saygı gösterilen nice kişiler bugün pek çoğunlukça hatırlanmıyorlar. İnsanoğlu dediğimiz Adem atamızın torunları "kim, kimdir, dünlerde nedir, necidir,"" bununla pek ilgilenmiyor. Bugün nasıl olduğunla, ne şekil göründüğünle seni, beni değerlendiriyor. Çok hızlı bir şekilde yozlaştık, manen yoksunlaştık. Allah her birimize selamet versin, yanlışımızdan bir an önce doğru yöne döndürsün inşallah...
 
Bir apartman dairesine taşındığımda apartmanın diğer dairelerinde oturanlar hep başka yerlerden gelme, köylü, kentli karı koca çalışanlardı. Beni asansör boşluğunda gördükleri yerde selam vermeye bile eriniyorlardı. Niçin derseniz, onların gördükleri ben orta yaşı geçmek üzere olan; evde oturup duran, arada bir öksürüğü duyulan kimi kimsesi bulunmayan yeni taşınmış teyzeydim. Durup hatır sorma yok, nerelisin, necisin ilgilenme yok. Karşılaştığınızda soğuk bir selam verme ve parfüm kokularını ardında bırakarak geçip gitme... beton yığını apartmanların, gün görmüş geçirmiş ahşap binalarına tepeden bakar gibi... Oysa o ahşap binalarda ne değerler bulunuyordu. Ne güzel aileler, ne iyi insanlar yetiştirmişlerdi. 
 
Dünlerde benim aktif çalışma hayatım olduğunu, bugün iyi bir mevkiden emekli olmuş biri olduğumu, çocuklarım büyüdüğü için kendi hayatlarını kurduğunu, kendi yollarında yürüdüklerinden, yanımda bulunmadıklarını bana sormazlarsa nereden bilecekler. Evli miyim, bekar mı, neden yalnız olabilirim? Bu soruları akıllarına bile getirmiyorlar ki, benim yalnızlığımı garipsiyorlar. Belki çocuğum var mı, yok mu onu bile bilmiyorlar. Yaşlılık günlerimde sade giyimimle, yakın çevremde sadece yürüyüş yapmak için sokağa çıktığımı, gözlerime bakmaktan bile imtina ederlerken nasıl anlayacaklar? 
 
Bizim gençliğimizde mahallelilerden biri ya da bir kaçı ayaklı gazete gibiydiler. Herkesle ilgili son havadisleri anında verirdiler. Şimdi kalmadı kapı komşular, duvar diplerinde oturup çekirdek çıtlatanlar. gelene gidene hatır sorup merakını giderenler. O zaman onlardan da şikayet eden olurdu. "Gizli bir yere gidemiyoruz, hemen görünüyoruz" denirdi. Emin olun öylesi daha iyiydi. Şimdi kimsenin kimseden haberi yok. Hasta olsanız bilen yok, hatta ölseniz duyan yok.
 
Kimse kimseyi umursamıyor artık. Sen onları çalışıyor biliyorsun, onlar seni sıradan bir teyze... Dış görünüşe ve son gördükleri hal üzerine karar verme... Nasıl bu şekil olduk biz, önceki yıllarda mahalleye yeni taşınana tencere dolusu yemek hazırlanıp ziyarete gidilirdi. Kimdir, kimlerdendir, bir güzel sorulup öğrenilirdi. Komşum denilerek sıklıkla yoklanır, sıkıntısı varsa giderilirdi. Komşunun akrabadan yakın olduğu bilinirdi. her hangi bir durumda akraba duyup gelene kadar, komşu imdada yetişen olurdu. Geçmiş zamanda kaldı tüm değerlerimiz, değerlilerimiz... Önce aile sıcaklığımızı bozdular, sonra komşuluk bağlarımızı kopardılar. Küresel güçlerce istenilen buydu, nihayet yıllar içinde bunu başardılar. Ellerine ne geçecek, hadi geçti. İstediklerinde zafere ulaştılar, elbet birgün bu düzende değişecek.
 
Her neyse yeni dünya düzeni bizlik değil, iyi ki vakti zamanında gençliğimizi, iş hayatımızı yaşamışız. Güzellikleri kana kana içimize sindirmişiz, çocuklarımıza da çok şükür bildiğimizi öğretmişiz. Saygı da sevgide kusursuzlar, lakin yeni dünya düzenine onlarda uymaktalar. Çark böyle dönüyor artık, önünde oyalananı çark biçer atar, acımasız zamanlardayız. Şimdi için bu kadar şikayet eder olduk, bizden sonraki nesillerin hali hayli zor. Gelecekte insani ilişkiler umutsuz vaka, maneviyat bugünden çökkün, edeb edepsizliğe mahkum, arkadaşlık dostluk değerleri yerle bir, bir çok insanın bu monotonluktan moralleri mahvoldu.
Devamını oku...
 
Yurtlarda Yetişenler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 15 Haziran 2021 05:10

altKİMİNİN BEYNİNE YER ETMİŞ TRAVMALAR VAR, KİMİNİN YÜREĞİNDE ONULMAZ DERİN YARALAR. 

NE KADAR İYİ YETİŞTİRİLSELERDE  SEVGİDEN, İLGİDEN UZAKTA O KADAR MUTSUZ VE SIKINTILILAR.
NİYETLER SALİH OLDUKTAN SONRA AKIBETİ HAYIR OLUR ELBET. OKUYAN DEVLET MEMURU OLUYOR.
Yetiştirme yurtları ve çocuk yuvalarında yetişen çocukların ruh halleri nasıldır? Bu sorunun cevabını vermeden evvel, ilk önce yurt ve yuvaların niçin açılmış olduğuna değinelim. Bu kurumlar, öncelikle savaşlar esnasında öksüz ve yetim kalmış çocukların devlet korumasında bakımına yönelik kurulmuşlardır. Savaşlar sonrasında, fakirlik döneminin aşılması esnasında da dar gelirli ailenin çocuklarına kucak açmıştır bu yurt ve yuvalar. Günümüzde de gayri meşru ilişki sonrası dünyaya gelen çocuklar koruma altına alındığı gibi, ailesi tarafından geçiminin sağlanamadığı gerekçesiyle yurtlara bırakılan, "bakamayız" denilerek terk edilen çocukların sayıları hiç de küçümsenmeyecek sayıdadır.
 
İnsanoğlu bakamayacağı çocuğu dünyaya getirmemelidir. Devlete güvenerek çocuk yapmak doğru değildir. Çocuğun yediğinden, giydiğinden ne olacak? Sen ne versen onu tüketecek, Allah ömür vermişse bir şekil yaşayacak. Fakat iş bu kadar kolay değil, çocuk yaşıyor yaşamasına da sevgisiz, ilgisiz yaşantıyla dünyası mutsuz oluyor. Her günü kahır doluyor. Aile ortamından uzak kalmak, hak ettiği sevgiden, ilgiden mahrum kalmak kendilerine çok koyuyor. Çoğu yarınlara güvensiz oluyor, beyinlerine travmalar doluyor. Belki az birazı hayat şartlarına zorunlu uyuyor, kaderini aşmak için çabalıyor, okuyup geleceğini iyi yolda yönlendiriyor. 
 
Devlet okuyan çocuğu başından atmıyor, omuzuna boyacı sandığı asıp sokaklarda çalıştırmıyor. Nereye kadar okuyorsa, arkasında duruyor. Okulunu bitirene öncelik hakkı tanıyıp memur kadrosuna alıyor. Bazı aileler ondan sonra ortaya çıkarak "Çocuğumuz devlet de memur" belleyip sanki üzerinde emeği varmış gibi, çocuğun imkanlarından yararlanıyor. Bunların nasılı, niçini tartışmaya açık uzun konular. Burada vurguladığımız; yurtlarda sevgisiz büyüyen çocukların, ne kadar zengin bir hayata kavuşsalar da yüreklerinin hep fakir kaldığı, hep sevgiyle sarmalanmış aile özlemi çekiyor olmaları...Sevgisiz büyüyor yurt çocukları, sevgi insan hayatında çok önemli. Işıksız evler gibidir sevgisiz kalpler. Kendi yarattıkları kopkoyu karanlık içinde kaybolur giderler... Böyle büyüyen çocuklar insanlara karşı güvensizler, dünyaya karşı ümitsizler.
 
Yanlış yaşantılardan, yoksulluk sebebiyle, zorunlu nedenlerden terk edilmiş çocukların arkalarının aranmıyor olması, terk edilmiş olmaktan daha ıstırap vericidir. Zira buralarda büyüyen, yetişen çocukların ruhlarında sevgi eksikliği bulunmaktadır. Çoğu korkunun esiridir, pek çoğu insanlara karşı güven duyma problemleri yaşar. Çünkü neden, bu çocukları kendi anne babası yerine hiç tanımadıkları insanlar yetiştirmeye çalışmaktadır. Nasıl bir yetiştirme tarzı derseniz, askeri disiplin çerçevesinde... Saatinde uyku, saatinde yemek, saatinde ve sınırlı alanda oyun oynamak, verilen komutla kitap okumak, denilen saatte ranzaya yatmak... Uykun var mı, yok mu, bir şey istiyor musun, seninle oyun oynayalım mı, sana masal anlatayım mı, diyenin bulunmadığı odalarda yaşıtlarınla aynı kaderi paylaşmak...
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 156
 
Turkish Arabic English

Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ