Unut Beni İstanbul

Bu can bize sormadan elveda edebilir.
Hayat ebedi değil, aniden bitebilir.
Varsınla yoksun arası bir anlık canız
 
"Var yok" bu üç harfli kelimelerin arasındaki boşluk kadar bir alanda "Ömür ölüm" bu dört harfli kelimeler paslaşıp duruyor. 
Ömür ve ölüm zamanı doktorlara ve ilaçlara bağlı değildir. Ömür süresi dolan can için, hiç bir tabib çare olamaz. Bu renkli dünyaya nasibi olan nasıl ki vakti geldiğinde teşrif ediyor, kendisine Yaradan'ınca takdir edilen ömür süreci dolduğunda da eceline git diyemiyor.
Hayat ilizyon gibi bir şey; nefes alıyorken yaşıyorsun, nefesin kesildiğinde ölüyorsun. Ömür nasiple alakalıdır. Ölüm rızıkla ilgilidir. Rızkımız bitince ölüyoruz.
An içinde yaşarken ölmek, yalanken hakikati tatmak. Bunu idrak edince dünyaya bu kadar çok anlam vermek biraz fazla geliyor. Lakin nefse köle olmuş beyinlere bunu anlatmak hiç de kolay değildir. 
Biz bu dünyadan sadece geçiyoruz. Geçerken  yaptıklarımız yaşamımız oluyor. Son sahnede sınav bitmiş, bu dünyanın güneşi yitmiş, hakikat âleminin perdesi kalkmış bulunuyor. Artık gerçekleri görme vakti geliyor. Canla birlikte nefsi de insanı terkediyor, beraberinde iyiliklerin yahut kötülüklerin kalıyor. Artık hangisinin ağırlığı fazlaysa onunla zamansızlığa gömülüyorsunuz.
Şimdi kafa yorulması gereken konuya geldim. Bir emara girdim, bunları bildim.
Devamını oku...

Unut Beni İstanbul
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   

Unut Beni İstanbul

 

 

 

 

 

Yayın Yılı:2002

Bu Kitabımı; her şeyden çok sevdiğim, yaşama sevincim olan dört çocuğuma ve beni iki yıl bağrında barındıran, koruyup kollayan güzeller güzeli İstanbul'a ithaf ediyorum.

 

 

 

Ağla İstanbul Benim Gibi

 

Daha güneş doğmadı uyanmamızı bekliyor seher vakti.
İnsanoğluna hizmet için yapıyor bunu o.
Hiçbir şey değil sadece geçmiş.
Bugün gelmedi bana iyi haber veren kuşlarım.
Kelebekler konmadı kollarıma.
Sanki bir kabus veya kötü rüya.
Hiç bir söz duymadım, gelmedi kulağıma.
Aradan epey sene geçti baharı görmeyen yüreğimden.

Sandallar küreklerini çekti artık.
Gökyüzü görünmez oldu bak gözlerimden.
Aynı diğerleri gibi ölüme uzandık.
O eski çeşme bile çağlamıyor eskisi gibi.
Denizler dalgalanmıyor, çıldırmıyor artık.
Efelenmiyor fınfık ağaçları rüzgar yedikçe.
Aynı diğerleri gibi yokluğumuzu hazırladık.
Kumrular ötmüyor eskisi gibi, gülmüyor hayata.
Çekirgelerin vızıltısı yok olmuş gibi.
Hayallerle yatar gibiyim o eski yatakta.
Kalmamış bende sevginin sebebi.
O taşlı yollar eskisi gibi yakmıyor canımı.
Olmuyor o eski fasıllar, herkes mutlu değil.
Göğsüm kabararak taşıyamıyorum adımı.

Çocuklar seksek oynamıyor eskisi gibi o ara mahallede.
Bebekler için salıncaklar yok artık.
Sanki eski yaşıyor bir yerlerde.
İplerimizi ve minderimizi onlara çaldırdık.
Karanlıkta korkunç değil artık mezarlık.
Şarap içen ayyaşları göremiyorum.
Herşey ama herşey belleğimizde artık.
Eskisi gibi değil sevemiyorum.
Sarıyer'de bu eskiye dönmek mümkün mü?
Bu ağaçlar, bu binalar buranın mı?
Umutsuz olmak geleceğin mi yoksa dünün mü?
Zaman onları da kandırdı mı?
Camının önünde bulamazsın o mendilleri.
Sevgi dizleri bulunan o kağıt parçasını.
Duyulan bekleyişi, hasreti, özlemleri.
Bulmak mümkün mü aşkın tek parçasını?
Elini çekmiş mi her şey her şeyden?
Sahilde satılan kalkan balıkları nerede?
Bebekler ölmüş mü?
Dünü hatırlamadan, yarını görmeden.

Artık yakalamazsın onları caddeden.
Çok geç kaldın bu semt için sen.
Göremezsin artık çiğdemleri.
Hıçkırıkları, feryatları.
Ya da yaşanmı o mütevazi hayatı.
Sonbahar, yine mi çekip gittin?
Ardında yıldırdığın yaprakları bırakarak.
Umutsuzca pişmanlık duymayarak
Beni burada unutarak, unutturarak.
Tahta köprü; peki sen neredesin?
Hani geçen kış buradaydın.
Karagözli ilk sevdiğim, sen ne yapıyorsun?
Mezarının başındaydı sevdiklerin.
Ve yağmur çiselemeye başladı.
Durma haykırarak yağ bu sokaklara.
Boşalt içindeki gizli sevgini.
Ağla istanbul benim gibi.

 
 

Turkish Arabic English