Ayfer AYTAÇ Kimdir?

 

 
 
 
 
 
"Sübhanallah" dediğinde sen Allah'ı zikretmiş olursun. Allah da seni anar
 
"Elhamdülillah" dediğinde, Allah'a şükretmiş olursun.// O da sana ihsanını artırır.
 
"Lâ ilâhe illallah,  dediğinde, işte o öyle bir Kelime-i Tevhid'dir ki,
 
kim bu kelimeyi şeksiz,tereddüdsüz, kibirsiz ve zulüm yapmaksızın söylerse,  Allah onu ateşten azad eder...
Devamını oku...

Ayfer AYTAÇ Kimdir?
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 10 Kasım 2011 00:32

Müslüman Türk İmparatorluğu Şanlı Osmanlı'nın 14 sene boyunca Cezayir Kadılığını yapmış Türk Mithat Efendi'nin, Osmanlı Sarayında uzun müddet baş ağalıkta bulunmuş Şam Fatihi diye nam salmış Hacı Hasan Paşa'nın, Müderris Hacı Hasan Hüseyin Efendi'nin ve Osmanlı'nın son devirlerinde mebusluk ve Isparta belediye reisliği yapmış, tarihçi yazar, avukat ve hâkim Böcüzâde Süleyman Sâmi Efendi'nin ve Isparta Ticaret Odası'nın Kurucu Başkanı Böcüzade Mehmet Efendi'nin torunu olan Ayfer Aytaç; DOĞRUYA DESTEK, YANLIŞA MUHALİFTİR. DOĞRU NEDİR, YANLIŞ NEDİR? DOĞRU HAK VE HAKİKATTİR, YANİ KUR'ÂN VE SÜNNETTİR. 

VE DÜNYA BUGÜNKÜ VAHİM SEYİRDE GİDERSE KENDİSİNİN DAHA SAĞLIĞINDAYKEN UNUTULACAĞININ, ŞEHRİNE VE HEMŞEHRİLERİNE VERDİĞİ 40 SENEYİ AŞKIN MENFAATSİZ HİZMETİNİN HİÇ HATIRLANMAYACAĞININ HİSSİYATI VE ŞUURU İÇİNDEDİR. SIRTINA BASIP TEPELERE ÇIKAN YALAKALARIN, TAKLİTÇİLERİNİN; SAYESİNDE SINIF ATLAYANLARIN, İKTİDAR VE MAKAMA GÖRE KIVIRTANLARIN, EL ETEK YALAYICILARIN UZUN SÜRE BAŞTACI EDİLECEĞİNİN BİLİNCİNDEDİR...

SEVENLERİ ÜZÜLMESİN, SEVMEYENLERİ SEVİNMESİN; AYFER AYTAÇ BU DURUMDAN ŞİKÂYETÇİ DEĞİLDİR. ZİRA ÖLÜMLÜ OLDUĞUNUN, DÜNYANIN GEÇİCİ OLDUĞUNUN YAŞARKEN FARKINDADIR. HAKİKİ DOSTUNUM, DİYENLER OLSA BİLE, DÜNYALIK DOSTLARIN VE PÂYELERİN ANCAK KABİR KAPISINA KADAR VAR OLDUĞUNUN İDRAKİNDEDİR... (BURASI DÜNYA, BURADA BÜYÜK BİR MEVKİDE BULUNDUĞUN ZAMAN BAŞIN AĞRIYACAK OLSA, ÂNINDA YÜZ KİŞİ “GEÇMİŞ OLSUN"A KOŞAR; FAKAT O MEVKÎ ELDEN GİDİNCE, ÖLSEN KİMSE CENÂZENE GELMEZ." DEMEKTEDİR.) VE SÖZLERİNE ŞÖYLE DEVAM ETMEKTEDİR: "KENDİ ŞEHRİMDE GAZETECİLİK MESLEĞİNE İTİBARI BEN KAZANDIRDIM, LAKİN KAYMAĞINI DAĞDAN, BAYIRDAN İNENLER YİYOR... BEN MESLEĞE BAŞLADIĞIMDA VARLIĞI SÜRDÜRÜLEN ÜÇ GAZATE MEVCUDTU. BİRİ DEMEOKRAT, DİĞERİ BENİM ÇALIŞTIĞIM ISPARTA GAZETESİ VE BİR DE AZ SAYIDA BASKI YAPAN SENİRKENTLİ KARDEŞLERİN İDARESİNDEKİ GÜLKENT GAZETESİ. GÜLKENT GAZETESİ ETLİYE SÜTLÜYE DOKUNMAZDI. ONLARIN AMACI RESMİ İLANLARDAN YARARLANMAK VE ISPARTA'DA KARINCA KARARINCA VARLIKLARINI SÜRDÜRMEKTİ. FAKAT DİĞER İKİ GAZETE BİRBİRİNE REKABETTEN ÇOK ÇALIŞANLARININ KÜFÜR ARENASI GİBİYDİ. ZATEN TAHSİL GÖRMEMİŞ, ALLAH'TAN YETENEK VERİLMEMİŞ, ADAM YOKLUĞUNDA GAZETEYE MUHABİR DİYE BULUNMUŞ ADAMLAR, AKŞAMLARI MEŞHUR BİR RESTRONDA KARŞILIKLI YIKILASIYA KADAR İÇERLER, SARMAŞ DOLAŞ EVLERİNE DAĞILIRLAR, SABAH OLUNCA ÇALIŞTIKLARI GAZETELERİN KÖŞELERİNDEN BİRBİRLERİNE HAKARETLER, KÜFÜRLER SIRALARLARDI. YAZILARINDA İMLAYA RASTLAMAK OLANAKSIZDI. BENİM GAZETECİLİĞE BAŞLAMAMLA HEM ONLARLA KONUŞARAK,HEM DE YAZILARIMLA ÖRNEK OLARAK KÜFÜR VE HAKARETİ GAZETE SAYFALARINDAN KALDIRDIM. GAZETECİLERİN TOPLUMA ÖRNEK OLMASI GEREKTİĞİNİ DAVRANIŞLARIMLA DA YANSITTIM. HALKLA YAPTIĞIM RÖPORTAJLARLA GAZETECİLİĞİ ŞEHRİME BENİMSETTİM. LAKİN UNUTMAK ÇOK KOLAYDIR, İNSANOĞLU SENİ YAPTIKLARINLA DEĞİL, SONRASINDA GÖRDÜKLERİYLE BİLEN OLUYOR. BURASI DÜNYA, BURADA HAKKANİYET YOK..."

(EY AYFER! YOKTUR SANA BAŞKA BİR DOST MEVLÂDAN ,KALBİNİ KAYDIRMA O AZAMETLİ SULTANDAN.) EVVELALLAH!.. 

Takdir ediliyorsan değil, taklit ediliyorsan başarmışsın demektir.

Ayfer Aytaç daima kıskançlıkla takip edilen ve taklit edilen bir gazeteci yazardır.

alt

Gazeteci-yazar Ayfer AYTAÇ, 1955 senesinin Mart ayında babasının memuriyeti sebebiyle Isparta’nın Yalvaç ilçesinde, ilçenin meydanlığındaki koca çınarın yakınındaki bir evde dünyaya gelmiştir. Soy kütüğü, Isparta merkezdeki Bey Mahallesi’ne (Günümüzdeki adıyla Gazikemal Mahallesi) kayıtlıdır. Baba tarafından bütün soyu, yerli Ispartalıdır. Ayfer AYTAÇ "Ceddim dedelerim Kayıboyu Türklerinden, babamın dedesi Osmanlı zamanında sarayda uzun süre görev yapmış, sonra tam 14 sene Cezayir kadılığında bulunmuş. Hakikatte dede tarafından saraylıyım, ama şimdi ki devir paralının; benim babam ve amcam paraya önem vermemiş, dolayısıyla bizlere edep dışında maddi bir şey bırakmamışlar" diyerek ,Türklüğü ve Isparta'nın yerlisi olmaktan gurur duyar.

Anne tarafından dedesi Ankaralı, anneannesi Merzifonlu, annesi ise doğma büyüme Çorum’un Alaca ilçesindendir.

     19 yaşında Isparta’nın ilk hanım gazeteci-yazarı olarak adım attığı basın hayatında, basının her dalında (Gazete, dergi, radyo, televizyon ve fotoğrafçılık alanlarında) faal bir seviyede ve her daim Isparta’nın menfaatine yönelik; "Hakk görüyor" bilinciyle, şahsiyetini hiç bozmadan, dürüstlük ve dobralık donanımlı mesleki istikrar, devamlılıkla halk taraflı olarak üstün gayretle çalışmıştır.

Hayatta her durum karşısında dâima itidal içinde, edeple, saygıyla davranmıştır. Onun ne meslek hayatında, ne özel hayatında hiç kimseyle münâkaşa ettiğini, bir dargınlığının, bir kırgınlığın ortaya çıktığını görülmemiştir. Bazı çevreler tarafından yanlış anlaşılsa, önüne taşlar konulsa, iftiralara uğramış olsa bile bunu mesele yapmaz, “nasıl olsa gerçekler bir gün ortaya çıkar, Allah her şeyin iç yüzünü herkesten daha iyi bilir,” diyerek tefekküre bürünürdü. Mesleği dışındaki ortamlarda hep dini ve mânevi konuların sohbet konusu yapılmasını ister, dedikodudan, malayaniden hiç hoşlanmazdı. Konuşma böyle bir mecraya dökülse, derhal rahatsız olduğunu, sıkıldığını belli eder, hemen oradan uzaklaşırdı. Ne yazık ki 20O2 senesi ve sonrası aniden ortalığa çıkan ve güçünü derlemelerden, dönme karaktersizlerden alan siyasi çevrelerin yoğun baskıları neticesi mesleğini aktif olarak yapamaz oldu ve ortamdan uzak tutulması doğrultusunda aldığı tehditlerle hayatta yokmuş gibi sessizliğe ve sabra büründü. Tam 12 senedir kendisine siyasetçilerden eza çektirilmekte ve kimse tarafından aranılıp sorulmamakta... Dünyanın riya ve lira ile idare edildiği bir devirde Ayfer AYTAÇ bu durmları hiç yadırgamamakta. Zaman içinde arada bir "etrafımda onca insan vardı, hepsi de dostum olduklarını söylerlerdi. şimdi neredeler? diye soracak olsa da cevabını yine kendisi şu ifadeyle geçiştirir: "insanlarda karakter kalmamış, menfaat uğruna kıvırtır olmuşlar."

Ayfer AYTAÇ’ın yazarlığı tamamen Allah vergisi bir yetenektir. İçinden geldiğince, doğaçlamaya dayalı sürekli yazma eylemi, tamamen genlerinden geçme bir özelliktir.alt

     AYTAÇ, kendisine yöneltilen sorularda bu yönünü şu sözlerle özetler: “Ben genlerimden gelme ve Isparta’nın gerçek yerlisi olan ilk ve tek gazeteci yazarım. Galiba daha uzun süre öyle kalacağım. Zira Isparta’nın yerlisi gazeteci-yazar dün de yoktu; bugün de yok. "Bu sözüm yanlış anlaşılmasın, Bir hakikat olduğu için belirtiyorum." Ayrıca Isparta'nın yerlisi de pek kalmadı Isparta’da. Ispartalı başka yerli oldu, başka yerlerin yerlileri Ispartalı sayılır oldu. Mekanlar Allah'ın kullar Allah'ın, diledikleri yerde ikamet edebilir isteyen elbet. lakin insanlığı bozmadan, var olan değerleri yozlaştırmadan. Muhammed yolundan sapıttırmadan... Yanlışlar doğrulara perde oluyorsa, bunun nedeni dünyalık insanların sayılarının artmasından kaynaklandığını düşünüyorum. Toprak gibi tevazü içinde olmak gerekirken, toprağa kibirle hükmetmeye kalkışanların artması, hırs ve hız tutkunlarının değerleri hiçe sayması, aza kanmayanların gafletinden ziyade bütün insanları olumsuzlukla sarmalamakta; gördüğüm ve duyduğum kadarıyla. hakikatte günümüzde her yer öyledir mutlaka, teknoloji dünyayı küçülttüğü gibi insan ruhlarınıda daralttı. Herkes her imkana sahip olmaya, dilediği yerlere gidip yerleşmeye başladı; ancak kökünden koptuğu için solgunlaştı, yalnızlaştı. Gittikleri yerlerde tanınmadıkları için çoğu kişi ne iş olsa yapar oldu. Kimi zengin olurken, kimi sefilleşti. Kimi çaresizliğe düşüp aklını şaştı, kimi haddini aştı. Yalandan medetle perde önünde düzgün görünen, perde arkasında yanlışlar dolu işler açtı, bu şekil para kazanıp, güç ve itibar edindi.

altBunların içlerinden bir kısmında gazete açmalar, gazeteci oluverenler bile görüldü. Kalem kimsenin tekelinde değil, ama her konu da olduğu gibi bu mesleğinde edebi erkanı vardır. İlim yok, icazet yok. Bilgi, birikim yok. Kimi köyünde tembellikten yuhalanıp, dağdan tepeden donsuz tumansız yuvarlanıp şehrimde yuvalanmayı, yumuşaklıkla zahmetsiz aş yemeyi aklına takmış. Kimileri şehrinden borçtan şaşıp kaçmış, saklanmayı umduğu yerde ummadığı alakayı bulmuş. Hemen kolay iş belleyip gazeteci mesleğini edinmiş.  Isparta'nın yolunu öğrenemeden ne ara gelip gazeteci veya yazar oldun, siyasileri arkalarına alınca oluyorlar. Sonra da bir güzel donanıyorlar. Önce zor hayatını anlatmak için gazete ortamına giriyor. Orada bakıyor ki helü hülü kendinden şaşkın niceleri gazeteci geçiniyor ve dilleriyle hep bal kaymak yiyerek yaşadıklarını belli ediyorşlar. ""Yahu bunlar böyle ise ben niye olmayayım, onlardan daha artılarım var." diyor ve kolları sıvayıp bu işe soyunuyor. Kimler onları bu işe alıyorlar? Ön ayak oluyor, orasını buradan aktarmak şimdi zul olur. Nasip olursa anılarımda aktarırım inşaallah... Adamın biri geceleri kahvehanesinde kumarhane işletiyor, yanı sıra her türlü edepsizliği yapıyor.Gündüz toplumda gazeteci olarak bulunuyor. Validen, belediye başkanından, hatta savcıdan itibar görüyor, protokolde kendisine yer veriliyor. Defalarca kendisi hakkında suç duyurusunda bulundum, yetmedi bulduğum her ortamda feryat edercesine kimliğini açıkladım. Bürokrasiye uygun gazeteciymiş, gerçekte bürokratların yağcılığını, yalakalığını yapıyor adam. Basın mesleğini paravan kullanıyor, iki yönlü para kazanıyor. gece ve gündüz yaşantısı arasında nasıl denge sağlanıyor, anlayabilmiş değilim. Kırk seneye yakındır mesleğin içindeyim havadan gelip, karadan kolaylıkla karnını doyuran insanlara hep ve pek şaşmışımdır. Hakikati söylemek gerekirse 90' lı senelerin ikinci yarısından sonra bunların sayıları arttı. Önceki zamanlarda böyleleri yağmurdan sonra ağaç diplerinde çıkan mantarlar gibi türerdi, lakin fazla soluklanamaz bir anda ortalıktan yiterdi. Bir ikisi numunelik, virüsler var halen. Ayaklarını sürüyerek bu günlere geldiler. Biri "Aman efendim"le yükünü kaldırır. Öteki el altından gazete arşivini paraya çevirerek. Kim zarfın içine ne koyarsa onun mezeliğini yapar. Ha bir de siyasetten nemalanan karısı sayesinde "40 yıldır gazeteciyim" pozlarında gezeni var. Daha haber nedir, bilmez. Ünvanı da kimseye vermez. Velhasıl bunlar paranın kuklaları.  Besin ahalisinin organizmaları. kemik yalayıcılar, menfaatleri doğrultusunda kuyruk bulayıcılar.      

 Dün azınlıktaydılar. Bugün çığ gibi şehrimi sardılar. Yurdumu sarmalayanları konu bile edemem, o kadar çoklar. Lakin bir o kadar yoklar. Zira ahir zaman alametleri bunlar... Elhamdülillah ben hep kendim oldum. Sonra bunlarla uğraşmaktan yoruldum. Başetmem mümkün olmuyor. Çünkü onların arkalarında ensesi kalınlar bulunuyor. Benim dayanağım Allah. Allah bu devrin böyle musibetlerle geçmesini münasip buyurmuşsa,  ne diyebilirim? Çok şükür. sınav salonundayız, kağıdı boş verip çıkmak olmaz..

Bunlar bir de bir şey bilmedikleri gibi, biliyor edasıyla seninle yarışa kalkışırlar. Yarışın en güzel tarafı ; arkadan gelene yakalanmama hırsıdır. Ne tür hileler yapıyorlarsa oradan buradan, kestirimden atlayıp hep öne çıkan olurlar. O süreçte parayla dolarlar ve köşeleri parayla tutarlar. Bir sıkıntı gördüklerinde gelip arkana saklanırlar. Bilmediğin her şeyi merak eden sensin, bir de "Ben korkmuyorum, ama sen önden buyur" dersin...

 
alt
"Kendi öz yurdumda ben miyim garip?
Beni bir köşeye atan utansın
Eğilmiyor diye,kurdu hor görüp,
İti el üstünde tutan utansın!.."
 

Çok şükürler olsun altın öyle bir madendir ki, alıcısı olmasa bile değeri yükselir. yere düşse bile pul olmaz. Bu bilinçte olan beni de kimse üzemez. Parlayan yıldıza körler bakamaz. Kendini bir şey sanan da haddi aşar, üstatları göremez. Ne yazıktır bunlara, dünyalık saltanatta salınırken kabir yolunu akıllarına getiremez. 

 

Bir atasözü der ki: Sanatçıyım, diyebilmen için ustanı geçeceksin ve kendini geçecek öğrenci yetiştireceksin. Çok şükür ben bu denilenlerin her ikisini de yaptım. mesleğimde hem ustam Bayram İleri'yi geçtim (Kendisi bunu sağlığında defalarca zikretmiştir. ) hem de beni geçecek kalitede bir kaç insan gibi insan yetiştirdim. Ama onlar gazetecilik mesleğini ortamı kirli bulup bıraktılar. Başka dalda eğitilip, hayat akışlarını yönlendirdiler. Rabbbim de gayretlerinin karşılığını vermiş olmalı tercihlerinde mutlular. Başka omuz verdiklerimde oldu, ama onlar zaten gazetecilik heveskarı bile değillerdi, basamak yapmak istemişler, benim de sırtıma bu yüzden yüklenmişler. iki yüzlü, hatta çok yüzlü bu insanlar, amaçlarına ulaşınca ilk işleri beni tepmek oldu...

Ben yokum artık, hadi çelme takıp düşürmeye çalıştığınız, ama başarılı olamadığınız benim koyup geçtiğim yerlere gelsenize; gelebilsenize, çapınız yetmez. Ne varki  avucunuz da, toprağa ne sepesiniz.?

Ben de Allah vergisi çok şey var. Başta akıl ki, o aklı ben yanlıştan yana hiç kullanmadım. İkincisi doğuştan kabiliyet... Hiç birinizde bulunmayan doğaçlama ve içimden geldiği gibi yazma yeteneği... Sizler daha iki satırı bir araya getiremiyorsunuz., lakin gerçek müslümanın haram bildiği pek çok imkanı helal diyerek evinize götürüyorsunuz. Fırsatçılık, dünya gücü, yarınlarda yıkılmama arzusu. Bilmiyorsunuz ki "Emeller uzak, ecelse herkes için yakındır."' Tutunmuşunuz paraya, vah kalbinizdeki onulmaz yaraya... Alimim' diyeninizde öyle, zalim bilineniz de. Kendine usta diyebilmen için; önce ustanı geçeceksin, sonra seni geçecek bir öğrenci yetiştireceksin.Elhamdülillah her iki türlü halide aştım, lakin şeytana uymamak için "ben ben" demekte şaştım.

"GÜNÜMÜZDE DÜRÜST OLDUĞU İÇİN KİMSE TERCİH SEBEBİ DEĞİLDİR. RABBİM MEKANINDA HER AN PEK ÇOK KULLAR YARATIYOR. ONLARIN İÇİNDEN ŞEYTANA UŞAKLIK YAPANLAR DA VAR VE ONLARI BULMAK HİÇ ZOR DEĞİL. KENDİLERİ TÜRLÜ ŞEKİL DÜNYAYI KUŞATMIŞ HALDELER ZATEN... HAL BÖYLE OLUNCA İYİLERİN KIYMETİNİ ANLAYACAK, KIYMETLİLERİ BULMAK MÜNKÜNSÜZLÜĞE DÖNÜŞTÜ. MÜTEVAZI OLUŞLARI DA ONLARI GİZLİYOR. BENİM DE BU ANLAMDA SESSİZLİĞE BÜRÜNME ZAMANIM ÇOKTAN GELMİŞTİ. DÜNYALIKLAR İÇİN HAYBEDEN GEÇİRDİĞİM SENELERE HAYIFLANMAK YERİNE, GECİKMELİ DE OLSA RABBİMİN YOLUNA KOYULMA VAKTİDİR, DEĞİP, DAHA FAZLA EĞLENMEDEN BU UĞURDA ASIL YAPMAM GEREKEN DÜNYA ÇABASI OLAN KULLUK GÖREVLERİMİ ÖĞRENME GAYRETİNE GİRERİM İNŞAALLAH. HİDAYET RABBİMDEN ŞÜPHESİZ.."

(Hasılı kelâm, on seneyi aşkındır bir süreçte mesleğimi sizin sulandırmanız, yozlaştırmanız sebebinden, müsvedte bile diyemeyeceklerim, "Yazarım" kisvesiyle ortalıkta salındığından, destekçileri saysinde her okunmayanı bulup yeniden yazıp, bastırıp, elden satış yaptıklarından) ben iğrenmiş olarak yüzümü sizlerden çevirdim. Bu durumda aslan istirahate çekildi, meydan çakallara kaldı... Biraz da fazlaca yoruldum artık, yaşım ilerledikçe dönen dolaplarla, çevrilen dalaverelerle mücadele edemez oldum. Pek çoklarınızın bildiği gibi uzun seneler siyasetçilerin oyunlarına, baskılarına, ağır darbelere maruz kaldım. Kanadı kırılan kartal uçabilir mi? Lakin sizlere bir "Dur" diyen olmadığından, azmışlığının artıyor, sizi örnek alıp şeytanın adımını takip edenler gün be gün çoğalıyor. Bundan dolayı üzülmüyorda değilim. Ömrümüz el verirse. ölmedikçe Peygamber izini (S.A.V) takibe devam edeceğim. Malumunuz çakalın özgürlüğü aslan ayağa kalkana kadardır. dilediklerince eşinsinler bakalım sırtlanlar.

Kimi avare gezerken, kimi pis işlerini gizlerken 'gazeteciyim', 'deneme üstadı yazarım' deyip karşınıza çıkıveriyor. İnanmasanız ne olacak, kimse aksini savunmuyor ki... Nasıl olsa zamanımızda ortamlar müsait, teknoloji dünyayı küçültmüş, hatta insanın kucağına kondurmuş. Kopyala, kes, yapıştır yöntemi... Bizler gibi imkansızlıklarla boğuşarak, dağ dere aşarak gazetecilik mi yapılıyor, yazarlık "Allah vergisi sanattır. İlim-bilim gerektirir mi deniliyor? otur masa başında üç günde kitabını hazırla. Bir de yağdanlık yapıp maddi destekçi edin, baskısını bedavaya getir, sonra elden sat, haksız yere aldığın paralarla keyfini çat.... hatta bazıları kapı kapıda dolaşmıyor artık. başta üniversite olmak üzere, ilde, ilçelerde ne kadar okul varsa onların idari katrosuyla anlaşıyorlar, kitap başına kazanılan yarı yarıya kırışma. Tabi onlar 'paylaşma' diyorlar bu alış verişe... Öğrenciler o kitapları almaya mecbur tutuluyor. Hocalar "O kitaptan 30 puanlık soru hazırladım, çakmak istemeyen önerdiğimim kitabı alacak" diyerek tehdit savuruyor. Bu şekil ticaretle her iki taraf hoşnut oluyor. Daha çok var bildiğim, lakin bunlar değil benim asıl anlatmak istediğim... bir de cematciler var, onlara yaslanan ve onların sayesinde nemalanan. Cemaat sayesinde kafası basmadığı halde, birden üniversiteye hoca oluverenler, esnafken bıyık şeklini değiştirip valilikte, rektörlükte makama getirilenler... Of Allah'ım gerçekten ahir zamandayız, ayaklar baş, hakiki başlar yerde adeta taş...Maalesef ortalığı (B..) bunlar götürüyor. Kimi kahvecilik yapıyor, yeşil çuhalarda kumar oynatıyor, kimi taksicilik, kimi tefecilik, kimi kepazelik, kimi pezevenklik; paralar cepte deste deste, toplum içinde geziyorlar aheste aheste. Çünkü adlarının önüne 'gazeteciyim' kelimesini oturtmuşlar, bir şekil dokunulmaz olmuşlar. Hatta bunu yapanlardan çığırından çıkıp "Kırk yıllık duayenim" diyenler oldu. Bu sahtekarlar il yöneticilerinden bile ilgi saygı gördü...

alt

 

Karşılıklı menfaatler gereği şehri yönetiyor bilinenler bu yalaka, yiyici besin mensuplarına ve başka işten emekli olup besin mensupluğuyla hem cebini, hem gönlünü dolduranlara törenler düzenleyip plaketler sunurak bu insanların yalanlarına ortak oldular. Zira şehrin yöneticileri de dün buralarda yoktular, yarınlarda da olmayacaklarına göre, koltuklarında oturdukları müddetçe kim eteklerini öpüp, davullarını çalıyorsa, onun arkasını sıvazlıyorlar. Gerçi gazeteler ve gazeteciler hep bu şekil var olmuşlar. Gazete patronları çoğunlukla gücün yanında bulunup parayı efendi bilmişler... Pek çok gazeteci de sahibinin sesidir. Beslendiği kadar havlar ve kemik atılan yöne doğru kalemini çevirir. Bu bakımdan böyle gazetecilere "bizim oğlan, benim kız" diye hitap edilir. Bilhassa arkalarından; zira yüzlere karşı davranış ya daha serttir, yahut daha gevşek...

Bunları yazıyorum, çünkü gördüğüm doğruları paylaşıyorum. Kendim asla öyle olmadım, 'özgür kurt' tavrı gazetecilik yaptım. Saflığımı, duruluğumu hep korudum. Bu meslekte her işsiz kalanın, her emekli olanın gazeteciliğe sığınıp farklı kulvarlarda dolaşanların çokğalmaları üzerine de mesleğime nokta koydum. (Bu kararı alma anlarımdaki manevi hislerimi beyan etmeyeceğim.)alt

Uzun seneler bu mesleğe doğru örnek olmaya, Hakk'ın rızasını gözeterek kalem kullanmaya pür dikkat ettim. Çoğunluk yozlaşmış, yoldan çıkmış, dünyalığa dalıp ahiretini unutmuş. Uğraşılarım ve uyarılarım yetersiz kaldığı gibi, ben yanlış bulunup dışlandım. Rabbim biliyor vicdanım mesleğime yönelik çabamdan ve dürüstlüğümden yana her bakımdan rahat. Üzüntüm, güzel bir mesleğin ülke yararına kullanılması gerekirken, beşerlerin menfaatine kullanılıyor olması. Gazeteci geçinenlerin veya bilinenlerin kimi ondan, kimi bundan yana olması ve Hakk'ı unutması beni ziyadesiyle üzmektedir.

Bu dünya hak alma yeri değil, imtihan sahası. Bu bilinçle yanlış olanlara ve iftiracılara aldırmıyorum. Sadece yalana tepkili olduğumu belirtmek istiyorum.  Keser döner sap döner, bir günde hesap döner. Hep yağdan vıcık vıcık ortamlarda kayıp durmayacağız. Elbet bir gün insan olduğunu ve insanca yaşaması gerektiğini bilenlerde çoğalıp, ortamı insana ve insanlığa zararlı yağdan arıntıracaktır. O günlere kadar ya sabır Mevlam...

Geçmiş senelerden bu güne Isparta’da hanımların çalışmasına ve yazıp çizmelerine örnek olmuşumdur. Bu alanda (internet ortamında) olduğu gibi... Türkiye genelinde kadınlardan ekip kurarak gazete kuran ve yayınlayan ilk kadın gazeteci de benim. İstedim ki kadınlar öğrenir ve öğreten olursa nizam düzen daha bir etkili olur. Ne var ki kadınlar elinden tuttuğum kadınlar mesleğimi beceremeyip işin şeytanlıını kavradılar. Verdiğim imkanı menfaatlerine yönelik kullanır oldular. Yanlışlarını düzeltmek uğruna verdiğim gayrette maddi manevi kayıplarım oldu; buna rağmen 2 sene tahammül edebildim. Sonra onlar basamak ettikleri mesleğimi ve gazetemi arkalarına alıp zengin çevrelere girdiler. Ben başka mağdurlara merhametimi yönelmeye devam ettim. Daha pek çok insanın bazı atılımlarında öncülük yapmışımdır. Sonra ben geri kalan onlar aparıp kaçan olmuşlardır. Örneğin ben sitemde ücretli reklama yer vermem. Beni örnek alıp site açanlar kapı kapı dolaşıp reklam toplayıp, para kazanırlar. E,bu duruma biraz da pişmanlık duymuşumdur. "Doğruya öncülük ediyorum, niçin izimi daha ilk adım sonrası terk edip yanlışa yöneliyorlar" diye. Üzüntüm hep istismara yönelmeler yapıldığı için. Hep dünyalık yaşandığı için... Değerler üç günlük beylik için bertaraf edildiği için...

     Dünya üzerinde kendi vatanımın ve milletimin, vatanım üzerinde kendi şehrimin  ve hemşehrilerimin, 

alt

şehrimin üzerinde kendi mahallemin ve komşularımın savunuculuğunu yapmakla bilinirim. Aslında tek yaptığım, haklı olanı savunmaktır. Bu yönüm dün de öyleydi, bugünde bu böyledir… Bir şey daha; Isparta'mı çok severim, hizmetinde hep atiğim, hiç geri durmam da, Ispartalıma biraz kırgınım ve bazı yönlerini hep yadırgarım. Örneğin kendi evladına sahip çıkmayıp, ayağına taş olup düşürtmeye çalışırken, başka yerden gelmiş olanlara "sahtekar mı, yalancı mı, hain mi, menfaatçi mi," diye araştırmadan kucak açmasına...

     Bu hüsnü-zan da olmak şüphesiz güzel bir davranış. Fakat o kucaktan kendi çocuğunu atmayacaksın, bağrında daima öz evlat olmalı. Allah rızası için dışarıdan geleni de sofrandan nasiplendirmeli. Ancak, lokmanı paylaşmak yerine hepsini gelene ikram ettin miydi. istismara maruz kalınma durumları oluyor. Kendim de çok merhametliyimdir, ekonomik imkanlarım son derece kısıtlı olsa da, hep paylaşımcı oldum. Hayatta kalmak, ayakta kalmak herkesin hakkı dedim, kendi hayatımdan vazgeçercesine çaresize yardıma koştum. Pek çok yönde olduğu gibi, bu alanda da öncü oldum. Lakin onlar palazlanınca bana darbe vuranlardan oldular. Ve "günümüzde sistem böyle" dediler.

Yaratılışımdan özelliğim benimle uğraşanla, bana haksızlık yapanla, hakkımı sömürenle başkalarının hakkını aradığım kadar uğraşmam. Hakkımı ararım, lakin ülkemin şartları doğrudan yana dönmüyorsa, paralıya göre hüküm veriliyorsa üstelemem. Haklarımı Hakk'ın yanında talep etmeyi tercih ederim. Ölümlü dünyaya mevlim yoktur. Dünyalık beşere baş eğmem, borç para istemem; halimi kendimden başkasına söylemem. Sevinilecek hallerimi çocuklarımla paylaşırım ama üzücü olayları içimde saklarım kendimden başka kimseye söylemem... Dünyalık bütün sistemlere ve  sonunda 'lizim'bulunan kelimelere karşıyımdır, bu sebeptendir yanlız kalışlarım, tepki alışlarım...

     Her neyse, günümüzün virane sistemini, sistemlerini ben buradan sorgulamayacağım. İnsanları irdelemek, ötekilemek gibi bir maksadım da yok. Neticede hepimiz kuluz, sahibimiz Allah. Değerlendirilmelerimizi bir gün yüce Rab layıkıyla yapacaktır. Benim karakterimin dürtüsüyle demem şu ki, nerden bakarsan bak, önce kendi bağrındakini göreceksin. Sen elindeki kaymağı görmeyip, nerden geldiği bilinmeyen, çırpılmış yumurta akından yapılmış kremayı kaymaktan lezzetli buluyorsan, ben buna şaşarım.

     Bu güzel şehrime kimler ne şekil hizmet etti, bunu en iyi bilenlerdenim. Fakat gerçek hizmet neferlerinin önünde tutuluyor yağcılar, yağdanlıklar. Kendilerini överek, göz önünden eksilmeyenler. Yalakalıklarıyla hep adlarını gündemde tutturanlar. Arkadanlık bularak arpalıklarını artıranlar. Menfaatleri uğruna kucaktan kucağa gezenler, kalktıkları kucakları, oturdukları kucağa ifşa edenler, pisliğe bulanmışlıklarında şerefli sanılıp gezenler...Üzülüyorum, hak etmeden paye edinenlere ve bu payeleri onlara verenlere; insanları yanılttıkları için de üzgünüm, umarım tarihi yanıltan olamazlar.

     Kendi adıma olmasın bu serzenişim. Benden öncekilere, bana olmadı, benden sonrası çıkarsa sizlerin ve şehrin uğruna didineceklerin kıymetini bilin ve sahip çıkın lütfen.

     Hem de yaşarken, kendi hayattayken sahip çıkın, öldükten sonra anmalar, adını bir yerlere koymalar bir şey ifade etmiyor. İnsana sevgiyi yaşarken gösterin, değeri insana sağken verin. Öldükten sonra bir önemi bulunmuyor.”

 


Kendi anlatımıyla Ayfer AYTAÇ:

 

     altBaba tarafımdan dedelerimden biri “Isparta Tarihi” isimli eserin müellifi, iki dönem Isparta milletvekilliği yapmış, iki dönem de Isparta Belediyesi Başkanlığı görevini yürütmüş Böcüzade Süleyman Sami Bey’dir. Yazarlığım ondan dolayı geçme… Gazeteciliğimse, babamın öz dayısı olan Muammer Kaylan’dan… Kendisi, Hürriyet Gazetesi’nin çok uzun yıllar Amerika temsilciliğini yapmıştır.

     Yazarlığımı keşfeden isim, Isparta Cumhuriyet İlkokulu’nun değerli müdürlerinden Bekir Türk hoca olmuştur. 1964 yılında ilkokul üçüncü sınıfta okurken Akdeniz Bölgesi ilkokullar arası hikâye yarışmasında birinci olmuştum. Daha sonra defalarca kompozisyon yarışmalarında derecelerim ve ödüllerim oldu. Derken bir gün okul müdürüm Bekir Türk, bana şöyle dedi: “Kızım sen at değilsin ki, yarıştan yarışa katılasın. Boş ver yarışmaları, sen yarınlar için içinden gelenleri sürekli yaz. Gelecek neslin bugünleri senden öğrensin.”

     Okul müdürüm böyle demişti, ancak ailem yazmama karşıydı. Ailem diyordu ki: “Kalemden ve kelâmdan para kazanılmaz. Sen de her Ispartalı kız gibi halı doku.”

     O zamanlar Isparta’da kadının-kızın çalışması, adının bir şekilde duyulması ayıp sanıldığından, ailem gizliden yazdığım nice hikâyemi, makalemi yırtıp, yakmıştır.
     Fakat kaderde olanın önüne kimse geçemiyor. Ben yılmadım, geceleri ay ışığı eşliğinde gizliden yazdığım şiir ve hikâyelerimi biraz yetişkin olunca (13-14 yaşlarımda) ailemden gizli, bayramlarda ellerini öptüğüm aile büyüklerimin verdiği harçlıklarımdan biriktirdiğim paraları posta parası edip, Hürriyet Gazetesi’nin Kelebek ekine ulaştırdım. Orada birkaç kez yazdıklarım yayınlanınca, her gün bu gazeteyi alan bir komşumuz, yazılarımı, adımı ve şehrimi okuyunca, bana destek olacağını söyleyip, elimde müsvedde ne kadar hikâye, şiir varsa alıp Isparta’nın ilk yerel gazetesi olan Isparta Gazetesi’ne gönderdi. Ben henüz çocuk yaşta olduğumdan, ilimizdeki böyle bir gazetenin varlığından haberim yoktu. Komşumuz demişti ki bana: “Yazdıkların çok güzel, ama ulusal gazetede her zaman yer vermezler. Yerel gazetenin sahibi de beğenecek yazını ve her yazdığını yayınlayacak, görürsün.”

     Bu şekil sâfiyâne bir hevesle gazeteye yazılarım gönderildi. Fakat yayınlanıp yayınlanmadığını takip edemiyordum. Aradan üç hafta geçmişti ki, gazetenin bir çalışanı nüfus müdürlüğünden adresimi öğrenerek evime geldi ve beni gazete sahibinin görmek istediğini söyledi. Ailem şiddetle karşı çıktı “Olmaz!” diye…
     Lakin ben her şeye rağmen, her türlü riski göze alarak karşıma çıkan fırsatı değerlendirdim. O andan sonra geriye dönüşüm de olmadı. Yaydan çıkmış ok gibi bir anda gazete ortamında buldum kendimi. Sene: 1974 baharıydı.

     Önce yazar olarak başladım gazetede çalışmaya, sonra gazetenin kıdemli elemanı ve o günlerdeki TRT’nin Isparta temsilcisi, aynı zamanda başta Hürriyet, Milliyet ve Cumhuriyet olmak üzere, Marmara ve Ege Bölgesinde yayınlanan tüm ulusal gazetelerin Isparta temsilcisi olan Bayram İleri, bana gazeteciliği de aşıladı…

     Bir müddet sonra, yine kaderin yönlendirmesiyle kendisiyle evlendim. Bu evliliğimden dört evladım oldu. 13 yıl süren evliliğimiz iş arkadaşlığından farklı olunca: “Farklılıklarımız uyuşmadı hâkim bey” diyerek bir celsede ayrıldık. Zira her ikimiz de aslında mesleğimize sevdalı olduğumuzu anlamıştık. Ayrılık sonrası ikişer yaş aralıklı çocuklarımı ben yanıma almıştım. Hem işimin yoğunluğu, hem de çocuklarımın bakımı zor olacağından; o günlerde yurt genelinde bile henüz yaygın olmayan, Isparta'da ise hiç bilinmeyen “Özel Ana Okulu”nu öncü olup açtım. Ve o günlerde her çalışanın arabası yoktu, benim de ağabeyim taksicilik yapıyordu. Anaokuluma kayıtlı çocukları evlerinden alıp, evlerine bırakma sistemini, yani okul servisçiliğini de ilk ben getirdim Isparta’ya. (Belki de tüm Türkiye'ye...) 0-6 yaş grubu çocuklara özel okul açmaktaki maksadım hem kendi çocuklarımın, hem de giderek yaygınlaşmakta olan çalışan kadınların çocuklarının bakımına kolaylık getirmek ve küçük beyinleri Allah'ın rızasına nail olma doğrultusunda eğitmek içindi… Allah’ın izniyle bu işte de alnımın akıyla muvaffak olmuştum; lakin birkaç sene sonra sevdiğim meslek olan gazetecilik ile kavuşmayı daha çok münasip bulmuş ve tercih etmiştim. Çünkü arkamdan taklitçilerim hızla üremeye başlamışlardı. Ve işin cılkını çıkartır olmuşlardı. Pisliğe bulaşmadan çekilmek en uygunuydu. Öyle de yaptım.”alt

     Gazeteci ve yazar olarak Isparta ve Demokrat gazetelerinde uzun soluklu, disiplinli ve Hak rızasını kazanmak adına hep halk taraflı bir hizmet sergileyen Ayfer AYTAÇ; 1992 senesinde Isparta’ya ilk kurulan yöre ve bölge televizyonu olan BES TV’de, sonra (1995 senesinde idaresi değişmesi dolayısıyla adı Kanal 32 oldu.) 1996 senesinin Ağustos ayına kadar muhabirlik, programcılık ve televizyon müdürlüğü yapmıştır. Aynı dönemlerde bir süre de yine Isparta’nın ilk radyo yayın istasyonu olan Gülistan Radyosu müdürlüğünde bulunmuştur. Fakat ağırlığı televizyon programcılığına vermiş; bu alanda, daha önce hiç bir yerde örnekleri olmayan proğramlar hazırlamış, Isparta’ya görmediklerini, bilmediklerini sergilemiştir. Olumsuzlukların üzerine cesaretle gitmesi, kendi çıkarına değil, Hakk korkusuna halkın, haklının savunuculuğunu yapması Ispartalıların takdirini toplamıştır. AYTAÇ’ın televizyondaki başarıları, onu, 1995 senesinde Isparta Belediyesi’nin Basın ve Halkla İlişkiler Müdireliğine getirmiştir.

     Bu konumda da Ayfer AYTAÇ Isparta Belediyesi’nin kendisine imza yetkisi verilmiş olan ilk hanım yöneticisi olmuştur. AYTAÇ, uzun seneler aralıksız yaptığı yöneticilikten bazı siyasilerin dalaverelerine göz yumamadığı için, kıöprüyü geçene kadar ayılara dayı demediği için, yoğun baskı görmüş ve kendi isteğiyle 2000 senesinin Mayıs ayında emekliliğini isteyerek emekli olmuştur.

     Emekliliğinin akabinde İstanbul’a giden Ayfer AYTAÇ, “Ay Işığı Sevgi İstiyor” isimli ilk kitabını yayınlamıştır (2001).

     Bir kapkaç saldırısında basın çantasını, (maddi değerdeki fotoğraf makinesi içindeyken, yani ekmek teknesini) çaldıran Ayfer AYTAÇ, İstanbul’a değil de, bazı insanlarına biraz kırılarak Isparta’ya dönüş kararı almıştır. Biraz da bu hadiseden mütevellit “Unut Beni İstanbul” adını verdiği ikinci kitabını, henüz İstanbul’dan ayrılmamışken çıkarmıştır (2002).

Ayfer Aytaç kitaplarına yönelik hitabında şu beyanda bulunmuştur. (Şu satırlarımın her bir harfinin hakikatine emin olun, kendim kitap basımının içinde, o kirletilmiş alanda var olmak istemiyordum. Kitap yazımını ilerki yıllarda ömrüm vefa ederse mesleki anılarım olarak değerlendirmeyi uygun buluyordum. İstanbul'da uğradığım hırsızlık olayı, maddi sarsıntıma hatta moralimin zayıflamasına sebebiyet verdi. Gazeteci arkadaş sandığım, çok zaman evveli İstanbul'a gelip boşlukta yer kapmış, nam yapmış olanlar. "Bir kitap hazırla basımına, satımına destek oluruz. Bu badireyi atlatırsın" dediler. Ani kararla attığım bu adımda geri dönüş yapamadım. Sadece onlar ne derse aynını yaptım. Dünyalık bakışımda bir hayli saf yönüm vardır. her yüze güleni kendim gibi sanmasam da, arkadaşım olduğunu zannettiğim kişiden şüpheye düşmem. İlk kitabımı gece gündüz aralıksız hazırlayıp arkadaşlara durumu ilettim. Kitabım adını sordular. Henüz koymamıştım. "kadının Sesi" diye düşündüm. İlk sayfasında da bu cümle yazılı bakın" dedim. ismi naml arkadaşım "ben bunu bir inceleyeyim, uygun olursa dediğin isimle yayınlatırız" dedi. Ertesi günse: "Kitabına koyduğun ismi uygun bulmadım. 'Kadının sesimi çıkarmış' deyip, insanlar  seni bu ilden değil, ülkeden bile sürerler, süründürürler. Yazık olmasın sana. Kitabın sevginin öneminden dem vuruyor, ben gel buna yönelik bir cümleyle isimlendirelim" diyerek tebessümünüde kattığı bu sözleriyle beni ikna etti.

Kitabın basım aşamasında hiç bir desteğini esirgemeyen bu arkadaşıma duanın binini birden ağzımdan sarfediyordum. Kitabım baskıdan çıkıp elime geçince heyecanımı başlaşmak için aradığım arkadaşıma bir daha ulaşamadım. lakin bir kaç hafta sonra arkadaşım benim kitabıma ilk isim olarak diye düşündüğüm Kadının Sesi'ni bir proğram ismi ve konusu yaparak ekranlarda eskimeye yüz tutmuş ününü yeniden perçinliyordu. bense elimde kitaplar, içerisine ne yazdığımı bile hatırlamaz hallerde, bir kez daha darbe almış ve sarsıntıya uğramışlıkla kitap aleminden de azımın payını aldım... Kitaplardan sonrakilerde başka insanların ayartmaları ve ayarlamalarıyla oluşturuldu. Pişman mıyım? yapılanlar, yaşananlar insanın kaderini belirler. kadere pişmanlık değil, şükür yakışır. Tefekkür ve dua yakışır. Ben yamukları ve yanlışları sevmiyorum. Buyüzden de bana yamukluk ve yanlış yapanlar için ve onları samimi bulup inandığım için Allah'tan af dileme, kendi adıma tövbe etme yaraşır. Hayat bir okuldur, bu okulun sınıflarında yanlış derslerde görülür, ancak hayata dair doğrular o sınflarda daha iyi öğretilir. Tecrübe bu sınıfta kazanılır. Sonrasında işi yarar mı? işe yaraması için içinizden iyiliği söküp atmanız gerekir, zira günümüz dünyasının çoğu insanı şeytan denilen muallimden eğitim alıyor. Ve öğrendiklerini hep bu dünyalık tüketiyorlar. Bu uğurda iyileri harcamaktan beri durmaksızın...)

     Isparta’ya dönüşüyle birlikte “Reform” adını verdiği yerel gazeteyi yayın hayatına koymuştur. ("Niye Reform?"un izahatini günlük makalelerinde yazar defalarca belirtmiştir. Kısaca düzensizliklere, yalanlara, günah ortamlarına dikkati çekmek için denilebilir. )Böylelikle Isparta’nın ilk hanım gazete sahibi unvanını da elde eden Ayfer AYTAÇ, iş bilmez, adamını kayırıcı, yiyici idarecilere muhalif bellenip onca tehdit ve zorbalıklara rağmen gazetesini kendi imkanlarıyla ayakta tutma gayretindeyken yoğun çalışmaları sırasında geçirdiği bir trafik kazası nedeniyle, kendi gazetesinin yayınını geçici olarak durdurarak; yazarlığını, evinden, yerel bazı gazetelere makale ve röportajlar yazarak devam ettirmiştir. Ayfer Aytaç'ın kendi imkânlarıyla gazete çıkartması, kitap yayınlatması, takipçilerine teşvik olmuş, cesaret vermiş, neredeyse Isparta'da her eli boş ve iflas etmiş olan, memuriyet hayatından emekli olup gözden düşmemek, hayattan kopmamak isteyen, sorununu çözmek, birilerine işini gördürmek isteyen gazete çıkarır, kitap yazıp yayınlatır olmuşlardır.

    Yaylama, yıkama takdiği ile buldukları arkalık (Sponsor) sayesinde basım ücretini düşünmediklerinden neredeyse ayda, haftada bir kitap çıkarıp, 100-200- 250 kitap sayısına ulaşırlar. (Kelime ve bilgi küpleri zahirler. Nasıl olsa kimse kitap okumuyor, mantığı... Şimdi övünmeye iltifat varsa, ileri de belki bir yerlerde büstleri süsler alemi. Isparta'nın yiyicileri oldukları unutularak, hizmet edicileri bellenerek)Bu dünyalıklar ilk yaptığı, senelerce karnının doymasına, itibar görmesine vesile olan mesleğini de bir çırpıda unutup "Ben âlim zatım, ben üstat yazarım. Ben filan yazarlar derneğine üyeyim" diyenler, çok önceki emekçilerden alıntılarına isimlerini irice koyarak kasıntıya girenler, (Bazıları) kitaplarının ardına utanmadan (Bakanlığın haberi olmadan- tabii denetlemesi de bulunmadığından) Kültür Bakanlığınca tavsiye olundu yazanlar bile görülür olmuştur. "Aman efendim," diyerek kitaplarını elden satanlar, kişiliklerini bir makama, bir siyasi çevreye, cemiyete, derneğe, derğaha dayanarak belirleyenler, Ayfer Aytaç'ı neredeyse kalemden soğutur hâle getirmiştir. Kurtlar çekilirse, ortam hepten çakallara, sırtlanlara kalır, diye düşündüğünden, Ayfer Aytaç yazılarını yine ilk ve öncü olarak, bu alanda (İnternet ortamındaki sitesinde) sürdürmeyi uygun bulmuşsa da, yine taklitçileri ve takipçileri peşinden koşmaya devam etmektedirler. Peşinden koşanlar Ayfer Aytaç'ı yakalayamıyor olsalar da, yalakalıklarıyla belli kitlelere ulaşıyor olmaları haz edilesi bir durum değildir. Aksine koşarken kartopu oluşturmaları, çoğalmaları elem verici bir vaziyettir. Aytaç'ın bunlara tepkisi, çokluktan korkmak veya kıskançlığa kapılmaktan değildir; zira hep kendisi kıskanılan olmuştur. Tavrı; kirlilikten, yozlaşmanın yaygınlaşmasından endişe etmesindendir.

     altYalana ve riyaya muhalif, yüreği pek, gözü net, gönlü çok varlıklı, ruhu dünyalığa tok Ayfer AYTAÇ, vatana ve millete hayırlı olarak yetiştirdiği, dört çocuğunun annesi ve on yılda kısa aralıklarla yayınlanmış on üç kitap sahibidir. Kitaplarından biri de Isparta Basın Tarihi'ne kaynak niteliğindedir.

     Ayfer AYTAÇ "Haberin Var mı?" adını verdiği, Isparta Basını'nın dününü ve bugününü irdelediği, gerçek basın emekçilerini sergilediği söz konusu kitabından başka, Isparta'ya ömrünü vakfeden gerçek kişilerle, vakfettiği yansıtılan Isparta sömürücülerini de alenen Şehir ve İnsan kitap serisinde teşhir etmektedir. Bu konuda tek amacı, yine haklıyı savunmak ve doğru bilinen yanlışları açıklamaktır.

     Çalışma hayatı süresince, gazetecilik mesleği sırasında çektiği fotoğraflarla beş fotoğraf sergisi de açan Ayfer AYTAÇ’ın, çektiği fotoğraflardan ve yazdığı yazılardan ötürü aldığı pek çok başarı ödülü bulunmaktadır. Lakin kendisi ödül için değil, geleceğe birikimlerini aktarmak için yazıya önem vermektedir.

     Ayrıca Ayfer AYTAÇ Isparta ve insanlarla ilgili pek çok hatırata, sırra sahip olduğu kadar, bir kısmını sebil gibi dağıttığı, belediye başkanlarından birinin tehditle (Eski Isparta görünümleri ve kişileri) ne ait geniş bir fotoğraf arşivine de sahiptir. 35 sene aralıksız basının içinde var olan, Isparta Gazeteciler Cemiyeti'nin kurulmasına öncülük ederek, bir sürede kurucu üyeliğinde bulunan Ayfer AYTAÇ’ı mesleğinden koparamayan tek etken, Ispartalıların ona güven duymasıdır. Aytaç mesleğinde idealist ve ilkeli, etik anlayışı olan, “Önce insanım” diyen bir gazeteci olarak bilinmesinden dolayı Isparta halkından hep takdir görmüştür. Peşinden gelen mesleğe meraklılar tarafından da hep kıskanılan, sıklıkla ayağına çelme takılan, zaman zaman siyasi ve şahsi baskılara, iftiralara maruz bırakılan, buna rağmen her yaptığı takip ve taklit edilen gazeteci-yazar olmuştur, nefes aldığı sürece de olmaya  devam edecektir inşaallah.

Burada neysem gerçekte de farkım yok. İnsan olarak ne umarsanız, ne görürseniz bende oyum işte... Bu güne kadar ne gizlim oldu nede saklım; bundan sonra da yaşama sürem ne kadarsa, yaşama kabiliyetim aynen devam eder.

Son Güncelleme: Perşembe, 18 Mayıs 2017 07:55
 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ