Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

   Siyâsetnâmeler ve nasihatnameler gibi (buna Farsça’da pendnâme de denir), seyahatnâmeler de bütün bir cemiyetin, bir ülkenin, hatta dünyanın tamamına şâmil olmak üzere; bütün bir coğrafyanın gündelik hayatına ayna tutan, çok mühim bir vesâiktir.   

 Seyahatnâmelerin tarzı, bir bakıma şahsî hâtıratlara benzer. İçerisinde gözlem, tespit, anekdot ve tefekkür kıvılcımları bulunduğu gibi, tahassüslenerek dile getirilen ifâdelere de rastlanır. Bu yönüyle işin içerisinde şâhid olunan zaman, mekân ve toplum davranışlarının yansıtılması, sâdece gözlemle kalmayıp, yazarın his ve fikir dünyasından yansıyan unsurlar da yer alır. Demek oluyor ki, seyahatnâmeler tıpkı hâtıratlar gibi, tam/salt/sâde fotoğraf çeker gibi manzarayı olduğu şekliyle yansıtmayabilir; kezâ resim yapar gibi yazardan ilâveler veya çıkarmalar da görülebilir.

  Türk diyarlarını bir uçtan bir uca dolaşma imkânı bulan meşhur seyyahlar Evliyâ Çelebi ve dahî İbn Battûta gibi yolu bilvesîle Türk diyarlarına uğramış olan İbn Fadlan da, ihtivâ ettiği gözlem ve analizler muvacehesinde oldukça mühim ve kıymetli bir eser miras bırakmıştır.

Devamını oku...
Şu anda 4694 konuk çevrimiçi

Hey Gidi Mazi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Aralık 2018 10:25
 
Anılar Gözde Canlandı mı Geçmişten Gelinmiyor.
altŞARTLARA RAĞMEN HAYATI SEVEREK YAŞIDI
 
“Güzel ya da çirkin, mutluluk verici yahut acı çektirici ne varsa her şey ben de gizli” diyerek, hayatı sorgulamadan yaşamaya devam ediyor o. 
Bir adam tanıdım, geçtiğimiz günlerde. Yüzüne Akdeniz’in rüzgârı vurmuş, 80’lik bir delikanlı. Tıpkı, eski roman kahramanlarındaki prensler gibi uzun boylu, çakır gözlü, açık sözlü, güleç yüzlü, yüreği sevgi dolu bir adam. 
Üzerinde delikanlılığını yansıtan kot pantolonu ve desenli tişörtüyle turist görünümlü, bizden biri olmayan, ama bize biz kadar yakın bir adam. 
İsmi, Hüsnü Şenses. Hüsnü’nün anlamı: ‘Bir kimsenin yaşamında kötü bir şey bulunmama durumu’ demektir. Soyadının anlamı apaçık belli zaten, neşe verici, dinlendirici ses.
Bir insan bu kadar mı çok adına ve soyadına uygun yaşar? Anlamıyorum ve anlamak için kendisine sorular soruyorum. 
Önce:
 “ Sizce hayat nedir,”  dedim.
“Hayat, sızlanıp vızıldanacak, vakit kaybedecek bir lüks değildir” dedi.
Sonra:
“Hayatta ve ayakta kalmanın, aynı zamanda insanca, onurlu ve mutlu yaşamanın yolu nedir,” dedim.
“Anlatayım hayatımı da, sen içinden çıkart sorunun cevabını,” diye tebessüm etti. Ve bir espriyle başlattı anlatmasına. Sazı eline alan ozan gibi, çağlayıp aktı. Gönül nağmelerini inletti. Şöyle başladı sözlerine:
“Anlatırsam zülfüyâra dokunur, eve gider besmelesiz mevlit okunur. İnsan nasıl bakarsa, öyle görür. Hayata güzel bakarsanız, Somurtmak yerine güzellikler sunarsanız, hayatta size güzellikler sunan olur.” Cümlelerini sıraladıktan sonra, ta çocukluk yıllarına döndü, anlatımına devam etti. Kendisinin birbiri ardına sıraladığı, bir kitap dolusu noktasız cümlelerden birazını derledim.İşte benim  İhtiyar delikanlı Hüsnü Şenses'in anlattıklarından anlayıp aktardıklarım...
Devamını oku...
 
Ne Poşetmiş Yahu
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Aralık 2018 16:43
İnsanın Kirleri Masum Canları Yakıyor.
 
altPOŞET GÜNE GİRDİ
 
Türkiye'de gündem çok, lakin halk arasında poşet kadar konuşulan konu yok. Gün gezen hanımlar bile, çay kahve içerken "Yılbaşından itibaren poşete de para verecekmişiz" diyorlar. Kendilerince yorumlardabulunuyorlar.
Yedi sekiz hanım altın gününde bir araya gelmişler, fakat ilginçtir orada olmayan yakınlarının çekiştirmesini yapmıyorlar. Güncelliğini yılbaşı geçene kadar koruyacak olan, naylon poşete gelen yeni uygulamayı tartışıyorlar. Süslenmiş, püslenmiş, takmış takıştırmış orta yaştaki hanımlar, ellerindeki pastanın tarifini ev sahibinden  isterlerken araya da poşet konusunu sokuşturuyorlar. 
DUYDUM, GÖRDÜM, YAZDIM.
Tesadüfen geçiyordum. Hatır sormak bahanesiyle ayak üstü komşuma uğradım. Bir çay içimlik güncü hanımların arasında kaldım. Konuşmalarına dinleyici olarak katıldım. Komşumun dolarlı gününe gelmiş güncü hanımların gündeme yönelik değerlendirmeleri şöyleydi:
-"Zehranım İnternetten bir düzine manzara resmi baskılı torba getirttim. Güzelliğini görme şekerim, bayılırsın."
-"Ne torbası ayol?"
-"Şekerim artık poşetler paraylan satılacakmış ya, bende sona kalmadan, renkleri seçilmeden moda renklerde torbalar aldım. Ama kullanmaya kıyamam ki, çok güzeller."
-"Kullanma zaten tatlım. Torbacılara para veriyorsun da üç kuruş poşet parası veremeyecek misin? O kadar kazanıyorsunuz ayol."
-"Kazanıyorsak, poşete mi kazanıyoruz şekerim. Bir sürü gider var."
-"Eczaneden aldığımız poşetlere de para verecek miyiz?
-"Nerden çıktı eczane şimdi?"
-"Ayol eczacı ilacı poşete koyuyor, o poşet çevreyi kirletmiyor mu?"
Devamını oku...
 
Dünya Diyarı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 06 Aralık 2018 11:45
BİZ TABİATIN BİR PARÇASIYIZ VE 
DÜNYA ÜZERİNDE BİRER YOLCUYUZ.
 
altÖnü mezarlık olan bir yola doğru gidiyoruz.
Zaman eksiltir insanı, her geçen gün ömürden çala çala. Biz farkına varmasakda, hikayemizde sona gelinmiş olur. Ve bir bakmışız: "Sac kızdı hamur tükendi, insanlar akıllandı ömür tükendi" durumları konuşulur.
İnsan düşünürse eğer geç kalmadan doğruyu buluyor. Dünyaya gelen ve tabiatta var olan ne varsa, bir gün yok oluyor. Hepimiz dünya diyarında kalıcı değiliz, seyahatteyiz ve hepimiz aynı istikamette yol arkadaşıyız. İnsan yolun sonunu düşünerek yolunda yürümeli, yolculuğunu tamamlamalı.
Dünyada her ne varsa biz üzerinde varken “Bizimmiş gibi” sarmaş dolaş bağlanıp sahipleniyoruz. Oysa hiç şüphe yok ki, gerçekte bizim değil Yüce Rabbimizindir her şey… 
Bize ait olmayanlar için, Allah'ın mülkünü ele geçirmek için savaşlar edip, kanlar akıtmaktayız. Rabbimizin hoşgörüsünü istismâr edercesine büyük bir hırsla, Âlemlerin Rabbi Allah'ın var ettiği dünyayı ele geçirme gayretine, dahası gafletine düşmüşüz. 
Dünyada mevcut ne varsa Cenâb-ı Allah'ındır. Allah'ın, emâneten sınav sorusu olarak verdiği makamların, köşklerin, arâzîlerin, zînet eşyaların varsa; onlara benim diye bağlanırsan, kaybetmemek için ne lazımsa yaparsan, zalimliğe bile kalkarsan aldanırsın. 
Biz zavallı, bîçare kulların dünyada sahip olabileceği yegâne şey: Beş metre beyaz kumaş ile iki metrelik toprak çukurudur ki, onlar bile nasipse ediniliyor, değilse olmayabiliyor. Bu nasipten yararlanabilenlerse, o değerleri de geçici bir süreliğine sahiplenmiş görünüyor. Zîrâ birkaç yıl içinde beş metrelik kumaş dediğimiz şey, yani aslında kefenimiz, zaman içinde çürüyüp yok oluyor. İki metrelik toprak çukuru ise bir süre kemiklerimizi barındırıyor, sonrasında, kemiklerimiz de toprağa karışıyor. Bizim toprağımız sandığımız bu dar alanı, ardımızdan gelenler dolduruyor. Biz bu defa un ufak olmuş kemiklerimizle, toprakla birlikte başka mevtalara örtü oluyoruz.  
Şu hâlde bize ait olabilecek gerçek bir şey yok. Bir süreliğine, misafirliğe gelir gibi uğradığımız, bir ağaç gölgeliğinde oyalanıp kalkıyoruz, bu dünyadan ölümle yok oluyoruz.  
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 8 / 82
 
Turkish Arabic English