Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

   Hakikattir ki ağlamanın verdiği zevk, gülmedeki zevki katlar da katlar. Ağlamanın tadı katbekat yüksektir ve yücedir gülmenin tadından. Ancak elbet, ağlamanın niye olduğuna da bağlı bu. Cam bilyesini en değerli şey zannedip kaybedince ağlayan çocuğun ağlaması gibi, dünyâ metâını en değerli şey zannederek onun elden çıkmasıyla feryâdı basanların, figânlar koparanların ağlaması her zaman yılan zehrinden farksızdır.

   Hüzünlenmeye sıra geldi mi, hüzünlenmek gerek; ağlamaya sıra geldiğinde de ağlamak. 

   Hani Arab şâirlerini en çok hüzünlendiren şey çöllerdeki cidâr kalıntılarıydı ya. Ya'ni giden sevgiliden kalan hâtıralar. Cismânî şeyler ve beşerî muhabbet.

   M. Celâleddîn-i Rûmî'yi hüzünlendiren, ağlatan bu içimizdeki muhabbet kuvvetinden başkası değil. Hakîkî muhabbetin verdiği lezzetle ağlayan Mevlânâ bakalım ne yazmış:

 

Devamını oku...
Şu anda 747 konuk çevrimiçi

Ayaşlı Muallim Şâkir'den Tuyuğlar
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Ekim 2019 22:44

San'at ve Edebiyat dünyâmızda bilinen şöhretlerin, zirvelerin yanında; bilinmeyen veya yeteri kadar tanınmayan, hattâ daha doğru bir ifâde ile, şahsiyetleri, eserleri tam mânâsıyla takdir olunamayan dehâ seviyesinde birçok kıymetlerimiz daha vardır ki, işte bunlardan birisi de Ayaşlı Muallim Şâkir Efendi'dir. Kendisinin bir şiirini 2015 senesinde neşretmiştim: (http://www.ayferaytac.com/tum-makaleler/1284-bidad-edib-.html)

Lisan-ı Arabî, Fârsi ve Fransevîye son derece hâkim bir zât olan, gönlü geniş, eli bol, manevî yönden zengin, kalender-meşrep bir kişi olan Şâkir-i Ayaşî'nin bazı dörtlüklerini, açıklamalarıyla berâber sizlerle paylaşıyorum

Devamını oku...
 
'G'ödlek Gazeteciler
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 08 Ekim 2019 08:37

İYİ Kİ İÇLERİNDE DEĞİLİM

alt

HEPSİ DE SAHİBİNİN SESİ

KOYUNLARIN BAŞ TEMSİLCİSİ

İnsan midesinın bulandığı bir şeyi görmek istemez, aynen günümüzün Türk medyası gibi.

Pasif olduklarından mücadeleye girişmemişler, menfaatleri aşkına geçici güce teslim olmuşlar. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanlar. Dünkü aylaklar, dünyalık için yalakaalıkla bugün nerelere gelmişler, ayak takımıydılar, her biri bir yerlere baş olmuşlar. Dün başka birilerinin etekleri altında semirdiler; bugün, dünlerinde kendilerini itekleyenlere  ihanet edip, bugünün idarecilerinin koltuk altlarına sığınmışlar, kimi de sırtlarına yapışmışlar yalanarak yamanmaya çabalıyorlar. Dünlerini bilen biri olarak, hallerini gördükçe hayrete düşüyorum. gemisini yürütenin kaptan olduğu gerçeği...

Sayıları artmış, seviyeleri hepten yitmiş. Parayla aşkları nereye kadar gider, göre lim bakalım Mevlam sonlarını neyler?,

Kendilerini gazeteci sanarak 'gasteciyiz' diyerek çevrede gezinenler. Adına gazeteci denilen bir takım kişiler, yağlama, yıkama maharetleriyle günlerini tok geçirenler. Aslanların olmadığı yerde sırtlanların meydana inmesi gibiler. Kimin arabasında benzin doluysa ona doluşup, araba sahibinin türküsünü söylerler. Günümüzde gazeteci bilinen insanlarda gazetecilik kültürü yok, bilgi yok, vizyon yok, gazeteci nedir bilmek yok. İşsizler çıkar yol olarak yalakalığı seçmişler, bu uğurda gazeteciliği meslek seçmişler. Ne yaptıklarını onlarda bilmiyorlar, makamlardan çöplenmek için çıkıyorlar. Çoğunu belediyeler besliyor. Sahipleri birileri biliniyor, gelirleri belediyelerden geliyor. Bunlara gazeteci deniyor. On gazetenin onunda birden aynı manşet, içerikte aynı satırlar olur mu dostlar? Gözümle gördüm, günümüzde çok güzel oluyor,hayret! 

Geçen gün özel bir hastanenin kafeteryasında çay içerek kan testimin sonucunu bekliyordum. 

Devamını oku...
 
Karatay'a Kandım
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 05 Ekim 2019 07:52

altDoktordu, profesör olarak ünvanı vardı. Amerikalar da mastır yapmıştı. 70 yaşından sonra ülkemde her dediği kabul görüyordu. Kurumlar kuruluşlar ona hayrandı. Neredeyse bütün dernekler kendisine ödüller veriyordu. O herkeslerce kalp dostu olarak biliniyordu. Yağlara dost, şekere ve ekmeğe düşman deniliyordu. Bunun nedenlerine dair onlarca kitap yazmıştı (Hiç birini okumadım, ama katıldığı televizyon programlarında elinde tanıtımlarını gördüm.)ve kitaplrıyla yurdumda çok satanlar, çok takip edilenler listesine girmişti.

Yaşı yetmişi aşmış bu hanım tıpçı, binlerce fanlarınca da değer verilip hoca diye hürmet gösterilip neredeyse gün aşırı bir yerlerde etkinliklere davet ediliyordu. Yaptığı her davranışla, ettiği her kelamla sıklıkla ekranlra çıkıyordu. Her çıkışında kameralara bakarak "Bolca tereyağ yiyin, on yumurtayı kırın tereyağına yumulun. Yanında asla ekmek yemeğin! Çay kahve için ama içine şeker koymayın." Demesini samimi buluyordum. Ben onun Amerika'da eğitilmiş olmasını, oralara özentisini bildiğim halde, yüzündeki geçen seneleri yansıtan çizgilere saygı duydum. Güven verici bakışlarına ikna oldum. Dediklerini denemekte bir sakınca görmedim. Aklımı da devreye koydum. Mantığımın da dediğini duydum. Ve geçtiğimiz yaz mevsimi boyunca denilenlere uydum. neredeyse her öğün bastım tavaya halis diye bulduğum köy tereyağını ve gezmelerden gelmeyen dedikleri tavukların yumurtasını, günde en az beş altı yumurtayı mideme indirdim. Üç ayın sonunda durumum ne mi oldu. hastanelik... Çünkü kolestorolüm tavan yapmış, kalp çarpıntım artmıştı. Yeni ilaçlar, yeni masraflar bütçemi de, bünyemi de hayli sarsmıştı.

"Doktorların lüks yaşamı için mülkünüzü ve hayatınızı vermemelisiniz.Aslen, ilaçlara ya da hastanelere ihtiyacımız yok." 

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 4 / 114
 
Turkish Arabic English

Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ