MASALLAR MİSALLER

KÜLTÜRÜ KITLAR

Küflü kafalar... Kültürden anlamayan, atasını tanımayan, kafasının dolduruşuna göre dikta eden adamlar... Kültür bilir sanılıp, yetki verilip görevlendiriliyorlar. Onlarsa küflerini başka sağlam kafalara bulaştırma çabasındalar. Tıpkı yanyana duran iki limondan biri küflenince, ötekininde kısa sürede küflenip acıdığı gibi... Vah hâllerimize... 

"Dünkü güneşte çamaşır kurutulmaz." demiş atalarımız. Dün başka yerli, başka fistanlı olanı, bugün bizimkine benzer don giymiş deyip, pâyelerle donatmayacaksın. Gün görmemiş, kinden başka insanlık bilmemiş yabanları, karşılıklı üç-beş menfaat sağlayacağız, diyerekten yanına alırsan; olmadık yerde seni yanıltıverirler.

Devamını oku...

MASALLAR MİSALLER
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 05 Nisan 2017 06:03

BÜYÜKLERE MASALLAR
altBir varmış bir yokmuş, Evvel zaman içinde kalbur zaman içinde bir ülkede iklim değişmiş, sular çekilmiş, kuraklık artmış, tüm ağaçlar kurumuş ve orada yaşayan canlılar göç etmeye başlamışlar.

Geri kalan son canlılar, kurumaya yüz tutmuş son yaşlı bir ağaca sığınmışlar. Bazılarının göç etmeye güçleri yokmuş. Bazıları da yaşadıkları hatıralardan kopmaktansa orada son nefeslerini vermeyi yeğlemişler.

Son göç kafilesi ayrılırken ne kadar ısrar etseler de birkaç kuş türü, sürüngenler, yılanlar, fareler, sincaplar bazı böcek türleri gitmemiş o ağacın dallarında ve gölgesinde kalmayı tercih etmişler.

Hepsi kendisine bir yuva yapmış. Daha önce birbirlerine düşman olan hayvanlar birlik içinde yaşamaya başlamışlar.
Aradan günler geçmiş. Hayvanların arasındaki bu birliktelik, bu sevgi seli ağacı çok duygulandırmış. Son birkez gayret edip köklerini iyice derinlere salarak su aramış. Bunu kendisi için değil, dallarında ve gövdesinde yuva yaparak onu bekleyen hayvanlar için yapmak istemiş.

Gece gündüz süren uzun çabaları sonunda yerin metrelerce altında kalan son su birikintisine ulaşmış.
Kısa zamanda rengi eski günlerindeki gibi yeşile dönmeye başlamış. O yeşerdikçe hayvanlar neşelenmiş, Dalları arasında oyunlar oynamış, kuşlar daha mutlu şarkılar söylemeye başlamışlar.

Onlardaki bu yaşama sevincini gören ağaç köklerini daha derinlere salmış. Suyu aldıkça da gövdesinde ve gölgesinde yaşayan diğer canlılara meyvelerini sunmuş.
O kızgın güneşte ağacın gölgesinde , birbirinden güzel meyvelerle yaşam tüm güzelliğiyle devam ediyormuş.
Kimse kimsenin kötülüğünü düşünmeden, sevgi içinde ve onun getirdiği huzurda mutlu mutlu yaşıyorlarmış.
Bu sevgi seli o kadar yoğunlaşmış ki, doğa bile buna hayret ediyormuş. Her taraf sapsarı kumlarla kaplıyken tek ağacın olduğu bölge hayat bulmuş.

Aradan aylar geçmiş. Dünyaya yeni gelen yavrular ağaca bambaşka bir yaşam sevinci getirmişler. Daha önce dünyanın nasıl bir yer olduğunu görmeyen yavrular, tüm dünyayı o ağaçtan ibaret görüyorlarmış.

Ağaç bu yeni hayatlara imkan sağladığı için kendisiyle çok gurur duyuyormuş. Bütün hayvanlar sevgi içinde şimdiye kadar olmadığı kadar mutluymuşlar. En ufak bir şeyde birbirlerine yardım ediyor bundan da zevk alıyorlarmış.

Bir gün nerden geldiği belli olmayan bitkin bir tilki ağaca doğru son hamlelerini yaparak yaklaşmaya başlamış. Tek amacı o ağaca ulaşıp kavrulmuş ve neredeyse bitmiş bedenini gölgesine atmakmış.

Birkaç adım kala gücü yetmeyip oraya yıkılmış kalmış. Bunu gören diğer hayvanlar ağaçtan ayrılarak hepsi bir tarafından tutup ağaca çıkarmışlar.

Ağaç, bu yeni misafire çok sevinmiş. İnşallah düzelir de bir hayat daha kurtarırım diyormuş.

Hayvanların ve ağacın sevgisi ve ilgisi tilkiyi yeniden cana getirmiş. Kısa sürede kendisini toparlamış. Ancak sadece bir meyve ile yaşamak pek işine gelmiyormuş. Ağaçta yaşayan bu kadar kuş, sincap, fare ve daha çeşit çeşit hayvan varken ben niye meyve ile hayatımı devam ettireyim diye düşünüyormuş

Tilki bunu her ne kadar istese de hayvanlar o kadar birbirlerine bağlıymış ki hiçbir şey yapamıyormuş.
Bir süre sonra aralarına tek tek girip fitneler vermeye başlamış.
Yılana yumurtalarını farelerin yiyeceğini söylerken Farelere de yılanın yeni doğan yavrularını yiyeceğini söylemiş.
Böceklere kuşların meyve yemekten bıktıklarını böcekleri tuzağa düşürüp yiyecekleri gibi yalanlar söylemiş.
Böylece her canlı türüne başka başka yalanlar etmiş.
Bir süre sonra, hayvanlar birbirlerinden şüphe etmeye başlamışlar. Artık kimse uyuyamıyor, bildiklerini söyleyemiyor, sevinçlerini kimseyle paylaşamıyor, endişe içinde günler geçiriyorlarmış.

Ağaç, ne olduğunu bir türlü anlayamamış. Artık ne kuşlar ötüşüyor, ne sincaplar yaramazlık yapıyor, ne böcekler ortalarda dolanıyormuş. Ancak tilkiden sonra bir garipliğin olduğunu bilgeliği sayesinde seziyormuş.

Sevginin en ufak bir parçası bile kalmamış. Üstelik hayvanlardan bazıları aniden yok olmaya başlamışlar. Tilki her gece ava çıkıyor bunuda kimseye sezdirmiyordu.
Her hayvan başka bir hayvandan şüphe etmeye başlamış. Artık durum öyle bir ciddi hal almış ki, her hayvan kendisini ağacın gövdesinde açtığı bir deliğe saklamaya başlamış.
Açılan her delik ağaçta yeni bir yara açmış.

Yaralandıkça yaralanmış ağaç. Öyle bir an gelmiş ki dallara su yürümez olmuş. Ağaç tüm kuvvetiyle ayakta kalmak istese de her gün bir yara daha alıyormuş.
Hem artık sevgi ve huzurun da kalmaması ağacı içten içe oymaya başlamış.

Tilkinin keyfine diyecek yokmuş. Her gün yaptığı kurnazlıkla bir hayvanı tuzağa düşürüyor onunla besleniyormuş. Üstelik avlanması için öyle kilometrelerce yol yapmasına gerek yokmuş.

Tüm bu olanlara seyirci kalan ağaç artık yaşamasının bir anlamı kalmadığını anlamış. Bu şekilde hayvanların birer birer yok olduğunu görünce mücadelesini bırakmış. Belki kurursa hayvanlar kendisinden ümitlerini keser göçe çıkarlar belki birkaçı hayatını kurtarır diye düşünmüş.
Köklerini sudan çekmiş. Zaten açılan kovuklarla yara bere içinde olan gövdesi hemen kurumaya başlamış. Son kalan yılanlar ve kuşlar da daha zor duruma düşmeden ağacı terk etmişler.

Tilki sabah kalktığında kuru bir ağaçla baş başa kalmış. Diğer hayvanları gözü aramış ama nafile.

Her şeyin kendisine ait olduğunu ve her şeyi kendisi yönettiğini sanan kurnaz tilki sıcağa ve susuzluğa fazla dayanamamış. Son kalan dalların arasında güneşten korunmaya çalışmış ama başarılı olamamış.
Açlığa ve susuzluğa dayanamayan tilki açgözlülüğüyle hem kendisinin hem de kendisini hayata döndüren diğer canlıların sonu olmuş
Her masal sonunda söylenen ‘’Gökten üç elma düşmüş’’ cümlesi de bu son ağaç kuruyunca söylenir olmuş. Önceden elmalar ağaçlardan düşer kurda kuşa yem olurdu.

Her batan güneş ile ölüyoruz,ve her Dogan Güneşle yeniden doğuyoruz,tek tek geçen hergün bitiyoruz,ve bitişimiz geliyor gözler önüne,sen görmesende gidiyorsun,azar azar ötelere dünyalıklara duyurulur.

 
 
Turkish Arabic English