Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

ÖNCE ÜLKELERİNDEN KAÇTILAR ŞİMDİ DE ÜLKEMİZDEN KAÇMAYA ÇALIŞIYORLAR
Yanlış oldu. İdlib şehitlerimiz sonrası Türkiye'nin aldığı kararla mültecilerin sınıra yığılması, kalabalıkların her saat artırılması çok yanlış oldu. 
Sınır kapılarının açılması dikkatlerin şehitler üzerinden alınıp sınırdaki hareketliliğe çevrilmesine neden oldu belki; ancak halkın üzerinde ekranlardaki bu görüntüler ters tepkilere yol açtı. 
 
Maşallah iri yarı, gayet sağlıklı genç adamlar ellerinde son model telefonlar. (Ceplerine bol para konulmuş olmalı.) Güle eğlene yürüyorlar.Kendilerini kovalayan yok. Birileri "gidecekmiş gibi yapın" demiş olmalı, kapılar açılmış, Avrupa'ya geçmeye fırsat doğmuş sanıyorlar. (Sığınmacılık, birinin yanında "sığıntı" sığınan olmak böyle bir şey işte, git deyince gidersiniz, otur deyince oturursunuz. Çok zor durumdur vesselam.)
İnsanlar sıcak evlerinden kalkmışlar, almışlar ellerine birer poşet giysi, dizilmişler yollara. On yıldır nerede yaşıyordunuz, hiç mi eşya edinmediniz, bir anda herşeyi bırakıp yollara mı dizildiniz? Öncesinden özel araçlarla sınıra yakın yerlere gelmiş olmalılar, görüntülerde uzunca bir yolu yaya yürüyerek geçmiş, tarlaları aşarak sınıra yığılıyor izlenimi veriyorlar... 
 
Sınırlar açılınca, göçmen kaçakçılarına bile güven gelmiş... İçlerinden biri başarılarıyla övünür gibi, pişkinlikle nasıl insan kaçakçılığı yaptığını anlatıyor. Mülteciler bu para avcılarına güvenip niye kaçmaya çabalıyorlar, bizim ülkemizde aç, açık mı kaldılar? öyle söyleniyorsa çok nankörce sözlerdir bunlar...
 
 İslamiyette eli silah tutan herkes savaşır, kadını erkeği... Savaşacak, bu Yüce Allah'ın buyruğu...
 
Türkiye'ye Suriye'deki savaştan kaçtınız da, buradan nereye ne sebepten kaçıyorsunuz demezler mi adama?  Bizdeki rahatlığı, ilgiyi, alakayı hiç bir ülkede bulamazsınız bilesiniz. Herkes biz mi de ağrımadık başlarına gönüllü ağrı alsınlar? 
Devamını oku...
Şu anda 1726 konuk çevrimiçi

Şehirler Üniversitelileri Ünlüyor
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 15 Ocak 2021 04:36
SOKAKLAR BOŞ KALDI, MİLLET AÇ KALDI.
alt
GELİVERİN GARİ GUZULA!..YOKLUĞUNUZDA APIŞIP GALDILA...
 
SOKAKLAR BOŞ KALDI, MİLLET AÇ KALDI. "GELİVERİN GARİ GUZULA! GÖZÜMÜZ YOLLADA GALDI.APARTLARIMIZ BOŞ GALDI ELLERİMİZ GURUDU,  GARINLARIMIZ GURULDADI GALDI. AĞZIMIZIN TADI GAMADI. KOŞUN DA GELİVERİN GARİ GUZULA!.."
 
Başta bizim Akdeniz Bölgesi şehirleri olmak üzere pek çok şehir kalkınmasını üniversitelere borçlu, şehrin insanlarının karınlarını doyurmaları üniversitelerin faaliyette olmasına bağlı... Gençler yoksa gelecekte yok, gibi bir ümitsizlik çöktü şehir halkının üzerine; imdat diyerek inleyenler, gençler gelsin diye gece gündüz dua ederek, müjdeli bir haber için haberleri dinleyip duran insan sayıları arttı.
 
Hizmet sektörü, Turizm sektörü, pansiyoncular, apart sahipleri, cafeler, tostcular ve daha esnaftan nicelerinin eli böğründe kaldı. Meğer şehirde ne kadar esnaf varsa, hepsi de kazançlarında üniversiteye bağımlıymış.Koranadan korunalım derken, açlığa yenik düşer oldular. Günlük hayatları felç geçirmiş durumda, hiç birinin işleri gitmiyor yolunda. Öğrencilerin yeniden şehre teşriflerini dört gözle bekler dururlar. Her gün siftah etmeden dükkan bekleyenler,"genç guzular bi gelsin gurban kesecem" demeye başladılar.
 
Üniversiteler yokken acaba ne yiyip içiyordunuz? Böyle sormak yersiz tabi, o günler dünlerde kaldı. Dünün hesabını bugünküler yapmamalı... Dünlerde yaşamış olanlar, yarınlarını dünden düşünüp ellerindeki değerleri yok etmemeliydiler... Altın bilezik dolu kol kesilir mi, lakin pek çok şehirde el sanatlarının kaynağı kurutuldu. Modernliğe yenik düştü denilip unutuldu. Böylece dünkü zenginlikler kaydı elden, kazançlar beklenir oldu genç beyinlerden...
 
Örneğin bizim ilimizde halıcılık, gülcülük gibi üretime dönük çalışmalar yapılırdı. Üniversite açılacak lafı duyanlar, "İşimiz elimizden gitcek; virii gı, evlerimiz gençler elinde heba olup yitcek" deyip öfkeye kapılırdı. Sonra SDÜ üniverstemiz açıldı. Gençler sokaklara saçıldı. Evleri, yurtları, pansiyonları neredeyse bütün şehrimizi doldurdu. Gençlerin paraları esnafı, ev sahiplerini donatır oldu. Evlerden halı tezğahları, bahçelerden güller söküldü. Güllerin boşalttığı topraklar üzerine apart denilen apartmanlar konduruldu. Gül bahçeleri olmayınca kuşlarda bahçesiz kaldı, Çatılara tüner oldu. Dayalı döşeli apartların içini öğrenciler yüksek mebla ile kiraladı. Hele ki, üç beş arkadaşın birlikteliğinden alınan yüklü para pek tatlıydı. Ev sahiplerinde  yüzler gülümsedi, gül çehreler çoğaldı. Lakin şimdi gençlik yok, gelir yok. Karınlar guruldar oldu çok...
Devamını oku...
 
Olmuyorsa Olmuyordur
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 14 Ocak 2021 15:08
altİnsanlar kötülüklerimizi hatırlar, yaptığımız iyiliği unutur, halbuki Yüce Allah iyiliklerimizi hatırlar ve yaptığımız kötülüğü bağışlar. İnsanlar arasındaki dedikodulara göre yaşamayalım. Kimse kimsenin ne çektiğini bilemez. Birinin azabı, diğerine hikaye gibi gelebilir. Gerektiğinde düştüğümüz yerden kalkmayı bilelim. Mevcut halimizi değiştirmekten korkmayalım.  İyi bir şey sandığımızı günün birinde kaybedebiliriz, ama sabredersek sonrasında çok daha iyi bir şey kazanabiliriz. Hayat sürprizlerle dolu...
 
Yıllardır evli olan arkadaşım vardı. Kocası da gözlerinin içine bakıyordu. Sonra ne olduysa yuvalarının üzerinde kara bulutların dolaştığını öğrendik. Arkadaşıma halini sorduğumuzda bunca yıllık evliliklerinde bunun normal olduğunu söylüyordu. Binbir bahane üretip kocasını haklı çıkarmaya çabalıyordu. Yuvalarında bir tatsızlık olduğu herkesce farkedilir oldu. Adeta aralarındaki soğuk rüzgarlar esiyordu. Saygı, sevgi bitmişti.. Arkadaşım kocasını hala sevdiğini söylüyordu ama bu tek taraflı bencilce bir sevgiydi. Çünkü asla kocasından ayrılamayacağını söylüyordu. Kocasına hiç ilgisi de kalmamıştı. Evde adamın varlığı, yokluğu birdi. Gururunun kırıldığını gizlemek adına, kocasına duyduğu sevgiden söz ediyordu kadın. Onu asla terketmeyeceğini her fırsatta dile getiriyordu. Arkadaşımın bu bencilce diretmesi karşısında etrafındaki yakınları olarak hepimiz çaresiz kaldık.
 
Evet çevresinde bulunan en yakınları dahil, hepimiz çaresiz kaldık ve ümidimizi kestik ve bu azabın bir sonu olsun yeter dedik, bir süre arkadaşımı kendi haline bıraktık. Kafasını dinleyip doğru karar alması gerektiğini düşündük. Bir süre konuşmamamız sağlıklı karar almasında daha etken olacaktı. Çünkü biz ısrar ettikçe, inadı artıyor, ısrarımız ters tepkiye yol açıyordu. O yol daha karmaşık hal alıyordu. Çıkmaz sokağa dönüşüyordu. Tıkanıklıktan bir çözüm üretilmiyordu.
 
Bizim onunla ilgilenmeme, konuşmama kararı almamızın üzerinden üç hafta kadar bir zaman geçti. Ne zaman ki kocasına da kendine de zulüm yaptığını fark etti, o zaman belirtici bir açıklama yaptı; ayrılma kararı aldığını söyledi. O gün birlikte bir yerde buluşup sevincimizi belirttik, birlikte bir yemek yiyip doğru yaklaşımını kutladık. 
 
Hepimiz oturuyorduk ve o arkadaşım eşiyle yeniden barıştığını bildirdi. Lakin dünyanın en sakin insanlarından biriyken tekrar asileştiğini, inatlaştığını, isyanlarda olduğunu hissettik her halinden yeniden... Ne olmuştu da bir çıkmaz yola girmişti, bir girdaba kapılmıştı yine yeniden... Hiç birimiz tek laf etmeden gülümsedik. Günler sonrası en hızlı ulaşım şeklimle vardım yanına, kapıyı uzun süre yumruklamalarımla açtırabildim. Ben ayakkabılarımı çıkartıp salona geçene kadar arkadaşım yanımdan uzaklaşmış, bir delhizde yok olmuş gibiydi. Önce mutfağa baktım, sonra yatak odasına, iki kişilik yatak günlerce evvelinden düzeltilmiş, bir daha üzerine dokunulmamış gibiydi. Sonra salona geçtim. Arkadaşım, yorgun, çökmüş bedeniyle adeta salonun bir köşesine yığılıp kamıştı.  Sessizdi. Elleriyle yüzünü kapatmıştı ama ağlamıyordu.Onu çıkmaz sokaktan geri almak için elimi uzattım. Samimi sevgimden güven almış olarak tek cümle sarf etti. 
Devamını oku...
 
Değişip Devşirelim
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 13 Ocak 2021 12:18
İNSANI İNSAN YAPAN VE ONU SEVDİREN TEK ŞEY KALBİNİN GÜZELLİĞİDİR.
                                                                                       
altNeden hep böyle sinirli, öfkelisin? İnsanlara karşı sanki nefret dolusun. Bilirim sorunlar yaşıyorsun, ama kararıp kalmak sorun çözen olmaz ki, bu cümleleri günlük hayatımızda çevremizde çok duyarız. Ve nicelerininde görmüşüzdür sorunuyla başedemeyenler, strese girerler, öfkelenirler. Sonrasında tüm insanlardan intikam alır gibi, öfkelerini hep başkalarına şiddet uygulayarak çıkarırlar. Çıkaramayanlarsa, kendilerini hasta ederler. 
 
Nefret yerine sevgiyi tanısa insanlar, hakiki, has dost olan Allah'tan hediye olarak bahşedilen şu kısacık hayatta; kendileriyle barışık olarak, ufacık şeylerden mutlu olarak yaşayacaklardır. Sevmeyi bilen kalp güzel olur, merhamet dolu olur. Kimseyi incitmeye kıyamaz olur. O halde bugünden itibaren tüm kızgımızı bir kenara bırakalım. Stresimizi umursamaz olalım. Değişmeye, kendimizdeki olumsuzlukları devşirmeye bakalım. İyiye doğru yenilenmeye bir adım atalım. Değişime var mıyız, siz de stresliysiniz değişir misiniz?
 
Önce ne yapalım biliyor musunuz? Biz değişirsek etrafımızda neler değişir bir bakalım. Evvela işe kendimizi sevmekle başlayalım. Parmak izimiz gibi biz de eşsiziz, Allah'ımızın bir tanesiyiz. Allah'ımız için biz çok, pek çok değerliyiz. Öyle olmasa, Allah bizi önemsemese yaratmazdı. Onca nankörlüğümüze karşın rızıklandırmazdı. Tövbemiz sonrası günahlarımızı affetmezdi. Allah'ın merhametine, sevgisine de layık olabilmemiz için biz de sevmeyi bileceğiz.
 
Kendimizden sonra ailemizi seveceğiz. Ana babamızı, kardeşlerimizi, eşi, çocukları ve arkadaşlarımızı sevdikten sonra, onlara içten sevgimizi gösterdikten sonra, onların ilgisiyle kendimizin de sevildiğini anlamaya başlayacağız. Ama önce sevmeye başlayalım. Çünkü her insan, her canlı sevgiyi tanır, sevilmeyi hak eder. Sevginin olduğu ortamda düşmanlık, kin, nefret barınamaz...
 
Kendimizi bulunmaz Bursa kumaşı gibi görmeyi bırakmalıyız. Egomuzu yakamızdan düşürmeliyiz. Kasıl kasıl nereye kadar, yer çekimine yenik düşene kadar. Dünyada ebediyen kalamayacağımızı aklımızdan çıkarmamalıyız. Burada ayrıcalıklı sandığımız bedenimiz, ölüler aleminde eşittir bunu bilmeliyiz. Kibir, enaniyet Allah'ımızın hoşuna gitmeyen huylar. Allah'ımıza muhalif olmamalıyız. Bizi koruyup kollayan Rabbimize karşı her an minnet ve şükürle dolu olmalıyız.
 
Günlük yaşantımızda komşuyla ve çevremizde daha kimler varsa iyi geçinmeliyiz. İnsanlara tatlı dil, güler yüz göstermeliyiz. Küçük esnaf bildiğimiz semtimizdeki satıcılarla bir kilo mandalin için dakikalarca pazarlığa girişmemeliyiz. Gönül rızasıyla alacağımızı almalıyız, satacağımızı hilesiz satmalıyız. Yardıma muhtaçlara elimizden geldiğince , imkanımız oranında yardımcı olmalıyız. Hayatımızın sonunda paramızı mezara götüremiyoruz. Üzerimize kürekler dolusu toprak örtüp gidiyorlar: En yakınlarımız bile başımızda kalmıyor, bizi o sessizliğe terk ediyorlar. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 2 / 138
 
Turkish Arabic English