Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Müslümanlara bu çeşmeden su içmek haram

Vaktiyle Bursa’ da bir Müslüman, eski adı “Yahudilik Yolağzı”, bugünkü adı Arap ...Şükrü olan muhitte çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş:

“Her kula helâl, Müslüman’a haram!..”
...
Bursa başkent, tabii Osmanlı karışmış, bu nasıl fitnedir diye…

Gitmişler kadıya şikâyete, adam yakalanıp yaka-paça huzûra getirilmiş. “Bu nasıl fitnedir, dîni İslâm, ahâlisi Müslüman olan koca devlette sen kalk, hayrattır, sebildir diye çeşme yap, ama suyunu Müslüman’a yasakla!.. Olacak iş midir, nedir sebebi, aklını mı yitirdin?..” diye çıkışmışlar adama. Adam:
Devamını oku...
Şu anda 2595 konuk çevrimiçi

DYP Bitti Beni de Bitirdiler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 26 Nisan 2021 07:36

altSİYASETİN GÜCÜ YADSINAMAZ AMA SİYASETİN ASIL GÜCÜ NEDİR BİLİYOR MUSUNUZ? MAKAM GÜCÜ DEĞİL, İKTİDAR GÜCÜ DEĞİL, MADDİ GÜÇ DE DEĞİL SİYASETTE ASIL GÜÇ HALK GÜCÜDÜR. BU GÜCÜ ARDINA ALABİLEN ZOR DEVRİLİR.

Bir siyasetçi olarak kendini halka sevdirdin mi, gerisi kolay oluyor. Yanlış yapsan da önemli değil halk seni her dem doğru biliyor. Hani günümüzde "Ölümüne Kanka" diyorlar ya, halk o siyasetçiye o denli bağlanıyor ve biat ediyor ki, biri siyasetçi için “gözünün üzerinde kaşın var" dese, öfkeden çılgına dönüyor, bazıları meftunu olduğu siyasetçi için ölümü göze alıyor.

Kıymetli okurlarıma kendimden örnek vereceğim. 20 küsur yıl öncesi Türkiye genelinde bu ülke yönetiminde kim ve kimler bulunuyordu. Demireller, halkın büyük kısmı, kocamış olmasına rağmen Demirel sevdalısıydı. Benim yaşadığım şehir Demirellerin kalesiydi ve ben bu kalenin üst düzey komutanlarına çok yakın biriydim. 1970’lerin sonlarından beri, az süre değil. Hatta kalenin başkomutanı Şevket Demirel’in çok değer verip, sevdiklerinden de biriydim.

Doğrusu ben bir siyasetçi değilim. Ve siyasetin veballi iş olduğunun bilincindeyim. Ama “zerre kadar siyasete bulaşmışlığım yok” desem de yalan olur. Ben Isparta Belediyesinin DYP’li Belediye Başkanlarına uzun yıllar Basın Müşavirliği yapmış biriyim. Halkımız DYP’li tüm siyasileri olduğu kadar, siyasilerin yanında sıklıkla gördüklerinden beni de bağırlarına basacak kadar çok seviyorlardı. Halk, (kendilerini siyasi başlarla benim kaynaştırdığımı ‘çoğunluk’ iyi biliyor,) bu bakımdan bana da saygıda kusur etmiyor. Gördüğü yerde övüyordu. Bir dileğimin olup olmadığını soruyordu. “Var” desem, ânında yerine getirmek ister vaziyette duruyorlardı.

O yıllarda partili başkanlarla sık görüldüğümden her yanda söz sahibiyim, bir sözümle her istediğimi yaptırabilecek düzeydeyim. (Abartı sanmayın, ardında iktidar gücü bulunan partili belediye başkanının makam arabasını kullanan şoförün önünde bile, baş savcının ceket iliklediğini gördü gözlerim.)

Saltanat sürmek istesem âlâsını süreceğim, o derece her imkân bizden yana…Lakin ben Allah’tan korkuma hak yemekten imtina ediyorum. (Benden sonra belediyeye girenler hemen araba aldılar, benim ehliyetim vardı. Lakin işçi kadrosundan gelen maaşımla yetindiğimden, araba alma olanağım hiç olmadı.) Hep halk taraflı gazeteci bilindiğimden, halkın hakkını da korumaya özen gösteriyordum. Belki birazda bu yüzden seviliyordum. Tâ ki DYP bitene kadar…

Sonra 2000’li yılların başında ne olduysa bir şeyler oldu. Halk başka sevgili buldu. DYP’yi sandığa gömdü. Dolayısıyla DYP’ye bağımlıların pek çoğu saf değiştirdi. Yönetimde bulunanların her biri bir yana dağılıverdi. Çoğu siyasette yok olmama adına yeni gücün etrafında toplandı. 

Ortada DYP’li bilinen bir tek ben kaldım. Oysa hiçbir partiye kaydım kuydum yok, siyasetle basın müşavirliğim dışında bir bağlantım yok. Basın müşaviri oluşumda partiye yakınlığımdan değil, gazeteciliğimdeki mesleki tecrübemden dolayı. (Şevket Demirel, tecrübeye önem veren biriydi.) Lakin halk gazetecilik yaptığım yılları unutuveriyor. Beni son bildiğiyle tanıyor, geçmişimi hiç akla getirmiyor. "DYP'lilerin basın müşaviriydin, dolayısıyla onların içlerini en iyi sen bilirdin." tantanası başlatıldı. (başka bir partili belediyeye başkan olunca, ben emekliye ayrılmak zorunda bırakıldım. Dolayısıyla basın müşaviriği de bende yok. Buna rağmen eski sevdalılarının ipliğini pazara çıkarmak isteyen partili yandaşlar tarafından şiddete maruz bırakıldım. Gazeteciliğimi de yaptırmıyorlardı. Ortada günah keçisi olarak kalakaldım.)

Devamını oku...
 
İklim Zirvesi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 24 Nisan 2021 11:13
altDünyada insan nufusu hızla artıyor, su kaynakları azalıyor. Büyük ülkelerin başkanları bu sıkıntıyı tartışmak üzere bir araya gelmiş. Bakalım ne işler becereceklermiş. "ABD’nin davetiyle 40 dünya liderinin katıldığı İklim Zirvesi başladı" deniyor medya merkezlerinde; ABD Başkanı Biden iklim değişikliği ile mücadele konusunda ülkelere beraber hareket etme çağrısında bulunmuş. 
 
Aman ne sevindik! Nâmınızın reklamı mıdır bu toplantılar. Zira yıllardan beri tarumar edilen iklimin nesine çare olacaksınız acaba? Sanki ne yapacaklar toplanınca, bozdukları dünyadan özür dileyip günah mı çıkaracaklar? Yoksa daha da bozmak uğruna yapıcı görünüp yıkıcılıklarına devam mı edecekler? İklim zirvesinde küresel ısınmadan, geri dönüşümün faydalarından, eko sistemden, rüzgar güllerinden enerji üretmenin maliyetinden mi söz edecekler. Çareyi yine kimyasalda mı bulacaklar, doğal gıdalar diyerek , camekanlarda hormonlu üretim yaparak doğallığı bozdular. Keşke günah çıkartır olsalar, keşke dünyayı hırsları uğruna mahvettiklerini anlasalar.
 
Daha yakın geçmiş bir zamanda dünyanın her biri yerinde gürül gürül akar sularımız vardı. Bizim ülkemizde köylüler harım denilen yerlerini arıktan akan gür sularla sularlardı. Arık suyundan beslenen toprak, kana kana içtiği suyun hakkını "emeğinin karşılığı" dercesine dolu dolu ürünlerle insanlığa sunardı.Öyle bir tarlada yetişen domatesin, biberin ve daha pek çok şeyin lezzetine doyum olmazdı. 
 
Damla sulama diye bir şey çıkardılar, seracılığı yaygınlaştırdılar, bir yerine bin ürün alma açgözlülüğü yaptılar. Gözü doymayanlar, gönlü boş olanlar kendi kazançları uğruna âlemi perişan yaptılar. Hırs gelince göz kararır, hırs gidince yüz kızarır. Bunların yüzü kızarıyor değil, bunlar yeni fesatlık arayışındadırlar. Suyumuz niçin azalıyor acaba, hiç akıl etmez misiniz?
 
"Şüphesiz Allah, hiçbir şeyle ve hiçbir şekilde insanlara zulmetmez. O kullarına haksızlık etmekten ve zarar vermekten münezzehtir. Ancak insanlar günahlara dalmak, fıtrata ve şeriata aykırı davranmak ve kötülüklere sapmak suretiyle kendi kendilerine zulmetmekte (bela ve cezaları hak etmekte) dirler. "
Devamını oku...
 
Nasrettin Hoca Ramazanda
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 24 Nisan 2021 09:43
altZekasına, nüktedanlığına hayran olduğum, muhterem âlimlerimizden Nasrettin Hocamız da mübarek ramazan aylarında oruç tutarmış ve böyle günlerde insanlara daha sevecen yaklaşırmış. Lakin ona takılmadan duramayan, kızdırmaktan hoşlanan adamlar ramazanda da hocayı sinirlendirmek, onun hararetini artırmak için elinden geleni yaparlarmış.
 
-Bir ramazan günü Nasrettin Hoca oruçlu haliyle sallana sallana yürürken biri arkasından ensesine kuvvetli bir tokat atar. Hoca neredeyse yere düşecektir. Hoca hiddetle döner adama, ramazan hatrına ağzından kötü söz çıkartmadan, "ne cüretle vuruyorsun" der.
 
Genç adam biraz ukala bir tavırla, hocayı bir arkadaşına benzettiğini söyler. Ayrıca hocanın küçük bir tepeyi dağ haline getirdiğini belirtir. Bu sözün üzerine Nasrettin Hoca'yı mahkemeye gitmekten başka bir yol tatmin etmez. Hadsizle dalanmaktansa, çalılığı dolanmayı tercih eder. 
 
Hoca'nın ısrarı üzerine genç adamla birlikte kadıya giderler.
Kadı her iki tarafıda dinler. Ancak genç adam Kadı Efendi'nin arkadaşıdır. Bu sebeple arkadaşını müşkül durumdan kurtarmanın çaresini düşünürken hocayı yumuşatmaya çalışır.
"Hoca Efendi hislerini anlıyorum. Şu ramazan vakti affetsen iyi olurdu bu genci, madem affetmeyip buraya geldin. Genç kendine aynı şekilde bir tokat atsın, ödeşin gitsin ."der. 
 
Hoca bu teklifi kabul etmez, illa mahkemenin hakkaniyetle görülmesinde ısrar eder. Bunun üzerine Kadı, bir kaç kelime geveleyip, genci 5 kuruşluk para cezasına çarptırır. Sonra gence mânâlı bakarak, gidip parayı getirmesini söyleyerek kürsüden iner.
 
Nasrettin Hoca, mahkeme salonunda genç adamın dönmesini bekler. Aradan bir saat geçer, iki saat geçer, üç saat geçer. Fakat genç adamın geldiği, geleceği yoktur. İftar vaktide hayli yaklaşmaktadır. Ortalıkta kapı gıcırtısı dahil, hiç bir şekil ses seda da yoktur. 
 
Mahkeme salonunun kapanmasına az bir zaman kalmışken, Kadı Efendi telaşla evine gitmeye hazırlanırken Nasrettin Hoca, Kadı Efendi'nin ensesine okkalı bir tokat atar. Kadı Efendi neye uğradığını şaşırmış vaziyetteyken, hoca şöyle der:
"Kusura bakma Kadı Efendi. Ben genci daha fazla bekleyemeyeceğim. Hakkımı sizden almış oldum. Gelirse söylersiniz o 5 kuruşu size versin."
 
-Nasrettin Hoca pazarda zeytin satıyormuş. İki üç sokak ileride oturan uzaktan göz aşınalığı tanıdığı bir hanıım, müşteri olarak gelmiş.Zeytini evirip çevirip duran kadın bir yandan da hocaya sormuş:
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 155
 
Turkish Arabic English