Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Çok eskiden köyün birin de bir yaşlı evliya ve fukara oğlu yaşarmış bu köyün hemen karşısın da da çok ama çok yüksek bir de dağ varmış ve bu dağın tam tepesin de için de bir yılan bulunan bir kuyu var imiş ne zaman bu yaşlı evliyanın başı derde girse bu yılanın yanına gider ve yılan da ona bir altın lira verirmiş gel zaman git zaman artık yaşlı adam oraya çıkamaz hale gelmiş ve bir gün oğlunu yanına çağırmış ve demiş ki bak oğlum o dağın tepesin de bir kuyu var oraya git kuyudan bir yılan çıkacak benim oğlum olduğunu söyle ve sana vereceği emaneti al ve bana getir demiş oğlu da tamam baba deyip koyulmuş yola kuyunun başına gelince yılan çıkmış.

Devamını oku...
Şu anda 1230 konuk çevrimiçi

Ne Poşetmiş Yahu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Aralık 2018 16:43
İnsanın Kirleri Masum Canları Yakıyor.
 
altPOŞET GÜNE GİRDİ
 
Türkiye'de gündem çok, lakin halk arasında poşet kadar konuşulan konu yok. Gün gezen hanımlar bile, çay kahve içerken "Yılbaşından itibaren poşete de para verecekmişiz" diyorlar. Kendilerince yorumlardabulunuyorlar.
Yedi sekiz hanım altın gününde bir araya gelmişler, fakat ilginçtir orada olmayan yakınlarının çekiştirmesini yapmıyorlar. Güncelliğini yılbaşı geçene kadar koruyacak olan, naylon poşete gelen yeni uygulamayı tartışıyorlar. Süslenmiş, püslenmiş, takmış takıştırmış orta yaştaki hanımlar, ellerindeki pastanın tarifini ev sahibinden  isterlerken araya da poşet konusunu sokuşturuyorlar. 
DUYDUM, GÖRDÜM, YAZDIM.
Tesadüfen geçiyordum. Hatır sormak bahanesiyle ayak üstü komşuma uğradım. Bir çay içimlik güncü hanımların arasında kaldım. Konuşmalarına dinleyici olarak katıldım. Komşumun dolarlı gününe gelmiş güncü hanımların gündeme yönelik değerlendirmeleri şöyleydi:
-"Zehranım İnternetten bir düzine manzara resmi baskılı torba getirttim. Güzelliğini görme şekerim, bayılırsın."
-"Ne torbası ayol?"
-"Şekerim artık poşetler paraylan satılacakmış ya, bende sona kalmadan, renkleri seçilmeden moda renklerde torbalar aldım. Ama kullanmaya kıyamam ki, çok güzeller."
-"Kullanma zaten tatlım. Torbacılara para veriyorsun da üç kuruş poşet parası veremeyecek misin? O kadar kazanıyorsunuz ayol."
-"Kazanıyorsak, poşete mi kazanıyoruz şekerim. Bir sürü gider var."
-"Eczaneden aldığımız poşetlere de para verecek miyiz?
-"Nerden çıktı eczane şimdi?"
-"Ayol eczacı ilacı poşete koyuyor, o poşet çevreyi kirletmiyor mu?"
Devamını oku...
 
Dünya Diyarı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Aralık 2018 11:45
BİZ TABİATIN BİR PARÇASIYIZ VE 
DÜNYA ÜZERİNDE BİRER YOLCUYUZ.
 
altÖnü mezarlık olan bir yola doğru gidiyoruz.
Zaman eksiltir insanı, her geçen gün ömürden çala çala. Biz farkına varmasakda, hikayemizde sona gelinmiş olur. Ve bir bakmışız: "Sac kızdı hamur tükendi, insanlar akıllandı ömür tükendi" durumları konuşulur.
İnsan düşünürse eğer geç kalmadan doğruyu buluyor. Dünyaya gelen ve tabiatta var olan ne varsa, bir gün yok oluyor. Hepimiz dünya diyarında kalıcı değiliz, seyahatteyiz ve hepimiz aynı istikamette yol arkadaşıyız. İnsan yolun sonunu düşünerek yolunda yürümeli, yolculuğunu tamamlamalı.
Dünyada her ne varsa biz üzerinde varken “Bizimmiş gibi” sarmaş dolaş bağlanıp sahipleniyoruz. Oysa hiç şüphe yok ki, gerçekte bizim değil Yüce Rabbimizindir her şey… 
Bize ait olmayanlar için, Allah'ın mülkünü ele geçirmek için savaşlar edip, kanlar akıtmaktayız. Rabbimizin hoşgörüsünü istismâr edercesine büyük bir hırsla, Âlemlerin Rabbi Allah'ın var ettiği dünyayı ele geçirme gayretine, dahası gafletine düşmüşüz. 
Dünyada mevcut ne varsa Cenâb-ı Allah'ındır. Allah'ın, emâneten sınav sorusu olarak verdiği makamların, köşklerin, arâzîlerin, zînet eşyaların varsa; onlara benim diye bağlanırsan, kaybetmemek için ne lazımsa yaparsan, zalimliğe bile kalkarsan aldanırsın. 
Biz zavallı, bîçare kulların dünyada sahip olabileceği yegâne şey: Beş metre beyaz kumaş ile iki metrelik toprak çukurudur ki, onlar bile nasipse ediniliyor, değilse olmayabiliyor. Bu nasipten yararlanabilenlerse, o değerleri de geçici bir süreliğine sahiplenmiş görünüyor. Zîrâ birkaç yıl içinde beş metrelik kumaş dediğimiz şey, yani aslında kefenimiz, zaman içinde çürüyüp yok oluyor. İki metrelik toprak çukuru ise bir süre kemiklerimizi barındırıyor, sonrasında, kemiklerimiz de toprağa karışıyor. Bizim toprağımız sandığımız bu dar alanı, ardımızdan gelenler dolduruyor. Biz bu defa un ufak olmuş kemiklerimizle, toprakla birlikte başka mevtalara örtü oluyoruz.  
Şu hâlde bize ait olabilecek gerçek bir şey yok. Bir süreliğine, misafirliğe gelir gibi uğradığımız, bir ağaç gölgeliğinde oyalanıp kalkıyoruz, bu dünyadan ölümle yok oluyoruz.  
Devamını oku...
 
Kredi Kuyruğu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 05 Aralık 2018 10:20
Soğuktan Değil, Parasızlıktan Nefesleri Donuyor.
altBorç hastalığına çare umarcasına, Müslüman ülkemin insanlarının niceleri, derde derman gördükleri bankaların tüketici kredilerinden yararlanmak adına, banka önlerinde kuyruğa girmiş haldeler. İçersi o kadar kalabalık ki, insanlar soğuğa aldırmadan banka önünde bekleşiyorlar. Parasızlık soğuğundan bezmişler, bankaları battaniye bellemişler.
Banka önlerindeki kuyruklar bir dönem emekli maaşı alanların girdikleri kadar uzun bir kuyruk olmasa da, sabahın köründe sıra kapmak için gelinmese de, bir hayli dikkat çekici kuyruk göze çarpmaktaydı.Çoğu orta yaş üstü bu insanlar, hayat pahalılığına direnmek adına, soğuğa karşı metanetli duruyorlardı.
Malum ekonomik kriz yaşıyoruz. Amerikanın karın ağrısı sancısını biz çektiğimizden, ülkemizde de büyük bir ekonomik kabızlık yaşanıyor. Parası olanlar, gidişatı izleyip, gelecek güvencelerini temin altında bulundurmak için para harcamaz oldular. Parası az olanları durumu, her zamandan daha vahim. Borç batağında debelenmekten bir hal olan geniş kitle dar gelirli insanlarda, bankaların önünde hale oluşturur hallerine bürünüyorlar. 
Hayatları borçlanmakla, borçlarını ödemek gayretiyle geçiriyor bu vatandaşlar. Buldukları kadar yiyorlar, gerisi yok mu diyemiyorlar.
 
Krizin sıkıntıları kendilerini daha çok bürüyünce, hanelerinde hayıflanma sesleri yükselince, şaşırdılar; niceleri borçlarını hepten ödeyemez oldular. Alacaklıları, icra memurları kapıya dayanmaya başlayınca da, çareyi üç kuruş maaşlarını kefil gösterip, beş kuruş kredi almada buluyorlar. 
Bilhassa emekli vatandaşlar, kış mevsiminin kapıya dayanmasıyla ısınma telaşına da kapıldılar. Giderlerin çokluğuyla baş edemeyenler, tek çıkar yolun kredide olduğunu saptayıp, banka önlerine kuyruğa giriyorlar. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 7 / 81
 
Turkish Arabic English