Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

   Ve ne kadar düşünsen de nasıl başladığını anlayamazsın. Hatta sen mi başlattın, yoksa o mu bilemezsin. Aslında kimin başlattığının ne önemi var? Zihninin müphem ve dağınık görüntüleri arasında hatırladığın tek şey, maddenin serbest düşüşüyle ilgili bir problem çözerken, gözünün ona takılması ve o an, hücrelerinin her birinde muğlak ve tatlı bir duygunun inlemesiydi. Ve sen kızcağızın sınıfta bulunmasından mutluluk duyduğunu hissediyordun. Hepsi bu.

Devamını oku...
Şu anda 4818 konuk çevrimiçi

Akıl Alır Gibi Değil
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 15 Aralık 2018 10:21
MALİYEDEN KORKUYORLAR 
KAZADAN KORKMUYORLAR
 
altGeçtiğimiz Çarşamba günü saat 13.00 itibariyle Konya otogarından kalkan ve İzmir'e doğru yol alan kırk küsur senelik bir otobüs firmasında gördüğüm ve duyduğuma inanamadım. Yaşı elliye yaklaşmış otobüs kaptanının hemen arkasındaki 1 numaralı tek kişilik koltuğa bir hanım yolcu oturdu. Ben 3 nolu ikili koltuktaydım. Yanımdaki 2 numaralı koltuk boş, gelip oturan olmadı, yolculuğum boyuncada hep boş kaldı. İzmir'e hareket öncesi muavin yolcuların gelip gelmediğini tek tek koltuklara bakarak ve elindeki listeden kontrol etti bu esnada otobüs de hareket etti.
Hava soğuktu. İnceden kar sepeliyordu. Yolculardan bazıları sağ salim evlerine ulaşmak için dualar ediyordu. Muavin elindeki yolcu listesini koridor boyunca kontrol edip tamamladıktan sonra hızla ön tarafa geldi. Otobüsü fiyakalı gözlüğüyle yolu gözeterek kullanan kaptanın yanına sokuldu. Kibar çocuktu muavin, 20'li yaşlarda gözüküyordu. Bu telaş ne ola ki diyerek dikkat kesildim. Muavin genç hararetli bir dille:
-"Kaptanım, 1 numaralı yolcunun ismi erkek ismi, ama kendisi kadın." dedi.
Kaptan önce bu ifadeden bir şey anlamadı. 
-"Ne diyorsun oğlum sen?" dedi. 
Temiz giyimli efendi görünümlü muavin genç, hazır ola geçer bir vaziyet aldıktan sonra:
-" Kaptanım 1 numarada oturan hanımın yerinde erkek yolcu olması lazım. Fakat bir hanım yolcu var." dedi.
Kaptan:-"Oğlum öyle şey olur mu?" dedikten sonra bu duyduklarıyla koca otobüsü sağa çekti. Gözünden kara gözlüklerini çıkartıp, başını arkaya döndürdü. Bir numaralı koltukta oturan orta yaşlı, kapalı başlı hanıma dikkatlice baktı. Sonra şaşkınlığı geçmeden bir daha, daha bir dikkatle baktı. Gri renkli, kenarları kürklü bir manto giymiş olan hanım yolcu, bu bakıştan rahatsız olup başını cama doğru çevirdi. Lakin kaptanın sualinden kurtulamadı.
- "Hanım bu listede sizin koltukta olması gereken kişi Mehmet Tekin falanca, her halde sizin isminiz Mehmet  değildir, değil mi?" 
Başını camdan döndüren hanım, kaptanın yüzüne bakmadan konuştu: 
-"Mehmet benim oğlum olur. Biletim onun adına alınmıştır." dedi. 
Kaptan bu kısık sesli konuşmadan bir şey anlamamış gibi: 
Devamını oku...
 
Vuslata Selam
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 13 Aralık 2018 23:47
VUSLATA SELAM- VUSLAT-I AŞKIN KANATLARINA SELAM
 
alt
Bu cümleyi ben kurmadım. Konya'nın bütün işlek cadde ve sokaklarına asılan afişlerde yazılı.
Başını huşuyla yere eğmiş bir semazenin resmi üzerine iri puntolarla kondurulmuş bu cümleden anlaşıldığına göre bu yıl Mevlana'yı anma yıldönümü selam yılı olarak belirlenmiş."Vuslat-ı Aşkın Kanatlarına Selam" denilmiş. Selamın ve muhabbetin unutulmaya yüz tuttuğu bir dönemde bu slogan isabetli olmuş.
Acaba bu afişlere Konya'da yaşayan kaç kişi bakıyor dersiniz? Çoğunluk Mevlana'dan bihaber gibiler. Tramvayda, arabada yahut yaya, herkes her yerde bir telaş içindeler, oradan oraya adımlarını kaçırırcasına koşuşturup duruyorlar. Üniversiteli gençler zaten kendi âlemindeler. Oğlan, kız elleri ellerinde kenetli, bir diğer ellerinde cep telefonları kendi aşkları başlarından aşkın afişlerin önünden geçip gidiyorlar. 
Ancak başka yerlerden Konya'ya gelenlerin bazıları bu afişlere geçerken şöyle bir bakıyor ve bilen bilmeyen bu şehrin Mevlana'ya ev sahipliği yaptığını hemen anlıyor.
Neye odaklandıysan,orada olursun. Kime odaklıysan onun haleti ruhiyesine bürünürsün. Mevlana'ya odaklanan insan ruhu tasavvufa yönelir. Dünya'ya boş verir. Hiç olduğunu bilir. 
Gözünü değil gönlünü açar, yüreği 'Hu Allah Eyvallah' sunar. Aşk senfonisi kulağa dolar. Göz gerçeğe dalmışlığında, bazen iki damla gözyaşı dökülür yanaklara, nefsi gafletten uyandırır.  Bilinçli olmak gerektiğini anlar insan, edebe bürünür. O anlarda geçmişle bağlarını kesersin, hatalardan ayılırsın. Mevlana'nın demek istediklerini anlarsın. Aşka doyarsın. Aşkı sevgiye yükselen ruh huzur bulur. Aşk, sevgi, huzur doğru yolda olanın emaresidir.
Samimice gelen, samimiyet bulur. Maneviyat hamurunda yoğrulur. Para ve makamın gerçek zenginlik olmadığını anlar. Para sadece ihtiyaçların giderilmesinde vasıta olduğu için geçerlidir. Makamsa, bir gün elden mutlak giden dünya saltanatıdır. İnsanı mutlu eden manevi doyumluluktur. Bir çölde hararetten yanan bir insan için bir yudum soğuk su, kasa dolusu paradan daha değerlidir. Hayat gailesi içinde hakikati göremiyoruz. Hep dünyalık için koşuşturuyoruz. Ele geçen ne? 
Ne hatır ne hatıra, kimsenin kimsede bir değeri kalmamış. İnsanlık bitmiş, sevgi ortalıktan yitmiş. Dürüstlük dengesi bozulmuş. Kimse kimseyi umursamaz olmuş. İnsan olmanın ayarı kaymış. Öfke, şiddet önde yer almış. Oysa
Devamını oku...
 
2. Fransız Devrimi Olabilir mi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Aralık 2018 16:02
Batı Medeniyeti Unuttu
 
altMEDENİYET KAVGAYI DEĞİL, KONUŞARAK ANLAŞMAYI GEREKTİR...
Fransızlar medeniyeti filan unuttular, ülkelerini yakıp yıkıyorlar. Benzin zammına karşı gelip etraflarını talan ediyorlar. Bu çığırından çıkmanın, Fransa yönetiminin uykularını kaçıran kargaşanın sonu nereye varır, asıl amaç yeni bir ihtilal midir, izleyip göreceğiz. Fransa'nın isyanı diğer Avrupa ülkelerine de sıçramış, bakalım sonu nereye varacak.
 
Yelek sarı sen yelekten sarısın, Fransa asıl derdin neyse söylemelisin.
 
Tüm medeni bilinen ülkelerde olduğu gibi, zengine vergi indirimi fakire kazık, tabiatıyla halka yazık. Adamlar isyan ediyor, "biz çalışıyoruz siz yiyorsunuz gibisine." Fransa'daki de insan, adamın ensesi kalın, cebi şişkin değilse, aldığı verdiğine yetmiyorsa kafatası atıyor, sonra da eyleme kalkışıyor. Aç tavuk buğday ambarını delermiş.
Ben dedim böyledir diye, empati yapmaya çalıştım. Belki bu başkaldırı bir bahanedir, niyetleri başkadır. Lakin sarı yeleklilerin saldırganlığı sona erecek gibi görünmüyor. Vahim vaziyetler masumları korkutuyor.
 
1787 yılı Fransa'sında Napolyon öncesi bir devrim olmuş. Hapishane kaçkınları ihtilal yapmış. Fransa halkı, krala karşı başlattığı ayaklanmadan geri dönmemiş, bu uğurda binlercesi   hayatını kaybetmiş ve neticesinde halkın dediği olmuş. 
 
Adamlar kafa tutup krallığı devirmişler, şimdi de gözleri iktidarı indirmekte olmasın. Nihayetinde geçmişte Fransızlar direnmişler, ne istemişlerse yaptırmışlar. 
 
O zaman da tüm Fransa'ya yayılan bu devrim iki yıl kadar süren bir iç çatışmayı beraberinde getirmiş. Bütün dünyayı etkisi altına alan devrimin açtığı yaraların tedavisi on yılı aşkın süre devam etmiş. 
 
Ecdadımız Osmanlı bu anarşiden çok etkilenmemiş. Şimdi de etkilenmeyiz inşallah. Komşuda pişen bize düşen olmasın, aman Allah korusun.
 
Eski devrin torunlarının torunları benzin zammı bahanesiyle sırtlarına sarı yelekleri geçirdiler, eylem başlattılar. Nasıl örgütlendilerse, kalabalıklar halinde sokağa akın ettiler. Adeta tüm Paris'i işgal edip her gördüklerin kamu malına zarar vermeye başladılar. 
 
Ekranlardan gördüğümüz kadarıyla benzin zammından  kat kat fazlası ülkelerine zarar açtılar. Vahşi kapitalizm bunun acısını fazlasıyla onlardan çıkarır gibi. İnşallah Fransa'da yaşayan Türkler bu işlere karışan olmazlar.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 7 / 82
 
Turkish Arabic English