Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

DİNİN KORUYUCUSU ŞÜPHESİZ YÜCE ALLAH'TIR. HİÇ BİR YERE GİTMEZ EVVELALLAH, LAKİN İNSANLAR DİNİNDEN UZAKLAŞINCA, DİNİNİ DOĞRU  YAŞAMAYINCA MANEVİ BOŞLUĞA DÜŞER, ŞEYTANIN SEVMEDİKLERİNE KÜSER. DONU GÖRÜNSEDE GÖZ SÜZER, GÖNÜLLERDE GEZER.

Özgecan Aslan Hanım kardeşimize Allah'tan rahmet diliyorum, çok üzüldüm, inşaAllah imanını kurtarmıştır, namusunu savunurken öldü, Rabbim şehit muamelesi yapar inşallah… Zor bir zamanda yaşıyoruz, herkese dikkat etmek lazım, bilhassa genç hanım kardeşlerimiz yanlız seyahat etmesinler, yabancı insanlarla yanlız kalacak ortamlara girmesinler, Mevlam bütün kızlarımızı, hanımlarımızı evlatlarımızı masumlarımızı, iyilerimizi, iyiliklerimizi muhafaza etsin, Allah böyle acılar bir daha yaşatmasın, âmin

Kimsenin kimseyi öldürmeye, zulüm etmeye, yaşam hakkını sonlandırmaya hakkı yoktur. Canı veren Allah’tır, yanlış yapanın cezasını en doğru şekilde verecek olanda Allah’tır. Müslüman müslümanca düşünür ve yaşarsa, kötülükler var olmaz, olanlarda barınamaz, iyiliğin çokluğu içinde kötülük barınabilir mi, yok olur, kayıplara karışır gider.

Müslümanca, insanca tarifi olmayan bir utanç yaşandı. Bir masumun katledilişine, bir annenin feryadına duyarsız kalınabilir mi? Müslüman karıncayı bile incitmemeli buyurmuş sevgili peygamberimiz (Salllahu Aleyhi ve Sellem) Müslüman bilinen bir ahlak yoksunu, tutup bir masum üzerinde şeytanın buyruğunu uygulamış. Yetinmemiş ellerini kesmiş. Bu caniyi doğuran anne, kendi de pek çok şeyden yoksun yaşarken, çocuğuyla gerektiği şekil nasıl ilgilensin? Allah verdi diye doğurduğunu, Allah'ın niçin verdiğini bilmeden, dininin güzelliğini öğretmeden çocuklarını büyütürken, birinin böyle olacağını nerden bilebilsin? Okullarda ne mahrem, ne namahrem belletmeden, din derslerinden beş veren hocaları da belli ki bu canilere baştan savma eğitim vermiş. Zira okullarımız diploma vermeye odaklanmış. Dinden uzak tutularak uygulanmaya çalışılan sistemler yanlış vesselam. Dediklerim onay almıyorsa, bir yerlerde yanlış yoksa bu ahlaksızlığı kim niye yapıyor o halde? İman yaşanmadan insanlık öğrenilemez. Maalesef yetiştirilmede eksiklerimiz çok. Milli ve dini terbiyemiz yok, batıya ve batılın şekline göre puanla değerlendirmeler yapmaktayız.

Duyarsız kalınamaz, normal bir ölüme bile duyarsız kalınamıyor, hiç tanımadığının ölüm selasını duyunca üzülüyor insan olan. Değil mi ki masum bir genç kızın hunharca hayatına son verdirilmesine hiç duyarsız kalınamaz, lakin gösterilen duyarlılık şekilleri yanlış ki ne yanlış… 

Devamını oku...
Şu anda 258 konuk çevrimiçi

AMAN EFENDİM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 18 Mayıs 2017 05:59
Doktor 3 aylık ömrünüz kaldı deyince başhekimin yakınıyım dedim, 6 ay daha ömrü uzattı.
Çocukca şaka bir yana; bu ülkede işi bileceksin, lakin öyle böyle o toprağa gireceksin...

altÜlkemiz Torpil Cumhuriyeti

Vebal nedir bilir misiniz ?Hak etmeyenlere makam mevki vermektir…Ecdadımız Fatih Sultan Mehmet Han demiş...

Maalesef Müslüman bilinen ülkemizde vebalden geçilmiyor. Hak yiyen yiyene...Örneğin; bazı öğretmenler atanamıyor, pazarda hıyar satıyor. Bazıları torpil baskısıyla evinin yakınında bir okula bile atanabiliyor. Bir telefonla maaşa bağlanıyor, sırtını devlete dayamanın rahatlığına erişiyor. Lakin aldıkları paraya doymayanlar var. Misal mi, benim kapı komşularım. Adam bir kolejde kimya öğretmeni, karısı bir ilköğretim de müzikçi... Haftada iki gün birer saatliğine okullarına gidip derse giriyorlar. Orada nasıl bir şey öğretiyor veya öğretemiyorlarsa, diğer günler evlerinde saati 50 liradan öğrencilerine ders veriyorlar. Evlerine günde gelen öğrencilerinin hatti hesabı yok. Neredeyse her yaştan her cinsten... Sınıflarında o kadar öğrenci sayıları yoktur. İki cepheden ve iki koldan paraya para demiyorlar. Vergi yok, kimseden çekinme yok. Arkalıkları ne kadar sağlamsa artık, aldıkça doymuyorlar.

Dünya hırslarından bana ne de, kapımın önüne çıkarılan kocaman ayakkabıların çokluğundan bıktım usandım. Kokularını çekmekten öte, sokağa çıkamaz oldum, takılır düşerim korkusuna... Komşuluk hakkımı ne yapsam? Allah'a havale ediyorum. Dünyalık torpilleri yüksek yerden, ne me lazım, durduk yerde uylamasınlar. yaşım uğraşmayı kaldırmıyor artık.

Demem o ki, Türkiye vasıfsız elaman kaynıyor. Türkiye'de işe göre adam değil, adama göre iş ayarlanıyor. Türkiye’de nerede torpille iş kapmışlar, devlete yaslanıp kefif çatmışlar varsa bence haramzadedir. İsterseniz araştırın ne kadar makam mevki varsa mutlaka dünyalık bir güce bağlıdır, bağımlıdır. Ve o güç ile yönetilir, yön bulur. Bu güç genellikle siyasi yüzdür ve bu yüzdendir ki bizim ülkemizde çoğu insanımız, kim siyasi güce erişmiş, o gücün etrafında çörekleşir. Zira güce ne kadar yakınlaşırsa, ne kadar göze giren olursa o kadar torpilde öncelik bulur. Kısaca sırtını sağlam yere dayamış ve dünyalık geleceğini garanti altına almış olur. Torpille bir koltuk kapan, artık kendisi çevresine torpil yapan olur. Başlar artık eşinden dostundan, akrabadan, uzak tanıdığa kadar, ağalık yapar. Kolu uzadığı kadar, fırsat kapar...

Torpille işe kayırmaların kanıksandığı ülkemde yalakalığın dozu da her geçen gün böylece artmaktadır. Zira makam sahipleri bu dozaj doğrultusunda makamında kalmaktadır. Torpille iş bulan her kimse daima torpil aracısını gördüğünde "aman efendim, ne şahanesiniz, bugün dünden güzelsiniz, bir emriniz var mıdır efendim, emrediniz" gibi cümleleri sıklıkla kurmaktadır. Öyle sıradan söylenmez "aman efendim" bel kırılacak, boyun bükülecek ve yağlı ağzının nağmelerini bütün dünya duyacak şekilde yavşamalıdır.. Aksi halde vay dünyalıklarına. Yağın ayarı bir düşürdü mü, koltuğun altından kayması o denli çabuk olur.

Yöneten konumundaki siyasilerin veya bir tarikatın, derneğin, hacı, hoca veya bir yerde baş; yani güç konumundaki kimsenin önünde el pençe divan durup yağlı dil döktüğünde arkalığın sağlam olur. Düğme iliklemeyi ihmal etmişsen ve cümlelerinin arasında yağsız bir harf geçirtmişsen, durumun yaş. Vay haline koltuğun sallantıdadır. Hatta altından kayması her an mümkündür. Vicdan yerine yürek endişe duyar bu halden, çünkü koltuğu kaybetmek demek itibardan yoksunluk demektir ülkemde; bu bakımdan karaktere göre değil, makamlara göre şekillenir insan ilişkileri…Kendinizden yüksek gördüğünüze ne kadar çok aman efendim derseniz, o kadar büyük koltuğa kurulursunuz ve sizin etrafınızda da size o kadar çok aman efendim, diyenleriniz çoğalır. Sonra siz de edindiğiniz güçle her bir dediğinizi gerçekleştirirsiniz. Kızdığınız insanlara bir emirle ceza bile kestirirsiniz. Keyfiniz ne isterse o emir adledilir… Velhasıl makamlar mükemmeldir, bu yüzden kapıldı mı, kaptırmamalıdır. Formulü: "Aman efendimm" nidası bilhassa siyasilere bol kullanılmalıdır.

Dünya hırsıdır kişileri buna yönlendiren, asla İslamla bağdaşmaz. Şeytanla güreş tutulmaz. Şeytanla mindere çıkma, o seni bir gün tuş eder. İslam'a göre hareket edersen, çarelerin tükenmez. Rabbimiz kendinden başkasına kulluk edenden hoşlanmaz…İnsan, onurlu bir hayat yaşayabilmek için, aç kalmayı da, toplum tarafından dışlanmayı da göze alabilmelidir. 

Devamını oku...
 
GAZETECİ OLMASAYDIM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 21 Mart 2017 16:43

GAZETECİ OLMASAYDIM ÜNLÜ BİR YAZAR OLUR MUYDUM,

TÜRKİYE ŞARTLARINDA OLAMAZDIM. ARKALIKSIZ YÖN BULAMAZDIM.

altVE DE SÖYLEMEK  İSTEDİKLERİMİ YAZARLIKTA YÜREKLİLİKLE DİYEMEZDİM.

Bizim milletimizin büyük bir kısmı doğuştan şairdir, edebiyatçıdır ve de tiyatrocudur. Hele ki iletişim teknolojisinin her haneye tel ağı attığı günümüzde, her tuş kullanımı öğrenen yazar, gazeteci, hatta düşünür. Sosyal ortamda görüldüğü üzere herkes biraz zamane Mevlana'sı, biras Yunus Emre'si, biraz karacaoğlan'ı; hatta daha ne kadar edebiyatcı, yahut filozof, âlim varsa hepsinden bir tutam karılmalar. 

Ben de doğuştan Allah vergisi, yetenekli bir yazarım, ama yazarlığımı çok gündeme taşımıyorum. Gazeteciliğe bulaştığım günden bu güne, yazarlığımı geri plana attım. Oysa ilk tanıştığım yerel gazetenin kadrosuna baş yazar olarak dahil olmuştum. Roman ve hikaye yazıyordum. Arada bir şiirlerimde yayınlanıyordu. Edebiyat yaparken gerçekleri fazla dile getiremiyorsunuz, söyleme gereği duyduklarınızı kaleme ifade ettiremiyorsunuz. Okurlar edebi yazılarda entrikalardan ve hayal güçlerine hitaplardan etkileniyordu genelde... Dürüst gazetecilikte ise yanlışa yanlış denilebiliyordu. İnsanlar doğru bilgilendiriliyordu. İşte ben gazetecilikte bunu sevdim ve bir de halkla içiçe olmayı, onların sorunlarını dobraca dile getirmeyi. 

Vatandaş da çalıştığım gazetelerde ve televizyonlarda onların sıkıntılarını, arzuladıkları şekilde konu etmemi sevdi. Ben bu şekil gazetecilik mesleğini çok benimsedim ve böyle kabul gördüm, kabullendim. Yazarlığımı da köşe yazarlığı olarak devam ettirdim yıllar yılı profesyonelce...

Lakin çoğu sözde gazetecile beni kendileri gibi yalaka olmadığım için, yanlışa muhalif olduğumdan beni sevmezler. Onlar överler makamları, döverler dolu paraları. ben makamların yanlışını çıkaran olduğumdan çekerim ezaları. Sonucu her ne olursa olsun, doğrusu benim yaptığımdır. Zira eleştirme, sorgulama, analiz etme, mihenge vurma kabiliyetini kaybetmiş kitleler bu ülkenin bugünü ve geleceği adına en büyük tehdittir... Bunun bilinciyle gazetecilik yapanlar, kalem kullananlar, hakkaniyetlidir. İnsanın yolu cesareti kadardır. Allah'a şükür onca engellemelere ve takılan çelmelere rağmen azimle ve cesaretle kırk yılı devirdik mesleğimizde...

Gazeteciliği bu kadar çok sevmesem ve mesleğim olarak kabullenmeseydim, kitapları sık yayınlanan ve çok satan, sıklıkla okunan bir yazar olabilir miydim?

Bir güce dayanmadan, onun buyruğuna uyarlanmadan olamazdım. Olamadım da. İlk kitabım yayınlandığında pek çok yayıncıyla tanışma imkanım oldu. Onlarda aynı vurguyu yaptılar bana. "En kalite kalem de olsan, bir gücün fikirleri doğrultusunda kalemini oynatmazsan seni kabullenmezler." diyenlerin yanı sıra, "yazılarını kendi keyiflerine göre değiştiren güçlere de rıza göstermen gerek, ancak bu şekil ünlenirsin. Ünlenince de ne yazsan çok satarsın" diyenlerde oldu. Ve "bu alanda bir derneğe, bir birliğe üye olman, aidat ödemende gerekiyor" diye sektörün şeytani şeklini dile getirenlerde bulundu.

Devamını oku...
 
BEŞ BİLGİSAYAR YEDİM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 18 Mart 2017 23:54

altBeş senede beş bilgisayar tükettim. Hem de her parçası çok kapasiteli, kaliteli, en pahalılarından, en markalılarından ve en verimli olanlarından... Masa üsttü, diz üstü, çifter çifter kullanmadığım kalmadı. Şimdi de aya üstünü deniyorum. Avuç içinde taşına bilenle ne kadar ne yapabilirim bilmiyorum. İdareten, yapabildiğimce, bilgisayarımın altıncısı en kısa sürede alınana kadar.

Mesela mecburen kullanmak zorunda kaldığım, çantamda bile taşınabilir ufak olan ekranda bu yazıyı yazabiliyorum, Lakin gözlerimi yorduğundan, facebook arkadaşlarının yorumlarına cevap yazamıyorum. Allah korusun dert değil elbet, alışkanlık. Ne kolay alışmışız, nice değerlerin yerine onu koymuşuz değil mi?

Aman bir süre de beni iznim olmdan durmadan paylaşımlarına etiketleyen, gruplarına ekleyen arkadaşlar cevapsız kalsınlar ne yapayım, angarya gibi geliyordu zaten. Sokakta görsem tanımayacağım insanların paylaşımlarına, tıklamalarına cevap vermekte zorunluymuşum gibi hisseder olmuştum kendimi. Karşılıksız, paylaşımlarını tıklamasız yapsınlar da göreyim... Facebook da falan işim olmazdı benim, yıllarca direndim o alana dalmamak için. Sosyal ağlara takılma nedenim, farkındasız bende gelişen fotoğraf biriktirme tutkumdan vazgeçerim amacıydı. Fakat hepten artı, ne yapacağım, şimdilik hiç bir fikrim yok. Düşünme evresindeyim...

Gerçekten hiç abartmıyorum. Çocukların kullandıkları bilgisayarlar hariç, çünkü onlarınkiyle alakam yok. Bu beş bilgisayar kendi şahsıma aitti, çürüye çıkardım.

Beşini aynı anda almış, kullanmış değilim canım. Biri bozulunca yaptırdım, olmadı, diğerini aldım. O bozulunca ötekini, derken beş yılda beş bilgisayarı sudan sebeple harcadım. En sonuncusu ortanca oğlumun hediyesiydi. İyilerin en iyisiydi. dedim "oğlum buna gözüm gibi bakarım, ne oyun oynar, ne de çok yükleme yaparım." Bu konuda sözümü tutamamış olmak, beni bu defa fazlasıyla üzdü. Oğlum "canın sağolsun anne" diyor, ama ben mahcubum işte. Sokaktan savrulmuş gelmiş gibi acımasızca yedim. Yazık, bunun başka izah tarzı yok.

Nasıl mı yedim, çatır çutur öyle çayın yanında yemedim tabi ki de... ilim yolunda da sarfiyat yapmış değilim. Keşke öyle olsaydı, tamamen hırsımın neticesinde nihayetlendirdim... Söylemesi ayıp olmasın biraz fazlaca bağımlıyım bilgisayara... Şehrimin sınırları dahilinde piyasaya ilk çıktığı gün alanlardanım. Şimdi girmediği ev yok, ama ben daha kimselerde yokken gerekli görüp almıştım. Komşularım henüz bilmezken, ne olduğuna anlam veremezken, 1997 baharındayken... Yirmi yılı geri de bırakıvermişiz, dile kolay. Servis getirip masamın üzerine kurulum yaptığında, ilk kolay öğrendiğim adam as oyunuydu. Belediye de yoğun işlerim arasında bile fırsat buldukça bu oyunu oynardım. Harflerin bilinmesiyle oynanıyordu, tıkladığında çıkan hafleri bilemedin mi çizgi adam asılıyordu ve oyunda yanılıyordu. Ne günlerdi?

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 376
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ