Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

MART AYI AĞAÇ DİKİMİ VE ÇEVREYİ YENİLEME ZAMANIDIR
 
Çok şükür kış mevsimini sonları soğuk geçen Şubat ayıyla birlikte geride bıraktık. Cemreler düştü, çayır çimen yeşillendi; papatyalar gelincikler kırlara serilmeye başladı. Şayet Mart kapıdan baktıran ve kazama kürek yaktıran olmazsa, bu ay süresince bahçelerimizin bakımını yapabilir, boş alanlara fidan dikimleriyle donatabiliriz.
Çevremiz ve kendimiz için ne yapabiliyoruz? Bu soruyu da kendimize en çok soracağımız ay, Mart ayıdır. Bu ayda sıklıkla duyulan kuş cıvıltılarıyla, yeşille donanan doğayla yenilenelim. Mümkün olduğunca doğal beslenelim, doğadan bolca  yararlanarak, doğal yaşama gayretinde olalım. Her halimizden mutlu olmaya bakalım. Mutlu olan, başkalarını da mutlu eder.
Ülkemiz çevre konusundaki imkânlar bakımından çok şanslı. Galiba bu imkânları kullanmasını bilmeyen çevreci geçinenler açısından şansız bir ülkeyiz. Paraya verdiğimiz değerden dolayı yeşili yok edip, betona teslim ediyoruz. Okumaya gösterdiğimiz duyarsızlığımızı, çevremize de göstermiyoruz. Mevlam tüm güzellikleri ülkemin her yerine cömertçe vermiş elhamdülillah. Tabiatı hoyratça kullanmamıza rağmen çevre sorunlarımız şimdilik az ve çözümsüz sorunlarda değil. Üstelik birçok yörede göremediğimiz, 'Gönüllü Çevreciler”imiz var. Çevre sorunlarını çözmek için durmadan planlar, projeler hazırlayan Çevre İl Müdürlüklerimiz var. Bildiğim kadarıyla; pek çok yörede adı olan, ama yeri bilinmeyen bir Çevre Gönüllüleri Dernekleri var. Çevre çalışmalarına ödenek sağlayan “Çevre Vakfı”mız bile var. Bunun da ötesinde hevesi kursağında kalan, çevreci olmak için ne yapılması gerektiğini bilmeyen hevesli, her yaştan çevrecilerimiz var. Yetmez mi, daha ne olsun?
Ülkemin çevreyi alet ederek kendini ön plana çıkaracak, televizyonlarda boy göstermekten öte bir şey yapmayacak söz de çevrecilere ihtiyacı yok. Çevreyi koruyacak, çevre için çalışacak ve çevre imkânlarını en iyi şekilde değerlendirerek, çevre projelerini hayata geçirecek güzel yürekli insanlara ihtiyacı var.
Devamını oku...
Şu anda 635 konuk çevrimiçi

Girey Bağları
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 15 Eylül 2019 07:57
SONBAHAR GELDİ ÜZÜMLER ERDİ
 
alt
 
EN SEVDİĞİM MEYVELERDENDİR İNCİR VE ÜZÜM. MEVSİMLERİ GELİNCE ÇOK ŞÜKÜR NASİP OLUR DOYASIYA ÜZÜM, İNCİR YERİM.
Eylül ayı gireli beri üzüm yetişen bölgelerimizde, bağlara girildi. Üzümler derildi. Kuru üzümün taban fiyatı 10 lira olarak belirlendi. Ürün toplayanlara kolay gelsin. Yüce Rabb'im tüm üretenlerin kazançlarına bereket versin...
Çocukluğumda gülüyle namlı şehrimde her pazar günü değişik etkinlikler düzenlenirdi. Mayıs ayının ilk haftasında Hıdırellez kutlamalarıyla başlayan bu etkinlikler, gül bahçelerinde gül toplamayla devam ederdi. Toplamanın sona erdiği günün ertesi; hem üretici, hem gül toplayıcıları birlikte bahçelerde gül kokuları arasında şenlikler düzenlerlerdi. Bu şenliklere katılan genç kızlardan en güzeline gül goncalarından örülmüş taç takılırdı.
Haziran ayına girildiğinde kiraz toplama faaliyetleri başlardı. Hafta arası kirazlar toplanır, hafta sonuna gelindiğinde, yani pazar gününe erişildiğinde tüm şehir halkı kiraz bahçelerine davet edilir. Herkeslere ücretsiz kiraz ikramı yapılırdı. Bahçe aralarında topluca piknikler olurdu. Başı göğe erişmeye durmuş koca gövdeli ağaçlara salıncaklar kurulur. Bu yüksek salıncaklara binen genç kızlara "Yavuklun kim?" diye sorulur. İsim öğreninceye kadar bir urganla kızın dizlerine vurulurdu. Bir yandan da salıncak hızla sallanırdı. Kızlar uçup düşmek korkusundan bir isim söylemek zorunda kalırdı. Kalabalıkların topluca eğlendiği, dostlukların pekiştiği bu günlere kiraz bayramı günleri denirdi. Şehrimin merkezine uzak semtleri olan, Yenice ve Dere mahalleleri arasında olurdu güzelim kirazların bayramı şenlikleri...
Devamını oku...
 
Profesörü Beğenmedim
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 13 Eylül 2019 09:55
 
136 LİRA VERDİM PROFESÖRÜN MARİFETİ NEYMİŞ GÖRDÜM
altBizden biri dediler, alanında uzman diye bildirdiler. Günlerdir kendisine ulaşmaya çalışıyordum. Nihayet başardım. Ama bana maddi manevi çok zahmet verdi.
Bazı günler buralarda da bahsediyorum. Kalp rahatsızlıklarım var ve hipertansiyon hastasıyım, diye. Bir süredir sabit bir kalp doktoru bulamamıştım. Özelde tüzelde kime göründüysem farklı tansiyon ilaçları veriyorlardı. Dengemi tutturamamıştım. Durumumu bilen herkeslerin çoğu önerdi."Bir de tıp fakültesi hastanesinin kardiyoloji bölümüne git. Orada bir kalp damar profesörü var. Hımm. Alanında üzerine yokmuş, yüksek tansiyonun düşmanıymış, profesörün bir bakışıyla bile tansiyon denilen illet bir daha çıkmamak üzere iniyormuş." Böyle dediler hep niceleri.
Düşündüm gündüz ve geceleri, metiyeler çevremde çoğalınca prefesöre ulaşmayı günlük yaşantımın tek gayesi edindim. Aracı olarak telefonu hedef seçtim, bir gün süresince durmadan tıp fakültesi hastanesine ulaşmaya kilitlendim. Mümkün olmadı. Santraldeki kızlar randevu vermekten kaçınıyordu. "Buraya gelip asistanıyla görüşmeniz gerekiyor" diyorlardı. Ee, ne de olsa koskoca profesör. O mertebeye kolay ulaşmadığına göre, bizlerinde kendisine ulaşmamız kolay olmamalı tabiki de... Bizde her iş böyle yani ki de...
Devamını oku...
 
Hayat Onlara Pahalı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 04 Eylül 2019 12:01
BAŞ BÜYÜDÜKÇE BÜTÇE DE BÜYÜR
altÇoğumuzun kanını alarak sağlık sektörüne hizmet yaptığını bildiğimiz, felaket anında yardıma koştuğunu gördüğümüz Kızılay kuruluşunun, baş yöneticilerinin maaşlarına yüklüce zam gelmiş. Günümüzün gündeminde şimdi bu konu var. Ağzı olan kendince konuşuyor, kalem kullanan aklı yettiğince değerlendirme yapıyor. Kızılay: "Karşılıksız yarar sağlanan kurum, niye bu adamlar yaptıkları işte gönüllü değiller, yüklüce para alıyorlar?" Soruları havada uçuşuyor. Kelimeler herkesindir, isteyen istediği gibi sarf eder elbet...
Ben aslında duyduklarıma değerlendirme yapmayacaktım. Lakin telefona gelen mesaj beni de düşündürerek bu konuya dahil etti. Mesajın içeriğinde koca koca harflerle deniliyordu ki:
SN. BAĞIŞÇIMIZ YOĞUN KAN İHTİYACI SEBEBİYLE STOKLARIMIZ AZALMIŞTIR SİZİ YARIN SAAT 10.00 18.30 ARASI FİLAN CAMİ ÖNÜ CADIRA KAN BAĞIŞINA DAVET EDİYORUZ GÖNDEREN:Kızılay
"Kanı biz veriyoruz, kaymağı onlar yiyor. Sanki kan bağışı hiç durmadan onlardan alınıyormuş gibi, adamları iyi beslemek adına maaşlarını artırmışlar."
Telefonuma gelen notu okuduktan sonra ilk aklıma gelen tepki cümleleri bunlar oldu.
(Kendileri de kan veriyorlar mıdır?
Bizler: "Bir gün bize de gerekli olabilir, bir kan vererek bir hayat kurtarabiliriz." İyi niyetiyle yılda bir ya da iki kez kanımızı Kızılay'a bağışlıyoruz. Onlar kanlarımızı depolayıp ihtiyaç fazlasını bir ilaç firmasına ilaç yapsınlar diye satıyorlarmış. İnsan kanından ilaç, insan kasının onarımında kullanılıyormuş. Başka hangi alanlarda kullanılıyor bilmiyorum ama bu iş, özel bir firmaya devredilmiş diye gazetenin birinde okumuştum. Kan satışının geliriyle sanırım Kızılaycılar felaket zamanlarında düşküne yardım ediyorlar.
Vatandaşımız duyarlı çok şükür, her yardım çağrısına canla başla koşuşturuyorlar. Kızılay denildiğinde imkanları oranında kuruma maddi manevi desteklerini esirgemiyorlar. Kızılay yönetimi de halktan alınanların idaresini iyi yapıyor olmalı ki, mükafatlarını maaş artırımıyla alıyorlar. 
Makamlar büyüdükçe bütçeyi de büyütmek gerekiyor. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 1 / 108
 
Turkish Arabic English