Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

ÜNİVERSİTELERİN VE ÖZEL HASTANELERİN ÇOKLUĞUYLA GELİR ELDE EDİYORUZ.
KİMİMİZ KABULLENMİŞİZ ŞÜKREDİP YAŞAMIMIZA DEVAM EDİYORUZ,
KİMİMİZ DE HEP ŞİKAYET EDİYORUZ. DOĞRUSU HANGİSİ BİLMİYORUZ.
Allah affetsin, ne olacak sonumuz bilmiyoruz. Böyle yaşamaya devam edelim bakalım, korunur muyuz, batar mıyız? Bildiğim, bir an önce vahim halimizi anlamak zorundayız.
Geride bıraktığımız yaz aylarında ege bölgesine ziyaretlerim oldu. Güzide İzmir ilimize ve mesir macunuyla namlı Manisa ya gittim. Günlerce,  gecelerce kaldım. Oralarda daimi ikamet edenlerle görüştüm.Oralara ulaşıncaya kadar da yol boyunca uğrak yerlerim oldu. Aydın, Nazilli vs... 
Gördüğüm her yer, abartısız birbirinin aynıydı. Şehirlerin girişinden itibaren çok katlı binalar, şehir içlerinde dar yollarda dolu arabalar ve kafelerde bilimden uzak gençler, kahve sandalyelerine kaykılmış, taş kıran orta yaşlılar ve bir de dışından bile albenili özel hastaneler...
2000 yılları öncesi kendi şehrimden başka yörelere gittiğim zaman içimi bir heyecan kaplardı. Başta havası, suyu olmak üzere her yönden farklı yerler göreceğim. Değişik görüşte insanlarla tanışacağım, düşüncesiyle. Şehirlere girerken, çıkarken tarlalarda kadın, erkek çalışanlar dolu olurdu. Ekim dikim yapanların gayretini daha yakından görmek istercesine, otobüsün camına yüzümü yaslayıp gözden kaybedene dek seyrederdim. Her yörenin iklimine göre, o yörenin köylü halkı tarımla uğraşırdı. Bazı bölgelerde fabrikalarda bulunurdu. İplik fabrikası, kumaş fabrikası. Bazısı devlet destekli kükürt fabrikası, sümerbank fabrikaları gibi... Zanaatkarımız çoktu, elleri kazançlı, gönülleri tokdu.Tembeller gayrısı, işsizimiz neredeyse yoktu. Siyasetin desteğiyle pek çok iş koluna köstekler vuruldu. Köylüler şehirlere göç etmeye teşvik edilince bağlarını, bahçelerini satıp savıp şehirde apartman hayatına adapte olmaya koyuldular. Bu kapıtalizmin bir tuzağıydı. Zira tarlasında çalışan insan akşam evine yorgun dönüyor, dinlenme sürecinde eğlenmeyi bilmiyor, para harcamıyordu... Eğlenme yoksa, insanoğlu cicili bicili kıyafete de gerek duymuyor. Kazancını hep daha verimli üretime yönelik kullanıyordu. Dolayısıyla bu kapitalizmin işine gelmiyordu... 
Devamını oku...
Şu anda 2176 konuk çevrimiçi

Gasteci Amca
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 08 Nisan 2018 19:23

Çocukluğumun saflığıyla onu gazeteci bilmiştim.

altÇocukluğumda şehrimin yerel gazetelerini ve gazetecilerini görmüşlüğüm olmadığından ben gazeteci olarak ilk onu tanımışımdır. O ki bizim şehrin çocuklarının “Gasteci Amca”sıydı. Asıl ismi Niyazi Selçuk’tu. Çocukluğumun saflığıyla onu gazeteci bilmiş, cam kenarında oturup haftanın üç günü bize gelişini sabırsızlıkla beklemişimdir. Çünkü Niyazi Selçuk bir gazete dağıtıcısıydı. Koltuğunun altındaki gazeteleri evlere servis edendi.

O bir öğretmen çocuğuydu. Kültürlü bir ailenin içinden gelmiş biriydi. Lakin küçüklüğünde geçirdiği bir rahatsızlık sonucu ayağının biri diğerinden kısa kalmış, yürümesi gecikmiş. Zaman içinde aksayarak yürümesi yüzünden eğitimini istediği şekilde sürdürememiş. Fakat hayata küsüp eve kapanmamış. Gençliğinden itibaren gazete dağıtımı yaparak topluma kültür hizmeti, iletişim hizmeti veren biriydi. Kısacası o, topluma yansımış altın çerçeve içindeki değerli bir insan portresiydi.

O, bu dünyadan ayrılırken ardında unutulmayacak izler bırakan, yaşadığı topluma örnek olan muhterem birisiydi. Beyefendi birisiydi.

Niyazi Selçuk İstanbul’da basılan ve ertesi günü trenle Afyon’a gelen, daha sonra da akşamüzerleri veya gece yarısı otobüslerle Isparta’ya ulaşan Milliyet ve Hürriyet gazetelerinin Isparta bayisi ve satıcısıydı. Gazeteler kendi adına “ Niyazi Selçuk, Isparta Bayii- Isparta” diye gelirdi. Kendisi bu gazeteleri abone sıralarına göre tasnif eder ve sokak sokak dolaşarak tüm evlere gazeteleri bizzat ulaştırırdı. Karşılaştığı kişilere selam vermeyi, hatır sormayı hiç ihmal etmezdi.

“Gasteci Amca” dediğimiz Niyazi Selçuk’u çocukluğumdan tanırım demiştim ya, bizim evimize babamın abone olduğu Milliyet Gazetesi’ni hiç aksatmadan, yaz kış demeden, hastalığını bahane etmeden hep aynı saatte evimize ulaştırırdı. Tıpkı diğer evlere ulaştırdığı gibi…

Devamını oku...
 
Osmanlı Otlağı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 07 Nisan 2018 11:56

OSMANLI'NIN ÖMRÜ CİHATLA GEÇİYORDU

altTelevizyon ekranlarında bir Osmanlı furyasıdır gidiyor. Neredeyse her kanal bulmuş bir Osmanlı otlağı, yayıldıkça yayılıyor. Bir kere muhteşem beslenme adına Sülüman diye hayali bir şey yaptınız bitti, daha ne nemalanıp duruyorsunuz? Bilip bilmeden Osmanlı hakkında yanlışlar yapıp bir de günaha giriyorsunuz. Osmanlı karşıtı gavur adamını oynayan sanatçılar boyunlarına hac takıyorlar. Hatta papaz olup kilisede ayine katılıyorlar. Ne kadar yanlış yapıyorlar. Sanat için her şey mubah sanıyorlar, asıl para için her şeyi yapabiliyorlar.

Onca sahnenin harcaması, onca figüranın, oyuncunun kostümü, çokça çalışanın geliri gideri nerden karşılanıyor Allah bilir. Senaristler ki çoğu genç kalemler; doğru mu, eğri mi kime göre yazıldığı bilinmeyen tarihten alıntılarla, biraz da kendi beyinlerinden uydurdukları entrikalarla Osmanlıcılık oynuyorlar. Evler dolusu insanlarda karşılarına geçip heyecanla seyrediyorlar.

Hiç kimse demiyor ki “Yahu Osmanlı mı kaldı, ölünün sırtından geçinip durmayın” diye. Osmanlı tarih sahnesinde yerini doldurmuş ve Allah’ın takdiriyle ahrete göçmüştür, tekrar gelmeleri mümkün değildir. Madem Osmanlı’yı bu kadar çok seviyordunuz, onların yadigârı eserleri koruma altına alaydınız. İstanbul’un her bir köşesinde Osmanlı’dan kalma ne değerler var, çevresi çöpe döndürülmüş. Kimlerse onlar, bu dizilere sponsor olacağına, ecdadın eserlerinin korunmasına katkı sağlasın bir zahmet. Ya Rabbi her yerde haddini bilenlerden eyle bizi. Âmin…

Bilir misiniz ki Osmanlı hükümdarları halifelik makamının varisleriydiler. Ve Müslüman coğrafyasını şeriat nizamına göre yönettiler. Hanımların başları kapalı, erkeklerin elleri, gözleri haramdan uzaktılar. Cihat için yaşarlar, avarelik yapmaktan kaçarlardı. Osmanlı dizilerini seyredip para tomarlarını banka hesaplarına yığan oyunculara “şeriatla yönetileceksiniz, ülkeye şeriat gelecek” deseniz, tası tarağı toplayıp ilk onlar Amerika’ya kaçarlar.

Devamını oku...
 
Filistin Faciası
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 07 Nisan 2018 10:34

altFilistin’de Müslümanlar azap içinde, nerede Müslüman varsa orada gözyaşı, kan, dehşet, vahşet, trajedi.  Elbet bunlar biz Müslümanlar için çok üzüntü veren acıklı olaylar. Din kardeşlerimiz katlediliyor ve biz üzülmekle kalıyoruz. Dün Cuma namazından sonra Gazze’de düzenlenen Büyük Dönüş Yürüyüşünde şehit olan 15 kişi için taziyelerde bulunuyoruz. Çoluk çocuk öldürülüyor, sesimizi çıkaramıyoruz. Niye?! Çünkü Dünya üzerinde Müslümanlar olarak maddi manevi dayanışma sağlayamıyoruz. Olanlar karşısında, deve kafa tutamayan cüceler misali kalıyoruz.

İsrailliler Filistin'e yerleşirken geçici gibisine geldiler. Sonra işgalci olup kaldılar. Şimdi dağdan gelip bağdakileri kovuyorlar. Bunu nasıl yaptılar? Akıllarını ve para güçlerini birleştirerek… Allah herkese akıl vermiş kullanmasını bilene destekte oluyor Rabbim.

İsrailli faiz zengini, silah gücü onda, ekonomisi katmerli, para gücüyle itibarlı…  Lakin bizde de elhamdülillah iman gücü var. Biz de olmayan birliktelik ve aklımızı kullanamama. Taşla silahın üzerine yürünebilir mi, cılızken, besiliye kafa tutulabilir mi?

Ey Müslüman kardeşlerim önce akıl edeceksin, bu zalimin zayıf yönlerini keşfedeceksin, aklınla onu izana getireceksin. Bu süreçte iyi geçinmeye çalışacaksın, taş atıp kolunu yormayacaksın. Aklınla, mantığınla mıntıkanı koruyacaksın…

Rabbimden dualarla yardım da dileyeceğiz elbet. Allah zalime fırsat vermesin diliyoruz. Ama birliğimizi bozarsak, onlar için en büyük fırsat oluyor Müslüman her daim uyanık ve bilgili olmalı. Bilgi öğrenmeli, aklıyla hareket etmeli. Para bile akılla kazanılıyor. Bilmem anlatabildim mi?

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 9 / 407
 
Turkish Arabic English