Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

 

 
Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da onlarla Sohbet ediyor, ‘ Nerelisin?’ gibi sorular soruyordu. Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına çağırdı ve merakla sordu:
” Adın ne senin evladım?” dedi.
” Ali, komutanım” dedi.
” Nerelisin?”
” Tokatlıyım, komutanım, Tokat’ın Zile kazasındanım…”
” Peki evladım,bu kafanın hali ne?
Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?”
” Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını da bilmiyorum.”
” Peki dedi üsteğmen. “Gidebilirisin Kınalı Ali.”
O günden sonra Ali’nin adı Kınalı Ali oldu.
Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi.
Devamını oku...
Şu anda 4769 konuk çevrimiçi

Ölüm Âni
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 27 Kasım 2018 10:18
altGünün bir vaktindeyiz. Tasamız, kaygımız yok. Sabah güzel başlamışız güne, keyifliyiz. Yaşımız henüz genç; yahut yaş almışız, ama hayat doluyuz, yaşlandığımızı hissetmiyoruz. 
Günün tadı doyumsuz. Pencere önüne gidip camdan sokağı seyrediyoruz. Gelen geçen hakkında yürüyüşlerinden fikir sahibi olmaya çalışıyoruz. Yüzümüze istem dışı bir gülümseme yayılıyor. Ve... Tam o anda birden gözlerimiz kararıyor. Yaşam enerjimiz sönüyor. Hayat bizim için duruyor. Olduğumuz yere yığılıyoruz. O saatten sonrası mühim değil. Kimseyi görmez, kimseye seslenemez olunuyor. Dünyayla irtibatımızı kesmiş, âniden ölmüş bulunuyoruz. Yapılacak bir şey kalmıyor, kimse bir daha öleni hayata döndüremiyor. Ölüme hiç bir kul söz geçiremiyor. Rüşvet yetiremiyor. Bu dünya ezelden ebede bir geçiş güzergahı; gelen geçer, konan göçer. Vaade dolunca Hayat Biter.
"Ey Yorgun Yolcu Dikkatli Ol Bu Yol Hakk'ın Yoludur. Bu Yolda İstikametten Sapmamak, Çamura Batmamak Gereklidir. Gelip Geçici Bir Fânîdir Dünya. Kimseyi Üzmeye, Kalpleri Kırmaya Değmez. Bu Gerçeği Ölüm Gelmeden Bilseydik, Nefret Yerine Birbirimize Sevgi Verseydik."
Öldüğümüzü anlayan yakınlarımız yakınıyor, "daha gençti, hayat doluydu" diye yorumlarda bulunuyorlar. Her ölüm gençtir ve her ölüm gerçektir. Çünkü dünya her sıkıntısına rağmen yaşanılacak bir yerdir. Öte âleme gidip de dönen yok ki, oranın nasılını bilmiyoruz. Bilmediğimizden gitmeye korkuyoruz. Dünyaya gelirkende ağlıyoruz, sanırım tekrardan gideceğimizi o günlerden biliyoruz.  Evden çıkıp imtihan salonuna girip çıkma süreci bu dünya, ölünce dünyada bir kuşluk vakti kadar kaldığımızı anlayacağız, ama şimdi farkında değiliz geçen sürecin, zira çoğumuz yaşarken ölümü aklımıza getirmiyoruz. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Oysa dün sağ gördüğümüzü, bugün ölmüş duyuyoruz.
Daha bu sabah bir insan capcanlıyken, güle oynaya evin içinde dolanırken; daha bu sabah kahvaltıyı beraberce ediyorken, nasıl ölüm gelir, canlı can nasıl alınır? Konuşurken nasıl susup kalır insan, bakar dururken nasıl gözler birden kapanır, bir daha açılmaz olur? 
O anı bilemiyoruz işte. Hazreti Azrail hakkımızdaki kararı Hakk'tan alınca, vaademiz dolmuş olunca; bakan mıyız, bakkal mıyız dinlemeden canımızı alıveriyor. Hayatla bağımızı koparıyor, ömür süremizi bitiriyor. Dünyanın en gerçeğidir ölüm.
Devamını oku...
 
Şehitlerimizden Allah Razı Olsun
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 27 Kasım 2018 08:22
MAŞALLAH KAHRAMANLARA
 
altSancaktepe'de dizi dizi evler, o evlerin içinde bir çok canlar. Camlarda kokan çiçekler. Balkonda oynayan çocuklar, çamaşır seren bacılar.  Baktılar, gördüler, kıyamadılar kimselere. Bir boş alan bile bulamadılar ki inebilsin aslan evlatlar. Havada dönmüş durmuşlar, 5 dakika inecek yer aramışlar. Biz kurtulamayız bari başka canlar yanmasın deyip iki ev arasındaki bir evlik alana inmeye çalışmışlar, düşüvermişler. Ebediyete göçüvermişler. Haberi duyunca çok üzüldüm. Sevdikleri şimdi nasıl yastalardır, konu komşu telaştadır. Hallerini Allah bilir.
Bozuk bir helikopteri yönetmek ve insansız bir alana isabet ettirmek, maşallah gerçekten büyük bir kahramanlık, bir yüce gönüllülük. 
Can yakmamak için kendi canlarından vazgeçmişler. Allah onlardan razı olsun. Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum nur içinde yatsınlar. Helikopter kazasında yaralanan askerimiz için acil şifalar duası ediyorum.
Ölüm Neden Soğuksun, Sevdiklerimizi Bizden Âniden Aldığın İçin mi Soğuk Bulunursun?
Ne var ki Cenab-ı Hak teâlâ böyle yazmış yazıyı, kimse değiştiremez bu yazgıyı. Fani dünya, bir anına bile sahip değiliz, çok mutluyum derken dünyamız değişiverir. 
Yaradan böyle buyurmuş, yarattığını istediğinde geri alırmış. Elhamdülillah biz Müslümanız, âmennâ ve saddaknâ İnandık ve tasdik ettik...
İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râci’ûn  
Bakara, 156: “Şüphesiz biz Allah'a aitiz ve O’na döneceğiz” 
Vadesi dolanın, rızkı tükenenin gideceği yer ahiret yurdu. Önemli olan o yurtta huzur bulmak, mutlu olmak. Dileriz tüm şehitlerimiz cennet bahçelerinden sevdiklerine gülümsüyorlardır.  
İstanbul Sancaktepe’de düşen askeri helikopterde şehit olan Askerlerimiz
Şehit Albay Göksenin Aytural ŞAYLAN 
Şehit Pilot Üsteğmen Aykut YURTSEVER 
Şehit Astsubay Üstçavuş Emre Vahit BEKLİ 
Şehit Uzman çavuş Şahin ARSLAN
Bu Vatanın kahraman evlatları, Allah onlardan ebeden razı olsun. Şehitlerimize Allah'tan rahmet ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Mekanları cennet olsun inşallah...
Devamını oku...
 
Seçecekler ve Seçilecekler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 25 Kasım 2018 08:54
 
alt“AKP, 40 ilin belediye başkan adayını açıkladı.”
“MHP başkanı menfaati doğrultusunda tekrardan u dönüşü yaptı. Bazı yerlerde şimdiden başkanlığı kaptı. 
"Cumhurbaşkanı yeniden desteklenmeye, ittifaka teşekkür etti."
“İsimleri açıklanan adaylar halkın içinde dolaşıp gövde gösterisi yapıyor.”
“Falan aday basını da yanına aldı.”  
” MHP’nin adayı yalnız ve sessiz yürüyor.”
“Vatandaş hizmet edene oy vereceğim” diyor.
 
Türkiye genelinde tüm gazetelerde manşet haberler siyaset ağırlıklı. Vatandaşın geçim durumlarından, siyasilerden beklentisinden hiç söz eden haberler yok. Liderlerin yüzleri güleç, makamlara gelecekler kendilerinden emin hallerde. Sanki vatandaştan alacakları varmış da Mart sonunda mutlaka tahsil edeceklermiş gibi, her biri.
 
Yerel basından bazıları kendilerini kim itekleyecek, o adayın çevresinde daha sık dolanmaya başladılar. Fırsat bu fırsat deyip, seçim hasılatını hasat edecekler. Hayat şartları insanları “Önce kendim” demeye zorladı. Gazeteciler pahalılık karşısında çaresiz kalmış halkın, esnafın halinden çok, kendi gününü ve geleceğini kurtarma kaygısındalar.
 
Gazetelerin manşetlerini dolduran bütün siyasi konular, kimsenin evine ekmek getirici değil. Akşam oldu mu, aile reislerinin içine karamsarlık çöküyor, “bugün de ekmeyi veresiye aldım. Yarın ne yiyeceğim,” diyenlerin sayıları her geçen gün artıyor. 
Esnafın derdini dinleyen, halini soran yok. Mevsim kış, hava soğuk ve halk işsizlikten perişan durumda, ne yapacağını şaşmış kalmış. Ağlamaları duyulmuyor.
 
Vatandaş evime telefon açıyor; “abla işten çıkarıldım çocuklarıma şimdi nasıl ekmek götüreceğim,” diyor. 
Siyasetçi beni görünce; “Artık eskisi gibi sert siyasi eleştiriler yazmıyorsun, neden?” diye soruyor. (Sanki yazdıklarımı okuyunca, uygulayan olmuş gibi.)
 
Ben mağdurun yanındayım, ben masumun derbederliğindeyim. Siyasiler söz konuşmaya geldi miydi, atar tutarlar. Köprüyü geçinceye kadar vatandaşa ‘dayı’ muamelesi yaparlar. Saygıda, sevgide kusurdan kaçınırlar. Seçimlerden sonra bildiklerini yaparlar. 
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki11121314151617181920SonrakiSon»

Sayfa 11 / 82
 
Turkish Arabic English