Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

DİŞ BÜTÜN AZALARIN SAĞLIĞINA ETKEN BİR MÜCEVHER. PARLATILMAZSA PASLANIYOR.
GÜNDE BEŞ KERE TUVALET FIRÇALARIZ, DİŞİMİZİ BİR KERE FIRÇALAMAYA ÜŞENİRİZ.
 
Yok, yok, yok! 5 Eylül'den önce diş doktorlarında eli boş olanı yok. Nereden, nasıl bir diş tabibi bulacağımı bilmiyorum. 
Dünden bugüne dişim ağrıyor. Şehrimdeki koskocaman diş hastanesinden kararlı bir söz alayım dedim. En erken 5 Eylül'den önce hiç bir diş doktorundan randevu talebi edilemiyor. Hastanede  elliye yakın diş hekimi mevcut, kimi izinde, kimi hasta bakma kapasitesini Eylül evvelinden doldurmuş. Allah Allah ülkemin insanlarının dişlerine neler olmuş?
Acile gideyim desem; orada ağrılı dişe ilaç verip gönderiyorlar, (İlaçlardan gına geldi.) detaya dalmıyorlar. Özel hastanelerde de diş tabibleri bulunuyor. Lakin daha huzurlarına çıkmadan, ilk baştan fiyatları belirtiliyor. Diş muayene ücreti 80 lira. 
Uzmansa diş hekimi koltuğuna otur kalk 100 lira. Diş çekimi 250 lira, komplikasyonlu diş çekimi 275 lira. Hele kanal tedavileri uçmuş kaçmış hallerde, 600 liradan başlıyor. İşinize gelirse, cebinizde imkan varsa muayene sırasına girersiniz. Yoksa devletin açtığı diş hastanelerinde sıranın gelmesini bekler durursunuz. 
Özel diş klinikleri de seçenek tabi, çok şükür hastane, doktor bolluğu dolu memleketimiz. Ekonomik tablomuzda yerleri göz doldurucularımız. Fakat bu kliniklerde bir diş çekimi ne kadardan başlıyor biliyor musunuz? Sadece çekilecekse 360 lira vermeniz gerekiyor. Ancak doktorlar çek- bırak yapmıyorlar ki, öncesinden dişin filminin çekilmesi, taşının temizliği, parlatması, falanı filanı her bir işleme ayrı farklı para. Paran yoksa yaşama...
Kendi adıma demiyorum. Çoğunluğumuz çocukluğumuzdan itibaren diş bakımını ihmal ediyoruz. Üşengeçliğimizin bedelini sonrasında ağrılardan canımız yanarak ödüyoruz. 
Dediğimin aksi olsa diş hastaneleri, özeli, tüzeli tıklım tıklım dolu olur mu? Gitmeyenleri, gidemeyenleri de hesaba katarsak, çoğunluğumuz dişimizden mustaribiz. Allah vermiş bedavadan inci gibi dişleri, bakımını yapmaktan kaçınıyoruz. Oysa her mücevher parlatılmak ister. Bizler tuvalet temizliğine gösterdiğimiz özeni, dişlerimize göstermiyoruz. Biz insan evlatları Rabbimize karşı çok nankörüz. Bedava verilen değeri horluyoruz, yapay olana cüzdan dolusu para harcıyoruz.
Off, çok ağrıyor ya hu! 
Devamını oku...
Şu anda 2580 konuk çevrimiçi

Dedemin Dedikleri
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 27 Mayıs 2021 08:48
alt
Kestane ağacına yıldırım isabet etmez, elektriği geçirmez.
Kestane, ceviz, badem. Zeytin de var, zenginlikte; daha neler neler var. Lakin bugün bizim yöremizde vaktiyle bol olan ceviz, badem ve kestaneden bahsetmek var.
 
Rabbim bu ağaçları niye yaratmış? Çevremizi çevrelesin diye mi? Sorunun cevabını düşününce bulursun derdi dedem. Her bir ağacın dili olduğunu söylerdi, onları anlamamız için iyi dinlememiz gerektiğini anlatırdı. Nasılını izah ederdi. Beynimizi düşümmeye yönlendirirdi. Çocuk yaşımda değil de kocaman insan olunca ben küçükken aklıma yer eden bu soruyu düşündüm durdum ve çok şükür ki cevabını buldum. Çevremizi çevreliyor, sınırlarımızı belgeliyor olmasından öte, öncelikle bu ağaçlar çok sağlamdır. Tıpkı çınar gibi, uzun ömürlü olurlar. Sonra bu üç ağacın özelliği meyveleri sert kapıklı oluyor ve bu yemişler olgunlaşınca uzun sırıklarla ağaç çırpılarak aşağıya düşürülür. Gövdesine merdiven dayayıp dallarına tırmanma zorluğu yaşanmıyor.
 
Ağaçlar insan yaşamında önemli bir candır. Bu sözün anlamı, canına gösterdiği özen kadar ağaca özen göstereceksin. Çünkü senin canının sıhhat bulmasında ağaçların yeri oldukça önemlidir. Beslenme, barınma, silah yapıp zararlı mahlukatlardan korunmada ağaca ihtiyaç vardır. 
 
Vaktin birinde bahçemizde bir dut ağacı vardı, kediler oradan tırmanıp evin içine giriyor diyerekten kiracımız bizim evde olmadığımız bir vakit bir anlık öfkeye kapılıp dut ağacını kestirmiş. Dedem olmuş bitmiş bir şeye bağırıp stresi çağırmak yerine, "can ağacın canı yanmasaydı keşke... Bugüne kadar kaç kuşun yuvası, börtü böceğin sığınağı oldu kim bilir? Şimdi o canlılarda zorda kaldı " diyerek hayıflanmıştı.
 
Evet her ağaç çok kıymetlidir. Kestane, ceviz ve badem ağaçlarının değerine ise paha biçilemez. Bu ağaçlara sahip olan kimsenin sırtı yere gelmez, zenginliğinin sırrına erişilmez. 
 
Dedemin demirköprü civarında bizim çocukluğumuz zamanında bize uçsuz buçaksız gibi gelen 20 dönümlük bir alanda ceviz, badem ve kestane ağaçlarının bulunduğu bir bahçesi vardı. Dedem buralara ırgat eliyle düzenli olarak bakım yaptırırdı. Ürünlerinin toplanması mevsimi geldiğinde bahçelerimizde yüzlerce işçi çalışır, onlarca katırın sırtında ağaçların meyveleri toplanır, konvoy halinde dizilen hayvanları çeken insanlar ürünleri kabzımal aracılığıyla tüccara götürürdü. On katır yükü de şehir merkezinde bulunan mahalleye getirilir. Küfeler içindeki ürünler şinikle ölçülerek konu komşuya eşit şekilde dağıtılırdı. Dedemin zenginliği bu ağaçların verimine bağlıydı. 
 
Kestane, ceviz, badem: Bu üç ağacın meyveleri de üç kattan oluşuyor. Yani özüne inesiye üç katın oluşumunu beklemeniz gerekiyor.
Devamını oku...
 
Temizliğe Biraz Daha Özen
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 24 Mayıs 2021 11:19
MİLLETVEKİLİ İYİ GÜNLER
 
altMüslüman insana temiz bir evde, temiz bir çevrede yaşamak yaraşır. Ama bizim sokaklarımız o kadar bakımsız ve kirli ki, “Biz bu kirlilikle nasıl Müslüman’ız” dedirtiyor insana. Avrupalıların cadde ve sokaklarını filmlerden görüyoruz. Hıristiyan insanlar bizim dinimizde emredileni bizden iyi uyguluyorlar. Çevrelerinde bir çöp kırıntısı bile görülmüyor. Biz çevre temizliği dersinde hep sınıfta kalan oluyoruz. Yaban hayvanlarının barındığı kırlara, ormanlar gidin bakın, etraf tertemiz. İneklerin otladığı meraları görün, imrendirici bir temizlik. çayırda. çimende yatıp yuvarlanası geliyor görenin, o kadar temiz... Ya biz insanların yaşadığı yerler? Sokakların çöpü kiri hiç eksilmediğ gibi, şimdi de maske yığınları gözümüzü karartır oldu. Virüs salgını deniyor, virüs dolu maskeyi etrafa atanlara bir yaptırım uygulanmıyor.
 
Biz temizliğimizi maalesef sadece Dünya Çevre Günü’nde etkinlikler yaparak ve bu etkinliklerde nutuklar atarak kutlamasını biliyoruz. Ancak, ertesi gün de dün yaptığımızı, ağzımızdan çıkan nutuklarımızı unutuyoruz. Tıpkı evimize haberli gelecek misafir öncesi, evimizi paklayıp, misafirin ardından normale dönüşümüz gibi, yalnızca çevre gününde çevremize önem veriyoruz. 
 
Sözde dünya insanlarına o gün için ayak uyduruyoruz. Hâlbuki yaşadığımız yer bizim ülkemiz, bizim şehrimiz. Elâleme göstermelik iş yapmayalım. Bu şehrin içinde kendimiz yaşadığımız için çevremizi temiz tutalım. Özellikle içinde bulunduğumuz baharda, sonra yaza ulaşacağımız , ramazan bayramından uzaklaşıp, kurban bayramına yaklaşacağımız günler daha temiz olmamıza vesile olsun. Kurban Bayram’ına tertemiz girelim ve hep temiz olalım. 
 
Belediyenin temizlik işleri özelleştirildi. Ama “özelleşti” diye adamlar gece gündüz bizim atıklarımızı toplayacak değiller ya. Onlar nihayetinde mesaili çalışan işçiler, belli saatlerde gelip çöplerimizi alıyorlar, yolları süpürüyorlar. Hani ev hanımları bilir. Evin dağınıklığını toplar, süpürürsünüz de, ardından çocuklarınız kirletir eviniz hiç temizlenmemişe döner ya. Biz de çevremize karşı aynını yapıyoruz. Temizlik işçilerinin süpürdüğü sokağa elimize geçeni atıyoruz. Çöp bidonlarına yemek artıkları döküyoruz, çevremize pis kokular yayıyoruz. Çevreyi korumakta esas yük insanın üstündedir. İnsanlar benimserse temiz olmayı, sağlıklı çevrede yaşamayı, çevre daha kolay ve daha iyi korunur.
 
Bana göre çevre sorununun en büyük nedeni nüfus artışıdır ve önlenemeyen iç göçtür. Yorganını sırtına vuran geliyor, şehirlere yerleşiyor ve şehirde nasıl yaşanırsa çevreye ayak uydurabilir, bilmiyor. Belediyelerin bu konuda, göç etmiş vatandaşlara seminerler düzenlemesi ve köy göçeri vatandaşlara çevre bilincini aşılaması gerekir. 
 
Şehirlere göçmüş vatandaşlarımız alınmasınlar, onları benimsemişiz, pek çoğunu sokakta görüp selam veriyoruz. İçlerinde komşumuz olanları var. Fakat ne yazık ki, bazıları köylerindeki yaşamlarını burada da aynen sürdürdüklerinden çevreyi kirletmenin ne demek olduğunu bilmiyorlar. Mahallemden bir örnek: Köyden gelip şehre yerleşmiş manavlık yapan komşum, çöp bidonunun boşaltıldığını görür görmez, satamadığı çürük domatesleri gelişi güzel bidona boşaltıyor, domateslerin yarısı bidon dışına taşıp caddeye yayılıyor. Temizlik işçileri bir daha gelene kadar caddenin domates görünümlü manzarası hiç değişmiyor. Görüntüden rahatsız olduğumdan bazen komşumu uyarıyorum. Aldığım cevap beni daha fazla rahatsız ediyor. Komşum, “Belediyeye onca temizlik vergisi ödüyoruz, işçiler temizlesinler” diyor, işçilerin de insan olduğu ve belli bir güçleri bulunduğu hiçe sayılırcasına.
 
Sizin mahallelerinizde de vardır. Köydeki ahır uygulamasını şehirde de yaşatan komşularınız. Evinin bahçesinin bir bölümünü briketle çevirmiş besihâne yapmış, içinde inek, koyun besliyor. Besihânenin atıkları çevreye yayılmış, kokusu insanların evlerinin içine kadar girmiş, umurlarında değil. Diğer mahalleliler bu duruma ses çıkartmayınca, her şehre yerleşen köyünde gördüğü gibi yaşıyor, çevreyi kendine özel kullanıyor. Oysa çevre herkesin ortak alanıdır ve herkesin menfaatine yönelik bakımı korunması sağlanmalıdır.
 
ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANLIĞIMIZ VAR AMA TEMİZ ÇEVREMİZ YOK
Devamını oku...
 
Selmân-ı Sâcevî Rubâî'si
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 22 Mayıs 2021 23:14

 

https://www.instagram.com/p/CPLv020DLKL

 

 

alt

 

وزن: مفعول مفاعیل مفاعیل فعل

 
 
آمد سحری ندا ز میخانه ما
کای رند خراباتی دیوانه ما
 
 
برخیز که پر کنیم پیمانه ز می
زآن پیش که پر کنند پیمانه ما
 
 
از رباعیات سلمان ساوجی
 
 
Vezni: Mef'ûlu - Mefâîlu - Mefâîlu - Fa'l
 
Âmed seheri nidâ zi meyhâne-i mâ
Key rind-i harâbâtî-i dîvâne-i mâ
 
Ber hîz ki por konîm peymâne zi mey
Z'ân pîş ki por konend peymâne-i mâ
 
 
Tercüme:
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 3 / 155
 
Turkish Arabic English