Dünya Bir Penceredir

Dünya Bir Penceredir
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 11 Nisan 2017 08:07

Toplum, mânevi değerlerden uzaklaştıkça, iğrençlikler, sapıklıklar da o oranda artmaktadır.

alt

Mü’min, az konuşan, çok çalışan, sözünde hikmet, sükutunda düşünce, bakışında ibret, işlerinde iyilik bulunan kişidir.

Fudayl Bin İyaz (k.s)

Nefsimize uyup, boş şeylerle vakit geçirmek, kendimize yapacağımız ihanetten başka nedir? Biz O’nu bilmek, bulmak, O’na ulaşmak için gönderilmedik mi? Aslî görevimiz bu değil mi? Biz kendimizi bilince, Allah’ın ilmi meydana çıkar. Nef­sini bilen Rabbini bilir.

İnsan minyatür bir kâinat... Dışarıda her şey varoldu da insan dünyaya geldi. Gelirken bir emaneti yüklendi. Son ne­fesine kadar emaneti koruması, yaşantısını ona göre tanzim etmesi gerekiyor. Kâinatın Efendisi, “Allah’ım, bana eşyanın tabiatını, aslını, özünü göster” diye dua buyururdu geceleri. Allah, “Ben insanın sırrıyım, insan benim sırrım” buyuruyor. Biz uykuda iken, horoz, seher vaktinde Allah’ı zikrederse, bu duruma ne denir? Akıllı insan, nefsini alçaltan, sabreden, ...şük­reden, kanaat eden, hem Allah’a karşı, hem insanlara karşı edep, hayâ içinde olan insandır. Ahmak, nefsine, egosuna esir olup, sonra da Allah’a karşı boş ümide kapılandır. Bildiklerini uygulamayanlar, papağan gibi birtakım iri lâkırdıları yaşamadan tekrarlıyorlar, bu şekilde görevlerini yaptıklarını sananlar, önce kendilerine karşı ihanet ettiklerinin farkındalar mı? Kıyamet gününde en şiddetli azaba uğrayacak olanlar, ilmi ile âmil olmayanlardır. Allah, “Ben seninleyken, sen kiminleydin?” dediği zaman, acaba cevap vermeye hazır mıyız? Gelenler gidiyor, doğanlar ölüyor. Farkında mıyız? Sağda, solda gördük­lerimiz, işittiklerimiz, şahit olduklarımızdan gereken dersi çıka­rabiliyor muyuz?

Hayata, insanlara, varoluşa, önyar­gılardan uzak, görmesini bilerek, tefekkür ederek, idrâk ederek, ürpererek, hayretle bakabilsek kim bilir daha neler göreceğiz, daha nelerin farkına varacağız. Büyük Yunus ne güzel özet­lemiş:

“Bu dünya bir gelindir, pembe yeşil giyinmiş,

Kişi yeni geline bakıbanı doyamaz”

Bugüne kadar şu veya bu şekilde yanlış yaşamış olabiliriz. Hayatımıza karanlık sayfalar yazmış olabiliriz. Ama Mevlânâ ne diyor;

“Dün, dünle beraber geçip gitti cancağızım,

Bugün yeni şeyler söylemek lâzım.”

Her an gerek fizyolojik, gerek psikolojik yönden biz deği­şiyoruz, çevremizdeki insanlar değişiyor, doğa bambaşka şekil­ler alıyor. Hayatın sonsuzluğu, ihtişamı ve güzelliği önünde ömür ne kadar kısa. Dünyada hiçbir kimse bir halk şairimiz kadar bu gerçeği güzel anlatamadı:

“Dünya bir penceredir, her gelen baktı geçti.”

Hayat bütün alanlarıyla bir bütündür, bir kompozisyondur. Hayatımızın bir ânını diğer anlardan soyutlayamayız. Buna gü­cümüz yetmez. Benim gücüm yeter diyenler, hayatı ve insanları hiç tanımamış, ezbere konuşan kimselerdir. İftar sofrasındaki çorbasını, saygıyla, edeple, şükürle içemeyen bir kimse, na­mazda da konsantre olamaz.

Yıllar önce, bir Japon estetikçisinin bir tablo nasıl seyredilir diye bir yazısını okumuştum. O zat, önce diyor, gidin güzelce yıkanın. Öyle dikkatle,... öyle hassasiyetle yıkanın ki, sadece vücudunuz değil, kafanızın içi de arınsın, temizlensin, güzel­leşsin. Giyindikten sonra dualarla evden çıkın. O tabloyu gör­meye gidene kadar mümkünse kimseyle konuşmayın. Serginin kapısından yine dualarla girin. Ve tablonun önünde, sonsuz bir dikkat, edep, saygı ile, zamanın en büyük hükümdarının önün­de durur gibi durun. Sâde gözlerinizle değil, vücudunuzun bütün hücreleriyle o tablodaki güzelliği algılamaya çalışın. Uzun uzun bakıp, o ihtişamı özümledikten sonra, oradan edeple, saygıyla, huşû ile ayrılın.

Bırakın o yaşadığınız güzellik, beyninizin, gönlünüzün, bütün hücrelerine nüfuz etsin. Artık o günden sonra, o güzellik sizden bir parça olsun. Sizinle beraber mezara kadar gitsin. Bir insanın evlâdına vereceği en güzel haslet, onun dikkâtli bir insan olarak yetişmesine yardımcı olmaktır. Dikkât her şeydir, hayatın ta kendisidir. Ama bu dikkât, belli olaylara, belli durumlara mün­hasır kalmamalı. A’dan Z’ye hayatın tümünü kapsamalıdır. İn­sanların deha dedikleri husus, dikkâtten başka bir şey değildir. Japon dilinde, küçük, basit, önemsiz, sıradan, alelâde kelimeleri yoktur. Onların nazarında her şey önemlidir. İnsan bir ayakkabı boyarken de, bir yumurta pişirirken de, tıpkı Nasa üssündeki, uzaya araç gönderen bir görevli kadar hassas, dikkatli ve uya­nık olmak zorundadır. Güzellik insanın yaptığında değil, onu nasıl bir ruh hali içinde yapmasındadır. Bundan birkaç yıl önce televizyonda Yamamato isimli bir terzi ile yapılan bir röportajı izlemiştim. Bir ceket provası yapılıyordu. Yamamato, o anda akıl almaz bir aşk, vecd, dikkât ve heyecan içindeydi. Sanki o anda, bütün mevcudatın, bütün varoluşun sırrı, o bir ceketin provasında temerküz etmişti. Sonra Yamamato’yu bir kumaşı keserken, bir fotoğraf çekerken, giyinirken, sokakta yürürken, yemeğini yerken gösterdiler. Ürperdim. Gözlerim doldu. Hayatın her ânında, akıl almaz bir dikkat, ciddiyet, saygı ve estetik duygu içinde idi. Sanki her hâliyle, işte hayat böyle yaşanır, diyordu.

Bilmem anlatabildim mi? Olay bir öğüt, bir emir meselesi değil. Bir dünya görüşüdür. Bir hayat anlayışıdır, bir davranış tarzıdır. Zerrede bütünü görebilmededir. Allah bunu cümlemize, bütün insan kardeşlerimize nasibetsin.

Vakti zamanında bir genç, bir kıza âşık olur. Yanar, tutuşur. Karar verir. Kıza gidip aşkını söyleyecek, ona evlenme teklif edecektir. Gider kapıyı çalar. Kız içeriden; “Kim o?” der. Genç cevap verir; “Benim, ben.” Kapı açılmaz. Genç çok üzülür, geri döner. Gün­lerce ıstırap içinde kalır. Sonra bütün cesaretin...i toplar, gider kapıyı bir kere daha çalar. İçerideki ses; “Kim o?” der. “Benim.” cevabını alınca kapı gene açılmaz. Genç büsbütün ümitsizliğe kapılır. İntihar etmeye karar verir. Niyetini bir arkadaşına anlatır. “Madem ki sevdiğim insanla bir arada olamayacağım, yaşa­manın ne anlamı kaldı.” der. Arkadaşı cevaben, “Gel,” der. “Gi­delim. Bizim mahallede evliyâdan bir zat var. Ona soralım, ba­kalım ne diyecek.” Giderler. O zat gelenleri dinler ve “Kapı tabi açılmaz. Ne zaman ki, ‘Sen’ diyeceksin, kapı sonuna kadar açı­lacak. Şimdi gidin, şansınızı deneyin.” der. Genç kapıyı çalar. Kız, “Kim o?” der. “Sensin, hep sen, önce sen, sonra sen” cevabını alır, kapıyı açar ve gence “Hoşgeldin” der. “Ben de seni bekliyordum.” Evlenirler, çocukları olur, başbaşa bir ömrün güzelliklerini yaşarlar.

Kim olursa olsun, insanlara en iyi yaklaşım; saygı dolu, sevgi dolu bir yaklaşım... İkinci olarak da, onun ıstıraplarına, sıkıntılarına, çilelerine bir ümit kapısı açmak... Bu bir konuşma ile olur, yazı ile olur, hediye vermekle, bir kitap vermekle olur. Hepimiz çevremizdeki insanlara yardımcı olmalıyız.

“Sımsıcak bir merhaba diyecektim,

Başımı usulca dizine koyacaktım…”

...

diyor Atilla İlhan. Hayatta basit olan hiçbir şey yoktur. En küçük hareketler bile son derece önemlidir. Ve insanoğlu, ağzından çıkan her kelime ile bedeninden sadır olan her davranışla, ya artı puan kazanır, ya eksi puan kazanır.

Kâinatta her şeyin sevgiye, saygıya, ilgiye ihtiyacı var. Herkesin başı okşanmak istiyor. Biz insanlara varlık yakıştırıyoruz. Bir şey sanıyoruz. Hâlbuki esas kötü olanların, en çok ilgiye, sevgiye ihtiyacı var. Kuşların, ağaçların, eşyanın bile...

Her an Allah’la beraber olmaya çalış. Camide, evde, sokak­ta, çarşıda, pazarda, ekmek paranı kazanırken hep Allah’la be­raber ol. Sakın ha, Allah’tan başkasından bir şey bekleme. Ve­ren O’dur. Nakışı değil, nakkaşı gör. Her yere Allah ile git. Birinden iş talep etmeye giderken, Allah’ım dilerse, bu iş olur, de. Olmazsa, ona darılma. Çünkü ona yaptırmayan Allah’tır. Demek ki, daha vakti, sırası gelmemiş, de. Ne olur, kapı kapı dolaşma; bil ki, bütün muratlar sendedir. Mahlûktan mahlûka dönen, sonunda dolap beygiri gibi olur. Mâsivadan Allah’a göç, Allah’a dön. Bütün seyirler onda sona erer. Allah’ın nûrunu kimse söndüremez. Onu söndürmek isteyenler, helâk olacak­lardır. İslâm’ın sahibi Allah’tır.

 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ