Haberin Var Mı?

ACABA HİSSEDİLMEYEN HAYÂ İÇİN ÇEKİLMİŞ BİR EDEPSİZLİK MİDİR SEVGİLİLER GÜNÜNÜ KUTLAMAK... VAHLARA KARIŞACAK HARAMZADELİK MİDİR? SEVGİLİLER GÜNÜNE BAKIŞ, YALANA DOLANA BULAŞMAK MIDIR? İLLA BİR SEVGİLİ EDİNME YARIŞI MIDIR?

SEVELİM, SEVİLELİM. SEVMEK GÜZEL BİR HİS ELBET.

Sen Müslüman olarak Resulullah Sallalahu Aleyhi ve Sellem’i sevgili edineceksin. Kim bir kavme benzerse oda onlardandır buyurmadı mı? Sevgi bizim dinimizin insana yaklaşım şeklidir. sevgiyle bakacağız birbirimize, Allah rızası için birbirimizi seveceğiz. Yunusca seveceğiz, "Sevelim, sevilelim dünya kimseye kalmaz" diyerek hakikati Yunus Emre'de dile getirmiş. Bizden istenilen bu, gerisi yalan! Valentincesi tümden yalan! Hile, kandırmaca, insanı edebinden uzaklaştırmacadır. Hediyelerle çaka satmak ve iblisi sevindirmektir. Gereksiz yere tüketime dalmadır. Alış veriştedir iblisteki hüner, israftadır gönüller, israftadır kazançlar...

14 Şubat sevgililer günü diye yazılar yazılıyor afişler asılıyor. Çünkü batıda birisi icat etmiş, 14 Şubatı sevgililer günü ilan etmiş. Bizde hem Müslümanız diyoruz, hem de batıya bayılıyoruz ya, yanlış yola iştirakte gecikmiyoruz. Bizde de sonradan türetilmiş günler çok var, tüketen toplum oldukya günleride tüketiyoruz. Bu tür günlerin, şenliklerin, panayırların, karnavalların ticarette rant elde etmek için uydurulmuş olduğunu biliyoruz. Yinede uymaktan geri durmuyoruz. 

Devamını oku...

Haberin Var Mı?
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   

Haberin Var Mı?

 

Yayın Yılı: 2008


Gazete basılı yayın demek. Gazetecilik (Basın), ülke yönetiminde dördüncü güç olarak kabul edilmiştir. Yasama, yürütme, yargı organlarından sonra, "basın" belirler ülke yönetiminin gidişatını. Daha doğrusu yönetimde, "millet menfaatine yönelik" çalışmasıyla, itici güç konumundadır basın. Hükümet yetkililerini ve diğer kurum ve kuruluşları yöneten olmasa da, denetleyen, yönlendiren konumundadır basın. Ama nasıl basın? Doğru, dürüst, tarafsız, cesur basın.

Her ülkenin her bir yöresinde gazeteler yayınlanır ve ülke insanları ülkede olup bitenleri kendileri her yere giderek, herkese, her şeyi soramayacaklarına göre gazeteler aracılığı ile öğrenirler. Gazeteci de ülkenin insanlarının yapamadığını yapan, yani her yere girip çıkabilen, olumlu olumsuz her duyduğunu, gördüğünü araştırıp, inceleyip gazeteye yazan ve milleti bilgilendiren kişidir.

Gazetelere "Basın" gazetecilere de "Basın mensubu" denilmektedir. Basın kelimesinin pek çok anlamı vardır. Bu anlamlar, yerine göre çeşitli cümle aralannda kullanılarak demek istenilen vurgulanabilir. Örneğin: Zorla bahçesine girmiş birilerine bahçe sahibi "Basın, gidin" diyebilir. Ya da bir baba çocuklarına, "Zararlı bir böcek gördüğünüzde üzerine basın* diye öğretide bulunabilir. Ezme, ezilme anlamına da geldiği için ben "Basın" kelimesini pek sevmiyorum. Bu yüzden de kendim gazete ve gazeteci demeyi ve kendime de, gazeteci denilmesini tercih ediyorum. Gazeteci kelimesinin bir diğer mukabili muhabirdir. Haber takip eden anlamına gelir. Muhbirden türetilmiş bir kelimedir. Muhbir de bilindiği gibi duyulmaması istenmeyen bir konuyu bir şekilde duyarak, başkasına iletendir. Muhabirin İngilizce karşıtı Jurnalisttir. Jurnallamaktan gelir. Jurnallamak ise muhbirle aynı anlamı taşır. Bu yüzden ben kendimi muhabir olarak da değerlendirmiyorum.

 

Günümüzde genelde yeni nesil, bu anlamda muhabir olarak çalışıyor ve muhbirliklerinin de hakkını çok iyi bir şekilde veriyorlar doğrusu. Benim bildiğim, muhabir haber yazamaz, o sadece haberi duyup getirendir. Haberi gazeteci olan yazar. Bunun böyle olduğunu günümüz yerel basınında çokça ve sıklıkla görüyoruz. Haber yazmasını beceremeyen, ancak muhbirliklerinde üzerlerinde rakip tanımayan yeni yetmeler tekrar cümlelerle duyduklannı, okur dediğimiz kesime ulaştırırlarken, gazetelerinin boş kalan çoğu sayfalarını eskiden ulusal gazetelerin gazetecilerinin yazdığı haber ve yorumları Türkçe deyimle çalarak (iktibas ve intihal ederek) gazetelerine koyarak sayla doldururlarken, günümüzde bu hırsızlığı teknolojinin nimeti kabul edilen internetten daha kolayca yapabilmektedirler. Bu öyle bir hâl almıştır ki, çığınndan çıkmıştır. Lâkin gazeteyi denetlemekle görevli kişiler, ya boş vermişlik gafletinden ya da bir şekilde memnun edildikleri için umursamadıklarından, bu ("hem de çok") yanlış ve sahteciliğe göz yummaktadırlar. Dolayısıyla kamuoyu dediğimiz, okur olarak da değerlendirdiğimiz halk tarafından, günümüzde gazeteler ve gazeteciler yozlaşmış olarak değerlendirilerek, gazetelere ve gazetecilere güven kalmamıştır. İnanırlılığını yitiren gazeteler de bana göre yayınlanmamalı, bu konumdaki gazeteciler de bu mesleği bırakmalı veya riyasız bir doğru güç tarafından el çektirilmelidirler. Yetkili mercilerde bu doğru güç mevcut değilse, -ki "Ben olmadığına inanmak istemiyorum"-, halk gücü bunu sağlamalıdır.
 

Bu el çektirme/bıraktırma, o gazetelerin okunmama-sıyla mümkün kılınabilir. Yavaş yavaş da olsa o güç kendini göstermeye başlamıştır. Okur artık bu gazeteleri tercih etmediğini, gazeteleri almadığını, gazetelerin tiraj yani baskı sayılarına yansıtmaktadır. Buna rağmen halâ gazeteler yayınlanmaya devam ediyorsa, bunun vebali de onları denetlemekte aciz kalan, ya da denetimlerde göz yuman ve resmî ilânlarla onları beslemeye devam eden hükümet görevlilerinindir.

Ben sevmiyorum desem de, şimdiki neslin tercih ettiği "Basın" kelimesinden yola çıkarak İsparta Basını'nın dü-nünü ve bu gününü biraz irdelemek istiyorum. Nereden nereye gelinmiş? Nasılmış, nasıl olmuş/olunmuş? Dün bu mesleğin içinde olanlar kimlermiş, ne şekilde çalışırlarmış? Günümüzde kimler basını temsil ediyor ve çalışma yöntemleri nasıldır? Bütün bu sorulara cevap aramak için bu kitap 2007 yılının kış mevsiminde tarafımdan yazılmıştır. Bunda amacım eğriyi doğruyu sergileyip, gerçekleri vurgulamaktır. Faydası olur ya da olmaz. Buna da okur karar verecektir.

 
 

Turkish Arabic English