İNSANLIĞA ÖRNEK OLAN BİR PEYGAMBER

Etrafıma baktığımda her gün giderek yozlaştığımızı ve bu yozlaşmanın içinde insanca yaşamanın çok zor olduğunu görüyorum maalesef. Televizyon kanalları tamamen dejenere olmuş. Haber programları bile şiddet savuruyor ve reytinge odaklı; şiddetten ve yalandan beslenen tv kanallarına ve kanallarda görev yapanların gülümsemelerindeki güvenirliğine, gerçekliğine asla inanmıyorum. Yazılı basın da bana yalan, yanlış  ve yanlı geliyor. Kamuoyuna gerçeklerin gösterilmediğini ve halkın kandırıldığını düşünüyorum. Her şey magazinleşmiş veya şiddetten beslenir bir durumda. Ve maalesef benim için en acı olanı da, ülkem insanının aydın geçinenleri bile o saçma sapan dizileri, programları izliyor olması… Ve pek çok insanın memleketin gidişatından bihaber olmaları… İnsanlar yiyorlar, içiyorlar ve eğleniyorlar. Çoğunluğun yaşantısı harca, hayatını yaşa… İnsanlar yalan, komşuluklar, akrabalıklar yalan, ilişkiler yalan… Çevremiz yalanın yoldaşlarıyla dolu ve sanki kalan ne güzellik varsa onuda içine alıp öğütmek için çabalıyorlar.Okuduğumuz gazeteler yalan, yazılan romanlar, şiirler yalan. Çevrilen filmler, oynanan tiyatrolar yalan, küfürle, bel altı sohbetlerle güldürüp para kazanıyorlar. Verilen yalan, alınan yavan, yanlış ve yalan… Gördüğümüz bildiğimiz ne varsa samimiyetten uzak, yalan! Hiç tükenmeyen bir yalan ağı var etrafımızda her gün biraz daha fazla benliğimizi saran… Çevremizde iyi sandığımız, iyi bildiğimiz ne varsa hepsi yalana hizmet eder durumda; çoğunun maskeli gerçeğini sonradan anlıyoruz. Her yerde kültürümüzü, ahlakımızı yok eden programlar. İzlediğimiz haberler yalan, yarışmalar, açık oturumlar hep kandırmaca ve oyalamaca… Bugün gazetelerle, televizyonlarla, sinemalarla, tiyatrolarla bir kültür edinmek tamamen imkânsızlaştı. Her şey magazin oldu. Gidişatımıza çok üzülüyorum ve memleketim için ne yapabilirim, diye düşünmekten öte gidemiyorum. Çünkü sorumun doğru cevabını bulamıyorum.  

Duyan, düşünen, hisseden, muhakeme eden, mukayese yapan, araştıran bir memleket evladının bir çığlığı olarak düşünün bu feryadımı. Yazımı tesadüfen görüp okuyacak olanlardan bana hak verecekler bulunur mu bilemem. Sanmıyorum, bu kadar yalanla dolu bir alanda doğrunun hükmü mü olur? ister istemez büyük Yunus’u aklıma çağırasım geldi.

“Yunus der ki şehre varam

 Feryad-ü figan koparam”

Devamını oku...

İNSANLIĞA ÖRNEK OLAN BİR PEYGAMBER
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 24 Temmuz 2017 08:02

Gerçek İnsan Olabilmek

altKadın, erkek, genç, ihtiyar, köylü, kentli, okumuş, okumamış yüzlercesi “Efendim,” diyorlar, “öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, kimin elini tutsak, kime yaklaşsak hayal kırıklığına uğruyoruz. Biz tam bir insanı sevmeye, saymaya hazırlanırken, o insandan hiç umulmayan bir zamanda öyle sözler, öyle hareketler sadır oluyor ki, birden gözlerimiz kararıyor, ne yapacağımızı şaşırıyoruz. Bu kadar da olmaz ki. Sözler ve davranışlar arasındaki bu çelişki, bizi o insanlardan buz gibi soğutuyor, uzaklaştırıyor. Biz de yeni arayışlara giriyoruz. Bazen bu hayal kırklıkları birbirini takip ediyor. Açıkçası tutunacak dal arıyor, ama sonunda o dalların ellerimizden kaydığını görüyoruz. Öyle bir toplum içinde yaşıyoruz ki, örnek insan bulmak, ona yaklaşmak ümidiyle kıvranıyoruz. Ama çabalarımız hep boşa gidiyor.”

Bu ve buna benzer şikayetleri duydukca hayretler içinde kalıyorum. Önümüzde Resulullah Efendimiz gibi yeryüzüne gelmiş ve gelecek insanların en büyüğü, en güzeli, en muhteşemi varken, biz neyi arıyoruz acaba? Yüce Peygamberimiz bütün insanlık ailesine rehber olarak, önder olarak, nur olarak, örnek olarak gönderilmedi mi? Acaba bizler neyi arıyor, neyi bekliyoruz? Sonu hayal kırıklığı ile bitecek bağlanmalar yerine, her yönüyle Kâinatın Efendisi’ne intisap edip, bağlanıp, O’nun ümmeti olsak, O’nu anamızdan, babamızdan, akrabamızdan daha çok sevsek, O’nun mübarek ellerinden öpüp, Hadis-i Şe-riflerini günlük hayatımızda yaşamaya çalışsak, dünyamızı da, âhiretimizi de cennete çevirmiş olmaz mıydık?

Yıllardır etrafıma sorarım: “Ya hayır söyle, yahut sus.” Hadis-i Şerifini günlük hayatında, aile hayatında, iş hayatında uygulayanlar oldu mu? Bugüne kadar ben uyguladım diyen çıkmadı. Bir tek bu Hadis-i Şerifin uygulanması insanın hayatına ne büyük güzellikler, ihtişamlar getirebilir, bir düşünebilsek. İnsanlar bilerek veya bilmeyerek çevrelerinde kendilerine örnek olacak, rehberlik yapacak insanlar ararlar. Bu tarihin her döneminde böyle olmuştur. Acaba neden Kâinatın Efendisi’ni görmüyorlar? Resulullah Efendimiz hayatı boyunca bir insanın yaşayacağı bütün ıstırapları, çileleri görmüş, yaşamış ve bize ne güzel örnek olacak davranışlar bırakmıştır. Bir insanın dini, dili, cinsi, ırkı ve milliyeti ne olursa olsun, Resulullah Efendimizin yolundan gittiği, birkaç Hadis-i Şerifini uyguladığı takdirde dünyanın neresinde olursa olsun memnun, mes’ut ve bahtiyar olacaktır. Bunda hiç şüphe yok.

Yıllardır pek çok ana babadan aynı soruyu işitirim: “Evlâdımıza İslâmiyet’i nasıl sevdirelim? Bunun metodu, yöntemi nedir?” Hep aynı cevabı veririm: “Bizler Allah’ın ve Resulünün yolunda giderek, edep dolu, saygı dolu, incelik dolu bir hayat yaşayarak çocuklarımıza örnek olmalıyız. Onlar yalan söylememeyi, dikkâtli olmayı, edepli ve saygılı olmayı bizlerde görürlerse, mesele kendiliğinden halledilmiş olur.” İnsanlar sözleriyle değil, hareketleriyle örnek olanlara hürmet ve itibar ederler. Fiiliyle örnek olabilenler ne güzel insanlardır. Başka türlü de insanları etkilemenin mümkün olacağına inanmıyorum. Eğer söylenen söz başka, yapılan hareket başkaysa, o melek kadar masum yavrularımız böyle ana babalara nasıl inanabilir, nasıl itimad edebilirler? Ağzında sigarası ile çocuklarına sigara içmemeyi öğütleyen bir baba, bir anne, çocuklarının nazarında nasıl saygınlık kazanabilirler?

Kâinatın Efendisi, bir gün bir aileyi ziyarete gider, ev sahipleri çok memnun olurlar, sevinirler, bayram yaparlar. Evin küçük oğlu ilk defa gördüğü bu tezahürattan etkilenmiş, biraz çekinmiş ve ürkmüştür. Anne, “haydi yavrum,” der, “git, Peygamber Efendimizin elini öp.” Fakat çocuk öyle bir ruh hâli içindedir ki, bir türlü cesaret edip Peygamberimizin elini öpmeye gidememektedir. Anne, oğlunu teşvik için “haydi yavrum” der, “git, Peygamber Efendimiz sana şeker verecek.” Peygamber Efendimiz derhal yerinden kalkar, kapıya doğru gider ve çıkar. Bir süre sonra terlemiş olarak döner. Ev sahipleri “Ya Resulullah, merak ettik, nereye gittiniz?” derler. Yüce Peygamberimiz cevap verir: “Demin çocuğa, git, Peygamberimiz sana şeker verecek dediniz. Çocuk bana şeker almak için gelecekti. Ama benim yanımda şeker yoktu. Ben gittim çarşıda şeker aradım. Birçok dükkân kapalıydı. Nihayet bir yerde buldum. Onu aldım, getirdim. Eğer böyle yapmasaydım çocuk bana bir daha inanmazdı...”Bu anektodu  yıllar evvel okumuştum. Hep düşündüm, beşeri münasebetler ne kadar ince nüanslara dayanıyordu. Bir kere bir güven duygusu sarsılınca bir daha kolay kolay yerine gelmiyordu. Bu olaydan ibret alarak bunca  yıllık yaşamım içinde bir kere bile kimseye yalan söylemedim, yapamayacağım bir şeyi yaparım demedim. Çünkü öğrenmiştim ki, güven duygusu kesinlikle sarsılmamalıydı. Bazı anne babalar sabahleyin evden ayrılırken çocuklarına “Sana çikolata getireceğim” derler. Çocuk, akşama kadar hep o çikolatanın özlemiyle yaşar. Çok zaman anne, baba unuturlar. Çocuk, hayal kırıklığına uğrar ve bir daha kolay kolay annesine, babasına inanmaz. Bu bazı insanlara anlatılınca “Hiç öyle şey olur mu?” diyorlar. Onlar desinler, ama realite bu. İsteyen kabul eder, isteyen etmez. Bunu keşke bir ömür boyu bütün insanlara karşı uygulayabilsek. Yapamayacağımız şeyi yaparız vaatleriyle insanları oyalamasak, kandırmasak. Sonunda kaybeden biz oluyoruz. En yakınlarımızdan başlayarak çevremizdeki insanlar bize güvenemiyor, itimat edemiyorlarsa kabahat bizim değil mi?

Hayatının bütün dönemlerinde Peygamber Efendimiz ne dediyse yapmış, kimseyi hayal kırıklığına uğratmamıştır. Mesele kendiliğinden anlaşılıyor:

Resulullah Efendimiz hem bizler, hem yeryüzündeki bütün insanlar için en güzel örnektir. Onun yolunda gidebilene ne mutlu..

HAYATININ STANDARTLARINI MEDİNE'DE DEVLET KURDUKTAN SONRA DA DEĞİŞTİRMEYEREK ÖRNEK OLAN BİR PEYGAMBER

  • altHayatının standartlarını değiştirmemiştir. Nasıl başladı ise öyle bitirmiştir. Gelen ganimetler ve devletin sınırlarının genişlemesi onu bir kral gibi yaşamaya veya lükse dalmaya sevk etmemiştir. Onun bu tercihi kitleleri etkilemiş ve İslâm daha süratli yayılmıştır. Elindeki çok az bir meblağı da miras yerine ümmetine bırakması onun hayatının ve mal varlığının özetidir. Dünya...ya böyle bir insan ve lider gelmemiştir. Çünkü O, korunmuş bir peygamberdir. Hareket önderlerinin Peygamber efendimizin bu yönünü göz önünde bulundurmaları ve gerekli ameli yapmaları, davalarının hayırlı neticelenmesi için çok önemlidir. Resulullah hayatının standartlarını değiştirmediği gibi eşleri, kızları, ciğer paresi Hz. Fatıma’sı, başta Hz Ali olmak üzere damatları ve torunları da hayat tarzlarını değiştirmemişlerdir. Kamu hukukunu kesinlikle ihlal etmemişlerdir. Bu tespiti geniş tutmamızın amacı, gündelik politikada “Bal tutan parmağını yalar” anlayışının Müslüman(!) politikacılar tarafından da benimsenmesidir. Âdil siyasette yöneticilerin mal varlıklarının eksilmesi, buna karşın zalim siyasete teşne olan Müslüman yöneticilerin sülalelerinin maddi gelirlerini artması, üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir husustur. Hz. Peygamber, hayatının standartlarını değiştiren zekât amillerinin hakkı olmayan paraları almaları üzerine aldıklarını kamulaştırmıştır. Bu bağlamda yöneticilerin hediye almalarını da yasaklamıştır.

     

    Bütün mânevi yolların kapısı tevâzu ile açılır. Kalp kıranın kısası Allah kılıcı ile yapılır. Kişi bilmediğinin düşmanıdır. Kendini hiç kimseden daha iyi görme. Ağız daima hayra açık, şerre kapalı olmalı. Suçun her ne ise, bir daha yapmamaya karar ver. Allah affeder. Diller susunca gönüller konuşur. Hakiki konuşma budur. Marifet, gönlün Allah ile olmasıdır. Bir şey söylemek istediğin zaman kalbine danış, faydalı ise söyle, değilse sus.

    Dünyanın en zengin insanları, içleri imanla dolu olan insanlardır. Kur’an-ı Kerim’de “Ne yana bakarsan bak Allah’ın vechi oradadır” buyruluyor. O ilâhi güzellikler ancak iman mucizesiyle görülebilir. Gören gözü, işiten kulağı, hisseden kalbi olan inançlı insanlar için yeryüzündeki her zerre onları Hak’ka götüren bir mucize olabilir. Onlar içleri temiz, düşünceleri temiz, duyguları temiz pırıl pırıl insanlardır. Hayat onlarla güzel, yaşamak onlarla anlamlıdır. Onlar insanlığın yüz akı, ne güzel varlıklardır. Onlarla beraber geçirilen zaman insan hayatının inci dakikaları olur. Çünkü içlerindeki ilâhi güzellik kendileriyle beraber olan kimselere de yansımıştır. Allah dostlarıyla beraber olanlar kendilerini güçlü ve emniyette hissederler. Sanki bir mânevi zırh onları bütün kötülüklere karşı koruyor gibidir.

 
 
Turkish Arabic English