Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Isparta’da araç sayısı her geçen gün işsizlik oranında yükseliyor. Dünyanın parası verilerek alınan lüks arabalar, birkaç kuruş otopark parası vermemek için cadde ve sokak kenarlarına gelişi güzel park ediliyor.

Neredeyse her cadde, her sokak arası, araba park yeri olmuş halde; sergilenen görüntü belki Ispartalının ekonomik krizden etkilenmediğini, Ispartalının zenginliğini yansıtıyor. Ancak yayaların rahat yürüyüşlerini engelliyor.

Devamını oku...
Şu anda 1875 konuk çevrimiçi

Kapı Dağı Efsanesi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Ocak 2021 00:22
 
 
alt
HEYBETLİ DAĞIN GÖLGESİNDE APTAL BESLEYENLER
 
Allah'ın yarattığı görkemli güzelliklerden biri olan dağların en namlılarından biri de Akdeniz yöresindeki Kapı Dağı'dır. Isparta'nın tarihi ilçesi Uluborlu'nun sınırları içinde bulunan bu dağ gölgesiyle ünlüdür. İlçenin üzerine yayılan dağın gölgesi, yaz aylarında bile insanın içini ürperten üşütücü bir serinlik verir. Uluborlu halkının bu dağın gölgesinden kurtulmak için geçmiş vakitlerde türlü uğraşlar verdiği rivayet edilir.
 
Uluborlu; misafirperver güleryüzlü insanların, yağlı güreş tutan pehlivanların yöresi. Ah bir gidip görülesi, bir durup dinlenilesi mekân. Yemyeşil kiraz bahçeleri ve kıpkırmızı yenilesi kirazları da bol olan Uluborlu yöresi için Aptal besleyenler denir. 
 
Uluborlu ilçesinin tarihini, coğrafyasını hayli anlatmışlığım olmuştur. Buradan Uluborlu'da doğup büyüyenlere neden 'Aptal Besleyenler'  denmiştir. Bu nedeni ve Kapı Dağı'nın hikâyesini anlatacağım. Daha önceleri çok yerde yazdım, bir de Milliyet Blog okurlarıma hikâyeden bahsetmek istedim. Umarım okurken tebessüm edersiniz.
 
Uluborlu, Uluborlu olalıdan beri; sözüm ona hemen yanlarında bulunan heybetiyle ünlü Kapı Dağı'ndan dolayı, güneşi hiç görememekten muzdariplermiş. Bu hal o kadar çok canlarına tak etmiş ki, birbirlerini gördükleri her yerde dağdan başka bir şey konuşmaz olmuşlar. "Şu, sıcağımıza kapı olmuş dağ bir kalksa da, bizimde yüzümüz güneşi görse, ürünlerimiz güneş alıp serpilse" der dururlarmış. Bu lafları o kadar sık söyler olmuşlar ki, duyan duymayana iletmiş, sonunda memleketin dört bir yanını Uluborluluların bu ısdırabı inletmiş.
 
Bir gün bu sözleri duyan bir çingene gelmiş ilçeye, bakmış halk dağı kaldırtmak için ne mümkünse yapacak. Dalmış Uluborluların arasına, sıska bedenine bakmadan kasıntıyla konuşmaya başlamış: 
-"Ey yöre halkı ben bu dağı kolayca kaldırırım" demiş.
 
İlçe halkı telaşlanmış ve dahi umutlanmış, ama çingene cılız adammış, bunu nasıl yapabilirmiş? Çingene halkın merakını gidermek için, hiç düşünmeden: "Aklımla" deyivermiş. Uluborlu halkı, "biz de düşün düşün akıl kalmadı. Belki bunun aklı farklı yöntem üretir" diyerek çingeneyi ciddiye almışlar. Çingene, kendisine meraklı gözlerle bakan ahaliye ilk evvela bir şartı olduğunu söylemiş:
-"Gördüğünüz gibi pek ünemiş (gelişmiş)biri değilim. 40 gün, 40 gece beni iyice bir beslemeniz gerekiyor. Benim fikrim beslendikçe çağlar, sonrasında bedenim dağlar yıkar" demiş. Ahalinin aklına girmek için konuşmasına aralıksız devam etmiş:
-"40 gün beni semirtin, 40 günün sonunda beynim de, bedenimde güçlenmiş olaraktan ben bu dağı bir çırpıda sırtlanır götürürüm. Siz de güneşe kavuşursunuz, altında bir güzel mayışırsınız."
 
Uluborlu ahalisi ilk gördüklerinde aptal diye küçümsedikleri bu çingenenin ermiş bir zat, çok muhterem bir abdal olabileceğini düşünmüşler. "Yapar mı yapar" diyerekten, teklifi hemen hepsi kabul etmişler. 
O gün ve sonrası, her bir Uluborlulu tam kırk gün evlerinden sinilerle taşıdıkları en iyi yiyecekleri kendileri yememişler çingeneye yedirmişler. Bal, börek, kaymak, çörek, badem, ceviz, kimde ne varsa hiç esirgememişler. Çingenenin önüne her bir vakit sofralar düzmüşler. 40 gün boyunca çingeneyi ziyadesiyle beslemişler.
Devamını oku...
 
Anamı As
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 16 Ocak 2021 22:17
ANAMAS DAĞI VE YAYLASININ HİKÂYESİ 
GERÇEK PAYI VARDIR, ÖRNEK ALINMALIDIR.
 
altBinbir sıkıntıyla gençlik yaşlarını geçirtmiş, kocasını en alımlı çağında yitirmiş bir kadıncağız, biricik oğluyla babasından kalan iki göz bir hanede konaklamaktaymış. Hiç bir yerden hiç bir geliri bulunmamaktaymış. 
Ergenlik çağına yeni girmiş olan oğulcuğu da arkalığı olmadığından bir iş bulamamaktaymış. 
 
Zor şartlar altında inleyip durdukları bir gün evlerinin karşısına yeni bir komşu gelmiş. Bu komşunun bahçesinde tavukları horozları ve bir de buzağıları varmış. Açlığın dayanılmaz olduğu bir gün ana oğluna demiş ki: 
-"Oğlum sabahın seherinde bu tavuklar yumurtlarlar, kimseye görünmeden kümese girersen bütün yumurtaları toplar getirirsin, ben de sana bir güzel menemen yaparım. Sıcacık aşı afiyetle yeriz" demiş. 
 
Oğlan anasının yönlendirmesiyle denileni yapmış. Komşunun kümesinde ne kadar yumurta varsa koynunna doldurup kaçmış. Kimseye görünmeden gizliden girip çıktığından kimse hırsızlığını anlamamış. Ana oğul o gün bolca menemen yiyerek karınlarını doyurmuşlar. 
 
Ertesi gün anası bir daha: 
-"Hadi oğlum karnım çok açıktı benim, bu sefer daha doyurucu bir şey bul gel" demiş. 
Anasının "Acıktım" demesine dayanamayan oğul, bu defa komşularının kümesinden tavuk çalmış, getirmiş. Anası gizliden tavuğun tüylerini yolup haşlamış. Beraberce bir güzel karınlarını doyurmuşlar. Bu şekil günler geçer olmuş. 
 
Bir zaman sonrası çocuk yetişkin olmuş. Lakin çalmayı çırpmayı alışkanlık haline getirmiş. Hatta o kadar ileri gitmişki, artık tavukla, yumurtayla öğün savmıyorlarmış. Dağ başında yol kesip, kervanları soymaya başlamış. Eşkiyalığı çevrede yaşayan insanlara korku vermeye başlayınca, kolluk kuvvetleri kendisini takibe almış. Kısa bir süre sonra yakalanan dünün küçük yumurta hırsızı, eşkiya namıyla Kadı huzuruna çıkarılmış.
 
Kadı: eşkiya hakkında hüküm vermek üzereyken, "durun yapmayın" diyerek kadıya yalvarır eşkiya:
-" Yalvarırım beni asmayın Kadı Efendi anamı asın!"
Kadı şaşırır, eşkiyaya söz hakkı verir. Eşkiya savunmasında bir kez daha der ki:
-"Kadı efendi benim çalma gibi bir huyum hiç yoktu, lakin bu fikri aklıma anam sokmuştur. Bu durumda bana yanlışı öğreten anamı asın."
Devamını oku...
 
Şehirler Üniversitelileri Ünlüyor
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 15 Ocak 2021 04:36
SOKAKLAR BOŞ KALDI, MİLLET AÇ KALDI.
alt
GELİVERİN GARİ GUZULA!..YOKLUĞUNUZDA APIŞIP GALDILA...
 
SOKAKLAR BOŞ KALDI, MİLLET AÇ KALDI. "GELİVERİN GARİ GUZULA! GÖZÜMÜZ YOLLADA GALDI.APARTLARIMIZ BOŞ GALDI ELLERİMİZ GURUDU,  GARINLARIMIZ GURULDADI GALDI. AĞZIMIZIN TADI GAMADI. KOŞUN DA GELİVERİN GARİ GUZULA!.."
 
Başta bizim Akdeniz Bölgesi şehirleri olmak üzere pek çok şehir kalkınmasını üniversitelere borçlu, şehrin insanlarının karınlarını doyurmaları üniversitelerin faaliyette olmasına bağlı... Gençler yoksa gelecekte yok, gibi bir ümitsizlik çöktü şehir halkının üzerine; imdat diyerek inleyenler, gençler gelsin diye gece gündüz dua ederek, müjdeli bir haber için haberleri dinleyip duran insan sayıları arttı.
 
Hizmet sektörü, Turizm sektörü, pansiyoncular, apart sahipleri, cafeler, tostcular ve daha esnaftan nicelerinin eli böğründe kaldı. Meğer şehirde ne kadar esnaf varsa, hepsi de kazançlarında üniversiteye bağımlıymış.Koranadan korunalım derken, açlığa yenik düşer oldular. Günlük hayatları felç geçirmiş durumda, hiç birinin işleri gitmiyor yolunda. Öğrencilerin yeniden şehre teşriflerini dört gözle bekler dururlar. Her gün siftah etmeden dükkan bekleyenler,"genç guzular bi gelsin gurban kesecem" demeye başladılar.
 
Üniversiteler yokken acaba ne yiyip içiyordunuz? Böyle sormak yersiz tabi, o günler dünlerde kaldı. Dünün hesabını bugünküler yapmamalı... Dünlerde yaşamış olanlar, yarınlarını dünden düşünüp ellerindeki değerleri yok etmemeliydiler... Altın bilezik dolu kol kesilir mi, lakin pek çok şehirde el sanatlarının kaynağı kurutuldu. Modernliğe yenik düştü denilip unutuldu. Böylece dünkü zenginlikler kaydı elden, kazançlar beklenir oldu genç beyinlerden...
 
Örneğin bizim ilimizde halıcılık, gülcülük gibi üretime dönük çalışmalar yapılırdı. Üniversite açılacak lafı duyanlar, "İşimiz elimizden gitcek; virii gı, evlerimiz gençler elinde heba olup yitcek" deyip öfkeye kapılırdı. Sonra SDÜ üniverstemiz açıldı. Gençler sokaklara saçıldı. Evleri, yurtları, pansiyonları neredeyse bütün şehrimizi doldurdu. Gençlerin paraları esnafı, ev sahiplerini donatır oldu. Evlerden halı tezğahları, bahçelerden güller söküldü. Güllerin boşalttığı topraklar üzerine apart denilen apartmanlar konduruldu. Gül bahçeleri olmayınca kuşlarda bahçesiz kaldı, Çatılara tüner oldu. Dayalı döşeli apartların içini öğrenciler yüksek mebla ile kiraladı. Hele ki, üç beş arkadaşın birlikteliğinden alınan yüklü para pek tatlıydı. Ev sahiplerinde  yüzler gülümsedi, gül çehreler çoğaldı. Lakin şimdi gençlik yok, gelir yok. Karınlar guruldar oldu çok...
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 5 / 142
 
Turkish Arabic English