Ayfer Aytaç
EVE KAPANIP KALMAK ZOR DURUM GERÇEKTEN... KORONADAN KORUNALIM DERKEN RUH SAĞLIKLARI SENDELİYOR. KOCALARI EVDE HANIMLAR, DIŞARIDA DEVLET İSTEMİYOR. EVLERDEN TAŞAN MENOPOZ ANDROPOZ ÇATIŞMALARI KOMŞULARA YANSIYOR!
İşten çıkarılanları da korona değil parasızlık bitirecek.
Hanımların çoğu gün gezmelerine, komşuya misafirliğe gitmeye, emekli beylerin neredeyse geneli de sabah olduğunda sokağa çıkmaya alışkın. Kahvelerde taş kıranları saymazsak, parklarda dolaşanlar, banklarda yaşıtlarıyla sohbet edenler 'devletin aldığı tedbirler gereği' karşılaştıkları yasakla birlikte bunlardan mahruma düştü. Yaşı 65'i geçmiş erkekler eve kapanınca, hayat orta yaş ağırlıklı aileler için çekilmez oldu. Evlerde adeta Menopoz Andropoz çarpışmaları başladı. 
 
Eşleri vefat etmiş hanımlar açısından durum sıkıntı değil sanılsa da; yalnız olanlar, yalnız olmaktan korkuya kapılıyorlar. Onlarda "Bir can yoldşım olaydı. Kocam bari ölmeyip evde duraydı  " diye hayıflanıyorlar. Ruhları genç hanımlar "ben 65 göstermiyorum" moraliyle,  telefonlada olsa günlük dedikodudan geri kalmıyorlar. Fakat komşularımdan biliyorum evinde kocası bulunan hanımlar için durum biraz vahim... 
Devamını oku...
Şu anda 1400 konuk çevrimiçi
Öğrenci Böreği
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 8
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 21 Ekim 2021 11:39
altMALİYETİ AZ, LEZZETİ FAZLA.
Börek sevmeyenimiz yok denecek kadar azdır. Dünyanın her yöresinde, aklı başında her insan kendilerine özgü böreklerin özelliklerini, lezzetini bilir. Kimileri de vardır ki, kendi deneyimleriyle yeni yemekler, yeni lezzetler keşfeder. Baba ocağından uzaklarda okuyan ve ev ortamında kalmayı tercih eden öğrenci gençlerimizde imkanları ölçüsünde el emeği, göz nuru dökerek yeni yemekler icat ediyor olabilirler. Böyle bir icatla yapılıp yenilmiş ve pek lezzetli bulunmuş bir börekten bahsedeceğim şimdi. İddia ediyorum günümüz gençlerinden çok nadirdir bu böreği duyan, bilen. 
 
Öğrenci böreğimizin tarihi 70-80 yıl kadar eski, daha evveli var mıdır, bilemiyorum. Ben babamdan duyduğumla öğrenmiş bulunuyorum.
 
Rahmetli babam 1940'lı yıllarda İstanbul'da üniversite öğrencisiyken, Akdeniz Bölgesin 'de ikamet eden ailesinden maddi destek gelmesi geciktiği zamanlarda, bu böreği yaparak karnını doyururmuş. hatta bir kaç günün öğününü bu börek sayesinde tok geçirirmiş. Günümüz öğrencilerinden babadan öğrendiğini yapan var mı, bilmiyorum ama ben bu böreği kendim bir kaç kez denedim. Tok tutucu oluşunu ve kilo yapmayış özelliğini gördüm. Pratikliği açısından da zaman kaybı yaşatmadığı için gençlerimize ve börek sevenlerimize tarifini aktarmak istedim. Deneyip beğenen olursa, abur cubursuz bir öğün geçirdiğinden midesinin de rahatlamış olacağının garantisini, güvencesini veririm. Bu böreği yiyen kişilerin sevincini dışa yansıtması için bir tebessüm etmesini rica ederim. 
 
Önce böreğimizin maliyetinden bahsedeyim. (Evde ununuz varsa) bir bardak un, yarım bardak ılık su, bir fiske tuz ve bir adet yumurta. Bu malzemenin tutarı topu topu 4-5 lira. Eskiden öğrenci kısmı un alıp hamur yoğurup sac üstünde yufka bile açarlarmış. Kalın olurmuş. Yaptıkları yufka deve lokması gibi ağır olur, zor yutulurmuş. Ama ne yapsınlar, zaruretten O devirler şimdi ki gibi bolluk, gürlük değil ki; üstelik iletişim imkanları kısıtlı. Eline para geçen gençlerin bazıları da boğazından kısıp sinemaya giderlermiş o vakitte de, ne yapsınlar, onlarda o vakitlerin gençliğiydiler.
Devamını oku...
 
Devir Değişmekte
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 5
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 19 Ekim 2021 05:22
alt
Hayat süremiz bizden bir önceki gelmiş gitmişlerde olduğu gibi değil, uzamaya başlamıştır. İklim şartlarımız da insan çokluğu ve yaşantısı şekli nisbetinde ve zamanın gereklerine uyarak değişmektedir, daha da değişecektir. Değişiklikler çeşitli yönlerde olacaktır. Mesela gıdalar üzerindeki değişikler ve Ay’a gidiş ilk aşama olarak 1960'lı yıllarda başlatılmıştır. Aya vardılar mı, yarı yollarda kaldılar mı görmedim, bilemiyorum ama beslenmemizle alakalı tüm ürünler üzerinde hormonlama çalışmalarında bizden biri olmayan bilim adamları Allah'ın izniyle başarıya ulaştılar. Seneler içinde yediğimiz içtiğimiz her şeyin genetiğini değiştirdiler. 
 
Allah'ın yarattığı üzerinde yaptıkları oynamalarla, gen değiştirme meraklarıyla gavur aklı kul olarak haddi aştı. Aklı sıra dünyada ölümsüzlüğü bulmaya kalkıştı. Bunu da kendileri için istiyorlar. Müslümanlar ve acizler yaşamasın, maddi gücü olanlar ve kendilerine uyanlar bu dünyada mutlu mesut yaşasın, hiç ölümle tanışmasın istiyorlar. Allah bilir böylelerinin dünyada kalma arzuları ne vakit tükenecek, gün gelecek onlarda gerçekle yüzleşecek.
 
Gavur bilim adamlarının bilerek yada bilmeyerek yaptıkları dalaverelerle bedenlerimizin sağlığı adeta ilaç bağımlısı olarak ayakta ve hayatta kalmaya direnirken, bir yandan da normal yaşantımız dijital çağa uyum sağlamak için değişime uğradı. Her birimiz adeta robotlaştık. Bütün gün yaptığımız, çoğunluğumuz ya evde tıkılıp bilgisayar başında tünüyoruz. Yahut dışarılarda AVM'ler arası maraton yürüyüşleri yapıyoruz. Allah bilir gavurun aklında daha neler var. Yakında kitlesel uzay seyahatleri olacak deniliyor. Ve bugünkü düşüncemiz yarına uymayacakmış, düşüncelerimiz hepten değişecekmiş.
 
Belgesellerden bellediğime göre 
Devamını oku...
 
Dedegöl Dağı
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 7
ZayıfEn iyi 
Makale - Ayfer Aytaç
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 18 Ekim 2021 08:43
EFSANELER DOLU DAĞIN HİKÂYESİ
 
altDedegöl Dağının zirvesi 3000 metrenin son ucu. Burada kapkara bir göl bulunuyor. Bu göl efsanelerle süslenmiş. Efsaneler dillerden kulaklara yayılmış, her duyan gerçek bilip olana bitene hayıflanmış. Efsanelerden biri de öldüklerinde buraya defnedilmiş yedi ermiş veli kişi. Söylentilere göre yedi ak sakallı, üzerlerinde bembeyaz cübbeleri bulunan, başları sarıklı muhterem zat bu dağın tepesine kuşlar gibi uçarak gelerek çok tünemiş. Karagöl etrafı onların ruhlarına mekân olmuş bir kutlu yer.
 
Dedegöl Dağı'nın içinde ayrıca bir göl bulunuyor. Bu göl Türkiye'nin en geniş, en uzun mağarası olan Pınargözü mağarasının koynunda duruyor. İçersinde kuvvetli akan yüksekten karanlığa boşalan şelalerinde olduğu  bu tabiat harikası mağaraya, ancak mağaracılıkta uzmanlar girebiliyor. Mağaranın etrafı Dedegöl Dağı'nca kuşatılıyor. Dağın tepesindeki Karagölün her yıl belirli aralıklarla daimi ziyaretçileri oluyor. Bu ziyaretçiler Dedegöl Dağı'nın son uç noktasına ateş yakıp ta uzaklardan gelen diğer insanlarla bu dağa çıkmanın, zorluğa tırmanıp başarmanın mutluluğunu ve güzelliğini paylaşıyor. Bu dağın zirvesinde uzansalar tutacaklarmış gibi duran yıldızların parlaklığını daha yakından seyrediyorlar. Burada toplanan insanlar yaşamlarına tazelik, körpelik, mutluluk, zindelik ve maneviyat katıyor. Buradan aldıkları hazla, ruhsal zenginlik ile gerisin geri evlerine dönüyorlar bir dahaki sefere kadar huzura ermiş olarak yaşıyorlar. Etrafındaki insanlar onların bu hallerine çok şaşırıyorlar.
 
Akşam hava karardıktan sonra Dedegöl Dağı'nın uç noktasına ateş yakıldımı ta uzaklardan Yaka'dan, Afşaryaka'dan, Elecik'ten tüm insanlar  gözlerine nur gibi gelen ateşe, ateşin yaydığı ışığa bakar dururlar, sönünceye kadar gözlerini dağın zirvesinden ayıramazlar. O süreçte dualar ederler, kimileri de dilek tutarlar. 
 
Dedegöl Dağı'nın böğründeki, yamacındaki,  kuytusundaki, koyağındaki binbir çeşit otlar komşu dağların, tepelerin, düzlüklerin, vadilerin otlarına hiç benzemezler. Bu ayrı yerlerdeki otlar aynı bile olsa; kokuları, tatları bambaşkadır. Dedegöl Dağı'nın otundan yiyen, yada kaynatıp suyundan içen bir insan hastaysa şifa bulur, ota bakarak bir dilek tutsa muradına nail olur. Buranın otundan yiyen tüm hayvanlar, özellikle körpe kuzular, hatta küçük kuşlar bile semirdikçe semirir etleri çok lezzetli olur.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 164
 
Turkish Arabic English