Ayfer Aytaç

Kur'an Öğren

Ne idüğü ne, olduğu belirsiz zaman... Muamma, keşmekeş…

Geçenlerde güya kuzu pirzolası diye aldığımız bir et yedik; et sever ben etten tiksinti duydum. Sıkı bir kahvaltı bari yapalım dedim; en iyi marka bal, reçel olsun istedim. az sonra iğrenme komasına girdim. Bir daha mı? Büyük konuşmayayım, ama bilerek ve bilinçli olarak bir daha kolayca et, bal, reçel yemem her halde… Neciliği şüpheli, evveli ne, belirsiz… Tövbe Mevlam. Pek çok yiyecek artık emülgatörlü… Ne yapacağız, nasıl besleneceğiz? Gözlerini para hırsı bürümüş bazı adamlar resmen bizim sağlığımızı hiçe sayıyor ve ilgili resmi kurumlarda adeta onlara arka çıkıyor.

ARI'sız Bal, Tabiattan Beslenmeyen, Yeşil Ot Yemeyen, börtü, böcek yakalamayan ve Taşlığını da Taşla Doldurmayan ve Gezmeyen, Koşmayan, Kazmayan, Kaçamayan, Çatlayan Tavuğun Etine de, Yumurtasına da Hayır... Hele o ne idüğü belirsiz, at izi domuz izine, tek toynaklının çift toynaklıyla kombine edildiği salamlar, sosisler, sucuklar...

Devamını oku...
Şu anda 2176 konuk çevrimiçi

Televizyonda Ramazan Erken Başladı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 12 Mayıs 2018 18:59

altReklam sektörü boş durmuyor, her fırsatı iyi değerlendiriyor. Sanırsınız çok dindarlar, bir an önce ramazan gelse de oruç ibadetimize başlasak, derler gibi.

Medyatik hocalarda sıklıkla ekranlarda endamlarını gösterip, ramazan mesailerinin başlayacağını duyurmaktan geri durmuyorlar. Ben derim ki çok konuşanı, az dinlemek lazım.

Yiyicek, içecek kültürü için ramazan reklamlarının cezbediciliğine televizyonun var oluşundan bu yana alışığız da, medyatik hocaların reklamları ile ramazan da ne yenirse rahat gün geçirilir, diyen diyetisyenlerin sık ekrana çıkarılması, son bir kaç yıldır hayli moda oldu.

Öncesinden insanlar diyetisyene göre mi ramazan günlerini geçiriyorlardı? Ana babalarımız evde olanla sahura kalkar, akşama ne nasip edilmişse pişirirler, pişirilenler sofraya dizilir. Hane halkı hakkı kadarıyla orucunu açarlardı.

Meslekler türedikçe, onlara iş bulunması adına televizyon imdada yetişiyor. Kim öncesinden harcar, kendini topluma tanıtır ün edinirse, sonrasında sık yüzünü gösterip kazanan oluyor.

Bizler sahurda anamızın davulcudan önce kalkıp, hamur karıp ettiği börekleri, katmerleri yerdik. Yanında çayımızı içer, oruç vaktinin başladığını belirten top atışı yapılmadan öncede bir bardak suyumuzu içer, oruç tutacağımıza dair niyetimizi yapardık. Akşama kadar da rahatsızlık duymadan işimize gücümüze bakardık.

İftar vaktini de çorba ile başlatır, çoğunlukla cami önlerinde satılan, babamızın eve gelirken aldığı tereyağlı irmik helvasını yiyerek sofra zamanımızı noktalardık. Ara yemekler her gün değişik ve bol yağlı olurdu. Şu yaşımıza geldik, iftarda, sahurda yediklerimizle tuttuğumuz oruçlardan hiç zarar görmedik. Bizlere hiç bir diyetisyen bir öneride bulunmazdı. Zaten öyle bir iş kolu var mıydı, varsa ne işe yarar, bilen biri değildik.

Devamını oku...
 
Keyfe Kenetlenmişiz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 12 Mayıs 2018 10:26

ÜÇ GÜNLÜK EĞLENCENİN İÇİNE SIĞAR MI,

BİR ÖMRÜN EFKARI?

altHer yörede eğlence, neredeyse her belediye festivallerle halkı hoplatıp, zıplatıyor. Birbiri üstüne yığılmış gibi duran insanlar iki şarkıcıyı yakından görmek adına kendilerinden geçiyorlar.

Kamu malı olan belediye araçları festivale insanları yığmak için mahalleleri turlayıp, festival alanına bedava insan taşıyor. Otobüse parasız binmenin mutluluğunu hisseden insanlar demiyorlar ki, “bu araçların yakıtı kul hakkından sağlanıyor.”

Bu çılgınlıklardan şarkıcılar, menejerler çok paralar kazanırken, belediye başkanları da kendi reklamlarını yapıyorlar.

Halkın eline kalan stres atma mı oluyor, yorgun düşmek mi, bilemiyoruz. Bildiğimiz, festival alanlarını dolduran günümüz insanlarının anaları, ataları çoğunluk zamanlarını evlerinde geçirirlerdi. Hangisi doğru, eğlenip çoşmak mıi evinde dinlenmeye koşmak mı?

Geçen hafta Korelilerin barışması vesilesiyle kendileriyle konuştuğum Kore gazileriyle, bu keyfe kenetlenmiş insanlarımız hakkında da bir görüşme gerçekleştirdim. Kendi gençliklerinde bu tür çılgınlıkların olmadığını söyleyerek, günümüze yönelik görüşlerini geçmişle kıyaslayarak değeriyorlar.

“Atatürk Kurtuluş Savaşından sonra, Cumhuriyetimizin kurulmasının ardından, pek çok devrimlerle birlikte Türkiye’de kalkınma seferberliği başlatmıştı. Vefatından sonra bu seferberliğe son verildi. Çok partili döneme geçildiği süreçte ise, savaş sonrası açlıkla mücadele etmiş halkımıza, adeta dış yardımlarla bolluklar, daha rahat yaşamlar vadedildi” diyerek, Ata’nın ölümüne bu yüzden de çok üzüldüklerini söylüyorlar. “Atatürk yaşasaydı, bugün Kore’yi ikiye katlayan, Amerika’nın bile önümüzde eğildiği kalkınmış bir ülke olurduk” diyorlar. Ve Kore gazilerimiz ülkemizin kalkınamayışına yönelik şu eleştiriyi getiriyorlar.

Devamını oku...
 
Hızır İle İlyas’ın Buluşma Günü
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 06 Mayıs 2018 19:45

altHızır ile İlyas nasıl oldu da Hıdrelleze dönüştü halk ağzında, araştırmalarıma rağmen doğrusunu anlayabilmiş değilim. Fonetik olarak aslına aykırı bir gerçek, nasıl bu kadar değişime uğramış hayret.

Hakikatte Hızır aleyhisselam için “Peygamberdir” diyenlerde var. Allah’ın emrinde âlim bir zat olduğunu söyleyenlerde… İlyas aleyhisselam için peygamber olduğuna yönelik bilgiler daha bariz.

Bu iki muhterem Allah dostu şüphesiz Yüce Allah’ın izniyle ve buyurmasıyla bir araya gelerek, tabiata bolluk, bereket saçmakla görevlendirilmişler. Toprak ana yeşerdikçe bağrındaki nebatatı yeryüzüne yayıyor. Güzel renkler baharı müjdeliyor. Bu muştu insanın kanını kaynatır oluyor ve coşkusu dışa taşıyor. Halkımız türlü bahanelerle eğlenmeyi seviyor, kutlamaları katmanlaştırıyor. Baharın bu gününü atalardan gelme gelenekle hıdrellez bellemiş, Bu isim ve bugün tamamen insan uydurmasıdır. Hatta Allah dostlarına saygısızlıktır. Lakin insanın çoğunluğunun çoşkusuna yönelik bence bir sorun ve sorum yok. Herkesin kendi hayatıdır, Allah’ın verdiği irade doğrultusunda tercihini kendi yapmalıdır. Benim çözemediğim, Hızır ile İlyas’ı nasıl Hıdrelleze bağlamışlar. Meraklandığım bu ve halen çözemediğim bir muamma…

Hadi insanların atadan görme geleneği başka, erenler, evliyalar başka desek, değil. Vatandaş bugünün Hızır ile İlyas’ın buluşma günü olduğunu gayet iyi biliyor. Çünkü gül ağaçlarının dibini kazıp, dileklerini yazıp koydukları küpleri gömüyorlar. Tarladaki dikili soğanın yeşilliğine kırmızı kurdele bağlıyorlar, sabah baktıklarında kurdele bağladıkları taraf uzadıysa Hızır ve İlyas’ın oradan geçerek ellerini değdirdiklerini sanıp, dileklerinin olacağına inanıyorlar. Söğüt ağacının altına ev, araba, havuz maketi yapıyorlar. Çınar ağacının dibine okunmuş muska gömerek ömürlerinin uzayacağını sanıyorlar. Bilseler, ne çok yanılıyorlar. Ağaçlara çaput takıyor, duvar oyuklarına bozuk para tıkıyorlar. Neymiş. Hızır ile İlyas bugün ki buluşmaları anında, yapılan bu dileklere temas ederlerse, istenilenin kabul edileceği inancı yaygın. Hızır'ın darda olana yetişip bolluk saçacağına yürekten kanıyor. Sonrasında hüsranla yanıyor. Gayretli kuluna Allah zaten çabasının karşılığını veriyor. Velhasıl, yanlışlar doğru bellenmiş. Muratlar Hızır ile İlyas’ın geçiş buluşma anlarında dokunacakları noktalara kalmış. Ah Allah’ım insanoğlu ne çok aldanmış. Bugün için dün geceden itibaren yapılan emekler, o niyetle yenilen yemekler tamamen yanlış, batıl ve saçma gelenekten öte bir şey değildir.

Bugün bahar coşkusunu yaşayın, piknikler yapın; sevdiklerinizle, komşularınızla birlikte güzel bir gün geçirin. Lakin lütfen batıl olana değer vermeyin. İstekler dualarla Allah’tan dilenir. Yüce Allah kuluyla arasına aracı isteseydi, bunu zaten bize bir şekil buyururdu. Dualarımızda şöyle diyebiliriz: “Allah’ım erenlerin, evliyaların yüzü suyu hürmetine bana muradımı nasip et.”

Bunun dışında yapılanlar yanlıştır. Yanlış olanın bize bir getirisi olmaz, aksine iyiliklerimizden götürüsü olur. Cahil adetlerini, gelenek belleyip sürdürüp gitmenin, eğitimli nesle yanlışı aşılamanız hoş olmuyor doğrusu. Bolluk dolu iyi baharlar temennisiyle…

Devamını oku...
 
«BaşlangıçÖnceki12345678910SonrakiSon»

Sayfa 4 / 407
 
Turkish Arabic English