Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

وزن: مفعول مفاعیلن مفعول مفاعیلن

Vezni: Mef'ûlü/Mefâîlun/Mef'ûlü/Mefâîlun

 

آن میر دروغین بین با اسپک و با زینک

شنگینک و منگینک سربسته به زرینک

Şu atıyla, eyeriyle gelen sahte beye bir bak

Neşe içinde sermest, dünya süsüne tutsak

 

چون منکر مرگست او گوید که اجل کو کو

مرگ آیدش از شش سو گوید که منم اینک

“Ne eceli? Hani ecel?” deyip ölümü inkâr eder

Altı yönden gelir ölüm, işte burdayım, der.

Devamını oku...
Şu anda 3838 konuk çevrimiçi

Cebeci Şehitliği
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 28 Kasım 2018 11:31
altGünler zor yıllar çabuk geçiyor. Daha dün gibi, Ankara Mamak'ta Cebeci şehitliğinin bulunduğu mekânda ikamet ettim geçtiğimiz yıllarda bir süre. Şehitliğin hemen yanı başındaki Huri sokakta... Oldukça sakin bir sokaktı.
Huzur bulduğum, komşuluklarını sevdiğim, insanları yapmacıksız, güleç yüzlü kimselerdi tüm sokak sakinleri. Biraz yokuşu vardı, ama yormazdı. Pırıl pırıl, tertemizdi yolu ve kaldırımları. Öylede olması gerekiyordu. Çünkü yanı başında Cebeci Askerî Şehitliği vardı.
İkinci kat evimin duvarı neredeyse şehitliğin duvarıyla dipdibeydi. Bir ara çok sıklıkla şehitler defnedildi. Bombalı olaylar sonrası hayatını kaybeden sivil vatandaşlar da Cebeci Askeri mezarlığına getirildi. Yapılan defin törenlerine devlet erkanı da gelirdi. Lakin ben gitmezdim törenlere,  yüreğim elvermezdi duyduğum sirenlere...
Hemen her sabah ekmek almaya diye çıkardım. Mutlaka uğrardım şehitliğe. Girişteki idare binasında nöbet tutan askerler kapıda güler yüzle karşılarlardı beni. Aslan evlatlara selam verip geçerdim yanlarından. Nur yüzlü yiğitler, nasılda saygılıydılar... 
Devlet büyüklerimizden de bu şehitlikte istirahate çekilmiş olanlar var. Dünya işlerinden elini eteğini çekmişler, gerçekle yüzyüze gelmişler, sonsuza kadar sessizler... 
Mermer diyarının yalnız ahalileri dolu etraf. Sükunet var şehitlikte, hüzün var. Hayatın devam ettiğini belirten yeşillik var, anlatılması güç bir huzur var...
Hayata gelmiş, gülmüş yüzler toprak altındalar gayrı, görünmüyorlar. Topraklarını avuçlasanız, hissetmiyorlar. Suskunlar... 
Dizi dizi sıralanmışlar, birbirinden bağımsızlar, günün her saati hep yatıyorlar. Rütbeli, rütbesiz hepsi aynı alandalar. Mezar taşlarında isimleri ve doğum tarihleri yazılı... Her biri bir yerlerde doğmuş büyümüşler, sonra burada buluşmuşlar.
Devamını oku...
 
Birazda Hakikate Baksak
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 28 Kasım 2018 09:21
ALLAH  DAR GELİRLİLERİN YARDIMCISI OLSUN
altTürk-İş araştırması neticesi 4 kişilik ailede açlık sınırı 943 lira, yoksulluk sınırı 6 bin 328 lira olarak belirlenmiş. Ve Türk-İş yönetimi askeri ücret 2000 lira olsun demiş. Üyelerini açlıkla yoksulluk sınırı arasında yaşamaya layık görmüş. Kendileri tok olunca açın halinden ne bilsinler? Bu ülkede çoğunluk dar gelirli, işçi ve esnaf bir şekil değirmeni döndürüyor yine; ya işi gücü bulunmayanlar geçimlerini nasıl sağlıyorlar acaba? Eski yapı evlerin kirası bile 1000 liradan başlıyor, gerisini düşünün. Sanırım günübirlik iş bulanlar bir şişe yağ ve bir ekmek alıyorlar. Akşam sabah ekmeği yağa banıp banıp yiyorlar. 
 
"Sadece bağkur primi 500 lira ne kadar sıksam aylık gider 1000 liranın altına düşmez" diyor, Sebahat Terzi. 52 yaşında, adına yakışır gibi güzel ve sebat sahibi bir hanım... Mesleği terzilik değil. Terzi onun soyadı. 
 
Bizim ilin Ayazmana Mahallesinde bir sokak arasında, küçük bir dükkân kiralamış Sebahat Terzi, mahalleli kadınlara giysi satıyor. Müşterisi çoğunlukla kadınlar. Sattığı ürünler dar gelirliye yönelik kurulan Rus pazarındaki giysiler kalitesinde. Ama daha pahalı; Rus pazarında bir kazak 20 liraysa, Sabahat Hanım da aynı mal 35 lira.Sebahat Hanımın ürünlerindeki fiyat farkı, dükkânındaki malları veresiye vermesinden kaynaklanıyor.
 
Mahalle kadınları toptan alış veriş edip, aldıkları ürünlerin tutarını Sebahat Hanımın veresiye defterine ekletiyorlar. Sonrasında ellerine para geçtikçe, pazar alışverişlerinden kestikleri ve kocalarına duyurmadıkları üç- beş kuruşu getirip, borçlarını azar azar ödüyorlar. 
 
Sebahat Hanım da bu biriken paralarla evini geçindiriyor, bir kız, iki erkek çocuklarını okutuyor. Kocası 12 yıl önce ölmüş. O günden bu güne kendi ayakları üzerinde dikili durmaya çalışıyor. Fakat bugünlerde gidişattan şikâyetçi, iflas etmek üzere olduğunu söylüyor. Onu bu düşünceye iten neden müşterilerinin bir süredir kendisine ödeme yapmamaları...
 
Malı alan yazdırıp gitmiş, sonrasında dükkâna para vermek için uğramaz olmuş. Telefon numaralarını aldığı müşterilerini arayıp, utana sıkıla, alacağı olan parasını istiyor. Tellerin öbür ucundan aldığı cevap içini acıtıyor. Zira kadın müşterileri mahcup hallerde şu yanıtı veriyorlar: 
-“Valla Sebahat abla borcum borç da, adam işten çıkarıldı. Eve ekmek alacak paramız bile yok. Elimize para geçince öderiz, biraz sabret.”
 
Bir başka müşteri:
Devamını oku...
 
Ölüm Âni
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 27 Kasım 2018 10:18
altGünün bir vaktindeyiz. Tasamız, kaygımız yok. Sabah güzel başlamışız güne, keyifliyiz. Yaşımız henüz genç; yahut yaş almışız, ama hayat doluyuz, yaşlandığımızı hissetmiyoruz. 
Günün tadı doyumsuz. Pencere önüne gidip camdan sokağı seyrediyoruz. Gelen geçen hakkında yürüyüşlerinden fikir sahibi olmaya çalışıyoruz. Yüzümüze istem dışı bir gülümseme yayılıyor. Ve... Tam o anda birden gözlerimiz kararıyor. Yaşam enerjimiz sönüyor. Hayat bizim için duruyor. Olduğumuz yere yığılıyoruz. O saatten sonrası mühim değil. Kimseyi görmez, kimseye seslenemez olunuyor. Dünyayla irtibatımızı kesmiş, âniden ölmüş bulunuyoruz. Yapılacak bir şey kalmıyor, kimse bir daha öleni hayata döndüremiyor. Ölüme hiç bir kul söz geçiremiyor. Rüşvet yetiremiyor. Bu dünya ezelden ebede bir geçiş güzergahı; gelen geçer, konan göçer. Vaade dolunca Hayat Biter.
"Ey Yorgun Yolcu Dikkatli Ol Bu Yol Hakk'ın Yoludur. Bu Yolda İstikametten Sapmamak, Çamura Batmamak Gereklidir. Gelip Geçici Bir Fânîdir Dünya. Kimseyi Üzmeye, Kalpleri Kırmaya Değmez. Bu Gerçeği Ölüm Gelmeden Bilseydik, Nefret Yerine Birbirimize Sevgi Verseydik."
Öldüğümüzü anlayan yakınlarımız yakınıyor, "daha gençti, hayat doluydu" diye yorumlarda bulunuyorlar. Her ölüm gençtir ve her ölüm gerçektir. Çünkü dünya her sıkıntısına rağmen yaşanılacak bir yerdir. Öte âleme gidip de dönen yok ki, oranın nasılını bilmiyoruz. Bilmediğimizden gitmeye korkuyoruz. Dünyaya gelirkende ağlıyoruz, sanırım tekrardan gideceğimizi o günlerden biliyoruz.  Evden çıkıp imtihan salonuna girip çıkma süreci bu dünya, ölünce dünyada bir kuşluk vakti kadar kaldığımızı anlayacağız, ama şimdi farkında değiliz geçen sürecin, zira çoğumuz yaşarken ölümü aklımıza getirmiyoruz. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyoruz. Oysa dün sağ gördüğümüzü, bugün ölmüş duyuyoruz.
Daha bu sabah bir insan capcanlıyken, güle oynaya evin içinde dolanırken; daha bu sabah kahvaltıyı beraberce ediyorken, nasıl ölüm gelir, canlı can nasıl alınır? Konuşurken nasıl susup kalır insan, bakar dururken nasıl gözler birden kapanır, bir daha açılmaz olur? 
O anı bilemiyoruz işte. Hazreti Azrail hakkımızdaki kararı Hakk'tan alınca, vaademiz dolmuş olunca; bakan mıyız, bakkal mıyız dinlemeden canımızı alıveriyor. Hayatla bağımızı koparıyor, ömür süremizi bitiriyor. Dünyanın en gerçeğidir ölüm.
Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 4 / 75
 
Turkish Arabic English