HAYAT BİR BÜTÜN

Hep derim: "Hakîkî Müslüman sanatçılığa soyunmaz, artist olmaz, kıçını başını açıp ortalıkta salınmaz..!" diye. Sözde sanatçılığa soyunup, karşımıza çıkanları hemen başüstüne çıkarmayın Ey Müslümanlar! Bir düşünün, araştırın, fikir yürütün, inceleyin; kim gunnamış, hangi tarlada yetişmiş soğanın çüçüğüdür? İki tartıp bir düşüneceksin: "Bu, insan olarak yaratılmış varlık Müslüman mı, öyle sanılan mı?  Yaptıkları bana ve ülkeme mânen ne kazandıracak? Kaybettirici olarak mı türeyip sanat sanılan şeytani işleri perde yaptı?" diyerek...

İnsanları zehirleyen, dilleri dışarıda dolananlardan, arpası fazla verilmiş zavallılardan biri daha konuşmuş yakın zamanda... Gâyesi şüphesiz gündeme gelmek olmuş. Amacına da ulaşmış, alkışlanmış. Size sesleniyorum güzel ülkemin doğru Müslümanları! Cenâb-ı Allah’ın yarattığı varlık diye bu insanları da sevelim; ama iş diye yaptığı, sanat dediği şeye (Müzikmiş, filmmiş, tiyatroymuş, neyse neymiş) hayranlık duymanın ötesinde ona kapılırsam ne kaybım, kayıplarım olacak? Diyeceksin! Her ismi Ali olanı, Mehmet konulanı Müslüman bilmeyeceksin!

Geçtiği için eskimiş sayılan zamanda, lâkin yakın geçmişte yani ülkemiz "Artist" kesimini tanımadan önce "Sanatçı" olarak meslek erbâbını bilirlermiş. "Sanatsız kese dolmaz." diyerek, çocuklarını her mesleğin ehlinin yanına çırak olarak verirlermiş. Ne olduysa, batı bağının üzümlerine imrenmekle oldu. Ülkemde sanatçıya, sanata bakış açısı değişti. Bir müzik aletini tıngırdatan çalgıcı diye horlanır, kız verilmezken, şimdi: “Kemancı, başımın tacı... Ne muhteşem sanatçı...” deyip, gül görünümlü kızlar, karga görüntülü adamların peşinden koşuyorlar. Neymiş, sanatçıymış...

Devamını oku...

HAYAT BİR BÜTÜN
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 11 Temmuz 2017 05:26

Daima göz önünde bulundurulması gereken nokta şudur:

Hayatın en küçük hareketleri bile geleceği yapar veya yıkar.

Her yanlış hareket hayatta faturası ödetilecek bir durumdur.

altAlmanya’da konsolosluk yapan biri anlatmıştı. Bir gün, bir hamal tutması gerekiyor. Yolda beraber gidiyorlar. Konsolos mesleğinin dışında çok okuyan, gerçekten kültürlü bir insandı. Hamalla konuşurlarken bir şey dikkatini çekiyor. Hamal Goethe’den bir cümle söylüyor. Konsolos hayret içinde. Hamala soruyor; “Bu cümle size mi ait, bir yerden mi aldınız?” Hamal; “Efendim,” diyor, “bu cümle Goethe’nin Faust isimli eserinin filanca sayfasında var.” Konsolosun hayreti daha çok artıyor. “Siz nereden biliyorsunuz?” diyor. Hamal; “Efendim,” diyor. “Ben on iki yıldır Goethe ve Faust üzerinde çalışıyordum. Bir kitap hazırladım, basılması için matbaaya verdim. Eğer ilgiliyseniz baskı bittikten sonra size kitabımı hediye edebilirim. Aradan yıllar geçti. Konsolostan dinlediğim bu hatırasını hiç unutmadım.

Mesele diploma değil. Acaba bugüne kadar Alman Edebiyatı kürsüsünde profesörlük yapan kaç kişi Goethe ve Faust hakkında bir eser verebildi? Hatta kaç kişi bir makale yazabildi. Adam olmak için, gerçek kültürlü bir insan olmak için ille de diplomalı olmak şart değil. Benim gençlik yıllarımda edebiyat âleminde gerçekten herkesin çekindiği bir insan vardı: Nurullah Ataç. Profesörler bile Nurullah Ataç ile münakaşa yapamazlardı. Çünkü pek çoğu onun kadar kitaba ve okumaya düşkün değildi. Ama bu Nurullah Ataç, ilkokul mezunu idi. Kendi kendini yetiştirmişti. Türk edebiyatının en büyük romancılarından ve fıkra yazarlarından biri olan Peyami Safa da orta ikiden ayrılmıştı. Hayatı boyunca Peyami Safa ile polemiğe girip de kaybetmeyen bir kişi olmadı. Son devrin büyük velilerinden Mamaklı Ahmet Kayhan Hazretleri hayata hamal olarak başlamış, bahçıvan olarak bitirmişti. Ama ben nice profesörlerin, bakanların, Efendi Hazretlerinin elini öpmek için kapıda kuyruğa girdiklerini gördüm. Hayat bugünkü bazı insanların sandığı gibi paradan, puldan, mevki, makam, rütbeden, diplomadan ibaret değil. Önemli olan insan olabilmek, insan-ı kâmil olabilmek. Hazret-i insan makamına yükselebilmek.

Aman dikkatli olalım. Çocuğumuzun diploma sahibi olmasından evvel adam olmasına, bir beyefendi, bir hanımefendi olarak yetişmesine gayret edelim. Bugün öyle servet sahibi insanlar var ki, öyle makam sahibi insanlar var ki, yüzüne tükürseniz, tükürüğünüze yazık olur. Hani herkesin bildiği bir Anadolu hikâyesi vardır. Adam vezir olmuş, sonra babasını ayağına çağırtmış. Bak baba demiş, gördün mü? Sen bana adam olamazsın derdin. Bak gör, ben vezir bile oldum. Adamlarıma emir verdim, seni buraya getirttim. Baba gülmüş. Ah evlâdım demiş. Ben sana vezir olamazsın demedim ki. Ben sana adam olamazsın dedim. Nitekim beni ayağına çağırtmakla bunu ispat etmiş oldun. Hayat bir bütün, bir kompozisyon. Diploma onun bir nüansı.

 
 
Turkish Arabic English