Ayfer Aytaç

 

YE TATLIYI İÇME SUYU YANARSA YANSIN, YE TUZLUYU İÇ SUYU SÖNERSE SÖNSÜN.
 
Ramazan ayına doğru geri sayımın başladığı şu günlerde bazı insanlar sanki kıtlıktan çıkmış gibi, bazıları da sanki açlık grevine gideceklermiş gibisine, önceden midelerini ve nefislerini doyurma telaşına kapıldılar. Bu nedenle olduğunu düşünüyorum, kebapçılar neredeyse her öğün müşteri akınına uğruyorlar. Dokunsanız vatandaşın çoğunda "paramız yok, borcumuz çok " diyerek bin ah işitiyorsunuz, bir bakıyorsunuz çoğu kebapçıya koşuşturmuşlar. 
 
Kimi kıymalı pideye yumuluyor, bir porsiyonu 11-12 lira. Dublesi 17 lira, yanında ayranı salatası, suyu 25 lira. Kimileri şiş köfte sipariş ediyor, porsiyonun bir buçuğu 35 liraya... En çok talep ettikleri yiyecekte kilosu 100 küsur lira olan kebap oluyor. Arkasından şiş köfte ve kıymalı pideler kebapçılarda insanların tercih ettikleri yemek çeşitleri olarak dikkat çekiyor. 
 
Genelde et obur müşterilerin rağbet ettikleri kebapçılar, ramazan öncesi  dolup dolup taşıyor, kapısında kuyruk oluşturanlar bile bulunuyor. Bir süredir pandemi krizinden şikayet edip duran kebapçılar, ramazan öncesi sayıları artan müşterilerden dolayı oldukça keyifliler. Künefesi, kaymaklı kadayıfı, cevizli baklava dilimleri, parası olanın kebap üstüne tercih sebepleri...
 
Et sever insanlar etrafımızda hayli çoğunluktalar, hal böyle olunca paraları olmasa da kredi kartına borçlanıp illa kebap çeşitlerini tercih ediyorlar… Bazıları et çeşitleri yanında ayran içmekle kaloriden aldığı harareti söndürüyor. Su içiyor olsalar daha iyi yapmış olacaklar. Zira benim büyüklerimden duyduğum tuzlu yenilince yanında bol su içilmeli ki, içerde hazımsızlığı tetikleyen yangın varsa sönsün.
 
Tatlı yemişseniz de asla yanında veya tatlı sonrasında su içilmemeli, bunun sebebi de tatlı suyla birlikte mide de genleşir, şeker emilimi daha zorlaşır, mide çevresine zamanla hasar meydana getirir. Velhasıl tatlı ne kadar hararet verirse versin, vücudumuz tatlının verdiği enerjiden isterse yangın yerine dönsün akabinde asla su içilmemeli... Burada şu sözümüzü tekrarlayalım ki akıllarımıza yer etsin. malum akla giren 'iyi kötü neyse' kolay çıkmıyor. "Ye Tatlıyı İçme Suyu Yanarsa Yansın, Ye Tuzluyu İç Suyu Sönerse Sönsün."
 
RAMAZAN ÖNCESİ DÜĞÜNLER ÇOĞALDI 
 
Sanki Ramazan ayı geri dönüşü olmayan bir yol gibi, insanlar bu yola koyulmuşluklarında, bir daha fırsat bulamayacaklarmış gibi, bir telaşa kapılıp tüm yapmak istedikleri işleri ramazan ayı öncesinden halletmeye çalışıyorlar. Haftalardır yapılan planların içinde hep “Ramazan ayına girmeden şu telaşı bir bitirsek” sözleri ediliyor. Bu planların arasında şüphesiz evlilik düğünleri başı çekiyor. Kimi ailelelerde sünnet düğünü telaşına girişmişler. Korona bahanesiyle, ilerki günlerde ne olur ne olmaz telaşesiyle hısım akraba katılımlıyla, tam eski usul olmasa da yine bildiğinden şaşmamacasına, ramazan ayına girmeden  düğünlerini aradan çıkarıyor. 
Devamını oku...
Şu anda 2845 konuk çevrimiçi
Ziyâ Paşa'nın 2. Terci'-i Bendi (Açıklaması ile berâber)
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 26 Eylül 2021 13:58
 
Vezin: Mef’ûlü / Fâ’ilâtü / Mefâ’îlü / Fâ’ilün
 
وزن: مفعول فاعلات مفاعیل فاعلن
 
 
2. BEND
 
اجرام بی نهایه ایله پردر ا سمان
نسبت اولنسه ذره دكلدر بو خاكدان
 
Ecrâm-ı bî-nihâye ile pürdür âsmân
Nisbet olunsa zerre değildir bu hâk-dân
 
بیك شمس تابردار و هزاران مه منیر
یوز بیك ثوابت و نیجه سیارۀ عیان
 
Bin şems-i tâbdâr ü hezarân meh-i münîr
Yüz bin sevâbit ü nice seyyâre-i ıyân
Devamını oku...
 
Bilginiz İçin
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 26 Eylül 2021 09:02
altJaponya çok savaş sancıları çekmiş, depremlerle, afetlerle mücadele etmiş bir ülke; mücadeleci, şikayetçi değil. Olanlar karşısında oturup ağlamıyor, didinip duruyor, kaybettiğinin yerine daha iyisini koyuyor.
 
İnsanları son derece nezaketli, hoşgörülüler. Gördüklerine samimi sevgilerini bakışlarıyla belli ediyorlar. Gülümsemeden geri kalmıyorlar. Seslerinin tonunu yükseltmiyorlar. Fazla konuşmaktan kaçınıyorlar. Kendilerini geliştirmekten geri durmuyorlar. Deneyimli, donanımlılar,halden anlayan türden kişiler..
 
Yaşlı nesil ufak tefek, yeni nesil belki beslenmekten kaynaklı daha boylu. Daha aktif, daha modern, çağa ayak uydurmuş, hep ileriye dönük yaşantı içindeler.
 
Japonların geneli nazik yapılılar. Tabi ki yarasına basınca ne olurlar bilmem. Eskiden çok gaddar ve çok acımasızlarmış. bazı filmlerde izlemiştim. Merhametin M sine sahip değiller. Savaş sırasında çok zalimler. Yenilgiyi hazmedemiyorlar, yenilen kendini öldürürmüş. Bu onların doğasında var. İnanç sistemleri çarpık olunca, ne kendi canlarına, ne düşman bellediklerine acıma hisleri bulunmuyor.
 
İstanbul'da yaşadığım günlerde Japon insanıyla çok karşılaştım. Her karşıma çıktıkları yerde gözgöze geldiklerim iki elini yüzüne yakın yerde birleştirip, hafifçe başını eğerek narince selam veriyordu. Yüzünde sımsıcak bir gülümseme, selamımı geri çevirme der gibi bir mahzun bakışla... İmrenmemek elde değil, bizim yapmamız gerekeni onlardan görüyor olmak üzücü... Hani peygamberim buyurmuş ya "Selamı yaygınlaştırın" diye. Biz birbirimize selam vermek şöyle dursun, "selam verirsem borçlu çıkarım" gibisine birbirimizi gördüğümüz vakit yaban domuzu görmüş gibi kaçıyoruz. Kim bizi bu hallere soktu. Onun da üzerinde durmuyoruz. Yanlış kulvarda yürümeye çabaladıkça, ilerlemek yerine hep geriliyoruz. Bana necilik etmeyeyim ama şimdi konu başka, Japon milletinden söz ederken konuyu başka yerlere kaydırmayalım. Durduk yerde doğru dedik diye, kimsenin keyfini kaçırıp kendimize kinlendirmeyelim.
 
BİLMEYENLERİN BİLGİSİ OLSUN DİYE:
 
1.Japonya'da çocuk doğum oranı oldukça düşük… Allah bilir niye, belki insanların çocuk sahibi olmak için zamanları ya da paraları yoktur. Belki de bu bozulmuş dünyaya çocuk getirmek istemediklerindendir. Fakat
İlginç bir gerçek, çocuk bezlerinden daha fazla yetişkin bezleri satmalarıdır.
Devamını oku...
 
Herkes Her Şey
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 21 Eylül 2021 08:46
HERKES HER ŞEY OLURSA, KİMSE BİR ŞEY DEĞİLDİR.
 
altKARI KOCA KİTAP YAZAN İDARECİLERİMİZ BİLE VAR
 
Bu ülkede kimler kitap yazmadı ki? Aslolan yüce Allah'ın hitabı olan kitabımızı okumaktır. Ve okuduğumuzu yaşamımıza uyarlamaktır. Okumadığımızdan doğruyu, eğriyi bilmiyoruz. Her önümüze geleni doğru belliyoruz.
 
Ne yazık ki, kısm-ı ekserisinin kitap okumadığı karı-kocalardan oluşan toplumumuzun; karı-koca kitap yazan idarecisi bulunuyor... Oh aman ne güzel, fırsat varken iyi değerlendirme.
 
Düşünün bir, emriniz altındaki bütün bürokratlar kitap kaç liraysa, fiyatına aldırmadan alır. Dahası en ufak partili bile yemez içmez, boğazından kestiğinin parasını o kitaba verir. Aferinlik rutbesini artırır.
 
Kitabın içinde ne yazıyor acaba? Hım, kitabın üzerine isimlerini koyan karı koca içinden ezbere bir cümle söyleyebilirler mi?
 
Kime ne yazdırdılar dersiniz, okumayan bilmez. Meraklısı değilim. Ancak kitap okumayanların bile bu kitabı alacakları kesin, hani şu biat edenlerin... Hani diyorum, belki bir süre sonra, mesela seneye güzün okularda ders kitabı olarak okutabilirler mi bu kitapları? Neden olmasın, nobele aday bile gösterilirler. Bir kere çoktan çok satanlar listesine girmişlerdir. İnsan ne diyeceğini bilemiyor.
 
Emin olun bir dönem bendenizde makam sahibiydi. Isparta Belediyesinde Basın ve halkla İlişkiler Müdüresiydim. Ve o günlerde gazetelerde teşredilmiş yüzlerce makalem bulunuyordu. Fırsatı değerlendirseydim. Makam gücümü kullanıp bu kitapları bastırmış olsaydım. Emin olun belediyenin işlerini üstlenen maatbaa bu işleri beleşe yapardı. Belki de fiyatını üçe katlayıp faturayı belediyeden tahsis ederdi. Bana bedavaya gelen bu kitapları etrafımda yağdanlık olarak döneleyenlerden almayan kimse kalmazdı. Ama ben elhamdülillah fırsatçılık eden hiç olmadım. Ve de kimsenin hakkını haksız yere üzerime geçirtmedim. Biz öyle güzel bir ailede yetiştirildik ki, haramın helalin ne olduğunu aklımız erdiği yaştan itibaren anneden babadan öğrendik çok şükür.
 
Günümüzde gazeteci-yazar olmanın bir esprisi kalmadı. Hergün her yerde özellikle sosyal alemde ve görüntülü medya dünyasında her gün herkes bir şeyler yazıyor, çiziyor. telefonuyla fotoğraf çekiyor. Paylaşıyor, hatta bu alanda şöhret bile olup parasını kazanıyor. Bizim meslek edinip üç kuruş maaşa koşuşturduğumuz günler geride kaldı. Kimse önemsemiyor. gazeteci olarak çalıştığımız dönemdeki anılarımızı kitaplaştırmamızın bile anlamı kalmadı. Kimse kitap okumuyor ki, okuyan azınlık da nerde gavurdan ilham alan, Müslüman'ın beynini yoran ağdalı kelimeler kullanan yzarlar varsa onları tercih ediyor. Biz hakiki gazetecilerin yazdığı yaşanmış hayat hikayeleri bile yayın evlerince mühimsenmiyor. Adamlar arkalıkları sayesinde isim yapmış datdiri duttiri yazarların uyduruk satırlarını göz kırpmadan editör denetiminden geçirtiyorlar. Bizim kitabımızı günahıyla sevabını ayırt etmeden basıp bitiriyorlar.
 
Devir döne döne ne hallere geldi. Allah bugünden beter etmesin. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 161
 
Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ