HAYAT BİR BÜTÜN

Hakikatte; Milletini Seven Bir Devlete Göre,

Hastaneler Ticarethaneler Olmamalı, Oldurulmamalı.

Neredeyse her şehre son derece büyük ve modern, özenilip, bezenilip şehir hastaneleri yapılır oldu. Hastanelerin içine tıpbi cihazlar doldurulmadan, hastanelerin çevrelerine kantinler, cafeler, lokantalar, taksi durakları ve eczaneler konduruldu.

İnsanları sağlıklı yaşatmak için uğraş vermek yerine, hasta olmalarını temin edip lüks bakımla onarılmalarını ve pek çok esnafa gelir sağlamaya uğraş verilir gibi. Lakin bu şehir hastaneleri şehirlerin bir hayli uzağına yapılıyor, arabası olan benzine para, arabasızlar, taksiciye yüklü ücret ödüyor. Özel hastaneler daha çok şehir merkezinde bulunuyor, dolayısıyla şimdilik çoğu hasta ve yakınlarınca özeller tercih nedeni oluyor.

Lakin özel hastanelerin neredeyse tamamı kurulalıdan beri ticarethane, hastayı meta olarak, hatta para olarak görüyorlar. Hastanenin kapısında bekleyen güvenlik görevlisi dahi maaşından hariç avanta peşinde. Adam hastanenin kapısından çıkan hastanın yoluna çıkıp “taksi lazım mı, hemen çağırayım” deyip cep telefonundan avanta kapma uğruna asıl işini aksatıp, anlaşmalı olduğu taksi durağını arıyor. Oysa hastanenin hemen karşısında taksi durağı mevcut ve onların çağrılmasına kolaylık için, kapıya yakın duvarda taksi çağırma düğmesi bulunuyor. Güvenlikçi bu işle meşgulken, kıyafetinden hastanenin temizlik görevlisi olduğu anlaşılan bir başkası yanıma yaklaşıp “Abla ilaçlarını bi koşu karşı eczaneden ben alabilirim sen yorgunluk yaşama diye yanıma sokuluyor.”

“Sağol kardeş zahmet etme” diyorum israrı artıyor. Bu defa ben biraz sinirli tavırla “Gider misiniz yanımdan! İnsanların etrafımda dolaşmasından hoşlanmıyorum. İlgi görmek sıkıyor beni. Lütfen, kendi işimi kendim görebilirim.” Deyince onların tavrı daha sertleşiyor. Kendi kendine mırıldanarak bir başkasına doğru uzaklaşıyorlar. Ne dediklerini duymuyorum, ama niyetlerinin ne olduğunu biliyorum.  Onların gayesi, para gibi gördükleri insanları avlamak.

Hastanelerin karşısında üç- beş eczane olursa durum böyle oluyor. Demek ki hastane duvarına taksi çağırma düğmesi koyan durak çalışanları da güvenlikçi yerine hastane yönetimine avanta veriyor olmalılar ki, güvenlikçi de doktorlar görevdeyken kendini böyle kayırıyor.

Bizzat kendim yaşadım bu sahneyi. Güvenlik görevlisi, ağır yürümemden anladı, kapının önünde de beni bekleyen bir arabam bulunmadığını görünce, cep telefonuyla bana taksi çağırdı. Hangi durağın taksisiyse artık, gelmesini epeyce bekledim. İşimize karışmasa, karşı duraktakine kolayca ulaşacaktık. İşin doğrusu özel hastaneler resmen kaz yolucu, cep boşaltıcı… Hasta olunca daha girişte muayene ücreti alınıyor zaten. Emekliden de, emeksizden de para tahsilatı yapılıyor. Hatta doktoruna göre fiyat değişimi oluyor. Örneğin kalpçiye 80 lira ise, dişçiye 40 lira gibi… Bundan başka doktorunuz ister diye, tekkikler için imzanız alınıyor. Hasta olup hastaneye gittiniz mi, vay halinize. Yandı gülüm keten helvası…

Devlet hastaneleri de hem uzak hem de beceriksiz ve dikkatsizlerle dolu. Aman Allah korusun, bir kez şu yeni yapılan büyüklüğüyle ve modernliğiyle ünlü yeni adıyla şehir hastanesi denilen devlet hastanesinin aciline gittim. İnanın bin pişmanlık duydum. Devlet adeta taksicilere para kazandırmak için uzakça bir yere yapmış bu hastaneyi, taksiyle gidip gelmem 70 lira tuttu. Acil bölümünde sürüsüne bereket görevli kaynıyor. Hastadan çok başı türbanlı genç kızlar ve pek çok güvenlik görevlisi torpilli elemanlar. Torpilli diyorum, zira adam öyle kendinden emin ki, bir kenarda telefonuyla oynuyor. Sağlık görevlisi de çok, lakin acilde o gün doktor tekdi. Ve genç bir kadın hekim, dizi filmlere özenmiş olacak ki, sağa sola bağırıp duruyordu.

Devamını oku...

HAYAT BİR BÜTÜN
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 11 Temmuz 2017 05:26

Daima göz önünde bulundurulması gereken nokta şudur:

Hayatın en küçük hareketleri bile geleceği yapar veya yıkar.

Her yanlış hareket hayatta faturası ödetilecek bir durumdur.

altAlmanya’da konsolosluk yapan biri anlatmıştı. Bir gün, bir hamal tutması gerekiyor. Yolda beraber gidiyorlar. Konsolos mesleğinin dışında çok okuyan, gerçekten kültürlü bir insandı. Hamalla konuşurlarken bir şey dikkatini çekiyor. Hamal Goethe’den bir cümle söylüyor. Konsolos hayret içinde. Hamala soruyor; “Bu cümle size mi ait, bir yerden mi aldınız?” Hamal; “Efendim,” diyor, “bu cümle Goethe’nin Faust isimli eserinin filanca sayfasında var.” Konsolosun hayreti daha çok artıyor. “Siz nereden biliyorsunuz?” diyor. Hamal; “Efendim,” diyor. “Ben on iki yıldır Goethe ve Faust üzerinde çalışıyordum. Bir kitap hazırladım, basılması için matbaaya verdim. Eğer ilgiliyseniz baskı bittikten sonra size kitabımı hediye edebilirim. Aradan yıllar geçti. Konsolostan dinlediğim bu hatırasını hiç unutmadım.

Mesele diploma değil. Acaba bugüne kadar Alman Edebiyatı kürsüsünde profesörlük yapan kaç kişi Goethe ve Faust hakkında bir eser verebildi? Hatta kaç kişi bir makale yazabildi. Adam olmak için, gerçek kültürlü bir insan olmak için ille de diplomalı olmak şart değil. Benim gençlik yıllarımda edebiyat âleminde gerçekten herkesin çekindiği bir insan vardı: Nurullah Ataç. Profesörler bile Nurullah Ataç ile münakaşa yapamazlardı. Çünkü pek çoğu onun kadar kitaba ve okumaya düşkün değildi. Ama bu Nurullah Ataç, ilkokul mezunu idi. Kendi kendini yetiştirmişti. Türk edebiyatının en büyük romancılarından ve fıkra yazarlarından biri olan Peyami Safa da orta ikiden ayrılmıştı. Hayatı boyunca Peyami Safa ile polemiğe girip de kaybetmeyen bir kişi olmadı. Son devrin büyük velilerinden Mamaklı Ahmet Kayhan Hazretleri hayata hamal olarak başlamış, bahçıvan olarak bitirmişti. Ama ben nice profesörlerin, bakanların, Efendi Hazretlerinin elini öpmek için kapıda kuyruğa girdiklerini gördüm. Hayat bugünkü bazı insanların sandığı gibi paradan, puldan, mevki, makam, rütbeden, diplomadan ibaret değil. Önemli olan insan olabilmek, insan-ı kâmil olabilmek. Hazret-i insan makamına yükselebilmek.

Aman dikkatli olalım. Çocuğumuzun diploma sahibi olmasından evvel adam olmasına, bir beyefendi, bir hanımefendi olarak yetişmesine gayret edelim. Bugün öyle servet sahibi insanlar var ki, öyle makam sahibi insanlar var ki, yüzüne tükürseniz, tükürüğünüze yazık olur. Hani herkesin bildiği bir Anadolu hikâyesi vardır. Adam vezir olmuş, sonra babasını ayağına çağırtmış. Bak baba demiş, gördün mü? Sen bana adam olamazsın derdin. Bak gör, ben vezir bile oldum. Adamlarıma emir verdim, seni buraya getirttim. Baba gülmüş. Ah evlâdım demiş. Ben sana vezir olamazsın demedim ki. Ben sana adam olamazsın dedim. Nitekim beni ayağına çağırtmakla bunu ispat etmiş oldun. Hayat bir bütün, bir kompozisyon. Diploma onun bir nüansı.

 
 
Turkish Arabic English