Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

RAMAZAN AYI YARDIMLARIN ARTTIĞI BİR AYDIR
 
Rahlemin başına oturdum, ramazandan öğrendiklerimi düşündüm. Öğretici olmak maksadıyla değil, paylaşmak adına düşündüklerimi yazıya döktüm.
Yüce Allah dinimizi hoşgörüyle donatmış, yarattığı kullarını iradeleriyle birlikte özgür bırakmış. Kullarını çok seven Allah (Celle Celaluhu) bizim daha sağlıklı yaşamamız için bazı yasakları bildirerek bizleri iyi kul olmaya davet etmiş. İyi kul olursan da işte sana mükâfat diyerek, altından ırmaklar akan cenneti vaat etmiş. 
O cennete girmek için de bizden vize falan istenmiyor. Makam ve para gücümüzün de sözü dinlenmiyor. Dayı, amca torpili hele hiç geçerli değil. Tek gerçek giriş izni var. O da doğru kul olmak, kul hakkı yememek; yani dünya da kimseyi incitmemeye çalışarak ömür vadeni doğru insan olarak yaşamışsan, cenneti hak etmiş birisin demektir. Evet aslında cennete girmek bu kadar kolay, aksini asla düşünmeyelim.
"Ne de olsa insanız, bunca sıkıntıların arasında bire bir nasıl doğru oluruz? Biz iyi olsak da başkaları kötü olabiliyor, kötüye karşı nasıl iyi olalım?" diyorsak, hele bir biz kendimiz için iyi olma gayretine girişelim, elimizden geleni yapalım, herkese iyimserlikle  bakalım, kötüye de iyiliğimizle örnek olma çabasında bulunalım, gerisini Yüce Mevla’ya bırakalım. 
İnsan olduğumuz için ve hataya açık olarak yaratıldığımız için, bilerek bilmeyerek yaptığımız çok yanlışlarımız olacaktır elbette. Sonradan samimi pişmanlık duyarak hatadan kaçınmaya karar vermek, elden geldiğince doğru insan olmak, yanlışların farkına varıp tekrarlamamak, irademizi ve nefsimizi dizginleyebilmemize bağlı. Biz yaratılmış insan olarak birbirimizi sevmeyi ve anlamayı başardığımız sürece Yaratıcı'mız Allah’ın hoşgörüsü, affediciliğiyle cennete kolaylıkla gireriz inşallah. 
Bu umuttur ki, bana beni doğru insan olarak yaşamaya yönlendiren, sizlerin de aynı hisler içinde olduğunuzu düşünüyorum ve ramazan ayını fırsat bilerek oruç tuttuğumuz kadar, çevremize de iyilikler yapalım diliyorum. 
Bu günler yoksullara, hasta, dul ve yetimlere daha hassas olmamız, daha sevecen davranmamız gereken günlerdir. Bu günler iyi yanlarımızı yakalayacağımız , kalbimizi feraha erdireceğimiz fırsat günleridir. Değerlendirmesini ve kıymetini bilmelidir.
Ben ara sıra hastanelere hiç tanımadıklarıma ziyarete giderim. Hastaların hatırını sorar, onlara şifa dileklerimi sunarım. İlk başta gelişimi yadırgayanlar, "Kimsin, nesin?" der gibi bitkin halle yüzüme bakanlar bile, duamı duyunca iyi niyetimi anlıyor ve dinçleşmişcesine yatağında doğrulmaya çalışarak, yüzünde beliren tebessümle memnuniyetini vurguluyor. Yanında biraz daha fazla kalmamı istiyor, yine gelebilir miyim, diye ısrarla soruyor. İşte beni de o anlar, gülümseme dolu sıcak bakışlar mutlu ediyor. Tavsiyemdir.
Devamını oku...
Şu anda 515 konuk çevrimiçi

Ramazan'ın Hatırına
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 15 Mayıs 2019 09:44
MÜBAREK RAMAZAN’DA BARİ İNSANA BİRAZ SAYGI LÜTFEN
BAZILARI DÜNYA YALNIZCA KENDİLERİNİN SANIYOR YANILIYOR
altRamazan ayı mübarek bir aydır, bu ayda şeytanlar bile bağlanır. İnsanlar Ramazan ayının faziletine uygun yaşamaya yönelirler. Her konuda pür dikkat olmamız gereken ayda insanın insana ettiği eziyeti başka hiçbir mahlûkat etmiyor. Bir kaç sene evveline kadar, Ramazan ayı öncesi geceleri belli bir saatten sonra sokaklar köpeklere kalıyordu. İnsanlar inzivaya çekiliyordu adeta. 
İnsanların evlerine çekildikleri vakit sonrası, sokaklardan tek yükselen ses köpek havlamaları oluyordu. Şimdilerde ne olduysa, bu mübarek aya hürmeten köpeklerin bile sesi duyulmazken başka seslerle insanları rahatsız etmenin anlamı var mı?
Yok, ama oluyor. Bakın size birkaç örnek: 
Gecenin tamamen karanlığa gömüldüğü anlar, çoğu insanlar iftar sonrası teravih namazını kılmışlar, evlerinde ya hatim dinlemişler, ya Yasin okumuşlar, ya da televizyon izlemişler ve uyku saatleri gelmiş, sahura kalkmak için yataklarına çekilmişler. Kafada bin bir düşünce, zira ertesi gün işine gidecek, belki borcunu harcını temin için dolaşacak. “Ali'ye, Veli'ye bir de evdekilere ne verilecek, aman aman!Hangisi için ne yapayım, bu ayı sıkıntısız nasıl atlatayım?”sancısıyla uyuma zorluğu çekilmekte. 
Binbir düşünceye rağmen bir şekilde ağırlaşan gözler tam uykuya teslim olmuşluğun da, komşu daireden feryat figan. Evin kadınının tiz sesi "Yapma, etme!" diye çığlıklar atıyor. Gecenin kör karanlık bir vakti korkuya kapılıp "Ne oluyor?" endişesiyle dış kapıya yöneliyorsunuz. Yardıma koşmak için tam kapıyı açacakken, bu kez gür erkek sesi giriyor devreye: "Ne demek yapma? Sokağa attığın 325 lira, o kadar para uyduruk bir giysiye verilir mi be insafsız kadın? Nereye gidiyorsun, nerde giyeceksin, parayı kolay mı kazanılıyor sanıyorsun?"
Kadının kocasından yükselen bu sese karşılık, kavgalarının aralarına girmeye çekiniyorsunuz. Konuşulanlardan belli ki şiddete uğrayan bir çaput parçası ve kadın buna izin vermek istemiyor. Kavgaya yol açan konuyu duymazdan gelip kendi evinizde sessizce bir kenara çekiliyorsunuz. Sıklıkla duyulan hane halkı tartışmalarının gündüzü ıskalayıp geceye taşmasıydı sıkıntı veren, keşke hiç olmasa dedirten...
Karı koca kavgasına dahil olmaktan uzaklaşılıp tekrardan uykuya uymaya çalışılıyor. Bu defa sokaktan acı bir fren sesi duyuluyor. İrkilip yatağında doğruluyorsun “Bu da neydi?” diye yeni bir korkuya kapılıp kafa yorarken, bu defa sokaktan çok kötü sesli motosiklet geçiyor. Ne bitmez bir sestir öyle, kilometrelerce uzaklaşsa motosiklet sesi hala kulağınızda yankılanır.
Devamını oku...
 
Bizimkiler Bilmiyorlar
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 14 Mayıs 2019 09:05
TAKLİDİ YAPILAN NE VARSA ASLA ASLI GİBİ OLMUYOR.
altSağlığıma zarar verdiğinden Türk televizyonlarının yayınlarını izlemekten imtina ediyorum. Hipertansiyon rahatsızlığımdan dolayı, kalp doktorum da özellikle haberleri dinlememem gerektiğini ve siyasi yazılar okumaktan, yazmaktan kesinlikle kaçınmamı öğütledi. Doktoruma duyduğum güven neticesinde tavsiyelerini tutmayı uygun buldum. Fakat nefs işte, bazen isyankar oluyor, yapma dediğini inatla yapıveriyor.
Böyle zamanlarda Türk ekranlarından sadece birine bakıyorum. O da yabancı yayınlar gösterdiği için. 
En son dün akşam baktım bu Türk kanalına ve Türk yüzler görünce, dublajsız Türkçe konuşanlar duyunca oldukça şaşırdım. Merakımdan bir süre baktım durdum. 
Hayır, yayını hiç beğenmedim. Biri erkek, üç kişi bulmuşlar güya kirli diye gösterdikleri bir evin temizliğini yaptırıyorlar. Her hareketleri o kadar yapmacık ki, alenen belli oluyor rol yaptıkları, dikkat çekmek için kameraya baktıkları.
İzlenimime göre figüran ajanslarından bir hanım ayarlanmış, evi  gelişigüzel dağıtılmış. Sonra temizlikçi diye lanse edilen bu üç kişi tarafından ev önce pis gösteriliyor ki, bunlar pisliğin nasılını hiç görmemişler. Açmış çiçeklerin küçücük saksılarını bile çöp diyerek atıyorlar. Sanırım programın özgününü hiç izlemeden yayın yapıyorlar. 
Evin bir iki köşesine köpek pisliği özellikle konulmuş gibi, onları elleriyle tutuyorlar. Bir yandan da kameraya sıklıkla bakarak "Biz böyle kirli ev daha önce görmedik" diyerek sanki latife yapıyorlar. 
Ve ev bu üç kişi tarafından görünürde el birliğiyle derlenip toplanıyor. 
Sonrasını izlemedim yayının, yavanlığa bakarak gözlerime yazık edemedim. 
Yağsız, yanında katıksız yemek nasıl ki tat vermez, karın doyurmazsa, böyle basit programlarda beyinleri aç bırakır. İnanın birazcık bile bakmaktan bıkılır.
Bu programın orijinalinde takıntılı insanların yaşamı konu ediliyor. Örneğin istifçi bir insanın evinin hali gösteriliyor. Her odası dağ gibi eşya yığılı. Ne, nerede belli değil. Ne yana baksanız her taraf kir pas içinde; banyo, mutfak girilmez bir biçimde, ev evlikten çıkmış. Adım atacak yer kalmamış, ortam yaşanmaz hal almış. Görene "Aman Allah'ım" dedirtiyor.
Devamını oku...
 
Güzeldi Geçmiş Günler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 13 Mayıs 2019 10:29
RAMAZAN GELDİ GÖNLÜMÜZE SU SERPİLDİ
 
altHer şeyin hızlı yaşandığı günümüzde Ramazan’da hızlı yaşanıyor. İnsanların hayat gailesi Ramazan ayının içlere sindirilerek yaşanması gereken güzelliklerin göz ardı edilmesine vesile oluyor. 
Bu durum, çağın genç ve orta yaşta insanlarına göre böyle. Yaşı kemale ermiş, geçmişten kopmamış, eski bildiklerini, gördüklerini bugünlerde de yaşatmaya çalışan, torunlarına benimsetmeye gayret eden dedeler, nineler eski Ramazanları özlemle yâd ederek “Ramazan geldi, gönüllerimize su serpildi. İç huzurumuz, maneviyatımız daha bir arttı” diyorlar.
Böyle diyenlerden biri de Halime Tekin. Bu Ramazan’da 81 yaşında olan Halime Tekin, bize gençliğinde yaşadığı Ramazan günlerinin özelliklerini anlattı. Halime Hanım, iki kızından biri olan Nuran Hanımın yanında üç torunuyla birlikte yaşıyor. Kocasını 27 sene önce kaybetmiş. Ardından ahla, vahla geçmiş ömrü. “Yanında kaldığın kendi öz evladında olsa onunda yanında kocası var. Damat bin iyi olsa da eloğlu, kendi erin gibi olmuyor." diyor. Ve geçmişte kalmış gençliğini "Güzel günlerdi o vakitler." diyerek özlemle yad ediyor. Sonra yaşantısının anlatımına devam ediyor.
"Damat sağ olsun iyi bakıyor bana, lakin ben üzerine yük olduğumu düşünüyorum. Bu devir zor devir. Her şey ateş pahası, çocukları okutuyorlar kolay değil. Nedense evlerde eski bereketlerde yok, pişir taşır bir öğünde yeniyor. Öğün dışında acıksam isteyemiyorum. Ramazan’da ibadetimi yaparken bile “Aşırıya kaçarsam laf mı işitirim” stresine giriyorum. Ama Allah var damadımın hiçbir şey dediği yok. Benimkisi kuruntu işte, yaşlılıktan dolayı alınganlık, “diyerek, Ramazan ayıyla da ilgili konuya girdi Halime Hanım ve derin bir “Ahhh” çekerek geçmiş günlerin derinliğine daldı. Ve başladı geçmişi, anılarını aktararak yaşamaya ve bizlere yaşatmaya… 
Söz Halime Tekin’de, bakın neler anlattı:
“Eskiden ataerkil aileler vardı. Eltiler, görümceler, kaynana, kaynata, kayınbiraderler hep bir arada yaşardık. Kazançlar bir araya toplanır, kime ne lazımsa alınırdı. Senin paran, benim param, denilmezdi. Bolluk bereket vardı. Kimse kimsenin üzerine yük olduğunu düşünmezdi. Ailenin çocuklarıyla birlikte neredeyse 25 kişi bir evde kalırdık. Şimdi 20-25 kişi bir apartmanın katlarında yaşıyor artık, birbirini görmeden, tanımadan... 
Ailenin en büyük kadınları olan evin büyük gelinleri Ramazan ayı süresince gecenin bir yarısı kalkarlar bir senit dolusu hamur yoğurup börek açarlardı. Evin en değerli hanımı kaynana dediğimiz, kocamızın anası sahura kadar uyurdu. Kaynanaya gelinler iş yaptırmazlardı. 
Biz bazı gecelerde de pişi yapardık. O yağlı oluyor, diye sahurda pek büyüklerimizce tercih edilmezdi, ama arada bir değişiklik olsun isterdik. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 9 / 106
 
Turkish Arabic English