KISSADAN AL HİSSE

Onlar ki, yedi düvelde nice iklim şartlarına siper oldular. Çanakkale harbinde postallarını yediler; yine de metânetle düşmana direndiler. Set oldular, bent oldular, nice gâfilin benizlerini soldurdular. Lâkin gün oldu, devran durdu; onlar durmadı, yürüdü ve heybetli irâdeleri soğuğa yenik düştü. Sarıkamış soğukları onların iliklerine işlemedi; kanlarını dondurdu; canlarını analarının bağırlarından kopardı. Üstte başta urba yokken, onlar, gözlerini hırs bürümüş, karın beyazının kahır getirebileceği bilgisinden yoksun, dünyalık bir beşer olan komutanlarının emri doğrultusunda bata çıka karlara yürüdüler. Allahu Ekber dağlarında Hakk'a yükseldiler.  Zîrâ asıl emir Hakk'tandı! Dünyalık komutanın emri, hakîkî mekâna geçişe vesileydi. Emre boyun eğiş, Hakk rızası kazanma adınaydı.

Bu vatan onların ve daha pek çok cihad şehidlerinin bastığı topraklardan var edilmiştir. Mukaddes emânettir. Üzerinde değer bilerek, edebe uygun, ceddimize yaraşır, dahası ve en mühimi Cenâb-ı Allah'a kullukta yakışır  yaşamak gerekir.

Devamını oku...

KISSADAN AL HİSSE
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 05 Nisan 2017 06:08

Sarhoşla Müezzin Hikâyesi:

altİşitim ki; sarhoşun biri, hurma şarabının etkisiyle mescide girmiş ve Yüce Allah’ın kerem eşiğinde; “Rabbim, beni güzel cennetine koy!” diye yalvarmış. Bunu duyan müezzin, sarhoşun yakasına yapışmış hemen ve alaylı bir dille; “Hey akıldan, dinden gafil sarhoş! Köpeğin, mescitte ne işi olur! Ne amel işle­din ki, karşılığında cenneti talep ediyorsun. Şu surata bak hele. Bu çirkin su­rata naz mı yaraşır!” deyip onu mescitten kovmuş.

Sarhoş, hüzünlü gözlerle bakmış müezzine ve ağlamaklı sesiyle karşı koymuş; “Müezzin efendi! Gördü­ğün gibi bir sarhoşum ben. Çek ellerini üstümden. Sarhoş bile olsa, insanla­rın kalbini kırmak yakışıyor mu sana? Hem sen, bir günahkârın Allah’tan ba­ğış dilenmesini tuhaf mı buluyorsun?

Bunları özrümü kabul edesin diye söy­lemiyorum. Tövbe kapısı daima açıktır ve Yüce Yaratıcı darda kalanların her zaman yardımcısıdır. Yüce Allah’ın lütfü o kadar büyüktür ki, bu büyüklüğün karşısında ben günahlarımı büyütmeye utanarak, şimdi burada ondan af di­liyorum.

Ya sen; kibirlenerek beni bu temiz yerden kovmaya utanmıyor mu­sun hiç!”

Yaşlanıp da bu yüzden ayaktan kesilenin elinden tutmazsan; ihtiyar, tek başına nasıl ayağa kalksın! İşte o ayaktan kesilmiş ihtiyar benim.

Allah’ım! Lûtfunla elimden tut, Senden nebüyüklük ne makam istiyo­rum. Yalnızca şu zavallı, çaresiz halimi görüp günahlarımı bağışlamam dili­yorum.

Dostlarımdan biri, ufacık bir kusurumu görse, ar perdesini yırtıp bu akıl­sızlığımı dillere destan eder. Bu yüzden biz, birbirimizden korkarız. Ama sen her kusurumuzu gördüğün halde örtüyorsun. Bu vesileyle affına sığınırız.

Cehaletlerinden dolayı köleler, serkeşlik ederken; efendileri, bunu gör­mezden gelir.

Allah’ım! Kerem ve ihsanınla affedecek olursan, dünyada bir tek günahkâr kalmaz. Ama kullarına, günahlarına göre muamele edecek olursan; teraziyi kaldır, hepsini cehenneme gönder.

Allah’ım! Elimden tuttuğun takdirde, erişemeyeceğim makam kalmaz. Bı­raktığın takdirde de, elimden tutan olmaz. Huzurundan atarsan, kimse kabul etmez beni.

Allah’ım! Bana güç verirsen kimse karşımda duramaz. Senin kurtardığını kimse yakalayamaz. Mahşer günü insanlar iki zümreye ayrılacaktır. Bilmem ki ben hangisinden olacağım. Eğer sağ zümreden olursam şaşarım. Çünkü ben, sol zümrenin yaptığı gibi kötü şeyler peşinde koştum. Ara sıra; “Yüce Allah, ak saçlanma bakıp belki beni bağışlar.” der, gönlümü bu ümitle avuturum.

Hz. Yusuf (a.s.), bunca musibetler görüp hapislerde yattıktan sonra, bir gün kıymeti bilinip hükmü yürüyünce Yakuboğullarının fenalıklarına bakma­dı. Kendisine yaptıkları onca kötülüğe rağmen onları affetti. Getirdikleri bir­kaç dirhemi de onlara geri verip; “Size bugün serzeniş yoktur. Artık sıkıntıla­rınız bitmiştir. Rahat ve huzurlu olunuz.” dedi.

Bunun gibi ben de, bugün suçlu ve sermayesiz bir halde huzuruna çıkı­yorum. Sen, bu günahkâr ve yoksul kulunu affeyle Allah’ım!

Allah’ım! Hiç kimse, benimkinden daha kara bir defter görmemiştir. Çün­kü amel defterimde hoşuna gidecek hiçbir şeyim yok. Hakkıyla kulluk ve ita­atte bulunamadım sana. Yalnız lütfuna, ihsanına güveniyor ve ancak senden af diliyorum.

Allah’ım! Ümitten başka sermaye getiremedim huzuruna. Ümit bağladı­ğım affından, mahrum etme beni..

 
 
Turkish Arabic English