Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

KOŞUN KAPIŞIN KALMASIN

KAPİTALİST SİSTEMİN KÖLELERİ

Yılın En Efsane İndirimini Kaçırmayın!

Günlerdir her yerde reklamları dönüyor. Medya sektörüde bu sayede iyi kazanç sağlıyor. Televizyonlar, gazeteler indirim günleri reklamlarıyla bıktırdı diye bakmıyoruz; bu defa internet ortamında bunlardan kurtulamıyoruz. Sosyal medyada dahi karşınıza çıkıyorlar. E Posta adresimize ne gelmiş, girip bakamaz olduk. Zira daha tıklama yapar yapmaz 'Efsane Cuma' reklamları sayfanın dört bir yanını kaplamış hallerde... İster istemez ilgi odağınız oluyor, reklamın üzerine basıp sitelerine giriş yapıyorsunuz. Sundukları ürünlerin size uygun olmadığını görüyorsunuz. Giyim firmaları ellerinde kalmış kakılmışları size kakalamaya çabalıyorlar. Diğer ticarethaneler yıl boyu satamadıkları ürünlerini bu fırsattan istifade dükkandan çıkarma arzusundalar. Bize bir şekil gözümüzü boyama taktikleri velhasıl...

HALİMİZE GÜLSEK Mİ AĞLASAK MI

Markalar artık tepki alacaklarını biliyorlar ya adını değiştirmişler: 

Kara Cuma demekten imtina ediyorlar.

Devamını oku...
Şu anda 1881 konuk çevrimiçi

Olmuyorsa Olmuyordur
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 14 Ocak 2021 15:08
altİnsanlar kötülüklerimizi hatırlar, yaptığımız iyiliği unutur, halbuki Yüce Allah iyiliklerimizi hatırlar ve yaptığımız kötülüğü bağışlar. İnsanlar arasındaki dedikodulara göre yaşamayalım. Kimse kimsenin ne çektiğini bilemez. Birinin azabı, diğerine hikaye gibi gelebilir. Gerektiğinde düştüğümüz yerden kalkmayı bilelim. Mevcut halimizi değiştirmekten korkmayalım.  İyi bir şey sandığımızı günün birinde kaybedebiliriz, ama sabredersek sonrasında çok daha iyi bir şey kazanabiliriz. Hayat sürprizlerle dolu...
 
Yıllardır evli olan arkadaşım vardı. Kocası da gözlerinin içine bakıyordu. Sonra ne olduysa yuvalarının üzerinde kara bulutların dolaştığını öğrendik. Arkadaşıma halini sorduğumuzda bunca yıllık evliliklerinde bunun normal olduğunu söylüyordu. Binbir bahane üretip kocasını haklı çıkarmaya çabalıyordu. Yuvalarında bir tatsızlık olduğu herkesce farkedilir oldu. Adeta aralarındaki soğuk rüzgarlar esiyordu. Saygı, sevgi bitmişti.. Arkadaşım kocasını hala sevdiğini söylüyordu ama bu tek taraflı bencilce bir sevgiydi. Çünkü asla kocasından ayrılamayacağını söylüyordu. Kocasına hiç ilgisi de kalmamıştı. Evde adamın varlığı, yokluğu birdi. Gururunun kırıldığını gizlemek adına, kocasına duyduğu sevgiden söz ediyordu kadın. Onu asla terketmeyeceğini her fırsatta dile getiriyordu. Arkadaşımın bu bencilce diretmesi karşısında etrafındaki yakınları olarak hepimiz çaresiz kaldık.
 
Evet çevresinde bulunan en yakınları dahil, hepimiz çaresiz kaldık ve ümidimizi kestik ve bu azabın bir sonu olsun yeter dedik, bir süre arkadaşımı kendi haline bıraktık. Kafasını dinleyip doğru karar alması gerektiğini düşündük. Bir süre konuşmamamız sağlıklı karar almasında daha etken olacaktı. Çünkü biz ısrar ettikçe, inadı artıyor, ısrarımız ters tepkiye yol açıyordu. O yol daha karmaşık hal alıyordu. Çıkmaz sokağa dönüşüyordu. Tıkanıklıktan bir çözüm üretilmiyordu.
 
Bizim onunla ilgilenmeme, konuşmama kararı almamızın üzerinden üç hafta kadar bir zaman geçti. Ne zaman ki kocasına da kendine de zulüm yaptığını fark etti, o zaman belirtici bir açıklama yaptı; ayrılma kararı aldığını söyledi. O gün birlikte bir yerde buluşup sevincimizi belirttik, birlikte bir yemek yiyip doğru yaklaşımını kutladık. 
 
Hepimiz oturuyorduk ve o arkadaşım eşiyle yeniden barıştığını bildirdi. Lakin dünyanın en sakin insanlarından biriyken tekrar asileştiğini, inatlaştığını, isyanlarda olduğunu hissettik her halinden yeniden... Ne olmuştu da bir çıkmaz yola girmişti, bir girdaba kapılmıştı yine yeniden... Hiç birimiz tek laf etmeden gülümsedik. Günler sonrası en hızlı ulaşım şeklimle vardım yanına, kapıyı uzun süre yumruklamalarımla açtırabildim. Ben ayakkabılarımı çıkartıp salona geçene kadar arkadaşım yanımdan uzaklaşmış, bir delhizde yok olmuş gibiydi. Önce mutfağa baktım, sonra yatak odasına, iki kişilik yatak günlerce evvelinden düzeltilmiş, bir daha üzerine dokunulmamış gibiydi. Sonra salona geçtim. Arkadaşım, yorgun, çökmüş bedeniyle adeta salonun bir köşesine yığılıp kamıştı.  Sessizdi. Elleriyle yüzünü kapatmıştı ama ağlamıyordu.Onu çıkmaz sokaktan geri almak için elimi uzattım. Samimi sevgimden güven almış olarak tek cümle sarf etti. 
Devamını oku...
 
Değişip Devşirelim
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 13 Ocak 2021 12:18
İNSANI İNSAN YAPAN VE ONU SEVDİREN TEK ŞEY KALBİNİN GÜZELLİĞİDİR.
                                                                                       
altNeden hep böyle sinirli, öfkelisin? İnsanlara karşı sanki nefret dolusun. Bilirim sorunlar yaşıyorsun, ama kararıp kalmak sorun çözen olmaz ki, bu cümleleri günlük hayatımızda çevremizde çok duyarız. Ve nicelerininde görmüşüzdür sorunuyla başedemeyenler, strese girerler, öfkelenirler. Sonrasında tüm insanlardan intikam alır gibi, öfkelerini hep başkalarına şiddet uygulayarak çıkarırlar. Çıkaramayanlarsa, kendilerini hasta ederler. 
 
Nefret yerine sevgiyi tanısa insanlar, hakiki, has dost olan Allah'tan hediye olarak bahşedilen şu kısacık hayatta; kendileriyle barışık olarak, ufacık şeylerden mutlu olarak yaşayacaklardır. Sevmeyi bilen kalp güzel olur, merhamet dolu olur. Kimseyi incitmeye kıyamaz olur. O halde bugünden itibaren tüm kızgımızı bir kenara bırakalım. Stresimizi umursamaz olalım. Değişmeye, kendimizdeki olumsuzlukları devşirmeye bakalım. İyiye doğru yenilenmeye bir adım atalım. Değişime var mıyız, siz de stresliysiniz değişir misiniz?
 
Önce ne yapalım biliyor musunuz? Biz değişirsek etrafımızda neler değişir bir bakalım. Evvela işe kendimizi sevmekle başlayalım. Parmak izimiz gibi biz de eşsiziz, Allah'ımızın bir tanesiyiz. Allah'ımız için biz çok, pek çok değerliyiz. Öyle olmasa, Allah bizi önemsemese yaratmazdı. Onca nankörlüğümüze karşın rızıklandırmazdı. Tövbemiz sonrası günahlarımızı affetmezdi. Allah'ın merhametine, sevgisine de layık olabilmemiz için biz de sevmeyi bileceğiz.
 
Kendimizden sonra ailemizi seveceğiz. Ana babamızı, kardeşlerimizi, eşi, çocukları ve arkadaşlarımızı sevdikten sonra, onlara içten sevgimizi gösterdikten sonra, onların ilgisiyle kendimizin de sevildiğini anlamaya başlayacağız. Ama önce sevmeye başlayalım. Çünkü her insan, her canlı sevgiyi tanır, sevilmeyi hak eder. Sevginin olduğu ortamda düşmanlık, kin, nefret barınamaz...
 
Kendimizi bulunmaz Bursa kumaşı gibi görmeyi bırakmalıyız. Egomuzu yakamızdan düşürmeliyiz. Kasıl kasıl nereye kadar, yer çekimine yenik düşene kadar. Dünyada ebediyen kalamayacağımızı aklımızdan çıkarmamalıyız. Burada ayrıcalıklı sandığımız bedenimiz, ölüler aleminde eşittir bunu bilmeliyiz. Kibir, enaniyet Allah'ımızın hoşuna gitmeyen huylar. Allah'ımıza muhalif olmamalıyız. Bizi koruyup kollayan Rabbimize karşı her an minnet ve şükürle dolu olmalıyız.
 
Günlük yaşantımızda komşuyla ve çevremizde daha kimler varsa iyi geçinmeliyiz. İnsanlara tatlı dil, güler yüz göstermeliyiz. Küçük esnaf bildiğimiz semtimizdeki satıcılarla bir kilo mandalin için dakikalarca pazarlığa girişmemeliyiz. Gönül rızasıyla alacağımızı almalıyız, satacağımızı hilesiz satmalıyız. Yardıma muhtaçlara elimizden geldiğince , imkanımız oranında yardımcı olmalıyız. Hayatımızın sonunda paramızı mezara götüremiyoruz. Üzerimize kürekler dolusu toprak örtüp gidiyorlar: En yakınlarımız bile başımızda kalmıyor, bizi o sessizliğe terk ediyorlar. 
Devamını oku...
 
Korona Kazançları
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 03 Ocak 2021 13:06
altSAYISIZ HEVESE, SAYILI NEFES HARCAR İNSAN...
Korona diye bir salgının varlığına inanmıyor değilim. Vardır mutlaka, büyük devletler bilim adamlarına bu virüsü yaptırıp, geliştirip dünya geneline yaymış olablirler. Nasıl ki gıda ürünlerimize, Allah'ın merhametiyle nimet olarak sunduğu sebze ve meyvelerimize genetiğini değiştirici hormonlar aşılayıp bozuyorlar. Hastalıkları da laboratuvarlarda geliştirip türlü virüsleri enjekte edip insanlığın üzerine salıyorlar. Allah bilir, kanser illetini falanda bu dünya hırsı olanlar yapmıştır. Zira egosu yüksek, bencillik duyguları yoğun olan insanoğlundan her şey beklenir.
 
Koronayı üzerimize yaymakla ne elde edecekler demeyelim. Onların planına göre öncelikle yapmak istedikleri yaşlı nüfus sayısını azaltmaktı. Doğumları kontrol altına alalıdan beri dünyada yaşlı insan sayısı bir hayli fazla ve bunların çoğu geçmiş yüzyıllarda olduğu gibi evde oturanlardan oluşmuyor. Pek çokları toplum içinde çalışmışlar devletlerine katkıda bulunmuşlar. Emekli olduklarında da çalışanlar varsa da, onlar azınlıktalar. Genelde artık iş gücünü tamamladığını düşünüp evinde torun tombalak büyüten yaşlılar fazla... Bunlar ne yapıyor, devletten oturdukları yerde her ay maaş alıyor. Çalışırken devlete ödedikleri sigorta primleri adeta yok sayılıyor, kendileri devlete yük sayılıyor. Avrupa ve Amerika'da emekli maaşları bizim ülkemizdeki gibi azıcık değil ki, oraların emeklileri hayli yüklü maaş alıyorlar. Haliyle göze batıcı bulunuyorlar...
 
Neyse işte bu bir var sayım. Şimdi şu açıdan bakarsak bu yaşlı nüfus ilaç sanayinin de bir numaralı gelir kaynağı; emekli olup boşluğa düşen insanı hemen hastalıklar yakalıyor. Doktorlara adeta abone olunuyor. Kendimden biliyorum. Ömrümce hastalık nedir, bilmeyen ben; doktorları sadece mesleğim olan gazetecilik vesilesiyle tanıyan ben, emekli olunca hastalıkların her biriyle tanış oldum. Hastanelerin her bir koridorunu sıklıkla arşınlar oldum. Allah muhafaza, Allah beter etmesin inşallah... 
 
Aktif çalışanken, pasif duruma düşen insanı dertler bir bir çevreliyor. Sonrasında stres bahane oluyor. Kalp, tansiyon, kolestrol, şeker; daha neler, neler hepsi maaile toplanıp bedenhanemize yatılı geliyor. Böylelikle ilaç sektörü benim gibilerden memnun oluyor, olmasına da, acaba devletimiz bu halimize ne diyor? Malum aldığımız emekli maaşımızdan bir miktarı ilaçlarımıza kesiliyor, geri kalanı devletçe ödeniyor. Tabi bizler çalışırken, sigortamızın primlerini ödemiştik ama olsun, işte insan insana her zaman yüktür. Evlatlar bile yaşlı ana babaya ne kadar katlanabiliyor ki?..
 
Şu sebeptir veya bu sebeptir, doğrusunu Allah bilir. Bir Korona yaygarası koptu. Ardından pek çok sanayi türedi. Misal maske...
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 6 / 142
 
Turkish Arabic English