Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

 
 
Meczupun biri camiye girer, belli ki namaz kılacak.
Ama oturmaz, meraklı ve şaşkın gözlerle etrafı süzer-dolanır..
Bir oraya, bir buraya her köşeye dikkatlice bakar ve hızla çıkar gider..
Az sonra sırtında bağlanmış odunlarla tekrar gelir camiye ve tam namaza başlamak üzere olan cemaatle birlikte saf tutar..
Ama sırtındaki odunlarla güç bela bitirir namazını.
 
Eğilip kalktıkça yere düşen odunlar, çıkardığı ses vs. derken, tabii cemaat de rahatsız olmuştur bu durumdan..
 
Nihayet biter namaz, bitmesine ama her kafadan bir ses çıkar..
Herkes kıpırdanmaya, adama söylenmeye başlamıştır bile..
İmama kadar ulaşır sesler, hafiften tartışmalar..
Devamını oku...
Şu anda 626 konuk çevrimiçi

Yolculuk Yapıyoruz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 13 Temmuz 2019 09:42
altUzun yolculuklar otobüsle çok sıkıcı oluyor. Yollar adeta ikiye katlanıyor. Varmak istediğiniz yer ulaşılmaz sanılıyor. Uzakta kalanların özlemi artıyor. Kafanızın içinde geçmişten bu güne tüm anılar canlanıyor. Pişmanlıklar, keşkeler hafızayı yoruyor. Yaşanmışlıklar mı, yoksa yaşanamamışlar mı elem, merak beyni düşünmeye zorluyor. Düşünmek istemiyorsunuz aslında, ama belleğiniz sizi dinlemiyor. Hele bir de otobüsün içi kalabalıksa tüm koltuklar birilerince doldurulmuşsa ve o kalabalığın içinde yanınızda elinizi tutacak, başınızı omuzuna yaslayacağınız biri yoksa, zihniniz sizi epeyce yoruyor, rahatlıkla oturamıyorsunuz koltuğunuzda, diken üstünde dikiliyor hissine kapılıyorsunuz, zaman geçmek bilmiyor. 
Bu defa ki yolculuğumda yalnız değilim çok şükür, yanımda ilkgözağrım, büyük oğlum var. Anasının yakışıklısı, başını arkaya yaslamış, gözleri sıkı sıkı yumulu, yolculuğu uykuda geçiriyor. Yolcuların çoğunluğu da aynı eylemde. Çok şükür koltuk arkalarındaki mini televizyonlar kapalı, ekranlar karanlık, ama hava aydınlığa açılmış. Karanlık geceden, gündüz sıyrılıp çıkmış. Işık gelince karanlık gitmiş. Gün ışığı umut verici, yaşam sevinci dağıtıcı, görebilene güzellik gösterici. Oğlumu dürtüklüyorum. "Ey oğul gözünü aç bak dışarda zaman geçiyor. Asfalt yol geriye aktıkça zamanda anda tükeniyor." Yaşarken boşuna heba ettiğimiz anların farkına varamıyoruz, anın kıymetini anlamıyoruz... Keder konuk oluyor. Geçmişi düşündürüyor. Geride bıraktığım zaman içindeki, güzel anlarımı hatırlamaya çalışırken bir çığlık koptu arkadan...
Otobüsün içine gün ışığı dolmuştu. Anlaşılan sabah çoktan olmuştu. Ön koltukta oturanlar aynı anda kafasını çevirip çığlığın geldiği arka tarafa baktılar. Az sonra da tüm meraklılar çığlığın sebebini anladılar. Otobüsün en arkasında bulunan yanyana dizili koltuklarda bir kadın, içi geçtiği için kucağındaki çocuğu yere düşürmüş. Allah korumuş. Çocuğa bir şey olmamış. 2-3 yaşlarındaki çocuk canı yanmamış ki ağlamıyor, ama annenin avazı tüm uyuyan yolcuları uyandırıyor. Allah'tan kaptanın dikkati bu bağırtıyla dağılmıyor. 
Yolculardan bazıları kadına yardım için yerinden kalkıyor, kimi de uykusu bölündüğü için kendi kendine söyleniyor. Her kafadan bir ses çıkması üzüntülü anneyi mahcup edip susturuyor. Sıkı sıkıya sarıldığı çocuğunu öpüp kokmaya koyuluyor.
Ön sıralardan kalkıp arka koltuğa kadının yanına yaklaşan orta yaşlı bir başka kadın, üzerine vazife gibi: "Senin gocan yok mu hanım, ne demeye küçük çocukla yalnız yola çıktın," diyor. O da ona: "Sana ne, sana mı düştü tasası? " diye sert bir dille soru yöneltiyor. Beklemediği bu yaklaşımla ve kendini tatmin edecek cevabı alamamanın hırsıyla, meraklı kadın daha bir hiddetleniyor. Dolayısıyla otobüsün içinde, arka koltuklar önünde volümü yüksek, kaba, çirkin bir sözlü tartışma başlıyor. Etraftan yangına körükle gidenler, harareti artıranlar oluyor. 
Devamını oku...
 
Aferin Afyon'a
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Temmuz 2019 09:48
KÜÇÜKTÜ BÜYÜDÜ GELİŞTİ YÜRÜDÜ
 
altAfyon otogarı...(Afyonkarahisar) Vakit sabahın seheri. Ankara istikametine giden otobüsümüz Afyon'dan binecek yolcuları almak için 30 dakika mola verdi. Otobüsün muavini bagajları yerleştirmek adına koşuşturdu. Kaptanımız ayaküstü başka kaptanlarla sigara eşliğinde sohbete durdu. Otogardaki kalabalıktan tedirgin olanlar otobüs içinde beklemeyi uygun buldu. Bir an önce yola koyulmayı isteyenlerin, sıkıntısı yüzlerinden okunuyordu. 
Bu otogara kaçıncı gelişim, Afyon'dan kaçıncı geçişim acaba? Başımı otobüsün camına yasladım. Sanki geçmişle geleceği aynı anda yaşadım. Afyon'un dünü bir film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Dünü sakindi. Durgundu, ama yorgun değildi. İnsanları birbiriyle dosttu.
Bugünkü Afyon dününden gün geçtikçe uzaklaşan, büyük olma yolunda kararlı ve koşar adımlar atan bir şehir görünümünde. Üzerinden durgunluğunu atmış, ayağa kalkmış, atılım yapmış,  kalkınmış, geleceğe zenginlik diye bakmış. Afyon' da bütün herkes adeta bu kalkınmadan payına düşeni almış. Bunca gelişim ve değişimde beni en çok sevindiren Afyon kaymağının hâlâ üretiliyor olması, sucuğunun nostaljik kokusunun bölge sınırları dışına yayılması. 
Bir şehrin gelişmesi için öncelikle yer altı ve yer üstü servetleriyle sanayi tesislerine sahip bulunması gerekir. Bunun yanında üretilenlerin büyük kentlere ulaştırılması için bağlantı sağlayan yolların olması çok önemlidir. Afyon'da bunlar mevcut. Anadolu'nun bağrında bir yer, nereye gitmek, nereden nereye ulaşmak isterseniz çoğunlukla önce Afyon'dan geçersiniz.
Bugünkü durumunu iyi öğrenmek için illerin dününü iyi bilmek gerekir. Afyon ili, günümüzde tarihi değerinden çok mermeri ile anılıyor. Afyon'da mermercilik, lokumunu, sucuğunu, kaymağını sollamış durumda... Resmen Afyonlular doğanın bağrını yarmışlar, çıka madenle kendi karınlarını doyurmuşlar. Gelecek nesili umursamamışlar...
Mermerden kazanılan paralarla Afyonlular lüks yaşantılarında; her birinin evi, arabası var. Bazısının kapısında arabalar çifter çifter... Şehir büyüdükçe büyümüş, endamı ovaları aşmış yürümüş. Yüksekliğiyle adeta göğe değmeye çalışan binalar şehrin dört bir yanını bürümüş.
Sevmiyorum ben şehirlerdeki bu betonarme yağmurunu, insanların birbiri üstüne yığılmalarını... Apartman katları bana bunaltıcı geliyor, kalkınmanın göstergesi bu betonların çoğalmasıyla mı biliniyor?
Afyon'un dününde sükunet vardı. İnsanları samimiyet içerisinde yaşardı. Kaplıca mekanları ormanlık alanlardı. Afyon halkının geçimi bağdan bostandandı. Evleri çoğunlukla bahçeli, ahşap yapılardı. Esnaflık, zanaatkârlık ailelerin geçim kaynağıydı. Afyon'un köklü ailelerinde bir Osmanlı ruhu vardı. Evin anneleri, ev idaresini, babaları çarşı pazar ihtiyaçlarını temin gibi dış işlerini yürütürdü. Gelinler, oğullar genelde büyükleriyle beraber otururlardı. Sabahları büyüklerinden önce kalkarlardı. Oğullar Allah'ın her günü işe giderlerken mutlaka analarının elini öper helalleşir öyle evden çıkarlardı.
Devamını oku...
 
Yola Çıktım Yoruldum
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 10 Temmuz 2019 13:05
KARAR VERDİM TEVEKKÜL ETTİM, YOLCULUĞA ÇIKTIM.
GEZMENİN BİR ADI DA YORGUNLUK DERLER.
ANCAK GÖRÜLEN YERLER YORGUNLUĞA DEĞER
 
altNe istiyorsanız onu yapın, güzelliklerin hayalini kurun. Gitmek istediğiniz yere gidin. Koşmak istediğinizde koşun. Kimin ne diyeceği önemli değil,
çünkü sadece bir hayatınız var. Ve bütün yapmak istediklerinizi yapmak için sadece bir fırsatınız var. İyi değerlendirin. Malum fırsatlar kaplumbağa yürüyüşüyle gelir, tavşan hızıyla kaçar derler. 
Gönül söz dinlemiyor, arzuladığını görmek istiyor. Karadeniz bölgesini ilk kez çocukluğumda görmüştüm. Samsun ve Amasya illerinde 14 yaşımdayken 1 ay süresince kalmıştım. Ayrıca Merzifon ve Vezirköprü ilçelerinde de unutulmaz hatıralar edinmiştim. İnşallah bir gün yeniden kısmet olur diye umut tutup durmuştum. Cananım Rabb'im bir kez daha bu fırsatı verdi bana. Biraz dinlenmek adına düştüm uzun yollara...
Birgün öncesi çarşıya çıkışta almıştım biletleri... 
Bu defa Karadeniz bölgesinin farklı yerlerini görmeye gidecektim. Evimde yiyeceğim emekli maaşımı gezi süremde tüketecektim. Hipertansiyon hastalığım ve kalp rahatsızlığım olduğundan yalnız koymadılar yola. Büyük oğlum da geldi benimle bu yolculuğa, ana oğul başbaşa seyahate çıkmayalı 10 yılı aşkın zaman olmuştu. Gidiyorduk bir yerlere, ama ailecek, hep birlikte. Bu gezi ikimize de iyi gelecekti. Konuşacağımız, paylaşacağımız çok değerler olacaktı.
1926 yılından beri yurduma taşımacılık hizmeti verdiğini otobüslerinin üzerinde de vurgulayan bir firmadan aldık istikametimiz doğrultusundaki biletlerimizi, zira hedeflediğimiz yere aktarmasız giden tek o firmanın otobüsleri vardı. Kişi başı 108 liradan arkalardan iki koltuk numarası aldık. Önler doluymuş, meğer ne çok sefere çıkanımız varmış. 31-32 bilet numaramız. Gece yarısında başlıyor yolculuğumuz.
17 Haziran akşamı hazırlandık, birer valize ihtiyaç olabilecek giysileri koyduk, ev halkıyla sarılıp koklaşıp vedalaştık. Servis arabasına binip otogara ulaştık. Daha kalkışa zaman vardı, yakındaki bir kafede çay simit eşliğinde biraz oyalandık. 
Geçmişte otogarımız böyle değildi. Viran yığını görünümdeydi. Yolculara sadece tuvalet hizmeti verirdi. Şimdi adım başı hediyelik eşya satan dükkanlar ve rahatsızlık duymadan oturabileceğiniz kafeler dolu. Kafelerde hizmet eden garsonlarda gencecik kızlar. Kimi mini etek giymiş, kimi daracık tayt. Üzerlerinde askılı penye bluzlar. Yaz mevsimi, ama gecenin serinliği hissediliyor. Bu kızcağızların kanları kaynadığından güneşli gündeymişler gibi zaten açık olan yakalarını ikide bir omuzlarından aşağı çekiştiriyorlar. Sıklıkla da ellerinde tepsi, çay kahve servisi yapıyorlar. Bazısı da yerleri paspaslayıp duruyor. İçeriye giren çıkan müşteriye gülümsüyor. Müşteriyi memnun etmek için ne mümkünse yapılıyor. Lakin ben gecenin bir yarısı, garajda kızların kalabalıklar içinde çalışmasını yadırgadım. Kızların yaşları çok küçük daha, 18,25 arası falanlar. Evlerinde uyuyacakları saatte ayakta koşuşturuyorlar. Sordum bize çay getiren birine hallerini, üniversite öğrencileriymiş, hem çalışıp hem okuyorlarmış. 
Anne babaları bu durumdan haberdar mı acaba? 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 7 / 108
 
Turkish Arabic English