Ahmed Hamdi Akseki'nin 25. Hutbesidir Erenler

 

من مست و تو ديوانه ما را که برد خانه

من چند تو را گفتم کم خور دو سه پیمانه

Men mest u to dîvâne mâ râ ki bered hâne

Sed bâr to râ goftem kem hôr du se peymâne

Ben mest, sen sarhoş kim götürecek bizi eve

Yüz kere söyledim sana, iki üç kadeh az içiver diye

 

Devamını oku...

Ahmed Hamdi Akseki'nin 25. Hutbesidir Erenler
Habîbullah Lâmekânî tarafından yazıldı.   
Cuma, 29 Eylül 2017 20:29

EY CEMAÂT-I MÜSLİMÎN ! Dinimiz, harekâtımızda en büyük kıymeti kalbimize ve kalbimizde saklı olan niyetlerimize vermiştir. Bütün ruhî, bütün bedenî fiil ve hareketlerimizin mebde’i kalbimiz ve niyetimizdir, ruhî temâyüllerimizdir. İnsanın insanlığı, vücûdunun kuvvetiyle, kılık ve kıyafetiyle ölçülmez. Belki taşıdığı kalp, beslediği niyetle tartılır. Temiz bir kalbe sâhib olanın ahlâkı güzel, ef’al ve harekâtı düzgün olur. Temiz bir kalp mıknatıs bir ibre gibidir; dâimâ doğruyu gösterir, doğruya sevk eder. Binâenaleyh; kalbimizden kibir ve hased, kin ve ihtiras gibi emrâz-ı bâtiniyyeden sâlim, temiz bir irâde sudûr ederse, derhâl beden de o suretle harekete geçer, aksi de yine böyledir. Bedenimizdeki her hareketin hayır veya şer olmasında onlara sevâb veya ukubet terettüb etmesinde en doğru mikyas, kalbî temâyüllerimizdir. Ağzımızdan çıkan bir sözün takdîrkâr veya tahkîrâmiz olması, bir âcize vurulan tokadın tahkîr veya terbiyeyi tazammun etmesi kalp ve niyetimizle alâkadardır. İnsanın Allah’a yaklaşabilmesi de ancak böyle temiz, her türlü emrâz-ı rûhâniyeden sâlim bir kalp iledir. İnsanı dünyâ ve âhirette koruyacak olan budur. Hulâsa: Beden bir memleket, kalp de onun reisidir. Âzâmızın her birinde onun hükmü, nüfuzu câridir. Bunun için Rasûl-i Zîşânımız Efendimiz buyuruyorlar ki: “Cesed dâhilinde bir çiğnem et parçası vardır ki ona “kalp” derler. Bu kalp îmân ile irfan ile bezendikçe, zinde bulundukça, bütün beden de sıhhatte bulunur. Güzel güzel işlerle meşgul olur. Hassas bir makine gibi dürüst hareket eder. Şayet bu kalp (Allah esirgesin) inkâr ile, küfür ile bozulmaya yüz tutar, kararırsa bütün beden de derhâl fesada uğrar, bedeni teşkil eden âzânın hepsinde isyan, fısk u fücur baş gösterir, fazilet nâmına bir şey kalmaz.”

İşte lisânımızda böyle kötü kalplerden kinâye olarak “Fesad kumkuması” deriz.

Fatiha Suresi hüsnü hat hüsn-ü hat Târık İleri tezhip tezhib, Isparta Ayfer Aytaç Quran

AZÎZ CEMÂAT! Kalbimizin hareketlerini, temâyüllerini, hâricî her fiil ve hareketimizde dâima dikkatle murâkabe etmeliyiz. Kibir, hased, kin, ihtiras gibi nefsânî temâyüllerden kalplerimizi dâima uzak bulundurmalıyız. Kalbin dâima salâh ve sıhhatte tutulabilmesi için, başlıca dört şeye riâyet edilmelidir. (1) Kur’ân okumak. (2) İyi şahıslarla görüşmek. (3) Helâl lokma yemek. (4) Sabah namazına erken kalkmak.

Hakîkaten insan Kur’ân okurken veya dinlerken, temiz yürekli insanlarla sohbet ederken duyduğu rûhî zevki ve neş’eyi hiçbir şeyde duyamaz. Helâl lokmanın insanın rûhunda ne kadar faziletli te’sîrleri olduğunda da hiç şüphe yoktur. Sabahleyin erken kalkmanın te’sîri ise daha aşikârdır. Seher vaktinde uyanan, feyz-i İlâhiye açık bulunan bir kalbin, tecelliyyât-ı Sübhâniyyeye mazhar olduğunu, her uyanık mü’minin kalbi hisseder. Her günün hayrı ve bereketi o günün sabahından başlar. Sabah namazına vaktiyle kalkan ve cemâatle namazını kılan her Müslüman o günü baştanbaşa, neş’eli neş’eli yaşadığı gibi fakr u ihtiyâç yüzü de görmez.

Târık İleri Isparta tarık ileri hüsn ü hat

 

Azîz bir Türk şâiri bu hakîkati şu selis rubâisiyle ne güzel söylemiştir:

Âlemin neş’eli sabahında

Göz açandan gider bütün korku

Her seher feyz-i Hakk olur taksim

Rızka mânîdir ol zaman uyku

Cenâb-ı Hak kalbimizi feyz-i îmân ile münevver buyursun. Bütün âzâ-yı bedenimizi hayırlı işlerle meşgûl etsin.

 

EY CEMAÂT-İ MÜSLİMÎN ! Şimdi okuduğum hadîs-i şerîfin baştarafında, Rasulullah aleyhissalâtu ve'sselâm şöyle buyurmuşlardır: "Helâl, gün gibi açık ve âşikârdır, haram da böyledir. Herkes helâli, haramı görür, bilir, anlar; hiç şübheye, tereddüde düşmeden bunları birbirinden ayırd edebilir. Meselâ alın teriyle kazanmanın helâl, hırsızlığın, uğursuzluğun haram olduğunu herkes seçebilir. Fakat helâl ile haram arasında birtakım şübheli şeyler vardır ki halkın çoğu bunların helâl veya haram olduğunu kestiremez, bilemez. Meselâ helâl mal ile haram malın birbirine karışıp ayırd edilememesi gibi. Kim ki böyle şübheli lokmayı yemez, şübheli bir fiil ve harekette bulunmazsa, dinini şer'i şerifin zemminden, ırzını da halkın levminden korumuş ve kurtarmış olur. Kim ki böyle şübheli şeyleri yer, şübheli yerlerde gezer, mekruh işleri işlerse, git gide haram da vâki olur. 

Bu tıpkı neye benzer bilir misiniz? Bu, ayni devletçe korunmuş arazinin etrâfında bir çobanın koyunlarını otlatması gibidir. Hiç şübhesiz ki bu koyunların günün birinde korunun içine saldırmasından bihakkın korkulur. Bilirsiniz ki her devletin böyle korusu, hududu olduğu gibi, Allah'ın da yasak olan hududu vardır: O da haram kıldığı mâsiyetleridir

EY MÜ'MİNLER ! "Sakın o hudud-ı İlâhiyi geçmeyiniz, hattâ o müharremat hududuna yaklaşmayınız, sonra muhakkak yanarsınız."

 

 

Târık İleri tarık ileri Isparta 2017 ayfer aytaç

 

 
 
Turkish Arabic English