Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Çok eskiden köyün birin de bir yaşlı evliya ve fukara oğlu yaşarmış bu köyün hemen karşısın da da çok ama çok yüksek bir de dağ varmış ve bu dağın tam tepesin de için de bir yılan bulunan bir kuyu var imiş ne zaman bu yaşlı evliyanın başı derde girse bu yılanın yanına gider ve yılan da ona bir altın lira verirmiş gel zaman git zaman artık yaşlı adam oraya çıkamaz hale gelmiş ve bir gün oğlunu yanına çağırmış ve demiş ki bak oğlum o dağın tepesin de bir kuyu var oraya git kuyudan bir yılan çıkacak benim oğlum olduğunu söyle ve sana vereceği emaneti al ve bana getir demiş oğlu da tamam baba deyip koyulmuş yola kuyunun başına gelince yılan çıkmış.

Devamını oku...
Şu anda 3901 konuk çevrimiçi

Belediyeler Beklentideler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 26 Şubat 2019 07:58
BU BEKLENTİ GERÇEKLEŞTİĞİNDE 
KİM GEÇERSE GEÇSİN BAŞA, 
LAKİN DOKUNMASIN EKMEĞE AŞA.
 
altSeçim hazırlığı hızlandı. Mevcut belediye başkanlarının işe aldığı adamların içlerine sıkıntı verici bir telaş düştü. "Ya yeni gelen başkan beni kapı önüne koyarsa." "Ya masa başından alır da temizlik işlerine sürerse." 
Kadroya geçirilmişler bile endişeliler. Mevcut başkanın sayesinde makam elde edip beş yıldır saltanat sürenler, oradan oraya sürülme korkusundalar. Bu korku yüreklerine kor gibi düştü. Kimileri bu yüzden seçim emri veren Cumhurbaşkanına bile küstü.
Malumumuz belediyeler günümüzde pek çok partili için bir numaralı işe alınma umudu oluyor. Partiye hizmet edenin, emek verenlerin, partisi için gece gündüz çalışanların gayesi bir yakınını belediyede işe aldırmaktır. 
Çabalarının karşılığında mutlak beklentiye dönüşmüş  sevindirecek bir umut vardır. 
Partinin adayı geçerse başa, hiç bir sıkıntıya olmaz tasa; gün görülür, oğlana kıza iş aş verilir, böyle bir kıyak başka nerde görülür. Belediye kasasına bir maaş daha eklenir,hane halkı bir güzel rahat ettirilir. 
Bu durumları bilen belediye personeli arasında kaygı başlar, işten soğur elleri, seçim sonucu tahminleri yapar dilleri. Masa başından uzaklaştırılma kaygısı kara bulut gibi çöker içlerine. Bir evvelki seçimde torpille işe alınanlar, gelenle gitme endişesi yaşarlar. Bu kasvetten arınmak uğruna kimi gelecek başkana şirin görünmek için çabalar, kimi gidecek gördüğüne yerini sağlamlaştırması doğrultusunda niyaz eder. Belediyeler seçim öncesi ve sonrası değişik bir âlemdir.
Parti üyelerinin oy toplamaya çalışarak destek verdiği partinin adayı belediye başkanlık yarışını göğüslediği andan itibaren, partililer emeklerinin karşılığını istemeye başlıyorlar: “Bizim oğlanı, kızı ne zaman belediye’ye alıyorsun?”demeye. Beklentiye giriyorlar ballı lokmadan yemeğe. Karşılıksız yok hizmet, oyların karşılığı olmamalı hezimet. İdealin günümüzdeki içeriyi iş- aş demek... Hadi başkan, çevrene vaatler vererek baştan gebe kaldın doğurmada görelim. Doldur belediyeye yandaşları, aman küstürme arkadaşları...
Devamını oku...
 
Bıktım Usandım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 25 Şubat 2019 10:13
BİTSE DE KURTULSAK
altBEŞ YILDA BİR "BİR DAHA , BİR DAHA" DİYORLAR.
TIKSIRASIYA YİYORLAR, DOYMAK BİLMİYORLAR.
Seçim haberlerinden de, seçim sohbetlerinden de, seçim için kapı kapı dolaşanlardan da gına geldi. Sabah demiyorlar, akşamı bilmiyorlar. Hafta sonu dinlenme hakkı tanımıyorlar. Art arda geliyorlar. Kahvaltıda mısın, hasta mısın, bebek mi uyutuyorsun, ocakta yemeğin mi var, düşünmüyorlar. Biri gidiyor diğeri geliyor. Onların derdi kendilerini iyi tanıtmak. Akıllarınca bu yöntemle oyları kapmak. Evde varlar mı, yoklar mı demeden açtırasıya kadar kapı çalıyorlar.Yok bunların gözünü hırs bürümüş, koltuk sevdalarından başka hiç bir şey umurlarında değil. 
Yarım saat geçmeden zır zır kapı zili, yetmiyor "Ev sahibi!" diye sesleniyorlar. Güçleri kadar elleriyle kapıyı yumrukluyorlar. Alacaklı gibi yürek hoplatıyorlar. Kimler mi, mahallemden siyasete soyunanlar, seçim yoluna koyulanlar.Kimi meclis üyeliğine adaylığını koymuş, kimi mahalleme muhtar olmaya, seçmenden oy dileniyorlar.
Nasıl bir ballı lokmaysa muhtarlık, kısa aralıklarla tam 7 muhtar adayı geldi kapıma; ikisi hanım, beşi erkek. Hiç birini tanımıyorum. Filan sokaktan komşuyuz, diyorlar bilmiyorum. 
Yolda görsem selam versem almaz sıfatlılar, ev hanemin oyu için bana gülümseyerek şakıyorlar. Benim değerli olduğumu vurgularken, kendini bulunmaz Hint kumaşı olarak tanıtıyor biri. Gitse mi artık geri...
Akşam vakti biri gidiyor diğeri geliyor. Ev ev, kapı kapı dolaşıyorlar.Gündüzleri kimseyi evinde bulamıyor olmalılar. Herkesin çalıştığını varsayıp, evleri akşama bırakmışlar, gündüz saatleri kahvehaneleri turluyorlar. Ellerinde broşürler, kendilerinin afili fotoğraflarını bastırmışlar. Elimize kağıdı tutuştururken bir iki de süslü laf ediyorlar. Sonrasında çekip gidiyorlar. 
Nezaketen kapı açıyorum, mecburiyetim yok. Onlarda vazgeçmiyorlar, kapı açılıncaya kadar tüm gayretleriyle uğraşıyorlar. Pes etmek ne bilmiyorlar. 
Muhtar adaylarından biri diyor ki: 
Devamını oku...
 
Betonlar ve İnsanlar
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 22 Şubat 2019 08:53
DÜZENSİZ YAPILAR GELENEKLERİMİZE DUVAR
 
altGazetelerde gün geçmiyor ki, çürük binalara karşı ilgililerce basın açıklamaları bulunmasın. Ve medyanın manşetlerinde o binalarda mağduriyet yaşayanların fotoğrafları olmasın. İnsan canı mı önemli, modern yaşamın getirisi betonlaşma kültürünü geliştirmek mi? 
İstanbul'daki son olayda görüldüğü gibi 20-30 yıl önce yapılmış çok katlı apartmanlar günümüz şartlarına dayanıklı değil. Çökme tehlikeleri yüksek, oralarda oturan vatandaşları Allah muhafaza etsin diliyorum...
Nedir derseniz günümüz şartları, etrafımız hemen her gün durmadan kazılıyor. Ya yeni yapılar için, yahut geçecek bir doğalgaz hattı, su borusu, yağmur suyu gideri için vs...
Eski yapılar yapıldığında modernliğin ve kalabalıklaşmanın getirileri yoktu. Arabaların çokluğu, yolların bu yüzden genişleme çalışmaları sıklıkla olmuyordu. Asfalt araçları, asfalt ezici kocaman silindirler evlerin aralarında dolaşmıyordu. Devasa araçlar asfaltı düzlerken evleri temelinden nasıl sarsar bilir misiniz? Üstelik ülke topraklarımız esnek zeminli ve çoğu bölgemiz deprem riskiyle yaşamak zorunda olunan yerler. 
Marmara bölgesi ve Akdeniz kuşağı 1. derece deprem bölgesidir. Bizler bu riskle hayatımız boyunca yaşamak zorundayız. Dolayısıyla birinci öncelik depreme dayanıklı bina yapma konusudur. Bu sağlam yapılaşma ne eskiden dikkate alınmış, ne de günümüzde özen gösteriliyor. Müteahhitleri sıklıkla kim denetliyor? Denetleyiciler müteahhidin tanıdığı çıkarsa, ne yapılabiliyor?
Konuşulurken Japon elini örnek gösterirler. "Adamlar 7-8 şiddetine dayanıklı evler yapıyorlar." derler. Gündem eskiyince bilinen uygulanır, yıkım olursa müteahhide değil de bina yapılırken bekçiliğini yapmış olan garibana suç atılır, konu kapatılır. Ülkemizde durumlar böyle ne yazık ki...
Avrupa’da betonarme sistem kullanma oranı yüzde 27, Türkiye’de ise yüzde 98. Belki yüzde 100. 
Can güvenliği için betonarme yapı sistemi terk edilmeli, betonarmenin alternatifleri düşünülmelidir. 
Onca okuyanımız, tahsil görmüşümüz var, bir yerlere baş olmuşlar hiç mi çözüm üretmiyorlar?
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 4 / 87
 
Turkish Arabic English