Mostarlı Hasan Ziyâî Dîvânı

Türkiye'de yaz yaz, konuş konuş bitmeyecek o kadar çok konu var ki, hangi birinden bahsedeceğimizi bazen hiç bilmiyoruz. En iyisi kulak üstü yatmak, denilenleri dinlememek, hiç bir gündemi dikkate almamak. Hele şişirilmiş gündemler hakkında hiç yazmamak, konuyu konuşmamak, susmanın erdemine ermek, susmak benim en güzel huyum diyebilmek, tepki almamak ne hoş olur. Zihnimiz huzur bulur. Herkes her konuda bir şekil fikrini beyan ederse, ortalık laf curcunasından geçilmezse, sağlığımız bozulur. Kimsenin umurunda olmayız.
Gündüzümüzde, gecemizde en önemli gündemlerin biri şüphesiz yerel seçim, diğer gündemler seçimin gidişatına göre belirleniyor. Vatandaşın nabzı yoklanıyor, nabza göre şerbet hazırlanıyor. Yerel seçim için yapılan çalışmalardan biri de halkın dikkatini dağıtmak, bakışları hakikatten başka yerlere çekmeyi başarmaktır. Bunun içinde ya yapılan bir çalışmayı hizmete sokarsınız, takdir toplarsınız. Yahut Suriye konusunda husus belirtip durursunuz. Ara sıra da marketlere vurursunuz.
Şu sıra vatandaşın ilgisini çeken iki konu var, biri marketlerle pazarlar arasındaki fiyat farkı, ötekisi Atatürk adından nemalanan bir kalemin kasidesi. Marketler hayatımızda ne kadar süredir varlar? Yaygın olarak 90'lı yıllardan bu yana. demem o ki marketlerle pazar fiyatları arasında o günlerden bugünlere hep bir ücret farkı vardı. Market sahibi kocaman alanı kiralıyor, içini donatıyor, yanında elaman çalıştırıyor. Vergi veriyor, daha pek çok gideri bulunuyor. Pazardaki satıcıların pek çoğu köyünden getirdiğini satıyor. Satış yaptığı alanı kapladığı kadarıyla belediyeye yer işgal parası ödüyor. Pazarda meyve sebze satıcılarının pek çoğu doğal ürün deyip pahalı fiyat isteyebiliyor. Satıcının beyanı esas alınıyor, zabıtalarca etkili denetim yapılmıyor. Hâlden ürün alanlarsa genelde manavlar oluyor. Yani ürünlerin fiyat çizelgesi hâl çıkışına göre belirleniyor. Yani marketler ve pazarcılar meselesi detaylı konular. Şimdi mi geldi akıllara? Nedeni, nasılı irdelenmeden salt gündem olsun diye insanları birbirlerine düşürmemeli. Onca konuşulacak mesele varken, ortaya vatandaşın geçimiyle ilgili böyle bir konu atılmamalı. Atıyorlarsa, havasına hemen kapılmamalı. Denilene hemen kanmamalı, sonrasında kandırılmaya kızmamalı.
Devamını oku...

Mostarlı Hasan Ziyâî Dîvânı
Abdurrahman Mert tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Ocak 2016 11:56
Minnet ü şükr ol Mennân u Şekûra ve hamd ü senâ ol Sübhân u Gafûra ki zamân-ı evvelde ve rûz-ı pîrûz-ı ezelde ervâh-ı insânı halk idüp meydân-ı `azamet ü celâlinde ve eyvân-ı kibriyâ-yı bî-zevâlinde tertîb-i dîvân-ı `azîm itdükde vezâîf-i rızklarını defter-i "nahnü kasemnâ"da ve nefâîs-i enfâs-ı `ömr-i ma`mûrelerin "ellezi kaddere fehedâ" fehvâsınca takdîr idüp halâyıkuñ kimini lâyık-ı ni`am-ı cennât-ı kerîm ve kimini müstehak-ı `azâb-ı nâr-ı elîm eyleyüp "İnne’l-ebrâre lefî mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsçana`îm ve inne’l￾füccâre lefî cahîm" hükmi mukarrer oldı ve ol cem`iyyet-i `uzmâda "Cennâtün tecri min tahtihe’l-enhâr" gül-istânında sürûr ile server-i sâhib-i serîr ve niçe `âkıbetü’l emr `ikâb-ı `azîm ile mu`âkıb ve sicn-i siccînde esîr oldı. "Farîkun fi’l-cenneti ve farîkun fi’s-sa`îr" âsârı zuhûr eyledi. Meger ki cumhûr-ı şu`arâ şu arada muntazır-ı fermân-ı hümâyûn olup hayretde ve müterakkıb-ı emr-i Hudâyî “kün feyekûn” olup havf u haşyetde tururken nâ-gehân bir nidâ-yı mehîb ve bir sadâ-yı `acîb gelüp "Ve’ş-şu`arâü yettebiühümü’l-gâvûn" âyeti istimâ` olındı. `Acebâ bu nekbet ü zillete bâ`is nedür diyü birbirine su’âl iderken "Elem tere ennehüm fi külli vâdin yehîmûn" hitâbı ile muhâtab "Ve ennehüm yakûlûne mâ lâ yef`alûn" töhmeti ile müttehem olup `aybları yüzlerine urıldı. Ve `âkıbet başlarına ne gelecekleri âşikâre görüldi. Külliyet ile hâtırlarına ye’s ve şikeste dillerine havf-ı ye’s `ârız olup tamâm nevmîd olduklarında nâ-gâh münâdî-i rahmet-i Rahmân âvâz-ı bülend ile "İlle’l-lezîne âmenû ve `amilü’s-sâlihâti" âyetin tilâvet idüp şu`arâ-yı ehl-i îmânı ve sulehâ-yı nev`-i insânı istisnâ eyledi. Ol istisnâ senâ-yı şu`arâ-yı ehl-i İslâma bâ`is olup senâ-yı Hudâ-yı cihân-âferîne ve midhat-i Hâlık-ı âsumân u zemîne şurû` eylediler.
 
Kıt`a: 
 
Kibriyâsı kulzüminden katredür bahr-ı muhît 
Bûstân-ı kudretinden berg-i sûsen âsumân 
Zerredür nûr-ı cemâlinden anuñ şems-i münîr 
`İzzeti sahrâsına daglar uvak kumdur hemân 
Mushaf-ı `ilmine harf-i dâldur `ilm-i beşer 
Hân-ı lutfından eserdür hâsıl-ı bâg-ı cihân 
Çâr `unsur heft yemm nüh âsumân u şeş cihâd
İki `âlem birliginüñ şâhididür bî-gümân 
Hâr u hasdan tut ki bir tıfl eylemiş cüz`i binâ 
Mülkine nisbet anuñ mülk-i Süleymân-ı zamân 
mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsça
 
 
Ve salavât u selâm ol enbiyâya ki dîvân-ı kazâ-yı Rabbânîde töhmet-i şi`rden müberrâ kılınup "ve mâ `allemnâhü’ş-şi`re ve mâ yenbagî leh" teşrîfi ile müşerref kılındı. Ve eyvân-ı kibriyâ-yı sübhânîde şâ`irlik isnâdından mu`arrâ kılınup şân-ı şerîfinde "ve mâ hüve bişâ`irin mecnûn" bürhânı nâzil olup nazm-ı Kur’ân-ı `azîm aña mu`cize oldugı bilindi. Salâvatu’llâhi aleyhi ve selâmühü. 
 
Mesnevî: 
 
Âfitâb-ı sipihr-i kün feyekûn 
Vemâ hüve bişâ`irin mecnûn 
Ene efsah bahârınuñ bâgı
Gül-sitân-ı şefâ`at ırmagı
Rahmet-i halk-ı `âlemüñ sebebi 
Fahr-ı `âlem Muhammed-i `Arabî 
 
Ve çâr-yâr-ı güzîne ki beyt-i İslâmuñ çâr erkânıdur. Ve sâir âl u ashâba ki her biri `asker-i ümmetüñ sultânıdur. "Rıdvânu’llâhi te`âlâ `aleyhim ecma`în". `Ale’l-husûs Hazret-i Hassân’a ki “şu`arâü’l-İslâm taht-ı livâuke” kerâmeti ile tekrîm olınmışdur. "Ve’hcil’-müşrikîn feinne Cibrîlü me`ake" sa`âdeti ile ta`zîm olınmışdur. 
 
Kıt`a: 
 
Ne sa`âdetdür ögile Cebrâ’il 
Ola nazm-ı suhanda aña mu`în 
Niçe kez Şâh-ı enbiyâ vü rüsül 
Hüsn-i tab`ına eyledi tahsîn 
 
"Eş’şebâbü şu`betün mine’l-cünûn" hasebince dîvânelügüm deminde ve mest-ânelügüm `âleminde `aşk u mahabbet `âlemine düşüp derd ü mihnet vâdîlerinde hayrân u ser-gerdân gezerken vuslat ümîdine heves idüp ol heves bâd-ı hevâ olup `ömr-i nâzenîn bâd-ı hevâ-âsâ gelüp gitdi. Ve tab`-ı selîm ol hevâda kelâm-ı mevzûna meyl itdi. Ol sebebden niçe nazm-ı garîb ve niçe şi`r-i dil-firîb diyüp safahât-ı müsveddâtda kalmışdı. Âhirü’l-emr evrâk-ı hazân-misâl perîşân u zâyi` olmasın münâsib görmeyüp hurûf-ı hecâ tertîbince kasâ’id ü gazel ü gayrıdan bir dîvân cem` eyledüm. 

mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsça

Mercûdur ki bu dîvânenüñ dîvânına nazar iden yârân-ı safâ ve ihvân-ı vefâ "El `özrü `inde kirâmü’n-nâsi makbûl" muktezâsınca kusûrın ma`zûr buyuralar. Zîrâ dîvâne-i bî-`akldan kelâm-ı ma`kûl istemek `inde’l-`ukalâ `akla mülâyim degüldür. Ve ekser `ömr-i nâzenînüm belâ vü mihnetde ve `anâ vü meşakkatde mürûr itmegin ba`zı evkâtda sanâyi`-i şi`riyyeye kasd itmeyüp kelâm-ı mevzûn ile mücerred hasb-ı hâl murâd olınmışdur. Ve ba`zı eş`ârumuz ibrâm-ı yârân ile söylenüp mücerred hâtırları ri`âyet olınsun diyü nazm olınmışdur. Ol sebebden kimi zülf-i dil-ber gibi musanna` ü muhayyeldür ve kimi ruhsâr-ı dil-dâr gibi bî-hatt ü hâl misâl-i sâde-rû güzeldür. Ammâ eş`âr-ı şu`arâ-yı zamâna nisbet her biri bir hâlden hâlî degüldür. Belki mahbûb-ı siyeh-çerde- mânend bakduguñca mütâla`a duyar. Ve aña göñül virüp meyl idene câzibesin izhâr ider. 
 
Kıt`a: 
 
“Umarın kim ola nazmumda benüm 
Ekser ebkâr-ı ma`ânî zâhir 
Mâlik olmış gibi tab`-ı pâke 
Añladugum bu ki her bir şâ`ir 
Vasf idenler sühan-ı matbû`ı
Yedhulü’l-izne bilâ izn dir” 
 
 
Turkish Arabic English