Ahmet Hamdî'nin Mahpeyker Sultan’a yazdığı mektup

 

EY YOL GÖSTERENİMİZ, REHBERİMİZ, LİDERİMİZ, İNŞALLAH ÇOĞUNLUKLA İZİNDEYİZ...
 
Ey Nebi... Ey rehberlerin en dürüstü, en şaşmaz pusulanın öğreticisi...
 
Ey... Gözlerinde cenneti saklayan, ayağını bastığı yerler cennet kokan nebi!..
Ey... Yaradan''ın en güzel eseri!..
"Sen olmasaydın, sen olmasaydın

âlemleri yaratmazdım!" dedigi!..
Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiği!...
 
Ey...İnsanoğlunun ufku - en güzel insan..
ALLAH''ın sevgilisi, kâinatın gözbebeği!..
Ey...Rahmeten li ' l-âlemin!..
Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem, şefaat eder misin?...
 
Ey... Kupkuru çölleri cennete ceviren gül!..
Ey...Gönlünden gül dökülen resul!..
Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden,
Kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen...
Gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen resul!...
Benim de gözümün yaşını siler misin?..

 
 
Küçük kız çocuğunun tuttuğu gibi tutsam elinden; 
Yüreğimden binlerce kuş uctu, bin'i de öldü desem...
Bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin?..
 
Ey; Islam''ın peygamberi!..
Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin
En güzel çiçeği!..
Ama mahzun, ama kederli...
Daima düşüncede, daima hüzün icinde ömründe,
Bir defa bile, kahkahayla gülmemiş...
 Gül yüzlü, güler yüzlü sevgili!...
Gözlerimi yumsam, ve hülyana dalsam..
 
 
O gül kokulu gülüşün ile, benim de gözlerimin içine güler misin?..
Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı yastığa koymuşluğum olmuşsa,
Tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana...
İşte onun, işte o sevdanın hatrına!..
 
Ey...Gözünü sevdiğim, özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim!...
Ey...Gönlümün sultanı efendim!...
Ümidim, muradım, kurtarıcım, mujdecim...
Seninle Kevser havuzunun başında bulusabilecek miyim?...
Desem..
Bulundugun yerden, yüreğime bir damla su serper misin?...
 
Seni sevsem!...
Çok, çok sevsem!...
Öyle cok sevsem ki sen koksa özüm, yüreğim...
Sen koksa nazım, edam..
Gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan!..
Ali'n, Fatıma'n gibi olsam!..
Devamını oku...

Ahmet Hamdî'nin Mahpeyker Sultan’a yazdığı mektup
Abdurrahman Mert tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 16 Ocak 2016 13:08

Ahmet Hamdî'nin Enver Paşa’nın büyük kızı Mahpeyker Sultan’a yazdığı mektup

Mektubun sonunda imzasını “Hamdî-i şâkir ma'rûf be-Nâm-i Tanpınar" şeklinde atmıştır. Satırlarına “Mâhpeyker Sultân Efendimize -edâma'llâhu ömrehû ve kadrehû ve iclâlehû- (Allah ömrünü ve kadrini artırsın) arz olunur ki" şeklinde başlıyor.

Mahpeyker Sultan (1917-2000), Enver Paşa (1881-1922) ile eşi Nâciye Sultan'ın (1898-1957) büyük kızlarıdır.

 

 

ahmed hamdi tanpınar mahpeyker sultan enver paşa naciye sultan ahmed hamdi mektup aşk mektubu

 

 

 

ahmed hamdi tanpınar mahpeyker sultan enver paşa naciye sultan ahmed hamdi mektup aşk mektubu

Enver Paşa'nın karısı Nâciye ve büyük kızları Mahpeyker 
 
 
 
ahmed hamdi tanpınar mahpeyker sultan enver paşa naciye sultan ahmed hamdi mektup aşk mektubu
Bu arkadaş da Ahmed Hamdî Tanpınar'ın toy hâli (lise çağları)
 
 
ahmed hamdi tanpınar mahpeyker sultan enver paşa naciye sultan ahmed hamdi mektup aşk mektubu

Enver Paşa

 

Hiç şüphesiz Türk edebiyatının en önemli simalarından biri olan Ahmet Hamdi Tanpınar, edebiyat tarihçilerimizin de üzerine en çok çalıştığı isimlerin neredeyse başında geliyor. Geçtiğimiz birkaç yıl içinde onlarca Tanpınar kitabı neşredildi, hazırlanan tezleri, yapılan çalışmaları saymak mümkün bile değil. Müstakil bir Tanpınar tarihinin pek çok karanlık noktası aydınlatıldı. Elimizde bir fotoğraf var. Hal böyleyken hala kudemanın çalışma ahlakını taşıyan titiz araştırmacıların gayreti, Tanpınar biyografisini derinleştirmeye devam ediyor.Yapılan her çalışma daha net bir Tanpınar fotoğrafına ulaşmamıza imkân sağlıyor.
 
Daha çok Mehmet Akif'in mektupları üzerine yaptığı çalışmalar ve Mehmet Akif'in oğlu Emin Ersoy'un kaleme aldığı hatıra yazılarının kitaplaştırılmasından tanıdığımız Yusuf Turan Günaydın, o gayretli araştırmacılardan biri. Günaydın'ın Türk Tarih Kurumu'nun arşivinde çalışırken bulduğu Ahmet Hamdi Tanpınar'a ait bir mektup, Tanpınar biyografisine yepyeni bir düşünme sahası açacak. Henüz hiçbir yerde yayınlanmamış olan mektubun bazı bölümlerini edebiyat okurları ilk kez Yeni Şafak Kitap aracılığıyla görmüş olacak.
 
Bilindiği üzere daha önce 2008 yılında İnci Enginün ve Zeynep Kerman Hocaların yayınladığı Tanpınar'ın günlükleri (Tanpınar'la Başbaşa) büyük yankı uyandırmış, tartışmaları da beraberinde getirmişti. Hem Tanpınar'ın biyografisinde hem de o günlüklerde evlenmek istediği birkaç kadının adı geçmekteyse de Tanpınar'ın mektup yazdığı Mahpeyker Sultan'ın adının hiç geçmediğini herkes hatırlayacaktır.
 
Yusuf Turan Günaydın'ın Türk Tarih Kurumu Arşivinde bulduğu mektup Tanpınar'ın bugüne kadar bilinmeyen, kendisinin de hiç söz etmediği ilk aşkını ortaya çıkarıyor. Mektubun sonunda imzasını “Hamdî-i şâkir ma'rûf be-Nâm-i Tanpınar" şeklinde atan ve hitap cümlelerini saray erkânından hanımlara özgü bir biçimde kuran ünlü yazarımız, satırlarına “Mâhpeyker Sultân Efendimize -edâma'llâhu ömrehû ve kadrehû ve iclâlehû- [Allah ömrünü ve kadrini artırsın] arz olunur ki" şeklinde başlıyor.
 
Mahpeyker Sultan (1917-2000) Enver Paşa (1881-1922) ve Naciye Sultan'ın (1898-1957) büyük kızlarıdır. Bilindiği üzere Enver Paşa'nın arşivi çocukları tarafından araştırmacılara açık bir şekilde Türk Tarih Kurumu'na bağışlanmıştı. İşte Enver Paşa arşivi üzerinde çalışırken karşısına çıkan Tanpınar imzalı bu mektubu Dergâh'ın Şubat sayısı için yayına hazırlayan Yusuf Turan Günaydın Tarih Kurumu'na söz konusu arşivi bağışlayanlardan birinin de Mahpeyker Sultan olduğunu vurguluyor. Dolayısıyla Mahpeyker Sultan'a hitaben yazılmış bu mektubu da bizzat kendisi Enver Paşa'ya ait evraklarla birlikte arşive vermiş olmalıdır.
 
Yusuf Turan Günaydın'ın arşivinde yer alan okul belgesindeki bu fotoğraf Tanpınar'a ait. Belgede Tanpınar'ın fesli fotoğrafı yer alıyor.
 
Çavuş Hamdi'den Enver Paşa'nın kızına
 
Yusuf Turan Günaydın'ın araştırmalarına göre Tanpınar tarihsiz olan mektubunda imzasını “Hâssa Koğuş Çavuşlarından Hamdî-i şâkir, ma'rûf be-nâm-ı Tanpınar" şeklinde atmıştır. Bu durumda o sıralar askerlik vazifesini ifa ettiği anlaşılıyor. Kaynaklar, Tanpınar'ın 26 yaşında askerlik yaptığını belirttiğine göre bu mektubu yazdığında da o yaşlardadır. Orhan Okay Hoca'nın Tanpınar monografisinde yer alan “Kronoloji"ye göre Tanpınar 1925 yılı 8 Kasımında 3. Kolordu Topçu Alayı'nda askerlik hizmetine er olarak başlamış; 19 Ağustos 1926 tarihinde de terhis edilerek Konya'ya dönmüştür. Dolayısıyla mektubun 1925-1926 yıllarında yazılmış olma ihtimali büyüktür.
 
Hiç evlenmediğini bildiğimiz Tanpınar'ın yine Okay Hoca'nın verdiği ayrıntılar sayesinde aslında evliliğin ve bir evi olmanın hasretini, mektuplarına ve günlüklerine yansıttığını öğreniyoruz. Buna göre Ahmet Hamdi Tanpınar Mektuplar'ında evlilik için düşündüğü birkaç kadından söz etmiştir. Ayrıca bilenler hatırlayacaktır Günlükler'inde “sevdiği kadına hitaben kaleme aldığı, şüphesiz göndermediği, sevgi ve ümitsizlik dolu bir yazı" da yer almaktadır.
 
Soyadı kanunundan önce de 'Tanpınar'
 
Yusuf Turan Günaydın'ın ortaya çıkardığı mektupta dikkat çeken önemli ayrıntılardan biri de Tanpınar'ın soyadı kanunundan 10 yıl kadar önce, 1925'te “ma'rûf be-nâm-ı Tanpınar" imzasını kullanmış olması. Bu husus ilginç ancak Günaydın, Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 1920'li yılların başlarında Yahya Kemal'in yönettiği Dergâh dergisinde şiirlerini 'Tanpınar' imzasıyla yayınladığını belirtiyor.
 
Günlüklerin Işığında isimli eserde ise tarih konulmamış tek bir yaprakta yer alan bir mektup, Yusuf Turan Günaydın'ın tam metnini Dergâh'ta neşredeceği mektupla büyük yakınlıklar taşıyor. Günlükleri yayına hazırlayan Enginün ve Kerman'ın da belirttiği gibi bu mektup, “Tanpınar'ın yaşadığı büyük bir aşkı anlatmakla birlikte, Tanpınar sevdiği kadının hüviyetiyle ilgili hiçbir açıklama yapmıyor. Daha önceleri de zaman zaman karşılaştığı bu kadın onun vazgeçemediği, ama dile de getiremediği müzmin bir tutkudur. Kopuk bir sayfada yer alan (…) satırlar, büyük bir acıyı, tutkuyu yoğunlukla anlatmaktadır." [1] Bu mektupla, Günaydın'ın neşredeceği mektup bir arada okunduğunda Tanpınar'ın büyük aşkının Mahpeyker Sultan olduğu görülüyor.
Mektubun iyi okunması hiç şüphesiz ayrıntılarda daha pek çok karanlık noktayı aydınlatacaktır. Mektuptan çıkardığımız bir diğer önemli ayrıntı da mektubun, gençlik yıllarında dindar bir Tanpınar portresi yansıtmasıdır. Mektup okunduğunda Tanpınar'ın 1920'lerde Garp'a nasıl baktığına dair ilgi çekici bazı ipuçları açıkça görülecektir.
 
Mektubun tamamı öyle umuyoruz ki ileride Yusuf Turan Günaydın imzalı yeni bir kitap çalışmasına konu olacaktır. Şimdilik Dergâh dergisinin Şubat 2016 sayısında yayınlanacağını söylemekle yetinelim. Böylece Tanpınar biyografisine ait karanlıkta kalan bir ayrıntı aydınlanmış olacak.
İlk kez yayınlanan mektubun sadeleştirilmiş bir bölümü:
 
Ahmet Hamdi'den Mahpeyker Sultan'a;
 
Benim günahsız, devlet sahibi Sultânım Efendim,
 
Geçen mübarek gecede -size yakın olduğum için bu kullarınız açısından bin Kadir Gecesine bedeldir ve muhakkak tüm zamanlara gıpta mevzuudur- cömertlik dolu sofranızda karınca gibi ve hakir bir biçimde utancımdan yerlere yatıp şaşkınlığımdan kâse, sürahi, fincan… elime geçeni kırıp ama yine de güzelliğinizin yakınlığında talihli ve mutlu bir şekilde otururken, (…) kölelerine de günahsızlık eşliğinde çavuşbaşı veya hâne uşağı, kızlarağası yahut hazine ağası veya namus sarâyının kâhyası, özetle mutluluk halkalarına bağlılığımla uyumlu ve yaşıma-başıma uygun her hâlükârda üstün mertebeli bir vazife ile aslında var olmayan varlığımı ispat ve siz efendimizi gölge misâli takip etmek izni lütuf kılınmıştı.
 
Heyhat ki o gece bu müjdelerin verdiği kalp çarpıntısıyla fakirin gözlerine uyku girmeyip sanki güneş ve ay ile bütün yıldızlar ve on sekiz bin âlemde o kadar parıltılı diğer günler, aylar ve yıldızlar varken ben fakire, ben hakire, ben karıncaya bu devlet nasıl nasip oldu ve zayıflar zayıfı karınca iken nice Süleymân oldum diye sevincimin aşırılığından yatağımda sevinç delisi olup saatlerce çırpındım.
***
Değil sözleri hatırımda, kaşlarının hayâli dahi hâlâ nazarımdadır ve sevmeye hâcet ve mahal yoktur diye kendimi tatmin edip varlık ve alçaklık zıt kutupları arasında bin defa gidip gelip sabahı etmiş isem de bu kadar müjde ve vesvese bir araya gelince güçsüz vücudumu harap etti. Ertesi akşam evime geldiğimde “grip" isimli Firenk icadı hastalık bütün vücudumu kaplamıştı. Şimdi benim sultânım, “Redeshi" ve “Siba" adlı “Spençari" damlalarını ve Firenk attarlarının ilâçlarını alıp biraz iyileştim.
***
Sultanıma malûmdur ki, bu Firenk tayfası garip bir tayfa olup hem yakası açılmadık hastalıklar icat eder hem ilâçlarını sağlarlar ve böylece guyâ ki hâşâ hâşâ Mutlak Yaratıcı olan Allah'a rekabet kılarlar. İşte bu yüzden başlarından belâ eksilmez ve ömürleri daima savaş ve çatışma içinde geçer; memleketleri de viran ve yuvaları alt üst olur.
 
 
Turkish Arabic English