Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

خرم آن روز کز این منزل ویران بروم
راحت جان طلبم و از پی جانان بروم
 
Hurrem ân rûz kez în menzil-i vîrân berevem
Râhat-ı cân talebem v'ez pey-i cânân berevem
 
Ne güzel gündür o gün, bu virânelikten giderim
Cânımın huzurunu arar, cânân peşine giderim
Devamını oku...
Şu anda 300 konuk çevrimiçi

DOMATESİM DOĞDU
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 15 Ekim 2017 10:39

BİRAZ BODUR AMA

SAKSIDA OLAN BUDUR

altBEN ARTIK BİR DOMATES YETİŞTİRİCİSİYİM. ÇİFTÇİ GAZETECİ DE DİYEBİLİRSİNİZ...

Yoktan var olan bir canı her anıyla yakından görmek müthiş bir his, detaylarını anlatmakta aciz kalınabilir. Görmeyi beklemiyordum doğrusu, özellikle serin sonbahar günlerinde... Neler demeliyim bilemiyorum. 

HARİKA, MUHTEŞEM...

Ilık eylül ayının ilk günleriydi. Yok, galiba geçtiğimiz ağustos ayının sonlarıydı. Güneşin ışıklarının ısısı kemiklerimizin ısınmasına yetersiz kalmaya başlamıştı. Kısacası yazın güzel görünen her şey durgun halleriyle güzün habercisi gibiydi. Cam balkonumda son sıcaklardan iyice nasiplenmek arzusuyla, sabah kahvaltımı bile solgun güneşin bağrına yayılarak yapar olmuştum.Kahvaltı soframda tarlaların son kalıntılarından toplanıp pazara getirilmiş, kızarmakta aciz kalmış domatesim de bulunuyordu. Lezzetiyle çok güzel bulduğum domatesin tabağımda kalan çekirdeklerini, (Belki yerimden kalkmaya üşendiğimden) cam balkonun dışına konulmuş kuru topraklı saksıya dökerek, soframı toparladım. Sonra aklıma geldikçe, bu saksıya ara sıra bir bardak su döktüm. Bir süre sonra bardakla dökülen suların etkisiyle, dar alanda sıkışıp kalmış toprağın karnından bir yeşillik baş göstermeye başladı.

Çocukluğuma dönmek gibi sanki, çoşkulu bir heyecana kapıldım. "Belki bir ottur" dedim ilkin. "Olsun, canlanmış dikkat etmek lazım." Düşüncesiyle özenle bu yeşilliği hiç aksatmadan sulamaya devam ettim. Sonra ne mi oldu?Bir nevi geri dönüşüm oldu. Çöp torbası yerine toprağa serptiğim çekirdekler, yeniden hayat buldu.

Devamını oku...
 
DEĞİRMENCİ DAYI
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 13 Ekim 2017 08:32

148 yıldır ekmeğini kuyrukta satan fırın:

DEĞİRMENCİ

altFabrikalar çıkmadan önce, yani motorlu değirmenlerden önce su değirmenleri vardı… Su değirmenleri, vatandaşın çuvallarla getirdikleri zahireyi öğüterek un yapardı… Akarsular azalınca veya yok olunca yerlerini motorlu değirmenler, sonrada fabrikalar aldı…

Un, bütün bunlardan önce, elle çevrilen küçük tepsi büyüklüğündeki el değirmenlerinde öğütülürdü.. Un malumunuz, özellikle buğday, arpa, çavdar ve mısır tanelerinin fabrikalarda, traktör tekeri büyüklüğündeki yuvarlak ve hızla dönen iki blok taşın arasında ezilmesidir. Değirmeni olan ve değirmeninde un öğüten kişilere her yerde “Değirmenci” denir…

Isparta’da, 148 yıl önce Minasın da (Ayazmana da) kurulan un değirmeni ve hemen ardından şehrin merkezi yeri olan, bugünkü tuhafiyeciler Sitesinin olduğu yerde kurulan, daha sonraki yıllarda Kebapçılar Arastasına taşınan, uzun yıllar burada hizmet verdikten sonra, 20 yıl önce şimdiki yeri ( Dalboyun hamamının yanına, ikinci defa taşınan fırın, bugün hepimizin çk iyi bildiği, yaptığı ekmeği bakkallarda değil, tezgâhında ve fırın önünde sık sık oluşan kuyruklarda satan Değirmenci Fırını’dır. Müşterileriyle âlâkası yakın akraba gibidir.

Yıl 1870, yani bundan tam 148 yıl öncesi Isparta’da bir değirmen kuruluyor ve değirmeni kuran kişiler Cumhuriyet sonrası mesleklerini soyadı olarak alıyor.  Tam 7 nesil bu değirmeni ve fırını yaşatmaya çalışıyor. Yaptıkları ekmek neredeyse kıtlık öncesi gibi her gün kapış kapış alınıyor. Sıranın sonun kalmamak için insanlar sabahın erken saatlerinden itibaren değirmenci fırınının önünde kuyruk oluşturuyor. Tıpkı çocukluğumda benim yaptığım gibi… 

Devamını oku...
 
AMERİKAN AŞKIMIZ
tarafından yazıldı.   
Salı, 10 Ekim 2017 08:33

AMERİKA AŞKIMIZ BİTİYOR MU,

RUSYA İLE FLÖRTE Mİ BAŞLADIK? 

alt

Her şey bir süt tozuyla başlamıştı.

Ben ilkokulda çok içtim. Tadı iğrenç ve aĝırdı.

Ama olsun ABD malıydı...

Cumhuriyetin ilk yıllarında Amerika ile ilişkiler nasıldı, Rusya' ya bakışımız kısık mıydı? Bu alanlara girmeyeceğim.Niyetim siyasete bakmak, derin konulara bulaşmak değil. Sevmediğim siyaset ortamı hakkında değerlendirme yapıp olumlu, olumsuz hedef tahtası kapmak hiç değil. Çocukluk anılarımdan arta kalanları hatırlamak ve akranlarıma da hatırlatmak maksadıyla paylaşımda bulunmak istedim.

Ben yaştakiler bilirler. Bizim çocukluğumuzda -1960- 1965) yıllarında o küçük beynimiz de bir Amerika hayranlığı vardı. Ailelerimiz Amerika filmlerinden öğrendikleriyle, okullarda öğretmenlerimizin gözümüzün önünde canlandırırcasına anlattıklarıyla, Amerika adeta zihinlerimize silinmemecesine kazınmıştı.Bırakın Amerikan şehirlerini, başkanları kim, eşleri ve çocuklarıyla ayrıntılı ezbere bilirdik. Aşk derecesinde Amerikan severler olarak, gençliğe geçiş yapmıştık. Rahmetli babam anlatırdı bizim öncemiz, onların kuşağında da Fransız sevdası yoğunluktaymış. Her neyse, sanırım çok partili döneme geçiş evresinde, dünya savaşları sonrasında Amerika önem arzetmeye başlamış hayatlarımızda...

altİkinci dünya savaşı sona ermiş, ABD kesenin ağzını açmış, ekonomisi çöküntüye giren ülkeleri Sovyetler'e kaptırmamak için Marshall planını devreye sokmuş. Türkiye dahil bazı Avrupa ülkesine hibe şeklinde gönderilen yardımların en önemli kalemi süt tozu'ydu. Bir de Amerikan bezi vardı ki, çok sağlamdı. Fakir ailelere metrelerce bağış yapılıyordu. Bundan don, tuman, yatak yorgan, neyin eksikse o şekil değerlendiriliyordu. Çok sağlamdı bu kumaş. Tokuçla döverek yıkardık, eskimek ne, bilmezdi. "Kaput bezi", denilerek Sümerbank'ın tüm satış mağazalarında baş köşede yer alıyordu. Belki kefenlikler bile Amerikan kumaşından hazırlanıyordu. Zengin kesim çok fazla yok ki o devirde, hemen her eve Amerikan kumaşları giriyordu. Bildiğim fakire beleş veriliyordu.

1969 senesinde benim ikiz kız kardeşlerim dünyaya gelmişti. Rahmetli annem onları Ana Ocağı denilen bir kuruma sağlık kontrolüne götürür, dönüşünde bebeklerin ağırlığından çok, süt tozu ve Amerikan kaput bezi getirirdi. Aile desteği olarak zorla verildiğini söylerdi annem. Sonrasında o Amerikan bezinden ikizlere alt bezi dikerdi. Yıkar, yıkar kullanırdı. Düşünün artık bu aşk ne kadar sürdü. Hatta bir aralar kara sevdaya bile dönüştü... Ah, Amerikan esintili ne günlerdi...

Sanırım Amerika verdiklerini sadece hibe etmiyordu. İlkokul çocuklarına ve Ana Ocağına kontrole getirilmesi mecbur olan bebeklere içirilmesini şart koşuyorlardı. Teneke kutularda gönderilen süt tozu, öğretmenler odasındaki gaz ocaklarında suyla karıştırılıyor, kaynatılıyor, çocukların evlerinden getirdikleri bardaklarla servis ediliyordu. Tadı sütten biraz farklıydı, ağır bi kokusu vardı. Bizim kuşağa 1965'lere kadar zorla içirildi.

Raf ömrü uzundu, o dönemlerde buzdolabı filan olmadığı için sayın ahalimiz tarafından pek takdir edildi. E madem bu kadar beğendiler, hadi bakalım, sayın ahalimize süt tozu satılmaya başlandı. Amerikalılar bizi öz kardeşi gibi sevdiği için (!) kâr amacı gütmeden, sevabına sattılar. Sütün litresi 100 kuruş, süt tozunun kilosu 30 kuruştu, sayın ahalimiz üstüne atladı, adeta bağımlısı oldu.

Ucuz olmasına rağmen, Amerikan malı olduğu için “kaliteli” kabul ediliyordu. Süt tozu yerine süt kullanmak, ilkel bi davranıştı!

Bu arada süt üreticisi ölmüş, mandıralar iflas etmiş, amaaan bana ne'ydi.

Yardımlar sadece süt tozuyla sınırlı değildi. Para verildi, bisküvi verildi, margarin verildi, Amerikan bezi verildi, hurda savaş gemileri, dandik tanklar verildi. Bunların karşılığında İncirlik gibi askeri üsler alındı, petrol arama faaliyetlerimiz durduruldu, emekleme aşamasındaki uçak fabrikalarımız kapatıldı, yerli demiryolu hamlemiz takozlandı, tarım bağımsızlığımızda ilk gedik açıldı.

“Siz zahmet edip üretmeyin, yorulmayın, ben hepsini beleşe veririm” deniyordu. Yardım ayağıyla, açları besliyor, tembelliğe alıştırıyor, yerli üretimi durduruyor, kendine bağımlı hale getiriyor, üstüne “sempatik” görünüyordu. Allah ABD'ye zeval vermesin diye dua ediliyordu.

Böyle böyle, avantayı görünce yelkenleri suya indiren bir toplum yaratıldı, milli çıkarların yerini “beleş” aldı.

Sonuç olarak Abd "radyasyonlu" olduğu için kendi halkına yedirmediği şeyleri halkımıza yedirdi.
Bu tarihlerden sonra anadolu tarihinde ilk kez çocuk felci vakaları görüldü ve de sonraları çocuk felci aşısı ‘rutin aşılar’ arasına sokuldu. Bu aşılarda bizlere büyük paralarla satıldı.

Bu durumlar yıllar yılı böyle sürdürüldü. Sonrasını sonra yine değerlendiririz...

BU ARADA ARAMIZDA KALMASIN, ŞİMDİKİ NESİLCE DE BİLİNSİN.OSMANLI DÖNEMİNDE AMERİKA UZAK BİLİNİYOR, RUSYA HEP DÜŞMAN GÖRÜLÜYORDU.

 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 379
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ