Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

YAZIKLAR OLSUN, DEVLET DE DELDİ YÜREĞİMİ... 

DOĞRULARI ÖZLERİM; DOĞRU SÖYLEDİM DİYE, DİLERİM EZA GÖRMEZ GÖZLERİM. 

Ulema, “Âlimin verdiği zehiri iç cahilin verdiği baldan kaç” diyor. Ne var ki günümüzde âlim sanılan cahilleri nasıl ayırt edeceğiz? Çoğunluk halinden memnunken, azınlık ses çıkaramıyor, ya da çıkan sesi bastırılıyor. Bizlerin aldanması insana inanmaktan ve herkese güvenmekten kaynaklanıyor. Lakin devletimizi yönetenlere de güvenemeyeceksek vay halimize! Ülkemin memurlarına, amirlerince “Dört günlük yılbaşı tatili öncesi acil ne iş varsa görülsün” denilmiş olacak. Onlarda bazı sallantıdaki işleri ellerinden çıkarmaya gayret etmişler.

Yılbaşına gelinmeden bir gün önce evimin kapısı ve aynı anda zili korku verircesine çaldı; “Kim ki bu saatte” diyerek cesaretle kapının ardına vardım. “Kimsiniz” diye sorduğumda kapının dışından “Polis, kapıyı açın! Cevabını aldım. Polisle ne işim olabiliri düşünmüyorum o an, insanız her şey insan içindir. Üstelik onca sene gazetecilik etmişiz; yiyeni yutanı görmüş, “Az tıkın günahtır” demişiz. Midesi gazlananlar gargara yapmak istemiş olabilirler. Bunlardan ensesi kalın ve eli kolu uzunlar, iftira atıp polisi sabahın ilk mesai saatlerinde apansız evinize yollayabilirler. Burası dünya…

Daha kahvaltımı bile yapmamıştım, aç karnımın gerginliğinden mi, ne? Biraz ürkmüş olsam da, gayet soğukkanlı tavırla kapıyı açtım. Karşımda beyefendi görünümünde siyah takım elbiseli bir adam, temiz yüzlü de. Öyle büyük başlardan birinin fedaisi bakışlı değildi. “Ben Halıkent polis karakolundan geliyorum. Resmi bir zarfınız var.” Değince: “Siz gerçekten polis misiniz, kimliğinizle ispatlayın” demedim. İtimat ettim, beyanına güvendim. “Şuraları imzalayın önce” dedi. Ben zarfı görmeden nedir, ne değildir diyemeden adamın elinde tuttuğu evraktan gösterdiği yerleri imzaladım. “Polisim” demişti. Devletin memuru kapıma kadar gelip resmi bir zarfım olduğunu söylüyordu. Devlet beni kandıracak değil ya, mühim bir şeydir diye düşünüyorum ayaküstü. Sonra sarı uzun zarfı elime tutuşturuyor polis olduğunu söyleyen şahıs ve iyi günler dileyip yanımdan ayrılıyor.

Dış kapıyı örtüp içeri girince bakıyorum ki, zarfın üzerinde ismim ve soy ismim dışında hiçbir yazı yok, ne adres, ne tarih, ne göndericinin kimliği. Rengi dışında zarfın resmi olduğunu belirtir bir emare de yok. Ama zarf hayli kalın, kabarık. Biri bana oyun mu oynuyor, nedir bu” deyip zarfın içini açtığımda polis memurunun yalan söylemediğini anlıyorum. 

Devamını oku...
Şu anda 979 konuk çevrimiçi

Padişah Ve Veziri
Volkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 16 Ocak 2012 12:08

altSoğuk bir kış günü padişah, tebdili kıyafet gezmeye karar vermiş. Yanına baş vezirini alıp yola çıkmış. Dolaşırlarken, dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler. Adam elindeki derileri suya sokup döverek tabaklıyormuş; padişah yaşlı adamın yanına yanaşmış ve selam vermiş:

-Selamünaleyküm, ey Pir’i fani!

-Ve Aleykümselam, ey Serdar’ı Cihan!

Padişah sormuş:

-Altılarla ne yaptın?

-Altıya altı katmayınca otuz ikiye yetmiyor.

Padişah yine sormuş:

Devamını oku...
 
Devlete Yaslanmak
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 12 Ocak 2012 17:04

Konuya bir fıkrayla girelim. Özel bir kuruluş damızlık bir boğa almış ve inek sayısını artırarak, süt üretiminden yüksek kazançlar elde eder olmuş.

altDevletin tarım kolu bu boğanın ününü duyduğundan, devlet adına boğanın sahipliğini üstlenmiş. Boğayı güzel ve düzenli temizliği yapılan bir ahıra yerleştirmiş. Her gün özel görevli, çok özel yemlerle boğayı bolca besliyor. Ama boğada tık yok. Yan gelip yatmaktan, yiyip içip çimenlerde salınmaktan başka bir işe yaramıyormuş. Bir gün bakıcısı sormuş. “Yahu sen özel sektördeyken bu kadar da beslenmiyordun ama hep hizmet veriyordun, şimdi niye durdun?”

Devamını oku...
 
Mâzideki Gözde Meslekler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 08 Ocak 2012 19:10

İki binlere direnemediler. Yirminci Yüzyıl insanoğlundan hem çok şeyler aldı; hem de çok şeyler verdi. Bazı gözde meslekler ile kullanım eşyaları bir daha geri dönmemek üzere tarihin karanlığına hapsolurken, bazıları da aynı akıbete uğramamak adına direnirken can çekişiyor.

Yakın geçmişe kadar, hemen hemen bütün işler hayvanlarla yapılırdı.alt Ve nalbant ilealt semercilik gözde mesleklerdendi. Çünkü motorlu taşıtların olmadığı yıllarda binek olarak, yük taşımada, kağnı ve araba çekmede, arazi sürmede hayvanlar kullanıldığından; at, eşek, sığır, manda gibi hayvanlar nallanırdı. At ve eşeklerin sırtına binilmek ve yük sarmak için semer vurulurdu -konulurdu.

Isparta’nın son nalbantları Ali Akdağ ile Osman Çetinkaya, nalbantlık mesleğinin can çekişmekte olduğunu, birkaç yıl içerisinde bu mesleği tamamen bırakacaklarını söylediler. Kendilerinden başka, Isparta’da nalbantlık edecek kimsenin de bulunmadığını dile getirirlerken, her halleriyle üzgün olduklarını da belirtiyorlardı. Çünkü hiç kimse nalbantlığa heves etmemiş, bundan dolayı da mesleği devam ettirecek nalbant yetişmemiş.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki391392393394395396397398399400SonrakiSon»

Sayfa 399 / 416
 
Turkish Arabic English

Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ