Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

بسم الله الرحمن الرحيم

    Değerli Okurlar, Fârisi bir mütefekkir ve ehl-i tasavvuf olan Ferîduddîn-i Attar, hamdele ve salveleden sonra tarziyeyle, yani ashâbı ve ashâbın en yücelerini överek kitabına devam ediyor.

    Hazret-i Ebû Bekir ve Hazret-i Ömer radıyallahu anhumun halifelik makamını işgâl ettiklerine dâir iddialara şedid cevaplar veriyor.

Devamını oku...
Şu anda 5446 konuk çevrimiçi

2. Fransız Devrimi Olabilir mi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Aralık 2018 16:02
Batı Medeniyeti Unuttu
 
altMEDENİYET KAVGAYI DEĞİL, KONUŞARAK ANLAŞMAYI GEREKTİR...
Fransızlar medeniyeti filan unuttular, ülkelerini yakıp yıkıyorlar. Benzin zammına karşı gelip etraflarını talan ediyorlar. Bu çığırından çıkmanın, Fransa yönetiminin uykularını kaçıran kargaşanın sonu nereye varır, asıl amaç yeni bir ihtilal midir, izleyip göreceğiz. Fransa'nın isyanı diğer Avrupa ülkelerine de sıçramış, bakalım sonu nereye varacak.
 
Yelek sarı sen yelekten sarısın, Fransa asıl derdin neyse söylemelisin.
 
Tüm medeni bilinen ülkelerde olduğu gibi, zengine vergi indirimi fakire kazık, tabiatıyla halka yazık. Adamlar isyan ediyor, "biz çalışıyoruz siz yiyorsunuz gibisine." Fransa'daki de insan, adamın ensesi kalın, cebi şişkin değilse, aldığı verdiğine yetmiyorsa kafatası atıyor, sonra da eyleme kalkışıyor. Aç tavuk buğday ambarını delermiş.
Ben dedim böyledir diye, empati yapmaya çalıştım. Belki bu başkaldırı bir bahanedir, niyetleri başkadır. Lakin sarı yeleklilerin saldırganlığı sona erecek gibi görünmüyor. Vahim vaziyetler masumları korkutuyor.
 
1787 yılı Fransa'sında Napolyon öncesi bir devrim olmuş. Hapishane kaçkınları ihtilal yapmış. Fransa halkı, krala karşı başlattığı ayaklanmadan geri dönmemiş, bu uğurda binlercesi   hayatını kaybetmiş ve neticesinde halkın dediği olmuş. 
 
Adamlar kafa tutup krallığı devirmişler, şimdi de gözleri iktidarı indirmekte olmasın. Nihayetinde geçmişte Fransızlar direnmişler, ne istemişlerse yaptırmışlar. 
 
O zaman da tüm Fransa'ya yayılan bu devrim iki yıl kadar süren bir iç çatışmayı beraberinde getirmiş. Bütün dünyayı etkisi altına alan devrimin açtığı yaraların tedavisi on yılı aşkın süre devam etmiş. 
 
Ecdadımız Osmanlı bu anarşiden çok etkilenmemiş. Şimdi de etkilenmeyiz inşallah. Komşuda pişen bize düşen olmasın, aman Allah korusun.
 
Eski devrin torunlarının torunları benzin zammı bahanesiyle sırtlarına sarı yelekleri geçirdiler, eylem başlattılar. Nasıl örgütlendilerse, kalabalıklar halinde sokağa akın ettiler. Adeta tüm Paris'i işgal edip her gördüklerin kamu malına zarar vermeye başladılar. 
 
Ekranlardan gördüğümüz kadarıyla benzin zammından  kat kat fazlası ülkelerine zarar açtılar. Vahşi kapitalizm bunun acısını fazlasıyla onlardan çıkarır gibi. İnşallah Fransa'da yaşayan Türkler bu işlere karışan olmazlar.
Devamını oku...
 
Ne Poşetmiş Yahu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Aralık 2018 16:43
İnsanın Kirleri Masum Canları Yakıyor.
 
altPOŞET GÜNE GİRDİ
 
Türkiye'de gündem çok, lakin halk arasında poşet kadar konuşulan konu yok. Gün gezen hanımlar bile, çay kahve içerken "Yılbaşından itibaren poşete de para verecekmişiz" diyorlar. Kendilerince yorumlardabulunuyorlar.
Yedi sekiz hanım altın gününde bir araya gelmişler, fakat ilginçtir orada olmayan yakınlarının çekiştirmesini yapmıyorlar. Güncelliğini yılbaşı geçene kadar koruyacak olan, naylon poşete gelen yeni uygulamayı tartışıyorlar. Süslenmiş, püslenmiş, takmış takıştırmış orta yaştaki hanımlar, ellerindeki pastanın tarifini ev sahibinden  isterlerken araya da poşet konusunu sokuşturuyorlar. 
DUYDUM, GÖRDÜM, YAZDIM.
Tesadüfen geçiyordum. Hatır sormak bahanesiyle ayak üstü komşuma uğradım. Bir çay içimlik güncü hanımların arasında kaldım. Konuşmalarına dinleyici olarak katıldım. Komşumun dolarlı gününe gelmiş güncü hanımların gündeme yönelik değerlendirmeleri şöyleydi:
-"Zehranım İnternetten bir düzine manzara resmi baskılı torba getirttim. Güzelliğini görme şekerim, bayılırsın."
-"Ne torbası ayol?"
-"Şekerim artık poşetler paraylan satılacakmış ya, bende sona kalmadan, renkleri seçilmeden moda renklerde torbalar aldım. Ama kullanmaya kıyamam ki, çok güzeller."
-"Kullanma zaten tatlım. Torbacılara para veriyorsun da üç kuruş poşet parası veremeyecek misin? O kadar kazanıyorsunuz ayol."
-"Kazanıyorsak, poşete mi kazanıyoruz şekerim. Bir sürü gider var."
-"Eczaneden aldığımız poşetlere de para verecek miyiz?
-"Nerden çıktı eczane şimdi?"
-"Ayol eczacı ilacı poşete koyuyor, o poşet çevreyi kirletmiyor mu?"
Devamını oku...
 
Dünya Diyarı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Aralık 2018 11:45
BİZ TABİATIN BİR PARÇASIYIZ VE 
DÜNYA ÜZERİNDE BİRER YOLCUYUZ.
 
altZaman eksiltir insanı, her geçen gün ömürden çala çala. Biz farkına varmasakda, hikayemizde sona gelinmiş olur. Ve bir bakmışız: "Sac kızdı hamur tükendi, insanlar akıllandı ömür tükendi" durumları konuşulur.
 
İnsan düşünürse eğer geç kalmadan doğruyu buluyor. Dünyaya gelen ve tabiatta var olan ne varsa, bir gün yok oluyor. Hepimiz dünya diyarında kalıcı değiliz, seyahatteyiz ve hepimiz aynı istikamette yol arkadaşıyız. İnsan yolun sonunu düşünerek yolunda yürümeli, yolculuğunu tamamlamalı.
 
Dünyada her ne varsa biz üzerinde varken “Bizimmiş gibi” sarmaş dolaş bağlanıp sahipleniyoruz. Oysa hiç şüphe yok ki, gerçekte bizim değil Yüce Rabbimizindir her şey… 
Bize ait olmayanlar için, Allah'ın mülkünü ele geçirmek için savaşlar edip, kanlar akıtmaktayız. Rabbimizin hoşgörüsünü istismâr edercesine büyük bir hırsla, Âlemlerin Rabbi Allah'ın var ettiği dünyayı ele geçirme gayretine, dahası gafletine düşmüşüz. 
 
Dünyada mevcut ne varsa Cenâb-ı Allah'ındır. Allah'ın, emâneten sınav sorusu olarak verdiği makamların, köşklerin, arâzîlerin, zînet eşyaların varsa; onlara benim diye bağlanırsan, kaybetmemek için ne lazımsa yaparsan, zalimliğe bile kalkarsan aldanırsın. 
 
Biz zavallı, bîçare kulların dünyada sahip olabileceği yegâne şey: Beş metre beyaz kumaş ile iki metrelik toprak çukurudur ki, onlar bile nasipse ediniliyor, değilse olmayabiliyor. Bu nasipten yararlanabilenlerse, o değerleri de geçici bir süreliğine sahiplenmiş görünüyor. Zîrâ birkaç yıl içinde beş metrelik kumaş dediğimiz şey, yani aslında kefenimiz, zaman içinde çürüyüp yok oluyor. İki metrelik toprak çukuru ise bir süre kemiklerimizi barındırıyor, sonrasında, kemiklerimiz de toprağa karışıyor. Bizim toprağımız sandığımız bu dar alanı, ardımızdan gelenler dolduruyor. Biz bu defa un ufak olmuş kemiklerimizle, toprakla birlikte başka mevtalara örtü oluyoruz.  
 
Şu hâlde bize ait olabilecek gerçek bir şey yok. Bir süreliğine, misafirliğe gelir gibi uğradığımız, bir ağaç gölgeliğinde oyalanıp kalkıyoruz, bu dünyadan ölümle yok oluyoruz.  
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 74
 
Turkish Arabic English