Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

BİR KADIN ÖLDÜRÜLÜNCE ANNELER, BACILAR, AKRABA KADINLAR BİLE ÖLÜYOR. 
BİR ANDA ONLARCA KADIN MANEN HAYATTAN KOPARILMIŞ OLUYOR.
 
Gün geçmiyor ki yeni bir kadın cinayeti duymayalım. Ve ardından medya da şöyle haberler görmeyelim. Cani adam sevgilisini hurharca kesti, biçti, yaktı. Cani koca karısını çocuklarının gözü öünde öldürdü. Cani genç anasını pompalı tüfekle vahşice katletti. Sabık adam kız arkadaşını öğdu. Bu haberleri sıklıkla duydukça "Aman Allah'ım ülkemde ne kadar çok cana kıyıcı var" diyoruz. Ve kadınlar, kızlar olarak sokağa çıkmaya korkar hale geliyoruz. Bu konuda adeta rotamızı kaybettik, cinayetleri durdurmada bir çözüm üretemiyoruz.
 
Cinayetler sonrasında sosyal ya da görsel medyanın bir kaç günlük manşetlerinde kadınların feryatları, "caniye en ağır ceza verilsin, asalım keselim vs." kelamları dolu oluyor. Yeni bir cinayet oluncaya kadar gündem değişiyor, ölenin öldüğü, kalanın cezaevine konulduğu mu kalıyor? 
 
Hayır böyle olmuyor. Ölen öldürenin vesilesiyle bu dünya hayatındaki vadesini tamamlamış oluyor. Öldüren, geçici alemdeki cezasını az çok çekmeye mahkum ediliyor. Ahiret hayatını Allah bilir, çünkü yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: " Kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir can kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur." Mâide Suresi 32
 
Ölenin annesi ve öldürenin annesine ne oluyor?
 
Öpüp kokmaya kıyamadığı, binbir meşakkatle büyüttüğü gül goncası yavrucuğu bir başka ananın evladınca mı öldürülmüş, sahi o merhametli, vicdanlı bildiği oğulcuğu bir kadının canını mı yok etmiş? Karıncayı çiğnemez bildiği nasıl bir canı yok etmiş. Onu bu noktaya getiren acaba ne olmuş? Bir anlık öfke sonucu mu sönmüş ocaklar?
 
Nasıl dayanır analar bu acıya, kimler dayanak olur kocamaya yüz tutmuş bedenlerine? 
Ahh, ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar. Öldürenin de ölenin de anaları katıla katıla ağlıyor. Tek fark katilin anasının ağladıkları gözden uzakta kalıyor. Zira kimseler onun ağlamasını anlamlandıramıyor. 
Devamını oku...
Şu anda 1904 konuk çevrimiçi

İç Sesimle Kavga Ettim
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 11 Mart 2021 05:35
Düşenin Halini Düşenler Anlar
 
alt

Hayatta hiç düşüş döneminiz oldu mu? Öyle yolda giderken tökezleyip düşmek değil bu, varlıklıyken darlığa giriverme, pirinç yerken bulgur bulamaz hale gelme zamanlarında kaldınız mı? Hiç geçmeyecekmiş gibi bir kışa, hiç sonu gelmeyecekmiş gibi karanlık bir tünele girdiğiniz oldu mu?

Ekmek bile alamadığınız, ekmeği bulsanız yanına katık koyamadığınız öğünleri gözyaşlarınızla savuşturduğunuz günlerde de gülebildiniz mi hiç, mecaliniz var mıydı zorlukları metanetle aşmaya?

Böyle bir dönemden kurtulmak arzusuyla, düştüğünüz yerden kalkma gayreti yaşarken bir sonradan görmeye muhtaçlık duydunuz mu? 

 

Bu soruları neden soruyorsun, diyecek olursanız. Emekliliğimden sonra bir ara birilerinin çelme takmasıyla şiddetli bir sendeleme geçirdim. Gazetecilikle hiç alakası olmayan asıl mesleği kahvehane işletmecisi olan, lakin gazete patronu bilinen birinin yanında üç ay kadar çalışma zorunluluğum oldu. Adama bir siyasi yakını demiş ki: " Senin üzerine renkli bir gazete açalım, yanına tecrübeli bir gazeteci al, yayın hayatına dal. Elemanlarına üç kuruş verirsin, sen üç yüz kuruş kazanırsın, çalıştır kafanı. Bizim reklamımızı da yaparsın."

 

Tecrübeli diye ben bilinmişim. Telefonumdan iş teklifi gelince sıkkın ânımdı, sevinçle kabul ettim. İşe başlama öncesi gazete sahibi bilinen şahsın önünde bir üniversite hocasının ve bir savcının ceket iliklediğini görmüştüm. Tabi bu ölçü olmadı bana. Üniversite hocası ve savcı bana göre gazetecilik mesleğine saygı gösteriyorlardı, karşısındaki adamın kimliğine değil. Zira hiç bir hoca bir kahvehane işletmecisinin önünde ceket iliklemez, ben görmedim şahsen...

 

Ha, durun hatırladım. Gördüm yahu. Kahvehane işleten bir beyin önünde çok kişi ceketini ilikledi. Hem de el ovuşturup iki büklüm önünde eğildi. Ama bunlar olurken kahveci milletvekiliydi. Evet bizim ilden bir kahvehane çalışanı milletvekili oldu. Hem de iki dönem. Lakin o vekil cahil biri değildi. Asıl mesleği öğretmenlikti. Sonra bir darbe neticesinde görevinden alınmış, mapusta falan yatmış. İçerden çıkınca aç kalacak değil ya o da kahvehane açmış.

 

Bazı hocaların da kahvehaneye gidip taş kırdıklarını, malayani konularla vakit tükettiklerini orada çok gördüm. İşte bazısı samimiyetten, bazısı da kahvehaneciyi eli boşluğa özendirici bulduğundan, kimileri de kara cahil olduklarından hoca, hacı karşılarında ceket ilikleme pozisyonunda bulunmazlar. 

 

Şimdi insan ayırıyor gibi olmasın, ama cahille okumuşu ayırmakta gerekir yani. Bir cahil dosttan bin okumuş düşman evladır, demiş büyüklerimiz. Cahil duyduğuna inanır, okumuş araştırır doğrusunu gördüğüne ikna olur. 

Devamını oku...
 
Baharı Beklerken
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 09 Şubat 2021 11:39
GÖRÜLDÜĞÜN KADAR GÜZELSİN BU HAYATTA
alt

CEMRELER DÜŞERKEN YÜREKLERİ DE ISITMALIYIZ...

HAYDİ HAYIRLISI, HAYIR VE BEREKETLE DÜŞSÜN CEMRELER...

Cemre Arapça bir sözcüktür, korlaşmış ateş anlamına gelir. Güneş ışınlarının etkisinin daha fazlalaşacağı günlerin başlangıcıdır. Baharın müjdecisi bilinen cemreler düşünce hava, su ve toprak sırayla ısınmaya başlar ve kış uykusundan uyanan baharın ayak sesleri duyulmaya başlar.

Baharın müjdecisi olarak bilinen ilk cemre havaya dün düştü ya da bugün düşüyor. Kıştan sonra havaların ısınmasını temsil eden cemrenin ilki 19-20 Şubat’ta havaya düşer, ilk cemreden sonra yani 27 Şubat’ta 2.cemre suya düşecek ve suları ısıtacak. Son cemre ise 6 Mart’ta toprağa düşecek ve kır çiçekleriyle baharı müjdeleyecek.

Haydi Hayırlısı

BAHAR GELİYOR, ÇİÇEKLER UYANIYOR ŞÜKÜRLER OLSUN.

PENCERELERİNİZİ AÇIN ÇİÇEKLERİN KOKUSUNU ODANIZA SAÇIN.

Neşe pınarı, renk çümbüşü bahar geliyor. Kuşlar coşkuyla ötüşüyor, arada bir hafif öfkeli fırtına çıkıyor, sanki her biri baharı müjdeliyor. Kışı geçirdik bitti. Baharın eli kulağında, yağmurlu mevsim ilkbaharın adım sesleri duyuluyor. İnşallah yağmur bol yağar, insana, bitkiye ve hiç bir canlıya zarar vermeden yağar. Sonrasında barajlarımız dolar, su sıkıntısı çekmeyiz. Kaçma yağmurdan, zarafet içinde ıslan. Sen yağmura yakalandığında kendini şanslı bil. Yağmur iç hururu verir, ruhumuzu dinlendirir. Toprağı bereketlendirir.

Kiraz çiçekleri sanki açmaya durdu. Yok daha vakit çok var, sanki sözlerim hayalimden döküldü. Kiraz çiçekleri Mayıs gibi açar, etrafa pembe rengini saçar. Kışın çıplak kalmış ağaçlar yeşillendi şimdiden, çağla, erik tomurcuğa durdu. Refüşlerde, kaldırım kenarlarında iğdeler, iğneli çamlar salınıyorlar, adeta  bahar haberleriyle röportaj yapıyorlar.

GÖRÜLDÜĞÜN KADAR GÜZELSİN BU HAYATTA

Hayat her zaman bol güneşli değil, yağmurlu, rüzgarlıda olur, ama şimdiden sonrası yağan kalmaz, doğan donup ölmez.

Sen mutlu, ben mutlu, baksanıza çevrenize çocuklar çok mutlu. Kelebekler sağda solda uçuşuyorlar.  Sinekler, böcekler, viızıldayan arılar, yaprakları öpen çiğ damlaları, güneşle canlanan, tabiata yayılan gül kokuları, zambaklar, nergisler, sümbüller, daha neler neler, hepsi de baharın güzellikleri...her bir canlıda tatlı buluşmalar. Kedilerde, köpeklerde sevinç boğuşmaları, artık evleri olmasa da gam değil, sokaklar olur  yuvaları...

Devamını oku...
 
Koronadan Kurtulma
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 09 Şubat 2021 11:34
altSADECE ELLERE DEĞİL, KALPLEREDE DEZENFEKTAN GEREK.
 
Doğa'da yaşam, tüm güzellikleriyle ve ihtişamıyla normal olarak sürüp gidiyor. Dünyanın her bir yerinde, Allah'ın yarattığı canlılar içinde ne hayvanlarında, ne ağaçlarında, ne de bilumum tabiat varlıklarında duyulan görünen ne bir rahatsızlık var...ne bir feryat figan var.
 
İnsanın insana ettiği zulümlerden ötürü insanlarda acı gözyaşı var elbet. kasdettiğim koronadan dolayıdır. Bakın çevrenize! Kelebeği, börtü-böceği, çimeni, kırların tüm çiçekleri  fırtınaya, kara, tipiye rağmen daha da canlı, daha da renkli, azametli ve güzel yaşamlarına devam ediyor...
 
Sadece insanoğlunu cenderesine almış. İnsana ders verircesine, insanı ait olduğu yere, tamamını evine, ölüm korkusuna hapsetmiş korona...
 
Kendisi ise tabiatla sözleşmiş gibi başka tüm güzelliklerle birlik olmuş, çeşitli renk ve şekillere bürünerek , dünyanın dörtbir yanında özgürce ve adeta insanoğlunu yok etmek istercesine, herkesin tozunu çıkararak dolaşıyor, geziyor, yakaladığını yıkıyor! 
 
Ve diyor ki; "siz o kadar da gerekli değilsiniz dünyaya, bakın sizsiz herşey  ne kadar güzel. Toprak, su, hava, deniz, gökyüzü sizsiz tertemiz oluyor. Her canlı insansız gayet iyi, güzel ve huzurlu...üstelik bu dünyanın sahibi değil insanoğlu, sadece misafir. Lakin misafirliğini de bilmiyor. 
 
İnsan dediğin misafirliğe gittiğinde evindeki gibi davranmaz, edebiyle oturur kalkıp gideceği vakte kadar. Dünyanın misafiri insanlar birbirleri dahil her şeyi kırıp döküyorlar. Yakıp yıkıyorlar, öfkelerini dört bir yana saçıyorlar.
 
Ey insanoğlu geldiğin yeri güzel buldunsa giderkende güzel bırak; düzensiz buldunda örnek ol düzenlemeye çalış. Daha önce gelip gidenler demişler ki: "İnsanoğlu nankör ve doyumsuzdur!" bu savı yıkmaya çalış, sevgiyi aşılat kalbine, dinle kalbin ne der, Yunus gibi "Sevelim sevilelim, dünya kimseye kalmaz" diye nida eder.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 9 / 151
 
Turkish Arabic English