Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

DÜNYA GÜZEL DİYORUZ YAŞAMAYI SEVİYORUZ.
ÖTE TARAFI BİLMEDİĞİMİZDEN ÖLÜMDEN KORKUYORUZ.
 
Bu sabah kalktığımda, saat 6.30 sularıydı. evimin karşı sokağındaki camide kısa aralıklarla üç selâ verildi. Saat dokuza doğru bu sayı beşe çıktı. Her zamanki gibi araba seslerinden kimin vefat ettiğini selâ bitiminde yapılan duyurudan duyamadım.. Vefat eden zatın nereye defnedileceğini de anlayamadım. Selâları dinlerken asudelik hissettim. Müezzin yanık sesiyle, en yakıcı makamda sela okuyordu. İçimi derin bir huzur kapladı. Bir yandan da tuhaf bir gariplik hissettim. "Dün sağ olan birileri bugün ölüler grubuna dahil oldular. Ecel işte, ummadığın anda geliveriyor. Vade dolunca Allah'ın verdiği karardan kaçınılmıyor." diye düşünüp hayatını kaybedenlere yüce Allah'tan rahmet diledim. 
Her şeyin bir miadı, bir sonu var. İnsanın da bu dünyadaki yaşama süresi bitince hayatı yitiyor, ruhu kalkıp başka bir âleme gidiyor. Bir göç gibi düşünmek lâzım. Amirin emriyle Ankara'dan İstanbul'a tayin edilmiş gibi, tek başına sefere çıkılmış gibi...
Her ölüm zamansız bulunur, her ölenin ardından şaşkınlık yaşanır. Tuhaflık hissedilir. Ölen kişilerin evlerinde muhtemelen gözyaşı vardır. "Daha dün bizimle şakalaşırken, bugün aramızdan ayrıldı." diyerek belki de çok yakınları çok ağlamaktan kahrolup bitap düşüyorlardır.
Metanetle düşünecek olsak ki bunu hiç birimiz yapmıyoruz, yapamıyoruz. Bu satırları yazan ben bile annem babam vefat ettiğinde için için ağladım. Geçmişte beraberce yaşanılanlar geliyor göz önüne hisleniyorsunuz. Yüreğiniz daralıyor, iç sıkıntısı yaşıyorsunuz. En yakınlarımız ölümle bir anda yanımızdan yok oluyor sanıyoruz. Bir daha onları göremeyecek olmanın karamsarlığına kapılıyorsunuz. O anlarda hüzün sarıyor benliğimizi, üzüntüye bürünüyoruz. İsyan değil bunlar, duygusal anlar. Haşa 'Niye öldün, gittin! Erkendi daha, bari sen gitmeyeydin?' gibisine feryat figan değildi benim ağlamalarım.
Allah'ın emrine itaat etmek lazım. Allah'tan geldik Allah'a dönüyoruz. Özümüz ölmüyor, aksine ölümsüzlüğe kavuşuyor. Bu dünyada ölmekle yok olmuyoruz, başka bir yerde yeni bir yola koyuluyoruz.
Devamını oku...
Şu anda 727 konuk çevrimiçi

Bereket Denilince
Volkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Mayıs 2012 12:36

altHikâye bu ya, diye anlatılır ya hep... Gerçekle alâkası vardır elbet...

Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış. Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim...

Halil, evli çocuklu… İbrahim ise bekârmış...Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin... Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş.

Devamını oku...
 
Hüzün ve Arab Şâirlerinin Buğulu Gözleri
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 05 Mayıs 2012 12:51

   Arap şâirleri en fazla hislendirip en çok hüzünlendiren şey çöllerdeki cidâr (duvar) kalıntılarıdır. Zîra Arab Yarımadası'nda eski çağlardan beri, tıpkı bizim Yörükler gibi göçebe bir hayat süren kabilelerin sayısı az değildir. Yerleşik bir kabilenin yamacına muvakkat (geçici, vakitle sınırlı, bir vakit), mukayyet (kayıtlı, eğreti, ancak bir kayda/şarta bağlı) göçebe çadırları kurulup da, o civârın delikanlısı göçebeden bir kıza vurulsa, su azalıp, otlak kuruyup orası göçebe kabile tarafından terk edilse, geriye âşık tarafından duvarları öpüp koklamak ve hâtıralar arasında kaybolmak kalıyor.

Devamını oku...
 
Hüzünlendim... Kederlendim... Gamlandım.. Elem ve esef duydum...
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 01 Mayıs 2012 15:55

   Canım hep ağlamak istiyor. Bol bol ağlamak. Neden bilmem çok hüzünlüyüm.

   Hüzün. Türkçe'de hüzün kelimesini karşılayan bir kelime var mı bilmem? Biz her şeye üzülmek deriz. Parmağım kesildi, üzüldüm. Paramı düşürmüşüm, üzüldüm. Babam öldü, ona da üzüldüm. Aşağı üzülmek, yukarı üzülmek. Bunun derecesini, yoğunluğunu belli eden, dereceler arasındaki farkı gösteren kelimeler nerede?
 
   Hemen Arab lisânına başvuruyoruz; çeşitliliği, yoğunluğu ve farkları doğru düzgün ve isâbetli bir şekilde anlatmak, açıklayabilmek için. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki919293949596979899100SonrakiSon»

Sayfa 95 / 103
 
Turkish Arabic English