Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Denizin sakin olduğu günlerdendi. Sahil balıkçılarla nede şendi. Bir saatten beri denizde uğraşmışlar bağrışmışlar, yorulmuşlardı.

Uzaktan onları seyrediyordum. Nihayet deniz üzerinde geçen bu şiddetli yorgunluk, ve ezici soğugun mükafatı olan palamutları sahile getirdiler. Büyük naylon kovalar içine boşalttılar. Deniz üzerindeki görüntü ne kadar da zıttı. Denize ait olan balıklar cansız duruyordu. Karaya ait insanlar deniz üzerinde yoğun hareketliydi. Adlarına balıı denilen bu adamlar içi bitik yağ tenekeleriyle denizden sular aldılar. Her biri el becerilerini konuşturarak kimi tekneyi, kimi balıkları temizliyorlar, yıkıyorlar, ayırıyorlardı.

Devamını oku...
Şu anda 4874 konuk çevrimiçi

Ki ebedî kurtuluş kimseyi incitmemekle mümkündür - Hâfız'ın Gazelinden
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Haziran 2012 21:41

 

altبنال بلبل اگر با منت سر یاریست
که ما دو عاشق زاریم و کار ما زاریست
Benâl bulbul eger bâ menet ser-i yârîst
Ki mâ du âşık-i zârîm u kâr-i mâ zârîst
Nâle et (inle) bülbül, ki eğer benim hakîkî yârim olmak istiyorsan
Ki biz zâr eyleyen iki âşıkız, tüm kârımız da ağlamaktır
 
در آن زمین که نسیمی وزد ز طره دوست
چه جای دم زدن نافه‌های تاتاریست
Der ân zemîn ki nesîmî vezed zi turra-i dôst
Çe cây-i dem zeden-i nâfehâ-yi tâtârîst
Dostun (Sevgilinin) kâkülünden esip gelen meltemin olduğu yerde
Tatar ceylanlarının misk elde edilen göbeklerinden bahsetmenin yeri olur mu 
 
بیار باده که رنگین کنیم جامه زرق
که مست جام غروریم و نام هشیاریست
Biyâr bâde ki rengîn konîm câme-i zerk
Ki mest-i câm-i gurûrîm u nâm huşyârîst
Getir bâdeyi, getir de elbisemizin rengini kızıla boyayalım
Ki gurur kadehiyle mest olmuşuz; güyâ nâmımız akıllı (akıllı geçiniyoruz) 
Devamını oku...
 
Muhterem Abdurrahim Karakoç'un Aziz Hâtırâsına
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 14 Haziran 2012 11:59

 

انّا لله و انّا اليه راجعون
İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn
Âyetin tamamı: Onlar ki, kendilerine bir musîbet geldiği zaman: “Muhakkak ki biz, Allah’a âidiz ve muhakkak ki biz, ancak O’na dönücüleriz!” derler. 
(Bakara Sûresi, 156. âyet)
 

alt   Ölüm: Bir kara belâ, hepimizin başında.

   Belâ (بلاء) esâsen Arabî bir kelimedir. Tasdiklemek için söylenen "evet" (بلی) sözü ile bir ilgisi yoktur. Bu ikinci belâ'nın zıddı ise "lâ" ma'lûmunuz.  

   Yaratıldıktan sonra çok çok ağır bir mes'ûliyeti yüklendiğimizin, Cenâb-ı Rahmân ile kavilleşmemizin bir icâbı olarak "belâ" (بلاء), Arab dil âlimi Cevherî'nin meşhûr Arabî lugatına göre denemek için mihenk taşına vurmak, zorlu ve büyük bir sıkıntı, sınama, imtihan etme gibi mânâları karşılar: ibtilâ, mübtelâ. 

Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni

Bir dem belâ-yı aşkdan etme cudâ beni

(Fuzûlî)

 

Devamını oku...
 
O'NDAN VEFÂ SENDEN CEFÂ
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 13 Haziran 2012 00:03

مولانا جلال الدین بلخی رومی Târık İleri tarık ileri TARIK İLERİ AYFER AYTAÇ VOLKAN İLERİ ONDAN VEFA SENDEN CEFA MEVLANA GAZEL mevlana mesnevi şiir kaside divan-ı kebir volkan ileri aytaç ileri özlem ileri   Hakikattir ki ağlamanın verdiği zevk, gülmedeki zevki katlar da katlar. Ağlamanın tadı katbekat yüksektir ve yücedir gülmenin tadından. Ancak elbet, ağlamanın niye olduğuna da bağlı bu. Cam bilyesini en değerli şey zannedip kaybedince ağlayan çocuğun ağlaması gibi, dünyâ metâını en değerli şey zannederek onun elden çıkmasıyla feryâdı basanların, figânlar koparanların ağlaması her zaman yılan zehrinden farksızdır.

   Hüzünlenmeye sıra geldi mi, hüzünlenmek gerek; ağlamaya sıra geldiğinde de ağlamak. 

   Hani Arab şâirlerini en çok hüzünlendiren şey çöllerdeki cidâr kalıntılarıydı ya. Ya'ni giden sevgiliden kalan hâtıralar. Cismânî şeyler ve beşerî muhabbet.

   M. Celâleddîn-i Rûmî'yi hüzünlendiren, ağlatan bu içimizdeki muhabbet kuvvetinden başkası değil. Hakîkî muhabbetin verdiği lezzetle ağlayan Mevlânâ bakalım ne yazmış:

 

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki61626364656667686970SonrakiSon»

Sayfa 69 / 82
 
Turkish Arabic English