Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 
55 YIL SÜREN DOSTLUK
NEREDEYSE BİR ÖMÜR
Katlanarak akan duru bir su olunca zaman, kendi denizine çeker kürekleri hayat. Hayatın tanındık-tanınmadık, bilindikbilinmedik bütün yüzleri görülür, ömür ırmağında sürüklenirken hayat denizine doğru. Irmağın kıyılarını “Sevgi Ormanı” süsler, “Dostluk Meyveleri” de bu ağaçtan toplanır.
Ardından ilgi, şefkat, sadakat, mutluluk ve kutluluk duygularını yüreklerine katık ederek bu günlere gelen iki kişi ile karşılaşırım geçmişe karışan dünlerde. 
 
Elli beş yıl süren ülfetin, bu iki dev çınarın durumu tıpkı yağmur ile toprak gibi. Değil mi ki yağmur toprağına, toprak da yağmuruna muhtaç...Yılların olgunluğu yüzlerinde çizgiler, saçlarında beyazlıklar
gösterse de, onların dostlukları hâlâ yeni dikilmiş bir fidan gibi taptaze.
 
Aslında birbirlerine hiç benzemiyorlar; giyim tarzları, yaşantıları, hayalleri ve dünyadan beklentileri tamamen ayrı ama birlikteliklerinde hep aynı dili konuşuyorlar.
 
Dostluk bu muydu, birbirlerini uzun yıllardır tanıyor olmalarından mı kaynaklanıyordu dost olmaları? Dostlukları buna mı dayanıyordu, -eskiden tanıyor olmak- dost olmaya yeter miydi?
 
Bu soruların cevapları aslında onların sevgiyle yoğrulmuş kalplerinde gizliydi ve dillerinden ikrar etmelerindeydi. Bu ikrara yönelmeden önce onların kimliklerini yansıtalım.
 
Onlar, yaşları altmışlarda, hayatları baharda, iki naif insan. Çocuklukta tanışmışlar. Aynı mahallede büyümüşler, aynı ilkokuldan eğitim almışlar. Aynı ortamlarda oyun oynarlarken, arkadaşlık etmiş, dost olmuş ve bu dostluğu “Dile kolay” tam elli beş yıldır sürdüre gelmişler.
 
Birinin adı Ceylan, diğerinin adı Mehmet Ali.
Hani neredeyse tüm şehrimin yakından tanıdığı, bilgi birikimleriyle talebeler yetiştiren, nefesi kadar, zekâ gücüyle de çok hizmet eden Mehmet Ali Hoca.. Hocalığı, kırk yıllık cami hocalığı; vaaz verir, ezan okur, arzu edene Kur'an okumayı öğretir. Kur'an edebinden nasiplendirir. Pak simalı, arı, duru insan. İyilik sever, gönül kazanıcı, kalp onarıcı. Sesiyle, sevecen kişiliğiyle gürlek bir Âdemoğlu.
Devamını oku...
Şu anda 2606 konuk çevrimiçi

Hayat Dediğimiz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 29 Mart 2021 05:38
altHayat 
Aslında çok basit kuralları olan büyük bir oyun...
Dedikodu yapma, kınama, yargılama, başkalarının hayatını didikleme, az konuş öz konuş, iç sesini dinle, hata yapabileceğini kabul et.
İşin kariyerin ne olursa olsun eşit adillikle ol, kendine yapılmasını istemediğini kimseye yapma. Kendini kimseden ne yüksek de ne de aşağı da gör.
Kendini eğit; yaşadıklarınla, gördüklerinle, okuduklarınla.. Biliyorsun herşeyi kendin deneyimleyecek yaşayacak kadar uzun bir ömrün yok...
Aldığın kararların ardında dur, hata yaptıysan bırak deneyimin olsun. Plan yapma, günü geldiği gibi yaşa. Şükretmeyi unutma, işine sahip çık.
Baktığını gör, duyduğunu algıla... Kumbaranda paran olsun ama en çok anıların biriksin, güzel anı biriktirmeye bak.
Ve önce yaşadığın ve yaşatılan herşey için kendini affet ve sev... Seni sevenleri daha çok sev... Gerisini bırak, boş ver gerisini düşünme, düşünme beyni yorar, yıpratır. Sonrasında yaşadığın şey " Hayatın " olur...
 
HAYATI KENDİNİZE KOLAYLAŞTIRIN
 
1. Ufak şeyleri dert etmeyin.
2. Kusursuz olamayacağınızı kabullenin.
3. Huzurlu ve ılımlı insanların çok başarılı olamayacakları düşüncesini bir yana bırakın.
4. Olumlu ve olumsuz düşüncelerde kartopunun çığ gibi büyüme etkisini unutmayın.
5. Sevgi kapasitenizi geliştirin.
6. Unutmayın; öldüğünüz zaman bile, hala yapılacak... bir dolu işiniz olacaktır.
7. Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin.
8. İyilik yapın ve kimseye bundan bahsetmeyin.
9. Bırakın ilgiyi başkaları toplasın.
10. İçinde bulunduğunuz anı yaşamayı öğrenin.
11. Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün.
12. Sabır geliştirme egzersizleri yapın.
13. Sevgi elini önce siz uzatın.
14. Kendinizle; dolayısıyla çevreyle barışık olun.
15. Gülümseyin.
Devamını oku...
 
Çin İşi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 28 Mart 2021 16:34
altAFERİN ÇİN
Bu pazar sabahı kahvaltı sonrası keyf çayımı içerken GC harfleriyle başlayan bir Çin kanalı izledim. Gördüklerime şaştım kaldım. İlk başta dikkat etmemiştim. Çince konuşuluyor zira, gerçi alt yazısında İngilizce açıklaması yapılıyordu ama ben İngilizcede bilmediğimden önemsemeden öylesine bakınıyordum. Çin, yeşili bol bir ülke. Mevlam oraya da güzellikler vermiş. tabiat bütün renklerini ortalığa sermiş.
 
Bir ara kumandayı elime alıp kanalı değiştirmeye yeltendim. Sonra rengarek bir dağ yığını dikkatimi çekti.Bunlar plastik şişeler, naylon poşetlerdi. Ne kadar çoklardı. Demek yeryüzündeki tüm plastikleri, su şişelerini toplamışlar, insanlık hayrına onları bir yere hapsedeceklerdi. "Oh be, Çinliler sayesinde artık dünya biraz nefes alıp rahat edecekti."
 
Acaba bu kadar plastik ve naylonu kim, nasıl toplamıştı. Tüm dünyanın tükettiği su şişeleri, kullandığı plastik kaplar, naylon poşetler, eskimiş rengi solmuş naylon terlikler, daha neler neler? Akla hayale gelmez şeyler, dünyanın her yerinden toplanıp buraya gemilerle getirilmiş olmalıydı. Plastiğin mahkumiyet hayatı Çin'de mi devam edecekti.
 
Hani yeryüzünü kirletiyor, doğada yüzyıllarca yok olmadıkları söyleniyordu ya. İşte yeryüzünün dört bir yanından toplanan atıklar, demek ki, tabiatı koruma adına Çin'e gönderiliyordu. Çin bu işte sanırım gönüllü oluyordu. Ne büyük fedakarlık. tarihten öğrendiklerimden Çin'i zalim ve gaddar bulurdum. Meğer onlarında ne büyük yürekleri varmış. Dünya halkı için kendi yaşam haklarından vazgeçmişler, plastik yükünü topraklarına sermişler. Bravo Çin'e, Çinliye; onlarda Allah'ın kulları dilerim plastik dağlarından zarar görmezler. Bir adaya hapsederler,bir daha oralara hiç gitmezler.
 
Ne iyi ettiler de bizimkilerde şu plastik kullanımını ülkemde azalttılar. Hatta poşet kullanımını ücrete bağladılar. Parası olmayana poşet verilmeyecek, dediler. (Para verene çokca var) Bu adamlar ne iyi yöneticiler... (Şuraya bir gülümseme koyalım.)
 
O da ne, kameranın açısı döndükçe plastik dağları büyüyor, irili ufaklı, heybetli olanı ürkütüyor. İlgimi çekiyor, plastik dağları.
 
Kanalı değiştirmekten vazgeçip pür dikkat seyre koyuluyorum. Dev kepçeler dağları eşeliyor, plastik kayaları parçalıyor, sonra bir yürüyen merdivenle bu parçalanan plastik yığınlar kazanlara dolduruluyorlar. Devasa kazanlarda renkleri ayrıştırılıp, aynı renkte olanlar karıştırılıp hamur halinde yoğruluyorlar. Ardından kocaman makinalara yayılan bu hamurlar, bir ucundan ufaklanmış olarak girdikleri yerden hamurlaştıkları makinalardan, kumaşa dönüştürülmüş olarak çıkarılıyorlar. İnsan gücü pek kullanılmıyor, teknoloji devreye giriyor, geri dönüşümün şahaserini gösteriyor. 
Devamını oku...
 
Korona'ya Sığınanlar
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 28 Mart 2021 15:06

altKor ona, kor buna, kor şuna derken; şaka maka bir yılı geçirdik bitirdik şu konanayla... Kimi illet dedi gocundu, kimi inamadı varlığına yalana yanıltana gücendi. Korana bazılarının rekmeğine yağ çaldı. Bazısının katmerine peynir katkısında bulundu. Bazıları da vardı ki korona sayesinde yolunu buldu. Maske yapanlar, o maskeleri satanlar, dezenfektan ilaçlarıyla ticaretten pay kapanlar, eczaneler, hastaneler daha kimler, neler? Koranadan nemalananlar, korananın varlığını körükledi durdu.

Korona bazı sanatçıların sığınma limanı da oldu. Unutulmaktan korkanların korunma marınağı gibi; hani gözden düşenin yahut pili bitenin. Örneğin babasının ismi gölgesinde kendisine ekranda br yer bulan ve sulu skeçlerle ekmek iyeceğim diye uğraşan biris,i, geçen haftanın bir gününde imamlarla dalga geçtiği için sosyal medyada tepki almıştı. Hatta öyle ki o sosyal arenada adeta topa tutulmuştu.

Milletin hedefinden korunmak için "Korona oldum" bahanesi attı ortaya, bir süre görünmedi kimseye, hastanede falan yattı denildi. Bir iki magazin muhabirince görüşü beyan edildi. Böylelikle kendini korananın koynuna gönüllü girerek korumuş oldu.

Nedense ortalık yatışınca da iyileşmiş gibi yeniden çıkıverdi insanların arasına döndü. şaşırmamak elde değil, bu korona denilen şey sanat sever bir şey mi, sanatçıya bulaşmıyor, bulaştı denilsede onlarda eğleşmiyor. Bir hafta sonunda iyileşiyorlar.

Zengini de hiç sevmiyor korana, onlarla iyi geçiniyor. arada bir çok varlıklı bilinen birileri de "Korona oldu" diyerek gazeteciler vasıtasıyla adlarını duyuruyorlar, sonra bakıyorsun ikinci bir haberle iyileşiveriyorlar.

Kİmsesiz avcısı, fakir düşmanı korona n'olacak, bir gün gelecek o da layığını bulacak. Fakir aksırıp, öksürüp, kendinden şüphelenip hastaneye gitmeye görsün. Hemen kendisine test yapılıyor, apar topar yoğun bakım ünitesine alınıyor. Sonra ağır ilaçlarla (güya uzay kıyafetli doktorlar kapıda hazır tutuluyor) kendisine çok iyi bakılıyor. Sonra nedense o iyi bakılan ölüveriyor. Bir okurum demiş ki, "Korona yok yazıp duruyorsun, Madem öyle,kendisi sağlıklı iken testi pozitif diye verilen ilaçları kullanıp,solunum yetmezliğine varacak kadar kötüleşip hastaneye kaldırılan ve daha ağır ilaçlar verilip organları dayanamayınca entübe edilip hastanelerde ölenleri bir araştır." Haklı amma nasıl araştıracağız? Yasak beyim, yasak! 

Nedense zengine, arkalığı olana uğramıyor bu korona, uğrasa da çarpıp kaçıyor. Bizim komşu var SDÜ'de arkalığı sayesinde hoca yapılmış. Onun anası korona olunca o da arkalığı sayesinde anasına özel hastane de iyi bakıtmış. Eve çıkınca da ihtimam yine doktorlarca gösteriliyor. özel baskesi bile hemşirelerce eve gönderiliyor. Bir de garbanlar var, korona oldu denilip hor görülüyor...YAZIKLAR OLSUN YAHU... BU TOPLUMU BU HÂLE GETİRDİNİZ YA, ALLAH'TAN CEZÂNIZI VERSİN !  BAKALIM BU VEBALİN ALTINDAN NASIL KALKACAKSINIZ... ALLAH'A NASIL HESAP VERECEKSİNİZ... BAKALIM O GÜN; PEŞİNE TAKILDIĞINIZ DSÖ SİZİ KURTARABİLECEK Mİ !
 
Yürek parçalayan olay! Koronavirüs testi pozitif çıkınca eve almadılar
Erzurum'da damadının, Kovid-19 testi pozitif çıktığı için evden attığı iddia edilen 92 yaşındaki Sabiha Ulu'ya kalacak yer bulabilmek ve sokakta kalmaması için sağlık ve polis ekipleri seferber oldu.
Erzurum'da damadının, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) testi pozitif çıktığı için evden attığı iddia edilen 92 yaşındaki Sabiha Ulu'ya kalacak yer bulabilmek ve sokakta kalmaması için sağlık ve polis ekipleri seferber oldu.
Ömer Nasuhi Bilmen Mahallesi'nde kaldığı damadının evinde dün fenalaşınca Erzurum Şehir Hastanesine götürülen Ulu'ya Kovid-19 testi yaptırıldı.
Sabiha ninenin test sonucunun pozitif çıkması üzerine evden atıldığını öğrenen vatandaşlar, polisi aradı.
Mahalleye gelen polis ve 112 Acil Sağlık ekipleri, Ulu nineye kalacak yer bulabilmek için çalışma başlattı.
Bir yere gitmek istemeyen ve ekiplerin görüşmesiyle ikna edilerek ambulansa bindirilen Ulu ninenin sokakta kalmaması için sağlık görevlileri ve polis seferber oldu.
Eve alınmayan Sabiha nine, ekiplerin yurt ya da hastaneye yerleştirme teklifini de olumsuz karşıladı.
Zor anlar yaşayan ekipler, son olarak Sabiha ninenin telefonla ulaştıkları bir akrabasından olumlu yanıt aldı.

 

Sabiha nine, bu akrabasının ikamet ettiği adrese götürülerek karantinaya alındı.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 10 / 155
 
Turkish Arabic English