• Güzel Karadeniz

    KARADENİZ YİNE HIRÇINLAŞTI BU YILDA SEL FELAKETİ YAŞANDI

    ÇOK ŞÜKÜR CAN KAYBI YOK, CANIN YONGASI MAL ZİYANI ÇOK.

    GEÇEN SENE HAZİRAN DA GİTMİŞTİM KASTAMONU'YA, İNEBOLU'DA YÜRÜDÜĞÜM YOLLAR SU ALTINDA KALMIŞ, 

    ÜZERİNDEN GEÇTİĞİM KÖPRÜLERİ SEL ALMIŞ ÇOK ÜZÜLDÜM. GEÇMİŞLER OLSUN TÜM CANLARA...

     

    Ne olur ev, köprü yapanlar. Karadeniz'in taşına toprağına göre inşaat yapın!. Hayat üç günlük değil ki, dere yanlarına yapı kondurup geçiyorsunuz. Yağmur Allah'tan tedbir kuldan. Karadeniz'in kaderi yağmur bolluğu, bereketinden nasiplenen kaderine şükreder. Önlemle günlerini bahtiyar eder.

    Çayların üzerine ince demirleri köprü diye uzatıyorsunuz. Yıkılınca hayıflanıyorsunuz. Yanlışı baştan yapmayın. Hayat sandığınız kadar değil, yandığınız kadar uzundur.

    Karadeniz ve yöresini severim. Oralara gidince, eve dönesim gelmez. Denizine, yeşiline, havasına doyumlar olmaz.

    Sadece ben mi, özellikle sıklıkla sıcak iklim yaşayan biz Akdenizliler pek çok severiz Karadeniz'in her bir köşesini. 

    Karadeniz'in yeşiline , şırıl şırıl akan sularına bayılırız. Lakin Karadenizliler kendi yörelerinin mevsiminden pek hazzetmezler.

    Havasını nemli bulurlar,. Kadını kızı evlerin rutubetinden yakınırlar. Balkona serdikleri çamaşırların nemli havada kurumamasından şikayet eder dururlar.

    Onlarda Akdeniz'e hayranlıklarını her fırsatta sunarlar, imkanı olan tası toprağı toplayıp başka yerlere göçmüşlerdir zaten..

    Kimse demez ki, "Allah bizi buraya münasip buyurmuş, şükredelim halimize" İnsanız, dünya diyarında hep daha iyiyi, güzeli ararız.

    İnebolu, Türkiye'nin Karadeniz Bölgesi'nde yer alan Kastamonu ilinin bir ilçesi. Merak edip gitmedim İnebolu'ya, tamamen tesadüfen gördüm İnebolu'yu, Küre Dağlarını...

    Ömrüm vefa ederse bir ara değinirim oralardaki anılarıma... Kastamonu ziyaretim sırasında misafir kaldığım evin sahibi bir akademisyen ahbabım, "buralara kadar gelmişken seni Cide'ye götüreyim. Sen denizi seversin, Kastamonu'ya en yakın deniz Cide'de" dedi.

    Beraber çıktık evden otobüsle gitmeyi uygun bulduk. Otogarda minibüs gibi bir taşıt hemen Cide'ye kalkış yapmaktaydı. Biz de el edip durdurduk. 

    Kastamonu'nun Cide ilçesinde denize girme hayalleri bile kurduk. lakin minibüsün içinde tanıştığım bir yolcu benim rotamı değiştirmeme vesile oldu.

     Murat Serenli isimli bir halk türküleri sanatçısıydı tanıştığım kişi, kendisi İstanbul'da yaşamaktaymış. 

    Doğup büyüdüğü memleketi olan İnebolu'ya gelmiş. Kastamonu'da bir işini görmüş, Cide'ye bir dostu için gitmekteymiş. O kadar övdü ki doğu büyüdüğü oraları, gidip görmek istedim.

    Cide'den vaz geçip bir araç değiştirmekle İnebolu'ya geçtim. Şu an sel felaketi yaşanan her bir karış alanı adım adım gezdim. 

    İnebolu'da bir halk pazarı günüydü. Halkıyla kaynaştım, haşır neşir oldum. Pazar yerinden yerel ürünler alıp tattım. 

    İnebolu camilerinin minarelerinden okunan ezanları dinledim. Ben böyle ezan okunmasını başka yerde hiç duymadım. Mest oldum. 

    Nasıl mı, birbirinden yanık sesli müezzinler çıkmışlar her biri bir minareye, biri

    Allahu Ekber diyor, susuyor. Öteki başlıyor, Allahu Ekber!

    Sonraki sonraki derken, ne kadar cami ve minaresi varsa, her birinden defalarca Allahu Ekber nidaları yükseliyor. Allah o ezanları okuyanlardan razı olsun çok mutlu olduğum anlar yaşattılar.

    İnanın bu sene tekrar gelmeyi arzuluyordum. Mümkün olsa hemen gidip tanıdığım, tanımadığım herkesin elemine, kederine, sıkıntısına ortak olmak isterdim. Lakin ekranlardan gördüklerim karşısında içimin üzgünlüğünden sağlığım buna el vermez sanırım. 

    İnşaAllah, kısmet olursa başka zamanda hırçın denizinde zamansızlığı yaşamaya gelirim. Geçmiş olsun Kastamonu, ve tüm ilçeleri, kasabaları, köyleri. 

    Bu coğrafyada yaşayan güzel insanlar, her birinize geçmişler olsun.

    Devamını oku: Karadeniz'in Kaderi

  • Hepimizin başı sağ olsun.
    SABAHIN SERİNLİĞİNDE KUŞLAR ÖTERKEN ÖLÜM HABERİNİ ALINCA AİLEDEN BİRİ GİBİ ÇOK ÜZÜLDÜK
    ÇOCUKLUĞUMUZ VE GENÇLİĞİMİZ ONUN FİLMLERİYLE GEÇTİ BİR VURUŞTA 40 DÜŞMAN CANI ALIYORDU. ÇOĞU GENÇ KIZIN PLATONİK AŞKIYDI. DELİKANLILARIN ÖRNEK ALDIĞI KAHRAMANIYDI. DÜNYAYI KURTARAN ADAMDI. HATIRALARDAKİ YERİNİ ALDI.
    ATTAN ATA ATLAYIP DURAN ADAM SON ZAMANLARINDA AYAKTA DURAMAZ OLMUŞTU.
    DÜNYANIN GERÇEĞİ İŞTE BU, DOKTORLARDA ÖLÜR!
     
    Asıl ismi Fahrettin Cüreklibatur olan Yeşilçamın efsanelerinden Cüneyt Arkın'ın yaşamı 85 yaşında son buldu. Evde oturduğu yerde yorgun kalbi durmuş.
     “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” Biz Allah'dan geldik, Allah'a döneceğiz. Dünyaya kalıcı olalım diye gönderilmiyoruz.
     
    Vade dolunca , ömür sona eriyor. doktor olsan da, zenginliğe bulansanda hazreti Azrail'in elinden kurtuluş yok. Allah'tan emri aldığında vazifesini anında yerine getiriyor.
     
    Cüneyt Arkın çoğumuzun bildiği gibi tıp okumuş, hakiki diplomalı doktordu. Kendi bedeninin en iyi doktoru da kendisiydi. Lakin ne yaşlılığına çare bulabildi. Ne de ömrünü uzatıcı imkanlar edinebildi. Onca sene üstlendiği işleri layıkıyla yapmış, dolu para kazanmış. Ne yazık ki nice gelip geçmişler gibi onun da parası, serveti yer çekimini durduramadı.
     
    Pek çok filmde attan ata atlayıp zıplayan, takla atarak kaleden kaleye seken Cüneyt Arkın, son dönemlerinde takatsiz, halsiz, ayakta zor durur vaziyetteydi. Bunlar insanlara ibret olmalı, ölümü kendimizden uzak sanmamalıyız.
     
    Hepimizin çocukluğunda güzel hatıraları olan yakışıklı adam, yeşil gözleriyle güzel bakan iyi aile babası,Kara Murat’ımız ,Battal Gazimiz, Fatih'in Fedaisi, Malkoçoğlumuz, Mekanın Cennet Olsun .

    Devamını oku: Cüneyt Arkın Yaşama Veda Etti

  • Nerdesiniz
    HAYAT SİZE GÜZEL ZORLUĞUNUZ SEÇİLENE KADAR SONRASINDA DÜNYANIZ KIYAK, EMEKLİLİĞİNİZ KIYAK.
    YENİ ZAMLARINIZ HAYIRLI OLSUN, HİÇ BİRİNİZ DEMİYOR HALKIMIZ DARDAYKEN BİZE BU NE ZAMMI DİYE.
    İSTEMEM YAN CEBİME KOY, DİYENLERİNİZ OLMUŞ DA VATANDAŞIN HALİNDEN HELALLİK İSTEYEN OLMAMIŞ.
     
    Bu güne kadar çok vekille yakından tanışmam, konuşmam oldu. Bilirim vekilliği koparana kadar geçtikleri yolları, takındıkları tavırları.
    Siyaset konusunda çok fikrim vardır. Ama siyasi kavramlarla, mantıklarla fikir beyan etmek istemiyorum. Neden derseniz, çünkü siyasilerin söyleyeceklerimi kabul etmeyen, kendi yaptıklarını meşru gören bir kitleleri vardır da ondan. 
     
     
    Çoğumuzun bildiği gibi, siyaset genelde bir yalan üretme mekanizmasıdır, hemen her siyasetçi elimizden oyu alana kadar akla hayale gelmeyecek ama bizi ikna edecek yalanları 
    gözümüzün içine bakarak kolaylıkla söylerler. Bizler onları dinlerken, bazen kendi kendimizi sorgularız "dediklerini anlayabiliyor muyuz, acaba yanlış olan biz miyiz," diye. 
    Bizim beynimiz onları dinlemekten yorgun düşer de onlar yalandan yılmazlar. Amaçlarına ulaşana kadar ayakta kalmaktan bıkmazlar. Nedense bu durumlar ülkemizde hiç değişmez.
     
     
    Seçmenin lehine bir şey dersin, fakat o seçtiğine biat etmiştir. Anlamaz denileni, sana olmadık küfrü sayar. Bu yöntemle beslenenler vardır; kendini doğru, seni eğri beller.
     
    Allah muhafaza, iftiranın her türlüsünden korkarım. Yine de şunu demekten geri durmayacağım. Bu vekillere "Millet Vekilleri" demiyor muyuz? Yani milleti temsilen meclise gönderilmiyorlar mı?
    Öyle ise neden milletin hakkını, hukukunu aramıyorlar, savunmuyorlar? Kendileri tok geziyorken vatandaşın derdini dinlemekle kalıyorlar. Partisi iktidarda olan vekile meramını da anlatamıyorsun.
    Hoş anlatsan ne olursun, başın göğe mi erer, boyun tavanları mı deler. Ağzına bir parmak bal çalarlar, yalanırken sen, onlar yaralarını görmezden gelir geçerler.
     
    Pek sayın milletvekilleri asilleriniz olan sayın vatandaş içinde bi zahmet imkân isteyin, içlerindeki yangınları söndürün. 
     
    "Vatandaşımız sıkıntıdaysa, biz huzuru hak etmiyoruz" deyin. "Bize on veriyorsanız, bari vatandaşa beş verin" deyin. Söyleyin, isteyin, ağzınız aşınmaz. 
     
    Bizler asilliz sizler vekil, ama vekilliğinizde asile tepeden bakıyorsunuz.
    Hele bazılarınız var ki salt bireye hizmet ediyor. Birilerinin temsilcisi, bazılarının işe yerleştiricisi oluyor.
     
    Kendi memleketimden örnek verirsem, 70'li yıllardan bu güne kadar seçilen vekillerin pek azı dışında, şehrime yaptığı kalıcı memnun edici bir hizmetleri olmamıştır. Koltuğa kurulan "Hep bana Rab bana!"
     
    Çoğu zaten köyden kasabadan yetişmedir, vekilliği eline geçirir geçirmez köylüsünü, kasabalısını işe yerleştirirler. Adam bu işe yatkın mıdır, ehil midir, değil midir?
    Tahsili nedir, başına geçtiği işe uygun mudur, beyni boş mudur, dolu mudur, sormaz sorgulamazlar. Oturt masa başına alsın maaşını paşa paşa... 
     
    Oysa bazı yakın bildikleri kendilerine oy bile vermemiştir. Bu yüzden ülkecek iki yakamız bir araya gelmiyor, bu yüzden bir ileri iki geri gidip duruyoruz. 
     
    Bu haksızlıklar günü kurtarıyor gibi, velakin yarınlara ziyan ediyor. Sayın vekiller, hep size iyi günler de sizi seçen seçmene zor günler mi? Vatandaşa da biraz huzur gösterin. 
    Akşamları aç yatan çocukların olabileceğini düşünün, masumların veballerinden korkun. Emin olun bir gün hayat hiç yaşanmamışa dönüyor. 
     
    Kendimden biliyorum.
    Kırk yılı aşkın süre seçilenlerin ve seçenlerin arasında oldum. Sonunda yaptıklarına pişman olmayan çok az siyasetçi ve seçmen gördüm. "Eyvah" diyorlar ama dünya yolu tek gidişli geri dönülmüyor, pişmanlık fayda vermiyor.
     
    Dün saltanat sürenler, bugün nerelerdeler?

    Devamını oku: Milletvekilleri İyi Günler