Mostarlı Hasan Ziyâî Dîvânı

 
 
 
 
Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye.
 Önce müthiş bir acı duydu dudağında. 
 Gümbür gümbür oldu yüreği, 
 sonra hızla çekildi yukarıya. 
 Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü; neye benzerdi acep gökyüzü? 
 Bir yanda büyük bir merak, 
 bir yanda ölüm korkusu. 
 Ne çâre balıkçının parmakları hoyratça kavradı onu. 
 Küçük istavrit anladı; yolun sonu. 
 Koca denizlere sığmazdı yüreği, 
 oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci. 
İnsanlar gelip geçtiler önünden: bir kedi yalanarak baktı gözünün içine. 
 Yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. 
 Son bir defa düşündü derin mâviyi, beyaz mercanı. 
Bir de yeşil yosunu. 
 
İşte tam o anda eğilip aldım onu. 
 Yürüdüm deniz kenarına, 
 bir öpücük kondurdum başına, 
 iki damla gözyaşından ibâret sâde bir törenle saldım denizin sularına. 
 Bir an öylece bakakaldı. 
Sonra sevinçle dibe daldı gitti, bütün kederimi söküp atarak. 
 Teşekkürü de ihmal etmemişti; 
 birkaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak. 
 Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme: 
 sorar gibiydiler, neden yaptın bunu niye. 
 
 "Bir gün" dedim 
 "bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir ümidim olsun diye." ...
Devamını oku...

Mostarlı Hasan Ziyâî Dîvânı
Abdurrahman Mert tarafından yazıldı.   
Pazar, 17 Ocak 2016 11:56
Minnet ü şükr ol Mennân u Şekûra ve hamd ü senâ ol Sübhân u Gafûra ki zamân-ı evvelde ve rûz-ı pîrûz-ı ezelde ervâh-ı insânı halk idüp meydân-ı `azamet ü celâlinde ve eyvân-ı kibriyâ-yı bî-zevâlinde tertîb-i dîvân-ı `azîm itdükde vezâîf-i rızklarını defter-i "nahnü kasemnâ"da ve nefâîs-i enfâs-ı `ömr-i ma`mûrelerin "ellezi kaddere fehedâ" fehvâsınca takdîr idüp halâyıkuñ kimini lâyık-ı ni`am-ı cennât-ı kerîm ve kimini müstehak-ı `azâb-ı nâr-ı elîm eyleyüp "İnne’l-ebrâre lefî mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsçana`îm ve inne’l￾füccâre lefî cahîm" hükmi mukarrer oldı ve ol cem`iyyet-i `uzmâda "Cennâtün tecri min tahtihe’l-enhâr" gül-istânında sürûr ile server-i sâhib-i serîr ve niçe `âkıbetü’l emr `ikâb-ı `azîm ile mu`âkıb ve sicn-i siccînde esîr oldı. "Farîkun fi’l-cenneti ve farîkun fi’s-sa`îr" âsârı zuhûr eyledi. Meger ki cumhûr-ı şu`arâ şu arada muntazır-ı fermân-ı hümâyûn olup hayretde ve müterakkıb-ı emr-i Hudâyî “kün feyekûn” olup havf u haşyetde tururken nâ-gehân bir nidâ-yı mehîb ve bir sadâ-yı `acîb gelüp "Ve’ş-şu`arâü yettebiühümü’l-gâvûn" âyeti istimâ` olındı. `Acebâ bu nekbet ü zillete bâ`is nedür diyü birbirine su’âl iderken "Elem tere ennehüm fi külli vâdin yehîmûn" hitâbı ile muhâtab "Ve ennehüm yakûlûne mâ lâ yef`alûn" töhmeti ile müttehem olup `aybları yüzlerine urıldı. Ve `âkıbet başlarına ne gelecekleri âşikâre görüldi. Külliyet ile hâtırlarına ye’s ve şikeste dillerine havf-ı ye’s `ârız olup tamâm nevmîd olduklarında nâ-gâh münâdî-i rahmet-i Rahmân âvâz-ı bülend ile "İlle’l-lezîne âmenû ve `amilü’s-sâlihâti" âyetin tilâvet idüp şu`arâ-yı ehl-i îmânı ve sulehâ-yı nev`-i insânı istisnâ eyledi. Ol istisnâ senâ-yı şu`arâ-yı ehl-i İslâma bâ`is olup senâ-yı Hudâ-yı cihân-âferîne ve midhat-i Hâlık-ı âsumân u zemîne şurû` eylediler.
 
Kıt`a: 
 
Kibriyâsı kulzüminden katredür bahr-ı muhît 
Bûstân-ı kudretinden berg-i sûsen âsumân 
Zerredür nûr-ı cemâlinden anuñ şems-i münîr 
`İzzeti sahrâsına daglar uvak kumdur hemân 
Mushaf-ı `ilmine harf-i dâldur `ilm-i beşer 
Hân-ı lutfından eserdür hâsıl-ı bâg-ı cihân 
Çâr `unsur heft yemm nüh âsumân u şeş cihâd
İki `âlem birliginüñ şâhididür bî-gümân 
Hâr u hasdan tut ki bir tıfl eylemiş cüz`i binâ 
Mülkine nisbet anuñ mülk-i Süleymân-ı zamân 
mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsça
 
 
Ve salavât u selâm ol enbiyâya ki dîvân-ı kazâ-yı Rabbânîde töhmet-i şi`rden müberrâ kılınup "ve mâ `allemnâhü’ş-şi`re ve mâ yenbagî leh" teşrîfi ile müşerref kılındı. Ve eyvân-ı kibriyâ-yı sübhânîde şâ`irlik isnâdından mu`arrâ kılınup şân-ı şerîfinde "ve mâ hüve bişâ`irin mecnûn" bürhânı nâzil olup nazm-ı Kur’ân-ı `azîm aña mu`cize oldugı bilindi. Salâvatu’llâhi aleyhi ve selâmühü. 
 
Mesnevî: 
 
Âfitâb-ı sipihr-i kün feyekûn 
Vemâ hüve bişâ`irin mecnûn 
Ene efsah bahârınuñ bâgı
Gül-sitân-ı şefâ`at ırmagı
Rahmet-i halk-ı `âlemüñ sebebi 
Fahr-ı `âlem Muhammed-i `Arabî 
 
Ve çâr-yâr-ı güzîne ki beyt-i İslâmuñ çâr erkânıdur. Ve sâir âl u ashâba ki her biri `asker-i ümmetüñ sultânıdur. "Rıdvânu’llâhi te`âlâ `aleyhim ecma`în". `Ale’l-husûs Hazret-i Hassân’a ki “şu`arâü’l-İslâm taht-ı livâuke” kerâmeti ile tekrîm olınmışdur. "Ve’hcil’-müşrikîn feinne Cibrîlü me`ake" sa`âdeti ile ta`zîm olınmışdur. 
 
Kıt`a: 
 
Ne sa`âdetdür ögile Cebrâ’il 
Ola nazm-ı suhanda aña mu`în 
Niçe kez Şâh-ı enbiyâ vü rüsül 
Hüsn-i tab`ına eyledi tahsîn 
 
"Eş’şebâbü şu`betün mine’l-cünûn" hasebince dîvânelügüm deminde ve mest-ânelügüm `âleminde `aşk u mahabbet `âlemine düşüp derd ü mihnet vâdîlerinde hayrân u ser-gerdân gezerken vuslat ümîdine heves idüp ol heves bâd-ı hevâ olup `ömr-i nâzenîn bâd-ı hevâ-âsâ gelüp gitdi. Ve tab`-ı selîm ol hevâda kelâm-ı mevzûna meyl itdi. Ol sebebden niçe nazm-ı garîb ve niçe şi`r-i dil-firîb diyüp safahât-ı müsveddâtda kalmışdı. Âhirü’l-emr evrâk-ı hazân-misâl perîşân u zâyi` olmasın münâsib görmeyüp hurûf-ı hecâ tertîbince kasâ’id ü gazel ü gayrıdan bir dîvân cem` eyledüm. 

mostarlı hasan ziyai divanı Târık İleri Ayfer Aytaç Volkan İleri gazel şiir mesnevi kaside arapça farsça

Mercûdur ki bu dîvânenüñ dîvânına nazar iden yârân-ı safâ ve ihvân-ı vefâ "El `özrü `inde kirâmü’n-nâsi makbûl" muktezâsınca kusûrın ma`zûr buyuralar. Zîrâ dîvâne-i bî-`akldan kelâm-ı ma`kûl istemek `inde’l-`ukalâ `akla mülâyim degüldür. Ve ekser `ömr-i nâzenînüm belâ vü mihnetde ve `anâ vü meşakkatde mürûr itmegin ba`zı evkâtda sanâyi`-i şi`riyyeye kasd itmeyüp kelâm-ı mevzûn ile mücerred hasb-ı hâl murâd olınmışdur. Ve ba`zı eş`ârumuz ibrâm-ı yârân ile söylenüp mücerred hâtırları ri`âyet olınsun diyü nazm olınmışdur. Ol sebebden kimi zülf-i dil-ber gibi musanna` ü muhayyeldür ve kimi ruhsâr-ı dil-dâr gibi bî-hatt ü hâl misâl-i sâde-rû güzeldür. Ammâ eş`âr-ı şu`arâ-yı zamâna nisbet her biri bir hâlden hâlî degüldür. Belki mahbûb-ı siyeh-çerde- mânend bakduguñca mütâla`a duyar. Ve aña göñül virüp meyl idene câzibesin izhâr ider. 
 
Kıt`a: 
 
“Umarın kim ola nazmumda benüm 
Ekser ebkâr-ı ma`ânî zâhir 
Mâlik olmış gibi tab`-ı pâke 
Añladugum bu ki her bir şâ`ir 
Vasf idenler sühan-ı matbû`ı
Yedhulü’l-izne bilâ izn dir” 
 
 
Turkish Arabic English