Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

 
Genç adamın biri,
Dermiş babasına her gün;
 
"Benim de dostlarım var, sendeki dost gibi.
Belki de senin dostlarından çoktur.
Hem daha çok dostlarım, hem hakiki dostlukları..."
 
Baba itiraz eder:
 
"Olmaz öyle çok dost,
Hakikisi belki bir, belki iki
Fazlasını bulamazsın; gerçek, hakiki.."
Devam eder durur konuşma
Aralarında başlar bir tartışma
Karar verirler bir sınava,
Dostun hakikisini anlamaya...
Devamını oku...
Şu anda 799 konuk çevrimiçi

'G'ödlek Gazeteciler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Ekim 2019 08:37

İYİ Kİ İÇLERİNDE DEĞİLİM

alt

HEPSİ DE SAHİBİNİN SESİ

KOYUNLARIN BAŞ TEMSİLCİSİ

Pasif olduklarından mücadeleye girişmemişler, menfaatleri aşkına geçici güce teslim olmuşlar. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar. Dünkü aylaklar, dünyalık için yalakaalıkla bugün nerelere gelmişler, ayak takımıydılar, her biri bir yerlere baş olmuşlar. Dün başka birilerinin etekleri altında semirdiler; bugün, dünlerinde kendilerini itekleyenlere  ihanet edip, bugünün idarecilerinin koltuk altlarına sığınmışlar, kimi de sırtlarına yapışmışlar yalanarak yamanmaya çabalıyorlar. Dünlerini bilen biri olarak, hallerini gördükçe hayrete düşüyorum. gemisini yürütenin kaptan olduğu gerçeği...

Sayıları artmış, seviyeleri hepten yitmiş. Parayla aşkları nereye kadar gider, göre lim bakalım Mevlam sonlarını neyler?,

Kendilerini gazeteci sanarak 'gasteciyiz' diyerek çevrede gezinenler. Adına gazeteci denilen bir takım kişiler, yağlama, yıkama maharetleriyle günlerini tok geçirenler. Aslanların olmadığı yerde sırtlanların meydana inmesi gibiler. Kimin arabasında benzin doluysa ona doluşup, araba sahibinin türküsünü söylerler. Günümüzde gazeteci bilinen insanlarda gazetecilik kültürü yok, bilgi yok, vizyon yok, gazeteci nedir bilmek yok. İşsizler çıkar yol olarak yalakalığı seçmişler, bu uğurda gazeteciliği meslek seçmişler. Ne yaptıklarını onlarda bilmiyorlar, makamlardan çöplenmek için çıkıyorlar. Çoğunu belediyeler besliyor. Sahipleri birileri biliniyor, gelirleri belediyelerden geliyor. Bunlara gazeteci deniyor. On gazetenin onunda birden aynı manşet, içerikte aynı satırlar olur mu dostlar? Gözümle gördüm, günümüzde çok güzel oluyor,hayret! 

Geçen gün özel bir hastanenin kafeteryasında çay içerek kan testimin sonucunu bekliyordum. 

Devamını oku...
 
Fileci Teyze
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 02 Ekim 2019 09:10
İLK DEVASA OTELİMİZ VE ÖNEMSEMEDİKLERİMİZ
 
altDokuz yaşında bir kız çocuğuydum. Cumhuriyet İlkokulun 3-A sınıfının ilk yarı yılında okuyordum. Sınıfımın en çalışkanıydım. Bu çalışkanlığımı okulumuzun karşısında bulunan Halil Hamid Kütüphanesine teneffüs aralarında gitmeme borçluydum.
Kütüphane kaçamaklarımda kütüphanenin hemen yanındaki geniş bahçe içerisinde bulunan tek katlı ahşap ev çok dikkatimi çekerdi. Bu eski evde, orta yaşlı üstü başı tertemiz bir teyze yaşıyordu. Her sabah onu bahçesinde, evinin hemen önünde yüzü güneşe dönük vaziyette, kucağında ağ ipleri yığınları el çabukluğuyla file örüyorken görürdüm. Kütüphaneye girmezden önce bir süre bakardım, "çile halindeki ağ iplerini nasıl yumak haline getiriyor, sonra onları ne ara fileye dönüştürüveriyor" diye. Elindeki sanatını öğrenmeyi çok arzuluyordum.
Bir sonbahar sabahı okulun ilk teneffüs aralığında yine kütüphaneye gittim. Hem giderken hem de dönerken dikkatlice baktım. O yaşlı teyze kapısının önünde oturmuyordu. Bahçesi sessizliğe gömülmüştü. "Hasta mı oldu," diye telaşlanmıştım. Kapısını tıklatmayı düşündüm. Baktım evinin perdeleri yoktu. Eski evin içi bomboştu. Günlerce meraklanmıştım "Ne oldu," diye.
Bir kaç gün sonra dozerler geldi yaşlı teyzenin evinin bulunduğu yere, gürültüleriyle adeta yeri göğü inlettiler. Öğretmenimiz "Dikkatinizi dersten ayırmayın, dışarıda sizi ilgilendiren bir durum yok". dedi gür sesiyle... 
Meğer o dozerler çıkardıkları gürültüyle yaşlı teyzenin evini yıkmaktalarmış.Evin yıkıldığını görmedim. O saatlerde dersteydim. Okuldan eve gidişim arka taraftan olduğundan kütüphane tarafına bir kaç gün hiç geçmedim. Dolayısıyla kütüphaneye de gitmedim. Sanırım yaşlı teyzeyi bir daha göremeyecek olmam, beni çok hüzünlendirmişti.
Sonraki günlerde öğretmenimiz, Cumhurbaşkanımız Cevdet Sunay'ın ilimize geleceğini ve bizim kendisini karşılamaya gideceğimizi söyledi. Bu sebeple hem kendimizin, hem siyah okul önlüklerimizin tertemiz ve ütülü olmasını, beyaz yakalarımızın kolalanmış olmasını istedi. Heyacanla durumu annemize yansıttık. Ve annelerimiz bizi tam öğretmenimizin istediği gibi tertemiz olarak okula gönderdi...
Sonra arkadaşlarla üçer kişilk sıra olduk. Ellerimize kağıttan yapılmış, küçük Türk bayrakları verildi. Hep birlikte uygun adım okulun kütüphaneye bakan kısmından çıktık. O an içim bir tuhaflaştı, gözlerim yaşardı. Çünkü bizler tüm okul olarak o yaşlı teyzenin evinin bulunduğu alana gelmiştik. Ev yıkılmaktan öte kazılmış yerine büyük bir çukur açılmıştı. Ne olduğuna anlam veremiyordum. 
Devamını oku...
 
Doktorumu Buldum Gibi
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 29 Eylül 2019 10:03
KALBİM NEDEN RAHATSIZDI
DAHA ÖNCE KİMSE ANLAMAMIŞTI
 
altYıllardır yanıltmışlar beni, yıllardır ağır ilaçlarla oyalamışlar. Kalbimin keyfini kimse umursamamış. Peki şimdi şifasız geçen onca zamanımın ceremesini kim çekecek? Tabii ki ben çekiyorum.
 
Tam beş yıldır kalbimin keyifsizliği ve ona iştirak eden yüksek tansiyon sorunumun çözümü için gitmediğim hastane, muayene olmadığım uzman doktor, doçent doktor, profesör kalmadı. Hastanelere ödediğim paralar bir araba alım ücretini aştı. Torba torba ilaç kullanmaktan feleğim şaştı. Onca tıp adamı kalbimi dinledi. İniltisine derman nedir, hiç bir şey demedi. Onulmaz derde mi düşmüştüm, neredeyse tüm güzelliklere küsmüştüm.
 
Gittiğim her hekim beni hasta bilip ilgilenir göründüler. Kalbimi dinlediler, tansiyonumu ölçtüler, lakin verdikleri ağır ilaçlarla ne kalp ağrımı dindirdiler, nede tansiyonumu birazcık bile düşüremediler. Konuşmadan, neden, niçin, soru sormadan, hastalığımı sorgulamadan çare olarak hep yeni ek ilaç önerdiler. Neticesi ölümün kıyısına yaklaşım oldu. 
 
Artık ne olacaksa olsun dediğim anda,son gittiğim özel hastanenin müdürüne şikayetimi iletmek için uğradım. Neredeyse onunla da görüşemeyecektim. Kapıdaki görevliler "Biz yardımcı olalım. Nedir sorununuz" diye direttiler. Ben de: "Güvenlikle ilgili bir sorunum olsaydı önce size gelirdim. Ama şimdi muhatabım siz değilsiniz. Bu hastanenin sahibi veya sorumlusu kimse onunla görüşeceğim." diye tutturdum.
 
Sonunda hastane müdürünü aradılar, 'gelsin' deyince huzuruna çıkardılar. Herkes bir mekan kapmış. Makamlara ulaşmak vatandaş için ne kadar da zorlaşmış... 
Hastanenin müdürü iyimserlikle karşıladı beni, karşısında sert tavır takınamazdım. Bu durumda nezaketimi bozmadan kendisine meramımı anlattım. "Kalp doktorlarınıza onca para veriyorum. Ancak ilaçlarımın sayısını artırıp geri gönderiyorlar. Bunlar doktor görünümünde ilaç temsilcileri midir?" dedim. Sözümü hiç kesmeden beni dinleyen müdür bey, adam gibi adammış. Helal olsun. Son cümlemi getirmeden öncesi, bir virgül aralığında bana ne dedi biliyor musunuz?
"Buradan size yardımcı olamadığımıza üzüldüm. Filan hastanede genç bir kardiyolog var. Kendisi uzman hekim. Bir de ona görünün." 
İnanamadım bu öneriye. Adam kendi hastanesinden ekmek yiyor. Lakin bana başka bir özel hastanenin kardiyoloji doktorunu öneriyor. Bu bana karşı özür mahiyetinde bir lütuf mu, yoksa ekmek yediği kapıya ihanet mi, bilemedim.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 2 / 111
 
Turkish Arabic English