Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Günümüzde, özellikle son yıllarda bilgisayarların yaşantımıza girmesiyle yepyeni durumlar ortaya çıktı. Bilgi bankaları kuruldu. Normal bir ücret karşılığında, bir bilgi bankasına üye oluyorsunuz. İstediğiniz zaman, istediğiniz kadar bilgi önünüze anında seriliyor. Hem de ne bilgi... En önemsiz gibi görünen konular, en ince nüanslarına kadar oya gibi işlenmiş, size sunuluyor. Ansiklopediler artık işportaya düştü. Bazı gazeteler bile satışlarını artırmak için, promosyon olarak ansiklopedi veriyorlar. Ve her tarafta bilgi yarışmaları... Bir bilgi tutkusu ki günden güne bizleri sarıyor, sarmalıyor. Kötü mü, hayır, ne münasebet... Çok iyi ama bir şartla. Unutmayalım ki, bilgi gaye değil, vâsıtadır. Hayatta ne zaman amaçlarla araçlar yer değiştirirlerse, bir şeyler anlamını yitiriyor, güzelliğini kaybediyor. Burada müsaadenizle, Resûlullah Efen­dimizin bir hadisini nakletmek isterim. Meâlen “İşe yaramayan, lüzumsuz, fuzuli bilgiden sana sığınırım Ya Rabbi” buyuruyorlar. Özellikle yarışmalarda görüyoruz. Bilgi adı altında, işe yaramayan, saçma sapan bir sürü teferruat, ayrıntı. Peki, ben hayat yolunda nasıl yürüyeceğimi, bir müşkül, bir sıkıntı, bir sorun karşısında nasıl bir tavır takınılacağını bilmiyorsam, güçlükler üst üste gelince allak bullak oluyor, pusulayı şaşırıyorsam, o zaman ne kıymeti kalır o ince ayrıntıların. Evet, bilgi güzel, amenna, ama işe yarar bilgi, hayatta yeri olan bilgi. Bana ışığı, güzeli, doğruyu, hak olanı, haktan yana olanı gösterecek bilgi. Beni dünyada da, ahirette de mutlu edecek, huzurlu edecek, başarılı yapacak bilgi. Yoksa benim kafamı, ipe sapa gelmez, işe yaramaz bilgilerin depo edildiği bir ambar haline getirmek, böyle bir eğitimi vermek, sanırım hayata da, insana da, eğitime de ihanettir. Ve buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Beni çokluktan tekliğe, kaostan kosmos’a, kesafetten letafete götüren bilginin bir anlamı, bir derinliği, bir güzelliği vardır. İş, bu karmakarışıklık içinde düzeni kurabilmek, uyumu bulabilmek, güzelliği yaşayabilmek ve yaşatabilmektir. Gerisi lâftan, kuru gürültüden ibarettir.

Devamını oku...
Şu anda 68 konuk çevrimiçi

KASÎDE DER NA'T-İ HAZRET-İ NEBEVÎ (Su Kasîdesi - Mehemmed Fuzûlî)
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 01 Nisan 2017 15:20
بسم الله الرحمن الرحيم
 
 
alt
Fâilâtun / Fâilâtun / Fâilâtun / Fâilun
 
صاچمه ای كوز اشكدن كوكلمدەكي اودلاره صو
كیم بو دكلو دوتشان اودلاره قیلمز چاره صو
 
Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlârâ su 
Kim bu denlü dûtuşan odlârâ kılmaz çâre su
Devamını oku...
 
GAZETECİ OLMASAYDIM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 21 Mart 2017 16:43

GAZETECİ OLMASAYDIM ÜNLÜ BİR YAZAR OLUR MUYDUM,

TÜRKİYE ŞARTLARINDA OLAMAZDIM. ARKALIKSIZ YÖN BULAMAZDIM.

altVE DE SÖYLEMEK  İSTEDİKLERİMİ YAZARLIKTA YÜREKLİLİKLE DİYEMEZDİM.

Bizim milletimizin büyük bir kısmı doğuştan şairdir, edebiyatçıdır ve de tiyatrocudur. Hele ki iletişim teknolojisinin her haneye tel ağı attığı günümüzde, her tuş kullanımı öğrenen yazar, gazeteci, hatta düşünür. Sosyal ortamda görüldüğü üzere herkes biraz zamane Mevlana'sı, biras Yunus Emre'si, biraz karacaoğlan'ı; hatta daha ne kadar edebiyatcı, yahut filozof, âlim varsa hepsinden bir tutam karılmalar. 

Ben de doğuştan Allah vergisi, yetenekli bir yazarım, ama yazarlığımı çok gündeme taşımıyorum. Gazeteciliğe bulaştığım günden bu güne, yazarlığımı geri plana attım. Oysa ilk tanıştığım yerel gazetenin kadrosuna baş yazar olarak dahil olmuştum. Roman ve hikaye yazıyordum. Arada bir şiirlerimde yayınlanıyordu. Edebiyat yaparken gerçekleri fazla dile getiremiyorsunuz, söyleme gereği duyduklarınızı kaleme ifade ettiremiyorsunuz. Okurlar edebi yazılarda entrikalardan ve hayal güçlerine hitaplardan etkileniyordu genelde... Dürüst gazetecilikte ise yanlışa yanlış denilebiliyordu. İnsanlar doğru bilgilendiriliyordu. İşte ben gazetecilikte bunu sevdim ve bir de halkla içiçe olmayı, onların sorunlarını dobraca dile getirmeyi. 

Vatandaş da çalıştığım gazetelerde ve televizyonlarda onların sıkıntılarını, arzuladıkları şekilde konu etmemi sevdi. Ben bu şekil gazetecilik mesleğini çok benimsedim ve böyle kabul gördüm, kabullendim. Yazarlığımı da köşe yazarlığı olarak devam ettirdim yıllar yılı profesyonelce...

Lakin çoğu sözde gazetecile beni kendileri gibi yalaka olmadığım için, yanlışa muhalif olduğumdan beni sevmezler. Onlar överler makamları, döverler dolu paraları. ben makamların yanlışını çıkaran olduğumdan çekerim ezaları. Sonucu her ne olursa olsun, doğrusu benim yaptığımdır. Zira eleştirme, sorgulama, analiz etme, mihenge vurma kabiliyetini kaybetmiş kitleler bu ülkenin bugünü ve geleceği adına en büyük tehdittir... Bunun bilinciyle gazetecilik yapanlar, kalem kullananlar, hakkaniyetlidir. İnsanın yolu cesareti kadardır. Allah'a şükür onca engellemelere ve takılan çelmelere rağmen azimle ve cesaretle kırk yılı devirdik mesleğimizde...

Gazeteciliği bu kadar çok sevmesem ve mesleğim olarak kabullenmeseydim, kitapları sık yayınlanan ve çok satan, sıklıkla okunan bir yazar olabilir miydim?

Bir güce dayanmadan, onun buyruğuna uyarlanmadan olamazdım. Olamadım da. İlk kitabım yayınlandığında pek çok yayıncıyla tanışma imkanım oldu. Onlarda aynı vurguyu yaptılar bana. "En kalite kalem de olsan, bir gücün fikirleri doğrultusunda kalemini oynatmazsan seni kabullenmezler." diyenlerin yanı sıra, "yazılarını kendi keyiflerine göre değiştiren güçlere de rıza göstermen gerek, ancak bu şekil ünlenirsin. Ünlenince de ne yazsan çok satarsın" diyenlerde oldu. Ve "bu alanda bir derneğe, bir birliğe üye olman, aidat ödemende gerekiyor" diye sektörün şeytani şeklini dile getirenlerde bulundu.

Devamını oku...
 
BEŞ BİLGİSAYAR YEDİM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 18 Mart 2017 23:54

altBeş senede beş bilgisayar tükettim. Hem de her parçası çok kapasiteli, kaliteli, en pahalılarından, en markalılarından ve en verimli olanlarından... Masa üsttü, diz üstü, çifter çifter kullanmadığım kalmadı. Şimdi de aya üstünü deniyorum. Avuç içinde taşına bilenle ne kadar ne yapabilirim bilmiyorum. İdareten, yapabildiğimce, bilgisayarımın altıncısı en kısa sürede alınana kadar.

Mesela mecburen kullanmak zorunda kaldığım, çantamda bile taşınabilir ufak olan ekranda bu yazıyı yazabiliyorum, Lakin gözlerimi yorduğundan, facebook arkadaşlarının yorumlarına cevap yazamıyorum. Allah korusun dert değil elbet, alışkanlık. Ne kolay alışmışız, nice değerlerin yerine onu koymuşuz değil mi?

Aman bir süre de beni iznim olmdan durmadan paylaşımlarına etiketleyen, gruplarına ekleyen arkadaşlar cevapsız kalsınlar ne yapayım, angarya gibi geliyordu zaten. Sokakta görsem tanımayacağım insanların paylaşımlarına, tıklamalarına cevap vermekte zorunluymuşum gibi hisseder olmuştum kendimi. Karşılıksız, paylaşımlarını tıklamasız yapsınlar da göreyim... Facebook da falan işim olmazdı benim, yıllarca direndim o alana dalmamak için. Sosyal ağlara takılma nedenim, farkındasız bende gelişen fotoğraf biriktirme tutkumdan vazgeçerim amacıydı. Fakat hepten artı, ne yapacağım, şimdilik hiç bir fikrim yok. Düşünme evresindeyim...

Gerçekten hiç abartmıyorum. Çocukların kullandıkları bilgisayarlar hariç, çünkü onlarınkiyle alakam yok. Bu beş bilgisayar kendi şahsıma aitti, çürüye çıkardım.

Beşini aynı anda almış, kullanmış değilim canım. Biri bozulunca yaptırdım, olmadı, diğerini aldım. O bozulunca ötekini, derken beş yılda beş bilgisayarı sudan sebeple harcadım. En sonuncusu ortanca oğlumun hediyesiydi. İyilerin en iyisiydi. dedim "oğlum buna gözüm gibi bakarım, ne oyun oynar, ne de çok yükleme yaparım." Bu konuda sözümü tutamamış olmak, beni bu defa fazlasıyla üzdü. Oğlum "canın sağolsun anne" diyor, ama ben mahcubum işte. Sokaktan savrulmuş gelmiş gibi acımasızca yedim. Yazık, bunun başka izah tarzı yok.

Nasıl mı yedim, çatır çutur öyle çayın yanında yemedim tabi ki de... ilim yolunda da sarfiyat yapmış değilim. Keşke öyle olsaydı, tamamen hırsımın neticesinde nihayetlendirdim... Söylemesi ayıp olmasın biraz fazlaca bağımlıyım bilgisayara... Şehrimin sınırları dahilinde piyasaya ilk çıktığı gün alanlardanım. Şimdi girmediği ev yok, ama ben daha kimselerde yokken gerekli görüp almıştım. Komşularım henüz bilmezken, ne olduğuna anlam veremezken, 1997 baharındayken... Yirmi yılı geri de bırakıvermişiz, dile kolay. Servis getirip masamın üzerine kurulum yaptığında, ilk kolay öğrendiğim adam as oyunuydu. Belediye de yoğun işlerim arasında bile fırsat buldukça bu oyunu oynardım. Harflerin bilinmesiyle oynanıyordu, tıkladığında çıkan hafleri bilemedin mi çizgi adam asılıyordu ve oyunda yanılıyordu. Ne günlerdi?

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 372
 

Turkish Arabic English