Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

NAZARA UĞRADIM UĞRAŞIYORUM
DUALARINIZI DİLİYORUM
 
Bir süredir yatağa gömülü, yorgana sarılı, battaniyeye bürülü yatıyorum. Sağa sola dönemiyorum yerimde doğrulup oturamıyorum. Belime dayalı sıcak su torbasıyla sürekli yatıştayım. Tadım, tuzum kalmadı. Keyfim istifa etti gitti, ardından huzurum yitti. 
Her şeyin başı sağlık, sağlık bozuldu mu evvelki yaşamın bir hükmü kalmıyor. Geçmiş güzel günleri düşünmek ruhu üzüyor. Bilgisayarlardaki masa üzeri günü geçmiş birikmişler gibi, hafızadaki hatıralar toplanıp geri dönüşüme dolduruluyor. Ne yediğinden tat alabiliyor insan, ne giydiğinden zevkleniyor. Dolaplar giysi kakılı olsa da hergün her vakit üzerinizde pijama bulunuyor. Hasta olmak sağlıklı yaşamdan uzaklaştırıyor.
Beni buradan takip eden dostlar, vefalı okurlar yokluğumu farketmişler; bir şekil ulaşıp 'nerelerdesin,' diyorlar. Öyle ya epeydir hiç bir yerde sesim çıkmıyor, sedam duyulmuyor. Yazıp çizemiyor, okuyamıyor, gülüşüm hiç bir yerden yansımıyor, duyduklarım hakkında hiç bir şekilde görüş beyanında bulunamıyorum. Ha bu çok mu önemli? Benim bir konu hakkındaki görüş beyanım birileri için belki hiç önemli değil, ama yazamıyor olmak bana ıstırap verici... 
Hatırda olmak, hatır sorulmak güzeldir. İnsanın insandan haberdar olması elbette önemlidir. Birinin sağlığını bilmek, bir gönül kazanmaktır maksat; yoksa insanın eti yenmez, derisi giyilmez. Kime nedir kimin ne yapıp ettiği, sorulmazsa öğrenilmez, duyulmazsa bilinmez kimin batıp çıktığı.
Aman Allah'ım günler oldu vakitlerim acı içinde doldu. Saatler sanki hızla geçti de acım hala içimden geçmiyor. Canım çok yanıyor, tahammül de bir çeşit fedakarlıktır, lakin bu acılar için olmamalı. Sevenlerim, sevmeye meyilli olanlarım; duanızı esirgemeyin ne olur, elbet her güzellik dualarda buluşur. 
Şu son bir kaç aydır inanın bana kimsenin tavuğuna kışt demedim. Kimsenin atını ürkütmedim. Kimseye gözünün üstünde kaşın var demedim. İteni boş verdim, tutmayanı görmezden geldim. Üç günlük ölümlü dünyada yalnızca sevgiye değer verdim. Zaten yoktum buralarda, geziye çıkmıştım. Başka yerleri gördüm geldim, sonrasında böyle oldum. 
Devamını oku...
Şu anda 1990 konuk çevrimiçi

Çağdaş Şehir Eskişehir
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Mayıs 2021 13:56

Porsuk çayı Eskişehir'in simgesi, çi böreği yenilesi.

 
alt
 
ESKİŞEHİR, ESKİYLE YENİNİN KAYNAŞTIĞI ÇOK GÜZEL BİR ŞEHİR  
AMA ŞEHRE VARILAN YOLLARI, SANKİ AŞILMASI ZORLU BİR NEHİR...
 
Senelerdir seyyah oldum Allah'ın yarattığı her mekânı görmek için gezer dururum. İmkânım ölçüsünde misafirhanelerde konaklarım. Atım, arabam yok benim; biletini alabildiğim her taşıt ulaşım aracım. Genelde otobüs tercih ederim. Bazende uçakladır seyahatlerim. 
 
Bir süredir, görmeyi arzu ettiğim uzak yerlere gidemiyorum. İçinde bulunduğumuz kısıtlamalar nedeniyle evden dışarı pek çıkamaz olunca, çok bunaldım. Yakın mesafe Eskişehir'i ziyaret edeyim istedim. Otobüsle bize beş saat uzaklıkta, geçen ay 27 saatlik yol kat edip Ordu'ya ulaşmıştım. (Ordu ile ilgili hatıratlarımı sizinle paylaşmadım. Karadeniz kaçamaklarımı nasip olursa biriktirip sonra aktaracağım.) 
 
Eskişehir bize sapa da bir yer, yakın olmasına rağmen husisi zaman ayırmadan gidilecek yer değil. Yolları virajlı ve otobüs tutması benim için can sıkıcı oluyor. Lakin beğendiğimde bir şehir; sakin, medeni, kendine has bir asilliği mevcut... Eskişehir 17 yıl öncesinden bu yana görmediğim bir şehirdi. O zamanda güzel sakin bir şehirdi. Şimdi büyükşehir kapsamında, lakin şehirler arası yolları küçük kasaba kıvamında. 
 
İşte yolları sebebiyle gitmiyordum her halini beğendiğim Eskişehir'e, bu zamanda otoban ve bir kaç şerit olması gereken yolları siyasi nedenlerle eskide bırakılmış. Eskişehir'in namına değil, adına ithaf edilircesine yolları 17 sene öncesinde gördüğümle kalmış. Tek şeritli, kıvrım kıvrım dönemeçli, ne yandan bakarsan bak eski mi eski. Yeni bir asfalt bile vurulmamış. Çevresindeki illerin yolları uçak pisti gibi, Eskişehir aralarında üvey evlat muamelesi görmüş. "Bizim partiye oy vermediler" denilerek vatandaşa kızılmış, bu vatanın toprağı olan güzelim yöre cezalandırılmış. Ne kadar yanlış bir bakış açısı...
 
Pek sayın siyasiler yaptığınız hiç yakışıyor mu, kocaman adamlarsınız çocuklar gibi vatandaşınıza küsüyorsunuz, ulaşımını zorlandırarak cezalandırıyorsunuz. Size oy vermemiş olmaları bilakis sizi o bölgeye hizmet etmeye yönelik daha çok kamçılamalı, halk hizmet edeni sever, nitekim belediye başkanlarını yaşı kemale ermesine rağmen bunca yıl başlarında tutuyorlarsa, her seçimde ne olursa olsun makamdan indirmiyorlarsa, o başkanın gayretinden ve şehrine ve sakinlerine yaptığı hizmetlerden dolayı... Eskişehirli vatandaşlar Büyükerşen başkanı başlarına taç, gönüllerine yoldaş, dertlerine sırdaş etmişler. Karizmatik de buldukları başkanlarını çok seviyorlar.
Devamını oku...
 
Hayat Durdu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 29 Nisan 2021 12:44
altİLACIMIZ BİTERSE NE YAPACAĞIZ, ÇÖPÜMÜZ BİRİKİRSE NASIL ATACAĞIZ?
 
Üç haftalık eve kapanmamızla ilgili yorum yapıp mübarek gün kimsenin kafasını karıştırmayacağım. Lakin merak etmekteyim, çöpümüz birikirse atmak için karşı kaldırımda bulunan çöp variline kadar da gidemeyecek miyim? Gidemezsem çöpümü evde mi biriktireceğim? Üç hafta süresince çöp eve dönüşmüş yerde mi yaşayacağım?
 
Daha da önemlisi sürekli kullanmakta olduğum tansiyon ve kalp ilaçlarım var. Bunlar bu üç haftalık süreç içinde tükenirse nereden, nasıl temin edeceğim? İlaç raporum bitmeden doktor yenisini yazmıyor, raporumun süresi de tam kapanma günlerinin 2.nci  haftasının içinde bitiyor. Bu durumda ben koronadan değil de ilaçsızlıktan mı ecdadımın yanına gideceğim? 
 
"Allah, ölüm vakitleri geldiğinde insanları vefat ettirir, ölmeyenleri de uykularında ölmüş gibi yapar. Ölümüne hükmettiklerini tutar, diğerlerini ise belli bir süreye kadar (hayata) salar. Kuşkusuz bunda iyice düşünenler için dersler vardır." (Zümer suresi 42. ayet)
 
Allah'ın dediği olur şüphesiz. Allah izin vermedikten sonra , daha yiyecek ekmeğimiz, yaşayacak ömrümüz olduktan sonra hiç bir şekil öte tarafa gitmeyiz. Lakin ilaca bağımlı olmuşsak, ilaçsız sıkıntı içinde yaşamakda istemeyiz. Evde tek başıma ölür kalırsam, üç hafta sonrasında mı bulunacağım? Allah muhafaza, olmaz değil olur şeyler. Yalnız yaşayan yaşlılarımız için bizi yönetenler bilmem buna ne derler?
 
Belki hastanelerin acili açıktır, nöbetçi eczane vardır, iyi hoş da yanımda kimsem yoksa oralara nasıl gideceğim? Gidecek olsam sokaklarda yasaklara uymayanlar hakkında pusuda bekleyen polise ne diyeceğim, ceza keserse zaten zar, zor geçindiğim emekli maaşımla nasıl ödeyeceğim?
 
Mahallemde bu hafta semt pazarı da kurulmadı. Sanal marketten alış verişi bilmiyorum. (Velev ki)
Yarabbi ben bu yasakla nasıl başedeceğim? Kafamda bitmez sorular. Bizim gibiler için hayat durdu resmen; pek çok kişinin pek çok nedenle hali perişan. Şükredelim, sabredelim, dua edelim de geçsin bu sıkıntılar inşallah...
 
Bildiğim kadarıyla gecikmiş faturalar falan varsa bu süreçte daha aksatmadan ödeyebilirsin, lakin faturaları ödeyeceğin paraları kazanacağın işine gidemeyeceksin.Her neyse sizde bu konuda sorularınızı sıralayın belki halden anlayan olur. Umulur ki kapanma sonrası kazançlı çıkılır. İnşallah gün gelir, bugünleri gülümseyerek hatırlarız.
Devamını oku...
 
DYP Bitti Beni de Bitirdiler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 26 Nisan 2021 07:36

altSİYASETİN GÜCÜ YADSINAMAZ AMA SİYASETİN ASIL GÜCÜ NEDİR BİLİYOR MUSUNUZ? MAKAM GÜCÜ DEĞİL, İKTİDAR GÜCÜ DEĞİL, MADDİ GÜÇ DE DEĞİL SİYASETTE ASIL GÜÇ HALK GÜCÜDÜR. BU GÜCÜ ARDINA ALABİLEN ZOR DEVRİLİR.

Bir siyasetçi olarak kendini halka sevdirdin mi, gerisi kolay oluyor. Yanlış yapsan da önemli değil halk seni her dem doğru biliyor. Hani günümüzde "Ölümüne Kanka" diyorlar ya, halk o siyasetçiye o denli bağlanıyor ve biat ediyor ki, biri siyasetçi için “gözünün üzerinde kaşın var" dese, öfkeden çılgına dönüyor, bazıları meftunu olduğu siyasetçi için ölümü göze alıyor.

Kıymetli okurlarıma kendimden örnek vereceğim. 20 küsur yıl öncesi Türkiye genelinde bu ülke yönetiminde kim ve kimler bulunuyordu. Demireller, halkın büyük kısmı, kocamış olmasına rağmen Demirel sevdalısıydı. Benim yaşadığım şehir Demirellerin kalesiydi ve ben bu kalenin üst düzey komutanlarına çok yakın biriydim. 1970’lerin sonlarından beri, az süre değil. Hatta kalenin başkomutanı Şevket Demirel’in çok değer verip, sevdiklerinden de biriydim.

Doğrusu ben bir siyasetçi değilim. Ve siyasetin veballi iş olduğunun bilincindeyim. Ama “zerre kadar siyasete bulaşmışlığım yok” desem de yalan olur. Ben Isparta Belediyesinin DYP’li Belediye Başkanlarına uzun yıllar Basın Müşavirliği yapmış biriyim. Halkımız DYP’li tüm siyasileri olduğu kadar, siyasilerin yanında sıklıkla gördüklerinden beni de bağırlarına basacak kadar çok seviyorlardı. Halk, (kendilerini siyasi başlarla benim kaynaştırdığımı ‘çoğunluk’ iyi biliyor,) bu bakımdan bana da saygıda kusur etmiyor. Gördüğü yerde övüyordu. Bir dileğimin olup olmadığını soruyordu. “Var” desem, ânında yerine getirmek ister vaziyette duruyorlardı.

O yıllarda partili başkanlarla sık görüldüğümden her yanda söz sahibiyim, bir sözümle her istediğimi yaptırabilecek düzeydeyim. (Abartı sanmayın, ardında iktidar gücü bulunan partili belediye başkanının makam arabasını kullanan şoförün önünde bile, baş savcının ceket iliklediğini gördü gözlerim.)

Saltanat sürmek istesem âlâsını süreceğim, o derece her imkân bizden yana…Lakin ben Allah’tan korkuma hak yemekten imtina ediyorum. (Benden sonra belediyeye girenler hemen araba aldılar, benim ehliyetim vardı. Lakin işçi kadrosundan gelen maaşımla yetindiğimden, araba alma olanağım hiç olmadı.) Hep halk taraflı gazeteci bilindiğimden, halkın hakkını da korumaya özen gösteriyordum. Belki birazda bu yüzden seviliyordum. Tâ ki DYP bitene kadar…

Sonra 2000’li yılların başında ne olduysa bir şeyler oldu. Halk başka sevgili buldu. DYP’yi sandığa gömdü. Dolayısıyla DYP’ye bağımlıların pek çoğu saf değiştirdi. Yönetimde bulunanların her biri bir yana dağılıverdi. Çoğu siyasette yok olmama adına yeni gücün etrafında toplandı. 

Ortada DYP’li bilinen bir tek ben kaldım. Oysa hiçbir partiye kaydım kuydum yok, siyasetle basın müşavirliğim dışında bir bağlantım yok. Basın müşaviri oluşumda partiye yakınlığımdan değil, gazeteciliğimdeki mesleki tecrübemden dolayı. (Şevket Demirel, tecrübeye önem veren biriydi.) Lakin halk gazetecilik yaptığım yılları unutuveriyor. Beni son bildiğiyle tanıyor, geçmişimi hiç akla getirmiyor. "DYP'lilerin basın müşaviriydin, dolayısıyla onların içlerini en iyi sen bilirdin." tantanası başlatıldı. (başka bir partili belediyeye başkan olunca, ben emekliye ayrılmak zorunda bırakıldım. Dolayısıyla basın müşaviriği de bende yok. Buna rağmen eski sevdalılarının ipliğini pazara çıkarmak isteyen partili yandaşlar tarafından şiddete maruz bırakıldım. Gazeteciliğimi de yaptırmıyorlardı. Ortada günah keçisi olarak kalakaldım.)

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 152
 
Turkish Arabic English