Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

DÜNYAYI CİĞERİMİZE KADAR ÇEKTİK. NEFES DARLIĞINDAN ÖLECEĞİZ.

ÂYETLERİN KALBİNE, ÂLEMLERİN RABB'İNE SIĞINMAK GEREK .

MÜBAREK RAMAZAN AYINA YAKLAŞTIK, YAKINLAŞTIK. İNŞAALLAH ÜLKEME YAKIŞAN GÜZELLİKLER İÇİNDE HUZURLU BİR RAMAZAN DÖNEMİ GEÇİRİRİZ. ALLAH O GÜNLERE HEPİMİZİ SAĞLICAKLA ERİŞTİRSİN, ŞİMDİDEN İSLÂM ÂLEMİ'NİN MÜBAREK RAMAZAN AYI KUTLU OLSUN, MÜMİNLERİN İBADETLERİ HAKK KATINDA MÜKAFÂT BULSUN.  RABB'İM BİR İNŞİRAH FERAHLIĞI VER ÖMRÜMÜZE VE YÜREĞİMİZE. SIKINTILARIMIZI SELAMETE ERDİR VE KATINDAN HAYIRLAR GUZELLİKLER VE İYİLİKLER GÖNDER BİZE. HAK BİLDİĞİMİZ DOĞRU YOLUNDAN AYIRMA RABB'İM BİZİ, ŞAŞIRTMA VE AYAKLARIMIZI KAYDIRMA. SIRAT-I MÜSTAKİM, ÜZERE SABİT KIL YÜREĞİMİZİ VE AYAKLARIMIZI. SEYTANDAN VE SEYTANLAŞMIŞ İNSANLARIN ŞERRİNDEN FİTNE VE FESADLARİNDAN KORU İNŞAALLAH SEN BİZLERİ YA RABB'İ. ÂMİN.

MÜBAREK RAMAZAN AYINA SAYILI GÜNLER KALDI, SAĞLICAKLA KAVUŞMAK UMUDUYLA...VE NEFİSLERE DİKKAT! RAMAZAN SÜRESİNCE OLSUN NEFSİMİZE GÖRE HÂL ALMAYALIM. ŞEYTAN MÜBAREK VAKİTLER HÜRMETİNE DİZGİNLENMİŞ OLSA BİLE, BİZ BEŞERLER, NEFİSLERİMİZE UYUP ŞAŞABİLİYORUZ. BU DÜNYA YARIN ÂHİRETTE, YAPILACAK BİR YARIŞ İÇİN HAZIRLANMA YERİDİR. BU BAKIMDAN NEFSİMİZE TALİMAT VERİP, MALUM SONU HER AN HATIRLATMALIYIZ. HAYAT BİZE BİTMEYECEK GİBİ GELİYOR. OYSA Kİ, EN UZUN ÖMÜR İLE EN KISA ÖMÜR ARASINDA  PEK BİR FARK OLMADIĞINI SİZİ ÇEVRELEYEN SONSUZLUĞU DÜŞÜNDÜĞÜNÜZDE ANLAYACAKSINIZ…

Devamını oku...
Şu anda 2478 konuk çevrimiçi

Basın Mesleği
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 14 Ocak 2018 10:49

altBasın müessesesi, sahipleri açısından sektör, çalışanları açısından ise bir meslektir. Her meslek gibi basın mesleği de, çalışanları için bir işyeri, bir ekmek kapısı ve korunması gereken namustur.

Basın mesleği, yerine getirdiği işlev bakımından ve kamuoyunun hizmetinde olmasından dolayı seçkin bir yere sahiptir. Toplumda, haber iletişiminde ilk sıralarda yer alan bu müesseseye hemen her meslekten insan hem gıptayla, hem saygıyla bakmaktadır. Şüphesiz duyulan saygı, hizmetinde olunan toplum adınadır.

Basın mensuplarının en mukaddes görevi, doğru haber ve yorum ile devlet ve milletin yararına davranmaktır. Yazdıklarıyla eğitici, öğretici, ülkenin çağdaşlaşmasına, ilerlemesine katkıda bulunucu olmalıdır. Yani bir ülkenin tarih, coğrafya, yurttaşlık bilgisi gibi kitapların en doğru ve en güvenilir öğreticisi ve kalıcılığını sağlayıcıları, kalemi sağlam gazeteciler olmalıdır. Basın mensubu vatansever olmak kadar, vazife sever de olmalıdır. (Günümüz basın çalışanlarına bunların ne kadarı öğretiliyor ve tatbik ettiriliyor, bunları ayrıca irdelemek gerekir.)

Basın mesleği bu kadar değerli ve seçkin yere sahip olduğuna göre, çalışanları da basının değerli birer elemanı olmalıdır. Bu seçkin müessesenin saygınlığını korumak ve en küçük olumsuz söz ettirmemek, çalışanlarına düşer. Böylesine büyük sorumluluğu taşıyanlar, şüphesiz halen çoğunluktadır.

Basın mensupları, katıldıkları ya da bulundukları toplantılarda kendilerinden bahsettirirken, “Sayın Basın” sözünden –kerhen- değil, gerçek saygınlıkla, samimiyetle ve ciddiyetle bahsettirmelidirler. Bunu başarabildiğimiz zaman topluma, basını ve kendimizi eleştirme fırsatı vermemiş oluruz. Dolayısıyla onurumuz zedelenmez. Hâl böyle olunca mesleğimizi daha bir şevkle yapar, ekmeğimizi hak etmiş olarak helalinden yemiş oluruz.

Bir şey daha; burada, ukalalık ettiğimiz düşünmezseniz ve bir gazetecilik dersi verdiğimi kabul etmezseniz, tamamen kendi düşüncem olan şu sözü etmek istiyorum. “ Türkiye’de ve dünyanın hiçbir yerinde büyük gazete ve ünlü gazeteci yoktur. Fakat iyi bir gazete ve iyi bir gazeteci her zaman, her yerde vardır. İyi bir gazeteci olmanın yolu da önce iyi bir insan olmaktan geçer.

Gazeteci Örnek Olmak Durumundadır

Devamını oku...
 
Diyanet’ten Davacıyım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 09 Ocak 2018 08:16

altDiyanet durduk yerde ortaya bir gündem atıyor. Din cahili insanları detaylı bilgilendirmiyor. Bir cümleyle zihinleri bulandırıyor. Tartışmalara sebep oluyor. Sonrada bir kenara çekilip susuyor. Belki de yönetildiğinden aldığı aferinle keyfine bakıyor.

Diyanet, bu tür açıklamalarıyla insanların arasında tartışmalara yol açacak fitneler çıkardığı için,  dünyalıkların buyruğuna göre duyurular yaptığından dolayı ve konuşması gerektiği yerlerde sessiz kaldığı hususlardan ötürü, ben bu kurumdan ahiret âleminde davacıyım.

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 9 yaşındaki kız çocuklarının, 12 yaşındaki erkek çocuklarının buluğ çağında olduklarını, evlenebileceklerini açıkladığından bu yana, bilen bilmeyen herkes bunu tartışıyor. Öteki önemli ne kadar sorun, sıkıntı varsa unutuluyor. Belki istenilende bu, kimse bu bilinçte olmuyor.

Allah Celle Celaluhu “Oku” buyurmuş. Diyanetin dediğini dinle yat, denilmemiş. Neye göre, kime göre ve hangi yaşta evlilik? Anlamlaştırarak anlayın. Kafanızın kavradığını kapmayın. Evlenmek dinimizce mecbur bile tutulmamış ki, dokuz yaş sınırı oldurulsun.

İslâm da evlenmenin faydaları huzur bulmak, insan neslini sürdürmek olarak belirtilmiştir. Buluğ çağına gelen herkes evlenebilir denilmemiştir. Bırakın çocuklar çocukluklarını yaşasın. Hakkı tanısın, hakkını, hukukunu koruyacak bilince erişsin. Bu süreçte doğru eğitilsin. Evlenmiş olmak için evlilik yapılmaz. Böyle bir durumdan, Yüce Allah-u Teâlâ’nın da rızası olmaz. Bu böyle biline…

Devamını oku...
 
Hayat İki Ezan Arasında
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 05 Ocak 2018 19:56

Az yaşa, çok yaşa, illa gelecek başa…

Yatan ölmez, vadesi yeten ölür. Hayatın gerçeği budur.

altBulunduğumuz yere fazla meyletmemeliyiz. Misafiriz neticede...

Dünyaya teşrif ederken ana rahminden gelip baba kucağında kulağımıza okunan ezanla hoş karşılanıyoruz ve yaşamımız başlamış oluyor. Müslümanız, ahiret âlemine de inanıyoruz, lakin ömrümüz süresince belki de ölümü hiç aklımıza getirmeden yaşayıp gidiyoruz. Belki çoğumuz sanıyoruz ki hep tanımadıklarımız ölecek.

Günümüz dolunca, nasibimize düşen rızkımız tükenince bir şeyler bahane oluyor ve yaşamımız sonlanıyor. Sonrasında bir vakit ezanı sonrası geldiğimiz mekâna geri dönüyoruz. Bize can veren Yaratıcımız, verdiği emanetini geri alıyor, yine kullarını kendine döndürüyor. Velhasıl bir ezanla başlayan hayatımız, bir ezan sonrası tükenmiş oluyor. Böylece dünyayı görme vaktimiz iki ezan süresi kadar, mesafesi uzun yahut kısa fark etmiyor. Neticesi gelindi, gidildi oluyor.

Dünya üzerinde geçen hayatımız sürecinde nasıl bir insan olmuşsak, varlığımızı nerelere adamışsak, nelerle donanımlıysak, giderken de onları yüklenip gidiyoruz. Başka alabileceğimiz bir şey bulunmuyor. Kefen bile nasipse sarılıyor. Bu dünyada sahip olduğumuz her şey, bir gün geride bırakacağımız çok şeydir. Kimse göçmez bu dünyadan mal ile…

Bu dünyada iyi insan olmuşsak, öte âlemde de iyilik buluruz inşallah. Aksi halde, yaşantımızın bir daha tekrarı yok. Hakikat âlemine vardığımızda dünyadaki güzel bulduğumuz her şeyi hatırlamıyoruz bile. Dünyada ardımızda bıraktıklarımız da bir müddet sonrası unutanlardan oluyorlar. Tabiat kanunu bu… Her şey onu hatırlayan son kişi kadar yaşarmış. Güneş batar, ay doğar. Doğan yaşar, günü geldiğinde ahiret yurduna göçer. Asıl mekân orası, burası misafirlik gibi bir yer. Burada herkesin bir vakti, saati vardır. Misafirliği bittiğinde kalkma anı gelmiştir. Asıl kalıcı mekânımız, ebedî âlemimiz; oraya gitmeye de yüzü olmalı insanın. Dünyaya geldiğimiz masumlukta göçmesek de, gönlümüzü karartmadan gidenlerden olma gayretinde bulunmalıyız. Hani tertemiz evinizden çok temiz olarak çıkmışsınız, misafirliğe gittiğiniz yerden pislikleri toplayıp evinize getirir misiniz? Soruya, düşünmeden cevap vermeyelim.

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki11121314151617181920SonrakiSon»

Sayfa 11 / 401
 
Turkish Arabic English