Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

MESELE; ADAM YOKLUĞUNDA DEĞİL, ADAM ÇOKLUĞUNDA ADAMDAN SAYILABİLMEK! VE VATANDAŞIN HAKLARINI SAĞLIĞINDA KORUYABİLMEK... SONRADAN TAZİYE SUNMAK YERİNE, ÖNCEDEN TEDBİR ALABİLMEK...ÖPMEYLE, KOKMAYLA DOĞUM YAPAN YAKINA ALTIN TAKMAYLA MASUMLARI OYALIYORLAR. SUSTURUP, SİNDİRİYORLAR. DÜNYALIK İŞLERİNİ KOLAYCA YÜRÜTÜYORLAR.

Herkes zengin olacak, patron kalacak diye bir özellik yok dünya da; dünya imtihan salonudur, herkes karşısına çıkan sorulara razı olmalıdır.

Lakin her insan Yaratan'dan ötürü insan sayılıp, değer verilmeye layıktır. Yani mesele adam yokluğunda değil, adam çokluğunda adamdan sayılabilmektir!

Ermenek’te 18 işçi yerin metrelerce altında ve hayat veren suya gömülü durumdalar. Ve suyun boşaltılmasının imkansız olduğu açıklanmış. Bu durumda umutlara prangalar vurulmuş. Maden işçileri, modern çağın köleleri. Torpillilere iş uydurulduğu, kalifesizlerin bile bol maaşla gereksiz yerlere doldurulduğu ülkemizde arkasızlar zor işlerde zorluklara talim eder dururlar. hem de bir lokma, bir hırka uğruna...Devlet yetkilileri adam kayırma da kaymaklı hizmet veriyor da garibanların ön feryatlarına kulaklarını tıkalı tutuyor. Felaketler geldiğinde yüreği yanmışlara, yetim kalmışlara sarılıp öpmekten öte gidemiyor. Üzgünüz deniyor, taziye dileniyor; yaptırımcı olunamıyor. İşletmecilere cezalar verilemiyor, işçinin çektiği ezalar sineye çekiliyor. Bir süre gündem de yer teşkil ediyor garibanlar, hatta dramlarıyla medya reytingler alıyorlar. Sonrasında yeni felaketler yaşanasıya kadar yaptırım vaatleri unutuluyor. Devlet, cenaze imamlığından vazgeçip mühendisliğe ve müfettişliğe dönmeden iş kazaları bitmez.

VE ŞEHİD ASTSUBAYIMIZA ALLAH'TAN BOL RAHMET DİLERİZ.

Nasıl takibe alıyorlarsa, şimdi de hainler bunu yapıyorlar. Devletin askeri sivil kıyafetteyken takip et ve beyninden vur. Çok alçakça ve kalleşçe...

Devamını oku...
Şu anda 4330 konuk çevrimiçi

Konuşamıyoruz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 26 Ocak 2012 11:29

altKonuşan bir milletiz, lakin evimizdeki insanlarla konuşamıyoruz. Balkondan balkona bile komşumuzla saatlerce dedi kodu yapıyoruz, karşımızda gözümüzün içine bakıp duran, kucağımızda öpe koklaya büyüttüğümüz çocuğumuzla konuşamıyoruz.

Eşimizle konuşamıyoruz. Sırtımızı dönüyoruz. Konuşmak yerine kavga etmeyi tercih ediyoruz. Telefonda arkadaşımıza aklımızda var olan türlü iltifatları dilimize getirip, onun kulağına döküyoruz, gönlünü hoş ediyoruz. Eşimize, çocuğumuza şiddet uyguluyoruz. Bu durumda çocuklarımızda bazen bize tavır alan oluyor. Bizden kaçmaya çabalıyor.

Bu hali anneyi babayı sevmediğinden değil, yetişirken odasında biraz yalnız kalmak istiyor. Kendini dinlemek, bizi anlamak istiyor. Neden böyle yapıyor, diye sorgulamak yerine; bizim de çocuğumuzu anlamaya gayret etmemiz lazım. Üzerine varmamak lazım. Gözetlemek lazım, bu çocuk benimle olup olmak istiyor mu diye.

Çocuk evde ise çok paniğe kapılmamak gerek. Artık çocukluktan gençliğe geçiş dönemi, ses kalınlaştı, kızlar için başka hal oldu. Odasına çekilip bir dinlesin kendini, konuşmak isterse annesine, babasına sorma fırsatı verin. Komşunuza, arkadaşınıza ayırdığınız zamanın birazını çocuğa ayırmak, onunla yakınlaşmak lazım. Biraz sıkıntılı evreler. Ilımlı ve sabırlı yaklaşmak lazım.

Devamını oku...
 
Anormalce İşler Yapılıyor
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 24 Ocak 2012 21:03

altTelevizyonda organik gıda tartışması yapılıyor. Bilmiş olanlar, bilmemiş olanları aydınlatmaya çalışıyor. Hormonlu üretim yapanlara göndermede bulunuyorlar. Homojenine sütten mayalandırma yapılıp, yoğurt elde ediliyormuş. Hiç bilmediğim, araştırıp öğrenmekte istemediğim teknik ayrıntılardan söz ediyorlar. Birileri hırsının eseri anormalce işler yapıyor, bir yetkili çıkıp da duruma aydınlık getirmiyor. Canım sıkılıyor, içim bulanıyor. Her şey yalan, her yapılan yavan. Ne demek bunlar yahu?

İki karşıt görüş çoğunluğu Müslüman olan bir ülkede hileden, hurdadan bahsediyor. Geçmişte meslektaşlarının dışladığı bazı yöntemleri bir profesör savunuyor.

Devamını oku...
 
Çiğ Etten Modern Mutfağa
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 21 Ocak 2012 13:19

altİnsanoğlu için yiyeceğin, içeceğin sınırı yok. Dünya adeta bir erzak dolabı; tek yapacağımız korumasını ve paylaşmasını bilmek.

İlk insanları düşünün ekmek yok, en azından nasıl yapılacağı bilinmiyor. Ateş yok, çünkü onun da nasıl yakılacağı bilinmiyor. Et ve yemek çeşitleri bilinmiyor, pişirilmiyor. Bu durumda para bilinir mi? Bilinse de, işe yaramadığından  “Zenginim” denilir mi?

İlk atalarımız yıllarca, belki de asırlarca meyvelerle doyurdular karınlarını; sonra avlanmayı keşfedip avlayabildikleri yabani hayvanların etleriyle karınlarını doyurdular.

İnsanoğlu zamanla ateşi buldu. Çanağı- çömleği buldu, yemek yapmasını bildi. Buğdaydan ve öteki tanelerden ekmek yapmasını öğrendi.

Böyle böyle modern ve çok zengin mutfaklara girdi, günümüze gelindi.

İnsanoğlu zaman akışı sürecinde sınırsız yiyeceğe, içeceğe sahip oldu. Yine de gözü ve karnı doymadı.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki391392393394395396397398399400SonrakiSon»

Sayfa 392 / 411
 
Turkish Arabic English