Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 SAPSARI OTLAR, BEMBEYAZ TAŞLAR

Güne canım sıkkın uyandım. İçimde tarifsiz bir huzursuzluk vardı. Belki hayat yorgunluğundan olsa gerek, belki sebepsiz bir iç sıkıntısı. Siddin senedir dünya üzerinde yürümekten bitap düşmüş olmalıydım. “Aniden durursa ayaklarım, taşıyamazsa artık kalbim yorgunluğumu, iflasını ilan ederse? Ani göçersem dünyadan nereye gömülürdüm acaba, hangi yörenin toprağı beni kabul ederdi. Beni uğurlamaya gelenim olur muydu ki,” durduk yerde bu soru yığını takıldı beyin merkezime. Cevapları gelmeyince aklıma, defetmek yoluna yönlendim. “Aman sende Ayfer; öldükten sonra bunların ne önemi olur? Dünya üzerinde kalabalıklar arasında yalnız yaşamışken, riyakârlarla dolu çevrenden son yolculuğuna gelen olsa ne olur, olmasa ne olur?” 

Değil işte, kazın ayağı böyle değil, illa sorular yok olmak için doğru cevap istiyor. Kafa karışıklığımdan arınmak için kendimi evin dışına attım. Kısa mesafe yürüyüş zihnimin bulanıklığına iyi gelebilirdi. Evimin bulunduğu caddenin karşısındaki mahalle kıyısında beş katlı binaların arasında kalmış bir mezarlık mevcuttu. Bol ağaçlıklı, huzur arayanları, bahçeli ev arzusuyla dolu olanları kıskandıracak, lakin akla hiç getirilmeyen  bir mekân; son derece bakımlı ve tek kişilik mermer hanelerin bol olduğu, komşu aralıkları zambaklarla donatılmış bu alanda kendime de bir yer bakınmak için büyük demir kapısından içeriye baktım. Bir an için ürperdim, burada terk edilmek korkusu kapladı içimi. Toprağın koynunda, karanlık dar alanda bedeninin börtü böcek, yılan çiyanca yenilmesi; yok daha neler? Gerçekle yüzyüze gelmek mi asıl korku veren, öyle olmalıydı. Hesap yekûnü, omuzlardaki yükün bakiyesi. Hakikat âlemi... Kalp yetmezliği, solunum yetmezliği, böbrek yemezliği falan hikâye kardeşim. Mesele; Ömür Yetmezliği hâlâ anlamadın mı bunu sen ? Bir bebek geçti gözümün önünden, taze bir can, yeni bir hayat; güya torunummuş. (Çok arzu ediyorum, görecekmiyim evlatlarımdan bir torun, bilmiyorum Allah izin verir mi? Bana da böyle mutlulukları layık görür mü?) Hayatım geçti sonra, çocuklarım, büyuklerim. Bir göz açıp yummuş gibi herşey. 

Her yaşayana uzak gibi görünsede, her yeni yaş aldıkça daha çok yaklaşılıyor ölüme. Artık ayaklar çukurda, sorsan bunca sene 1 saatte anlatılır. Anlatılan kimine ikna edici bile olmaz, ispatın var mı, diyeni olur. Hayatımız yalan dünya anlayacağınız .... Bu dünyada insanlara faydalı olup kalp kırmadan, kul hakkı yemeden gidebilenlere ne mutlu ....İnşallah burada insanlara bir faydamız dokunmuştur ..."

Yok burası güzel bir yer, fakat çok katlı binaların arasında kalmış, yakın zamanda kaldırırlar ve sitelere dâhil ederler burayı da, şehrin göbeğinde kalmış geniş alanı müteahhitler kapmadan bırakır mı? Havuzlu, güvenlikli lüks site alanına döndürtürler, belediye meclisine… Burada böyle bir fitne nereden geldi aklıma, nasılda güzel cazibeli bir mekân. Zambak kokulu, gölgeliyi bol, bir de kargası çok; sahi her çam ağacının ayrı dallarında kara kargalar ve gaklamaları. Burası tünek yerleri olmalı… Gak gak demeleri, sanki buraya bak, asıl önemli olan bu mekan der gibi dikkate çekmeleri olabilir  miydi?

Dünyadan gideli yıllar olmuş, bakımsızlıklarından bazı garip bulduklarımın toprağını sulamak ve dua etmek gayesiyle mezarlığa daldım. Sükûnetli yolda biraz ilerleyince huzur verici sesle ve hakikat avazıyla kendimden geçtim.  Yeni gömülen olmuş, başucunda Kuran okuyanlar vardı. Dikkatlice baktım, simalar eskiden tanıdıklardı. Tüm geçmişe, dünyadan göçmüşe selam verip Fatiha okudum. Allah’ım nasip etti. İnşallah kabul de eder.

Kendi kendime dedim ‘’dünya ne kadar küçüksün. Uzun yıllardır görmediklerimi, isimlerini bilip zaman içinde unuttuklarımı bir anda hepsiyle bir nasılda buluşturdun?’’

Canlı canın gerekmedikçe olmadığı mezarlıkta müthiş bir huzur vardı.

Devamını oku...
Şu anda 2176 konuk çevrimiçi

İnsanlığımız İnliyor
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 06 Nisan 2018 10:27

altMutluluğun ve öfkenin küçüğü büyüğü olmaz. Küçücük şeylerle insanlar sevinebilirken, ufacık bir öfke, anında zehir içme kıvamına getirebilir insanları. İnsan ruhu hassastır, bu yüzden gün içinde alınganlığının tuttuğu olur. Hele ki şu âhir zamanda yaşandığından ve hele ki hoşgörünün hızla uzaklaştığı dönemlerde bulunulduğundan yüzler çoğunlukla asık, herkes birbirine karşı çekememezlik dürtüsünde, kıskançlıklar epeyce hâsıl vaziyettedir. “Makama ben geleyim, sen gelme. Ben iyi yiyip içeyim, sen yoksullukla sürün. Rab bana, hep bana.” düşüncesi, bizi biz olmaktan başka yöne çekiyor. Neredeyse herkes sinir küpü, dert sahibi, müsâmahasız duruma geldi/ getirildi toplumda.

Hâlbuki devir değişmiş olsa da insanlık değişmemeliydi. Maalesef değiştirdiler. Canavarlaştırdılar milleti. Hız ve hırs dünyası, kıskançlık krizleri, insanlığı elimizden aldı. Peki, niye alınmasına müsaade ettik? Bizler buna dünden razı mıydık? Değildik, lakin para canlısı dünyalıklar öyle olmamızı istediler, bizlerde dümenlerine uyduk. Bu tezgâhta öğütüldük, insanlığımızdan çıktık.

Çoğu insan birilerini dövecek gibi dolaşıyor çevrede. Kazârâ adres sorulsa bir zahmet cevap vermeler, diyelim ki selâm verilse çok ağır bir yük gibi almadan geçmeler her gün gördüğümüz gerçekler.

Böyle mi yapılmalıydı bu ülkenin insanı, böyle mi olmalı Müslüman kardeşliği? Yalan dünyanın sahte düzenine mi kanmalıydık?

Hepimiz bu ülkenin insanları olarak; art niyet düşünmeden, birbirimize karşı duygudaşlık ve sıcakkanlılık duyarak, kalplerimizden nefreti arındırıp, sevgiyi kuşanarak, sevmenin, iyiliğin çatısı altında toplanarak; ülkemizi ve insanımızı  Rabbimizin hoşuna gidecek seviyeye getirmeliyiz.

Yunus’umuz ne demiş, ne güzel demiş: “ Sevelim, sevilelim. Dünya kimseye kalmaz.” Bu söz çoğumuzca arabesk diye ciddiye alınmazsa ve “ Yiyelim, içelim. Oynayalım, oynaşalım. Dünyaya bir defa geliyoruz” diye değiştirip yorumlarsanız; bir gün size oynayıp güleceğiniz yer kalmadığını gördüğünüzde, şaşırmaya bile mecâliniz olmaz.

Devamını oku...
 
İnsan Olmak
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 06 Nisan 2018 08:55

Ne İçimizdeki Âleme Sığabiliyoruz, ne dışımızdaki dünyaya.

altZira fıtratımıza göre yaşamıyoruz. Yaratılışımız; Rahmanidir. Sevgi, barış ve iyilikler üzerinedir. Yaşantımızsa kötülüğe yöneliktir, zira şeytanidir. Bunun farkına varmayı kendimize bir hatırlatabilsek, özümüzdeki güzellikleri öğrenmiş, ortaya çıkarmış ve uygulamaya koyulmuş olacağız… Çoğumuzun bildiğini, ama umursamadığını kısaca hatırlatmak istedim. Yaratılanla iyi geçinelim, iyilik bulalım. Maneviyatımızda huzurlu olalım  temennisiyle…

 İnsan olmak yaradılışımız gereğidir.

İnsan olmanın özelliği, özellikleri vardır.

 İnsan olmaya bizi Allah layık kılmıştır.

İnsan olmanın güzellikleri vardır.

İnsan olan sevginin gücünü, vicdanın değerini bilendir.

İnsan olmaya çabalayalım

İnsan kalmaya gayret edelim

İnsan olmayı becerebilirsek

İnsanca yaşamanın nasılını da biliriz

İnsanca yaşamak biraz saygı, çokça sevgi ve biraz hoşgörüden geçer.

İnsan olmak için para harcamak gerekmiyor,

İnsani hislerimize güven duymamız yeterli olacaktır.

Devamını oku...
 
Halkın Hakkıyla Haksızlık
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 03 Nisan 2018 20:09
altBen yazmasam olmaz mıydı, olurdu. Günümüzde her duyduğuna, gördüğüne balıklama atlayıp üzerine idrar sıçratmanın bir anlamı yok. Lakin "haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır" hadisi doğrultusunda yeri geldiğinde konuşmak gerekir. Susmasını bilmek de erdemli insanların özelliğidir. Fakat konu susulacak cinsten değildir. Her vatandaş bu konuya dili döndüğünce tepkisini ifade edebilmelidir.
Şu her devrin adamı sanatçılardan, Afrin'e askere moral versin gayesiyle götürülen bir uçak dolusu sanatçı geçinenlerden söz ediyorum. Konu mühim; uçak bizim ödediğimiz vergilerle alınıyor, havalanıyor. Afrin'de ana kuzularının evlatları, sıcak yuvalarından ayrı vatan uğruna can siperhane çarpışıyor. Askere oğul yollamamış olanlar, özlemin, heyacanın ne demek olduğunu bilmezler. Madem sanatçı geçinenler askerimize destek olacalarsa kendi oğullarını Mehmetçiğin yanına yardıma göndersinler. Kaç tanesinin askerlik çağında oğlu var, her biri zevkü sefa içinde ömür sürüyor. 
Hadi sizler oğullarınıza kıyamayıp bir bahaneyle askerlikten uzak tutuyorsunuz, O vakit bir konser paranızı Mehmetçik vakfına bağışlayın bilelim. Çoğunuz aynı şarkılarla elli yıllık yaşamlarınızı garanti altına alıp, köşklerdeki lüks yaşantılarınızdan bir ay iktisat edip, çoğu gecekondudan çıkıp vatan savunmasna koşmuş Mehmetçiğe, yahut ailelerine bağışta bulunsun. 
Mehmetçikle      türkü söyleyeceğinize alınlarından öpüp, teşekkür edeydiniz, bir maşallah çekip, dualarınızı yüreklerine dolduraydınız. Maneviyatlarını doyuraydınız. Süslenip püslenip askerle buluştunuz, tepki aldınız. Ailelere ulaşıp anaları teselli etseydiniz dualar alırdınız.
" Vatan savunmasını yapan sizin evlatlarınız sayesinde biz böyle güle oynaya milletten para kazanıyoruz" deyip o kınalı kuzuların ailelerinden helallik isteselerdi. Riya yerine, samimiyet görürdük, kendilerine bakışımız farklı olurdu. Keşke sizler yerine Mehmetçiklerin ana babaları götürülseydi yanların ne sevinirlerd ne çok moral bulurlardı her iki tarafta...
Ben şükürler olsun asker anası mertebesine erişmiş bir anneyim. Ve asker yolu gözlemenin, şafak saymanın, televizyon haberlerini her dinledikçe yüreğin ağza gelmesinin ne olduğunu çok iyi bilen biriyim. Dolayısıyla halkın parasıyla havalanıp güle oynaya, şarkı türkü söyleyerek, selfiler çekilerek askere moral verilmez, aksine onların hakkı olanlara karşı haksızlık yapılmış olur. 
Daha denecek çok şey var, lakin ceremeye derman yok, Allah hakkımızda hayırlısını nasip etsin, lakin ben bu konuda bu şekil sanatçılara ve onları oraya götüren, bu işi organize eden danışmanlara hakkımı helal etmiyorum, kendilerini Allah'a havale ediyorum. Hasbinallah ve nimel vekil nimel mevla ve nimen nasir."Allah bize yeter, o ne güzel yardımcı ne güzel vekildir." 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 10 / 407
 
Turkish Arabic English