Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Hikâye bu ya; rû-yi zeminde (dünya yüzeyinde) her insanın bir ağacı varmış.

Her daim abdestli, namazında olan bir adam bakmış bir gün kendi ağacının kuruduğunu görmüş. O adamı bilenler, yakından tanıyanlar da ağacının kuruduğunu görmüşler ve üzülmüşler hâliyle. Adamın adına Allah’a yakarmışlar “Yüce Rabbimiz, biz bu kulunu iyi biliriz, fakat gördük ki ağacı kurumuş, nedendir?” Kerim Allah “O kendisine farz olan namazını eksiksiz kılıyor, ancak kılmayanları da eleştiriyor. Eleştireceğine doğru olarak örnek olsaydı” diye cevap vermiş bu yakarmalara… Adamı tanıyan kullar yine yalvarmışlar “Yüce Rabbimiz biz ona gerekeni söyleriz düzelir, ne olur ağacını yeniden yeşert"

Allah (C.C) “Bir şartla, onun iyi dediği ailesi onun için ne yapabilirler gelsinler bunu ağacın altında ispatlasınlar. Ben de ağacını yeniden yeşerteyim” demiş. 

Devamını oku...
Şu anda 3883 konuk çevrimiçi

Merakımdan Soruyorum
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 20 Şubat 2019 13:47
TARAFLI HAKİMLERİN VERDİKLERİ CEZALAR GEÇERLİLİĞİNİ KORUYOR MU?
 
altBirilerine biat etmiş, bir yerlere bağlı bulunmuş, birilerinin ipine tutunmuş, maddi manevi gücüne sığınmış hakimler tespit edilince, malumunuz görevden uzaklaştırılıyor. Hatta hakimler topluluğundan ihraç ediliyor. Bazı hakim ve savcılar hakkında kovuşturma kararı veriliyor. Bazıları gözaltına alınıyor, davaları görülüyor, hatta kendilerine cezalar veriliyor. Gerçi devlet ceza vermese de onlar yanlış ettiklerini iki cihanda da çekerler nasılsa... Konum onların ceza alıp almamaları değil, benim merakım başka boyutta... 
Diyorum ki, o haddi aştıkları kamuya duyurulan hakimler bir yerlerden aldıkları emirle masumları cezalandırmışsa; onların keyfi verdiği cezaları alan kişiler izbelerde inliyor, içerde suçsuz yere yatıyorlarsa, hayattan bu yüzden kopmuşlarsa, sayelerinde gelecekleri kararmış gençler varsa, onların halleri ne durumdadır, bilen var mıdır?   
Diyelim ki biri dünyalık işlerini yüzdürmek için gizliden bir gücün şemsiyesi altına sığınmış, onun grubunun mensubu olmuş. Bu yönünü de sadece yakın çevresi biliyor. Toplum içinde görünürde ise üst düzey bir görevli. Ya da bir siyasetçi rica da bulunsun. Hakimler, savcılar siyasetle ilgili değiller mi sanıyoruz, onlarında gönüllerinde dünyalık neler vardır Allah bilir...
Veya biri hem ünlü bir yazar, hem de torpille öğretim üyesi yapılmış birisi; (Misal) kitapları eleştirildi diye canı yanmış ve okurlarından birinden bir bahane uydurup şikayetçi olmuş. Hakim kişi de hatırlı kişiyi kırmayıp, hoşnut etmek uğruna, karşısına suçlu diye getirilen şahsı Türk Ceza Kanununun bilmediğimiz kaçıncı maddesinden tutuklatmışsa, olmuştur bunlar. neler olmuyor ki, Hakim kürsüden gürler, karşısındaki inim inim inler. Paran yoksa, avukat tutamadınsa, parmaklıklar ardına gönderir, sabıka yaftasını da siciline aşılamış olur.. Kişinin psikolojisini, işini, aşını tarumar etmiş olur. Ve bu durumun aslını neslini şahsın yakınlarından başka kimseler bilememiştir . Makamlı birinin isteğine bağlı oluşturulan, kitabına uydurulmuş, yasaya uyarlanmış bu vaziyet nasıl düzeltilir? 
Birinin egosu tatmin olsun diyerek, yol, yöntem uydurulup canlar yakıldıysa küller nasıl soğutulur? 
Devamını oku...
 
Dağlardan Daraldım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 20 Şubat 2019 09:33
altİçinde bulunduğumuz Şubat ayının ilk haftasıydı. Zihnen, bedenen dinlenmek adına ortanca oğlumla bölgemizdeki bir termal tesise gittik. Üç gün orta halli bir  otelde kaldık. Arabalar otelin otoparkına sığmamış, dışarıya park edilmiş. En çok İstanbul plakalı olmak üzere Kocaeli, Bolu, Ankara plakalı otomobiller vardı. Otelin çevresinde gezinirken bir alış veriş merkezinin önünde durduk. Her türlü eğlence mekanının bulunduğu yerde sinemaların girişi kalabalıktı. Self servis yemek yenilen, kahve içilen yerlerin önünde kuyruk vardı. Şık giyimli hanımlar, beyler tezgah arkasındaki garsona verdikleri siparişi beklerken hazır ol da gibiydiler. Tepsiyi alan bir masa bulup dilediğince oturuyor. Giysi satıcıları sezon sonu indirimi yapmışlar. Fiyatlar mâkuldu. Kasada sıra vardı. Bunları memlekette kriz olmadığını anlatmak için yazmadım. Çevremizde gördüklerimize göre kriz zaten yok. Millet geziyor, milletin çoğunluğunda para var. Parası olan da keyiflice bir güzel harcıyor. Fakirler kimler, ortalıkta görünmüyorlar. Fakat elitler de değil mağazaları dolduranlar, orta halliler yığınla alış veriş yapıyordu. 
Ben hiç bir şey almadım. Çaput deryasında gezinmekle kaldım.
Dönüşte Konya'ya uğradık. Küçük oğlum orada yaşıyor, ziyaretinde bulunduk. Kelebekler vadisine götürdü oğlum. Büyükçe bir cam fanus içerisine girmeye 50 lira verdik. Bizden başka gezenlerde vardı. İnsanoğlu duyduğunu görmeye çok meraklı. Güvenlik görevlileri iki kişinin geçebileceği beton yolda resmi kıyafetleriyle ziyaretçilere eşlik ediyordu. Sanki birileri kelebekleri koynuna koyup götürecekler gibi, gözleri her daim insanların üzerindeydi. Bakışları rahatsızlık vericiydi. Toplamda on kelebek görmedik, bir tanesini bile elimize almadık. Zarif bedenlerine dokunmaya kıyamadık. 
Biz de buranın reklamını duymuş gelmiştik, görmek için gelinmiş gibi oldu. Tat alamadım. İnsan yapımı mağara önünde fotoğraf çekilmekle kaldım. Meraklısı gitsin görsün. Nem ortamında başka ülkeden getirilme değişik bitkiler ve bir kaç farklı kelebekler. Fakat iyi kazanıyor olmalı, buraya bakan belediyeler.
Devamını oku...
 
Kanmayın Kızmayın
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 23 Ocak 2019 10:34
altTürkiye'de yaz yaz, konuş konuş bitmeyecek o kadar çok konu var ki, hangi birinden bahsedeceğimizi bazen hiç bilmiyoruz. En iyisi kulak üstü yatmak, denilenleri dinlememek, hiç bir gündemi dikkate almamak. Hele şişirilmiş gündemler hakkında hiç yazmamak, konuyu konuşmamak, susmanın erdemine ermek, susmak benim en güzel huyum diyebilmek, tepki almamak ne hoş olur. Zihnimiz huzur bulur. Herkes her konuda bir şekil fikrini beyan ederse, ortalık laf curcunasından geçilmezse, sağlığımız bozulur. Kimsenin umurunda olmayız.
Gündüzümüzde, gecemizde en önemli gündemlerin biri şüphesiz yerel seçim, diğer gündemler seçimin gidişatına göre belirleniyor. Vatandaşın nabzı yoklanıyor, nabza göre şerbet hazırlanıyor. Yerel seçim için yapılan çalışmalardan biri de halkın dikkatini dağıtmak, bakışları hakikatten başka yerlere çekmeyi başarmaktır. Bunun içinde ya yapılan bir çalışmayı hizmete sokarsınız, takdir toplarsınız. Yahut Suriye konusunda husus belirtip durursunuz. Ara sıra da marketlere vurursunuz.
Şu sıra vatandaşın ilgisini çeken iki konu var, biri marketlerle pazarlar arasındaki fiyat farkı, ötekisi Atatürk adından nemalanan bir kalemin kasidesi. Marketler hayatımızda ne kadar süredir varlar? Yaygın olarak 90'lı yıllardan bu yana. demem o ki marketlerle pazar fiyatları arasında o günlerden bugünlere hep bir ücret farkı vardı. Market sahibi kocaman alanı kiralıyor, içini donatıyor, yanında elaman çalıştırıyor. Vergi veriyor, daha pek çok gideri bulunuyor. Pazardaki satıcıların pek çoğu köyünden getirdiğini satıyor. Satış yaptığı alanı kapladığı kadarıyla belediyeye yer işgal parası ödüyor. Pazarda meyve sebze satıcılarının pek çoğu doğal ürün deyip pahalı fiyat isteyebiliyor. Satıcının beyanı esas alınıyor, zabıtalarca etkili denetim yapılmıyor. Hâlden ürün alanlarsa genelde manavlar oluyor. Yani ürünlerin fiyat çizelgesi hâl çıkışına göre belirleniyor. Yani marketler ve pazarcılar meselesi detaylı konular. Şimdi mi geldi akıllara? Nedeni, nasılı irdelenmeden salt gündem olsun diye insanları birbirlerine düşürmemeli. Onca konuşulacak mesele varken, ortaya vatandaşın geçimiyle ilgili böyle bir konu atılmamalı. Atıyorlarsa, havasına hemen kapılmamalı. Denilene hemen kanmamalı, sonrasında kandırılmaya kızmamalı.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 87
 
Turkish Arabic English