Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

GELECEĞİMİZE YAZIK EDİYORUZ.

Adına sosyal medya denilen internet ortamı paylaşımları zıvanadan çıkmış hallerde, sonu nereye varır Allah bilir. Sanal uzuv da olsa iyilikleri paylaşmak, dini bilgileri bilenin bilmeyene öğretmesi güzel elbet. Lakin iş bu ortamda tanınma, kıyısından köşesinden şöhret ummaya geldi miydi, vahimleşme başlamış demektir. Sokakta görse selam vermeyen yahut selam almayan insanlar paylaşım sitelerinde sarmaş dolaş, can ciğer arkadaş. Oysa internette bulduğun düğmesini kapatınca, yahut elektrikler kesilince internette kalır. Tıpkkı yolda bulduğun yerde kaldığı gibi. Alsan hayrı dokunmaz, günahıda cabasıdır... Ne hale gelindi böyle?

İnsanlar o kadar haddi aşmış ki, masum yavrucuklarını bile bu ortamlarda sergiliyorlar. Kuşun kanadından bile korunması gereken, 'maşallah' dememiz gereken bebeler, kem gözlere sunum yapılabiliyor. Şöhret olma umuduyla bu uğurda nazenin gülünü kullanmaktan çekinti duymuyorlar. Kediyle, köpekle sarmaş dolaş bebek fotoğrafları, yol ortasında içersinde gülümseyen bebek bulunan pusetler (bebek arabaları. ) Bu pozlarla kime çalım yapıyor veya kafa tutuyorsunuz?

Devamını oku...
Şu anda 995 konuk çevrimiçi

Kısasa Kısas
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 01 Temmuz 2018 08:28

ALLAH KORKUSU OLMAYANLARDAN KORKUN.

ÇÜNKÜ ONLAR VİCDANLARINI YİTİRMİŞ,

ŞEYTANIN KÖPEKLİĞİNİ YAPAN ,

YAŞAYAN DEĞİL BEDENİ ÇÜRÜMEYE YÜZ TUTMUŞ ÖLÜ İNSANLARDIR.

altHerkes yavrusuna sahip çıksın. Ortam kötü. Kimin ne olduğu belli deği!

Adı Eylül... İnsan söyleyecek söz bulamıyor, nutku tutuluyor. Nur gibi bir  yavru, melek gibi geldiği dünyadan, bir şey anlamadan melek olarak uçtu gitti. Bir de Leyla adında kayıp küçük bir kız çocuğu daha var. Onun akıbeti henüz belli değil. Umulur ki sağ bulunur. Allah bu yavruların ailelerine sabırlar versin. 

Eylül daha sekiz yaşındaydı ve evlerinin önünde biskletine binerken ortadan kaybolmuştu. Ramazan Bayramından bu yana Ankara Polatlı'da aniden kayıplara karışan Eylül'ün bulunması için  güvenlik güçlerimiz seferber oldu, aranmadık yer bırakmadı. Lakin bir sonuca varılamadı.

Allah razı olsun çobanlık yapan bir insaniyet sahibinin ihbarıyla düğüm çözüldü. Ancak neticesinde  Eylül'den acı haber geldi. Küçücük bedeni uzak bir alanda bir elektrik direğinin dibinde ölü bulundu.  Anne ve babasının öpmeye ve koklamaya doyamadığı Eylül'e, komşuları olan bir adam önce tecavüz etmiş, sonra da hunharca katledip gömmüş onu. Ne kadar elem verici bir hadise, sağlıklı ruh sahibi birinin bu vahşeti yapamayacağı aşikar.

Bu acı haberi duyan herkes sosyal medya üzerinden idam isteyinde bulundu. Hatta bu ülkeden imzasıyla idamı kaldıranlardan biri olan, bir dönem ülke yönetimde var olmuş makam sahibi bir zat da "idam gelsin caniler asılsın," diye gürlüyor. Oysa aynı şahıs Ramazan bayramı öncesi, yani Eylül kaybolmazdan önce, seçim arifesinde gezerken af talebinde de bulunan kişinin ta kendisiydi. Vatandaş şunu bilmeli ki Türkiye'de AB uyum yasaları çerçevesinde idam cezası kaldırıldı ve bir daha da geri gelmez. Gelirse bundan yararlanacakları Avrupa'da Amerika'da hiç istemez.

Ben çocukken  idam edilen birini gördüm. Yaşım çok küçüktü. Şehir merkezimizde Mimar Sinan cami önünde büyük bir çınar ağacı vardı (hala heybetiyle durur) Kadına kıza sarkıntılık eden birini sabah ezanından sonra cami önüne getirdiler. Suçu sabit edilmiş olanın boynuna yağlı urgan geçirdiler. Sonra seyredenlerin gözü önünde cellat denilen görevli suçlunun üzerinde durduğu tahta sandalyeye tekmeyi vuruverdi. Adamın kırılan boynundan dili dışarı taşıverdi. Çok korkmuştum. Sadece biz çocuklar değil. Bunu görenlerin yüzlerinde korku ifadeleri olurdu.

Bizim evimiz o alana yakın olduğundan bir gün öncesinden belediye hoparlöründen asılacak kişinin anonsunu duyunca, ertesi gün sabahın köründe cami etrafına şehir ahalisinden duyup gelenler etrafa dizilirdi. Biz çocuklarda ailemizin peşi sıra koşarak meydana gelirdik ve büyüklerin arkasına saklanarak bacak aralarından, olanı biteni izlerdik. Büyüklerden bazıları derdi ki: "İyi oldu, şerefsizlerin katli vaciptir."

Çocuk yaşımdan erişkin olana kadar bir daha hiç idam sahnesi görmedim. Fakat gazetecilik mesleğine adım attığım 70'li yıllarda da idam cezası vardı ülkemizde. Ağır ceza duruşmalarını mesleğim gereği çok izlemiş biriyim. Hakim suçluya idam kararı verdikten sonra elindeki kalemi kırardı. Suçlu cezaevine götürüldükten sonra, bugün yarın asılırım korkusuyla yaşıyor olmalıydı ki, geceleri vicdani rahatsızlıklardan feryat - figan edişlerini zaman zaman gardiyanlardan duyardık. Ne var ki 80 ihtilaline kadar bir daha idam edilen şahsı ben ne gördüm, ne de duydum. Demek ki idam cezası alma korkusu suçluyu ölmekten beter ediyordu.

Devamını oku...
 
Patetes Almayacağım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 28 Haziran 2018 07:13

altZaman risk almak için çok kısa

Bizim güzelim ülkemizin topraklarında yetişen patetes ve soğanları çuvallara doldurup depolara tıkdılar. İç savaştaki Amerikan ve Rusya işgalindeki Suriye'den patetes ithal etmeye başlamışlar. Şaka gibi, ama ne yazık ki doğru.

Allah aşkına bilerek mi yapılıyor bunlar? Malum Suriye yıllardır kimyasal silahlarla yok edilmeye çalışıldı. Dolayısıyla Suriye toprağında yetişen patates insanımızı zehirlemekten, hemen değilse de ileri vade de hasta etmekten başka bir işe yaramaz.

Bu ithalatla hastaneler müşteri, pardon hasta kaynayacak demektir. İnsanımızın sağlık güvencesi riske girmiş demektir. Biz kobay mıyız, Allah aşkına bir tepki gösterin. Her yapılanı kabullenmeyin. İyice bir düşünün, bence bir hayli karanlık yönleri var bu ithalatın...

Nevşehir ve Afyon Şuhut patatesleri son derece lezzetlidir. Üretimde de bir aksaklık olmamıştır. Lakin çiftçinin elinde bırakılan, depolara kapatılan patatesler, otomatikman fiyat yüksekliğine sebep olmuştur. Mesele, dışardan ne idüğü belli olmayan, nasıl üretildiği, genlerine ne aşılandığı bilinmeyen yiyecek ve içeceklerle halkı hastalandırıp kırdırmaksa yirmi yıla kalmaz bu iş zaferle başarılmış olur.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin bizzat ağzından duydum. Sabah haberlerinde ekranlardan basbas bağırıyordu; "Türkiye'nin Suriye'de operasyon yaptığı bölgeden dört ton ürün getirildiğini belirterek, bunun sonucu olarak şu anda pazarda patates fiyatlarının 2 lira civarına gerilediğini gördüğünü söylüyordu. Operasyon yapılan yerler ne ara kimyasaldan temizlenip, toprağı ekilir dikilir hale getirildi? Bakan bunu belirtmiyordu. Çünkü hiç bir gazeteci böyle bir soru sormuyordu. Çoğunluk yandaş basın ya, sanırım soru sormaya cesaret edemiyorlardı.

Benim şahsi kararım patates yememek, ailemede yedirmemek. Dışardan et ithal edileli et de yemez olmuştum. Ama çok sevdiğim eti yememekle  ölmediğime göre, patetes yemezsem hiç ölmem. Zaten Rabbim izin vermedikten sonra ülkemde yetişmeyen hiç bir şeyi yememe kararı alsam ve tatbik etsem, sadece kuru ekmek yesem, yine de ömrüm süresince yaşarım. 

Devamını oku...
 
Önce Can
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 27 Haziran 2018 11:14

SAVAŞTA  KAN HAYATTA CAN

altDoktorum söyledi, "sıfır stres sıfır tuz" dedi. Yoksa yüksek tansiyon ve kalp yetmezliğinden aniden dünya değiştirebilirmişim. Bu da önemli değil de; ya ölmez yatar kalırsan çok çekersin, diye dikkatli olmam konusunda sunum önerdi. Kendine iyi bak, diye de tembihledi doktorum. Eve gelip düşününce doktorumun dedikleri dikkatimi bir noktaya yöneltti.

Önce kendim değerliğim. Kendime ne kadar iyi bakarsam, yaşlandıkça uğradığım hücre kaybına o kadar çok geç ulaşır mışım. Dünyaya ve yaşam imtihana değer bulunup gönderilmişim. Ben biriciğim. Başka eşim, benzerim yok. Yüce Allah dünyayı görmemi nasip etmiş ve çok şükür sağlıklı var etmiş. Bunun kıymetini bilip, şükredenlerdenim elhamdülillah... Hayat denilen sihirli yolda yalnız başımıza yürüyoruz. Yani herkes kendi kaderini yaşıyor. O halde kimse benim ne yaşadığımla o kadar çok ilgilenmez ki, ben de kimsenin ne yaşadığını çok yakınım da olsa o kadar iyi bilemem.

Doktorum; "Daha istikbalini sağlayamadığım, yuvalarını kuramadığım çocuklarım var" sözüm üzerine; bir şey daha soktu aklıma: "Çocukların için stres yaşıyor olabilirsin, ama emin ol ölsen iki gün ağlar, üçüncü gün yaşamlarına devam ederler. Onlarında kendi kaderlerini yaşamaları gerekiyor. Hayat böyle bir şey işte, " dedi.Yani sözün özü: "Hiç bir şey benden, bana bahşedilen candan daha değerli değil."

Bunun için hiç kedere kapılmamaya, hep mutlu olmaya odaklanmam lazım. Aksi halde onu düşün, bunu düşün. Kendime vakit ayıramıyorum. Hep stres altında yaşıyorum. Bu gerginliği hipertansiyon ve kalp rahatsızlığı oluşturdu bünyemde; beynimdeki vertiko da cabası. Bütün bu sağlık sorunlarım, kendimden gayri herkesin hayatını dert etmemden kaynaklandı. Özverili olmak değil, sağlıklı olmak gereklidir. Çünkü sağlıklı olursam, başkalarına daha faydalı olabilirim. Ne yazık ki bu duygu ve düşünceleri 63 yaşımda, doktorumun "Savaşta kan, hayatta can" sözünün üzerinde düşününce idrak edebildim. Ben bunu bu yaşıma kadar hiç akla getirememişim. Adeta önceki senelerim ayakta uyur gibi, gaflet içinde geçmiş.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 416
 
Turkish Arabic English

Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ