Ayfer Aytaç
 
 

Kur'an Öğren

AMERİKAN AŞKIMIZ
tarafından yazıldı.   
Salı, 10 Ekim 2017 08:33

AMERİKA AŞKIMIZ BİTİYOR MU,

RUSYA İLE FLÖRTE Mİ BAŞLADIK? 

alt

Her şey bir süt tozuyla başlamıştı.

Ben ilkokulda çok içtim. Tadı iğrenç ve aĝırdı.

Ama olsun ABD malıydı...

Cumhuriyetin ilk yıllarında Amerika ile ilişkiler nasıldı, Rusya' ya bakışımız kısık mıydı? Bu alanlara girmeyeceğim.Niyetim siyasete bakmak, derin konulara bulaşmak değil. Sevmediğim siyaset ortamı hakkında değerlendirme yapıp olumlu, olumsuz hedef tahtası kapmak hiç değil. Çocukluk anılarımdan arta kalanları hatırlamak ve akranlarıma da hatırlatmak maksadıyla paylaşımda bulunmak istedim.

Ben yaştakiler bilirler. Bizim çocukluğumuzda -1960- 1965) yıllarında o küçük beynimiz de bir Amerika hayranlığı vardı. Ailelerimiz Amerika filmlerinden öğrendikleriyle, okullarda öğretmenlerimizin gözümüzün önünde canlandırırcasına anlattıklarıyla, Amerika adeta zihinlerimize silinmemecesine kazınmıştı.Bırakın Amerikan şehirlerini, başkanları kim, eşleri ve çocuklarıyla ayrıntılı ezbere bilirdik. Aşk derecesinde Amerikan severler olarak, gençliğe geçiş yapmıştık. Rahmetli babam anlatırdı bizim öncemiz, onların kuşağında da Fransız sevdası yoğunluktaymış. Her neyse, sanırım çok partili döneme geçiş evresinde, dünya savaşları sonrasında Amerika önem arzetmeye başlamış hayatlarımızda...

altİkinci dünya savaşı sona ermiş, ABD kesenin ağzını açmış, ekonomisi çöküntüye giren ülkeleri Sovyetler'e kaptırmamak için Marshall planını devreye sokmuş. Türkiye dahil bazı Avrupa ülkesine hibe şeklinde gönderilen yardımların en önemli kalemi süt tozu'ydu. Bir de Amerikan bezi vardı ki, çok sağlamdı. Fakir ailelere metrelerce bağış yapılıyordu. Bundan don, tuman, yatak yorgan, neyin eksikse o şekil değerlendiriliyordu. Çok sağlamdı bu kumaş. Tokuçla döverek yıkardık, eskimek ne, bilmezdi. "Kaput bezi", denilerek Sümerbank'ın tüm satış mağazalarında baş köşede yer alıyordu. Belki kefenlikler bile Amerikan kumaşından hazırlanıyordu. Zengin kesim çok fazla yok ki o devirde, hemen her eve Amerikan kumaşları giriyordu. Bildiğim fakire beleş veriliyordu.

1969 senesinde benim ikiz kız kardeşlerim dünyaya gelmişti. Rahmetli annem onları Ana Ocağı denilen bir kuruma sağlık kontrolüne götürür, dönüşünde bebeklerin ağırlığından çok, süt tozu ve Amerikan kaput bezi getirirdi. Aile desteği olarak zorla verildiğini söylerdi annem. Sonrasında o Amerikan bezinden ikizlere alt bezi dikerdi. Yıkar, yıkar kullanırdı. Düşünün artık bu aşk ne kadar sürdü. Hatta bir aralar kara sevdaya bile dönüştü... Ah, Amerikan esintili ne günlerdi...

Sanırım Amerika verdiklerini sadece hibe etmiyordu. İlkokul çocuklarına ve Ana Ocağına kontrole getirilmesi mecbur olan bebeklere içirilmesini şart koşuyorlardı. Teneke kutularda gönderilen süt tozu, öğretmenler odasındaki gaz ocaklarında suyla karıştırılıyor, kaynatılıyor, çocukların evlerinden getirdikleri bardaklarla servis ediliyordu. Tadı sütten biraz farklıydı, ağır bi kokusu vardı. Bizim kuşağa 1965'lere kadar zorla içirildi.

Raf ömrü uzundu, o dönemlerde buzdolabı filan olmadığı için sayın ahalimiz tarafından pek takdir edildi. E madem bu kadar beğendiler, hadi bakalım, sayın ahalimize süt tozu satılmaya başlandı. Amerikalılar bizi öz kardeşi gibi sevdiği için (!) kâr amacı gütmeden, sevabına sattılar. Sütün litresi 100 kuruş, süt tozunun kilosu 30 kuruştu, sayın ahalimiz üstüne atladı, adeta bağımlısı oldu.

Ucuz olmasına rağmen, Amerikan malı olduğu için “kaliteli” kabul ediliyordu. Süt tozu yerine süt kullanmak, ilkel bi davranıştı!

Bu arada süt üreticisi ölmüş, mandıralar iflas etmiş, amaaan bana ne'ydi.

Yardımlar sadece süt tozuyla sınırlı değildi. Para verildi, bisküvi verildi, margarin verildi, Amerikan bezi verildi, hurda savaş gemileri, dandik tanklar verildi. Bunların karşılığında İncirlik gibi askeri üsler alındı, petrol arama faaliyetlerimiz durduruldu, emekleme aşamasındaki uçak fabrikalarımız kapatıldı, yerli demiryolu hamlemiz takozlandı, tarım bağımsızlığımızda ilk gedik açıldı.

“Siz zahmet edip üretmeyin, yorulmayın, ben hepsini beleşe veririm” deniyordu. Yardım ayağıyla, açları besliyor, tembelliğe alıştırıyor, yerli üretimi durduruyor, kendine bağımlı hale getiriyor, üstüne “sempatik” görünüyordu. Allah ABD'ye zeval vermesin diye dua ediliyordu.

Böyle böyle, avantayı görünce yelkenleri suya indiren bir toplum yaratıldı, milli çıkarların yerini “beleş” aldı.

Sonuç olarak Abd "radyasyonlu" olduğu için kendi halkına yedirmediği şeyleri halkımıza yedirdi.
Bu tarihlerden sonra anadolu tarihinde ilk kez çocuk felci vakaları görüldü ve de sonraları çocuk felci aşısı ‘rutin aşılar’ arasına sokuldu. Bu aşılarda bizlere büyük paralarla satıldı.

Bu durumlar yıllar yılı böyle sürdürüldü. Sonrasını sonra yine değerlendiririz...

BU ARADA ARAMIZDA KALMASIN, ŞİMDİKİ NESİLCE DE BİLİNSİN.OSMANLI DÖNEMİNDE AMERİKA UZAK BİLİNİYOR, RUSYA HEP DÜŞMAN GÖRÜLÜYORDU.

 
Hicaz: Mekke, Medîne, Tâif
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Cuma, 06 Ekim 2017 16:09

 

Hicaz Mekke Medine Taif İznik Çinisi lâleler çifte lâle Târık İleri tarık İleri Isparta İstanbul Hasanpaşavi Ayfer Aytaç Volkan İleri Ayfer İleri

   Hicaz'ın coğrafi hududları hususunda pek çok farklı görüşler olsa da, Arap Yarımadası'nın beş bölgesinden biri olduğu ve Mekke, Medine, Yemâme, Tâif ve Tihâme şehirlerini kapsayan araziye Hicaz ismi verildiği, bu ismin de sözlükte bağlamak, ayırmak ve engellemek mânâlarına geldiği belirtilmektedir.

   Arab bir âlim olan Âlûsî  (ö. 1858) Büluğu’l Ereb isimli eserinde kaleme aldığı toparlayıcı bir tanımlamayla, Hicaz'ın Necid çölleri ile Tihâme arasında bulunduğunu, güneyde Yemen'den, kuzeyde Şam'a (Suriye'ye) kadar uzandığını, Necid ve Tihâme'yi birbirinden ayıran dağlık bir yer olduğu için de Hicaz diye isimlendirildiğini ifâde etmektedir.

Devamını oku...
 
Asabiyet ile ilgili şiirler (1)
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 03 Ekim 2017 21:31

 

Sözlükte “eklemleri birbirine bağlayan sinirler” mânâsındaki “asab” kökünden gelen asabe; kadim Arapça’da babası ve erkek çocuğu olmayan kişiye (kelâle) vâris olanlar ile dînen belirlenmiş bir payı olmayıp da belirlenmiş payı olanlar paylarını aldıktan sonra geri kalan mirası alan baba tarafından olan akrabalara deniliyordu.

Asabeyi birbirine bağlayıp herhangi bir hârici tehlikeye karşı koymak ve taarruzda bulunmak için harekete geçmelerini sağlayan birlik ve dayanışma ruhuna ise asabiyet adı veriliyor. Bir başka deyişle asabiyet, “akraba, soy sop, kavim, vatan, millet gayreti gütme, milliyetçilik, ırkçılık” anlamlarına geliyor.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 2 / 379