Allah Sevgisi

 

 
 
Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten
kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar verir.
 
Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. 
Devamını oku...

Allah Sevgisi
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 14 Mart 2018 06:30

’ALLÂH'I SEVEN BİR İNSAN, O'nun Resülerinide sever,*
Cennette yaşayacak olan MÜSLÜMANLARIN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİNDEN BİRİ’DE ONLARIN dünya hayatındayken, tüm peygamberlere onun nebi resüllerine veli resüllerine olan derin sevgileridir,
Sevgi, Allâh'ın insanlara verdiği en büyük nimetlerden biridir. Her insan hayatı boyunca çok sevdiği, güvendiği, yakın hissettiği kişilerle birlikte olmak ister. Allâh'ın verdiği nimetlerin birçoğu, asıl değerini, gerçek sevgilerin ve dostlukların yaşandığı ortamlarda bulur.
Çünkü Allâh insan fıtratını, sevmekten ve sevilmekten zevk alacak, dostluktan ve yakınlıktan hoşlanacak şekilde yaratmıştır. Kûr’an ahlakını yaşayan insanlarla birarada olmak, onlarla dostluğu ve sevgiyi yaşamak ise, iman eden bir insana birçok nimetten çok daha fazla zevk verir.
Bu nedenle Allah'ın sevdiği ve hoşnut olduğu kullarına vadettiği cennet, gerçek sevginin, dostluğun ve yakınlığın sonsuza kadar büyük bir coşku ile yaşanacağı olağanüstü güzellikte bir yerdir. Allah'ın Kûr’an'da cennet hayatına dair verdiği haberlerde hep neşe, arkadaşlık, sevgi, muhabbet, güzel söz ve huzurdan bahsedilmektedir. Sevgi ve dostluğu engelleyecek herşey cennetteki insanlardan uzak tutulmuştur. Örneğin Allah bir ayetinde cennete girecek olan müminlerin kalbinden kinden ne varsa alındığını bildirmiştir. (Araf Suresi, 43) Kıskançlık, düşmanlık, rekabet, öfke, darılma, alınma gibi sevgiyi ve dostluğu engelleyen bütün kötü özellikler Allâh’ın rahmetinden ve cennetinden uzak kalmaktır.,
A'RÂF-43: Onların göğüslerinde, (nefsin kalbindeki) afetlerinden ne varsa çekip aldık. Onların altlarından nehirler akar. “Bizi buna hidayet eden Allah'a hamdolsun. Allah'ın, bizi hidayete erdirmesi olmasaydı, biz hidayete ermezdik. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri hak ile gelmiştir.” dediler. “Yapmış olduklarınızdan dolayı varis kılındığınız cennet işte budur.” diye nida olunurlar.
Cennette yaşayacak olan Müslümanların önemli özelliklerinden biri’de onların dünya hayatındayken, tüm peygamberlere onun nebi resüllerine veli resüllerine olan derin sevgileridir, Allah'a iman eden, bu uğrda çaba gösteren her salih insanı ve geçmişte yaşamış bütün Müslümanları Allâh dostlarını’da çok sevmeleridir.İman edenler Allah'ın rızasını kazanmak için tüm insanları’da sever salih müminlere yakınlık duyar, ve onları kendilerine yakın birer dost ve veli edinirler. Her koşulda ve kayıtsız şartsız onlarla birlikte olmaktan büyük zevk alırlar; bütün Müslümanlara vefa ile bağlıdırlar. Allah, müminlerin kalplerindeki imanlarından, Allâh sevgisinden kaynaklanan bu güzel sevgiye ve Rabbimiz'e olan içten bağlılıklarına karşılık, onları sevginin ve sadakatin en güzel mekanı olan cennetle ödüllendirecektir.
*Müminler, Allâh'ı çok severler ve hayatlarının her anında Allah'ın sevgisini ve rızasını kazanmak için ciddi bir çaba gösterirler.
*Allâh, tüm insanları yoktan var etmiştir. İnsan bir hiçlikken Allah'ın rahmeti sayesinde bir can sahibi olmuştur. Kullarını bu dünyada barındıran, çeşit çeşit yiyecekler, meyveler sunan, binbir türlü çiçekle, sevimli hayvanlarla bize zevk verecek manzaralar yaratan, güneşten suya, havadan vitaminlere kadar ihtiyacımız olan herşeyi kusursuzca var eden, uzayın boşluğunda sonsuz hızla ulaşan bütün alemleri ilmi ve rahmeti ile kuşatan* dünyayı her an güvenlik içinde tutan, Rahman, Rahim,olan Allâhü-tala sonsuz merhamet sahibi olan Rabbimiz'dir.
Allâh'ın üzerindeki nimetlerini, saymakla bitiremeyiz,O'nun herşeye güç yetiren ve tüm evrenin tek hakimi olduğunu, herşeyi en güzel sıfatla ve hayırlı şekliyle yarattığını düşünen her müminin Allâh'a olan sevgisi daha da güçlenir. Allâh'ı seven bir insan, O'nun sınırlarını büyük bir şevk ve istekle korur; cana malâ asla zarar vermez.,Allâh'ın her emrini kusursuzca yerine getirmek için büyük bir gayret ve titizlik gösterir, Allah'ın hoşnutluğunu, sevgisini, rahmetini rızasını ve cennetini kazanmak için hayatı boyunca bütün gücüyle çalışır.ve Allâh yolunda hayırlı sevaplı işlere yapmaya gayret eder hizmet eder.,
Allâh'ı çok seven,O'nun kendisinden hoşnut olması için samimi bir gayret gösteren her mümin, dünyaya güzellik kazandıran hayırlı insanlardandır.
Allâh'ı seven insan, Allâh'ın yarattıklarını da sever, onlara karşı şefkat ve merhamet duyar, onları korumak, onlara hayırla ve güzellikle muamele eder. Dünyanın en hayırlı, en üstün ahlaklı insanlarından olan Allah'ın elçileri teblicileride, çevrelerindeki insanları sevgiye ve Allâh’a yönelmeyi (Allah'a ulaşmayı dilemeyi) ve ona teslim olmayı sadece onu dost edinmeyi davet etmişlerdir:
İşte Allâh, iman edip salih amellerde (Nefs teskiyesinde ve tavsiyesinde) bulunan kullarına şu şekilde müjde vermektedir.
‘’ İşte Allah'ın, âmenû olan (Allah'a ulaşmayı dileyen) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyen kullarını müjdelediği budur.
De ki: “Ben, ona (tebliğe) karşı bir ücret istemiyorum, yakınlıkta sevgiden başka. Ve kim hasene işlerse onun için güzellikleri artırırız. Muhakkak ki Allah, Gafûr'dur (mağfiret eden), Şükredilen'dir. (ŞÛRÂ-23)
‘’ Onlar (muttekîler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infâk ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever. (ÂLİ İMRÂN-134)
NECM-31: Ve göklerde ve yerde olan şeyler Allah içindir. Kötülük yapanları, yaptıkları sebebiyle cezalandırsın ve ahsen davrananları …(iyilik yapanları)-daha güzeli ile mükâfatlandırsın diye.
MÂİDE-48: Ve (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab'ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk'tan gelenden ayrılıp da onların hevâlarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O HALDE HAYIRLARDA YARIŞIN! Sizin hepinizin dönüşü Allah'adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri, size haber verecek.
RA'D-29: Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah'a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar ne mutlu onlara ve meabın (sığınağın) (en) güzeli onların.
BAKARA-25: Ve âmenû olup, ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amelde bulunanlar için altlarından nehirler akan cennetler olduğunu müjdele. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla her rızıklandırılışlarında “İşte bu bizim daha önce de rızıklandırıldığımız (yediğimiz) şeydir.” dediler. Ve ona (dünyadaki rızıklarına) benzer (lezzet ve nefaset bakımından çok üstünü) verilmiştir. Onlar için orada temiz eşler vardır. Ve onlar orada ebedî kalacak olanlardır.
RA'D-20; Onlar, Allah'ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah'a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah'a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar.
ZUMER-54: Ve Rabbinize (Allah'a) yönelin (ruhunuzu Allah'a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O'na (Allah'a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah'a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız.
LOKMÂN-2:

Tevhidin Güzelliğinde Yaşamak

İnsanlar görüyoruz, hayata sürekli olarak tek yönlü pencereden bakıyorlar. Onlar için her şey donmuş, statik, belli kalıplar içinde. Adeta kemikleşmiş bir yaşam tarzları var. Bir ömür boyu aynı hareketler tekrarlanıyor, aynı sözler söyleniyor, düşünce adı altında, aynı kalıplar öne sürülüyor. Ve bu kimseler aydın, entelektüel olduklarını sanıyorlar. Kolay kolay da adam beğenmiyorlar. İnsana sevgi, insana saygı, hoşgörü, edep, incelik, zarâfet onların dilinde olmayan kelimeler. Ve ne yazık ki ömürleri böyle akıp geçiyor. Fazıl Hüsnü Dağlarca böyleleri için;

“Öyle dalmış ki asırlar süren uykusuna,

Uyandırmazsan, uyanacak değil...”

der. Hepiniz çevrenizde böyle kimseler görüyorsunuzdur. Bu, yalnız bizim ülkemizde, bizim çevremizde değil, çağlar boyunca hep böyle olmuş. Bir dönem olmuş, insanlar dünyaya yalnız mâneviyatı yaşadıklarını sanarak tek yönlü bakmışlar. Ortaçağ Avrupası’nda karanlıklar içinde yaşayan insanlar, dış dünyadan, maddeden, vücuttan öyle tiksinmişler ki, adamlar yıkanmayı bile bırakmışlar. Bu tek yönlü görüşler, insanlık kültür tarihi incelenecek olursa hep yön değiştirmiş. Bazen hedef mânâ olmuş, bazen madde olmuş. Günümüzde de bu kültür dışı gidiş hâlâ devam ediyor. Materyalist olduklarını ileri süren birtakım zavallılar, hayata yalnız kışrından, kabuğundan, dışından bakıyorlar. İnsanı insan eden, insanı hayvanlıktan kurtarıp, Hz. İnsan çizgisine götüren mânevi güzelliklere sırt çeviriyorlar. Hatta düşman oluyorlar. Bunlar ne kadar çirkin, ne kadar üzücü durumlar. Hatta insanlık kültürü adına yüz kızartıcı, utanç verici görünümler.

Nice yüzyıllar, insanlık nefis problemi ile uğraşmış. Bir “nefsi öldürmek” diye tutturmuşlar, her şey buna göre ayarlanmış, şekillenmiş, biçim almış. Bugün hâlâ Avrupa’yı gezenler bilirler, pek çok yerde manastırlar var. Hayata küsen, hayatla barış, biliş, güzellik içinde yaşayamayan nice insanlar, oralara tıkılıp güya tekâmül etmeye çalışıyorlar. Zavallı insanlar. Manastırlarda, oradaki sevgiden uzak, saygıdan, edepten, incelikten, sanattan uzak havası içinde, nasıl gelişecekler, tekâmül edecekler? İnsan kelimesi üns kökünden geliyor. Ünsiyet yakınlık, beraberlik, bir arada olmak, birbirine sevgi, saygı duymak. Hayat boyu dikkat ettim, ünsiyetten uzaklaşanlar insanlıktan da uzaklaşıyorlar.

Nice insan, nefsimi öldüreceğim diye kendine eziyetler etmiş, işkenceler yapmış. Amaç hep nefsi öldürmek. Ama ne hikmetse, Resulullah Efendimiz gelinceye kadar kimse bu işin içinden çıkamamış. Kâinatın Efendisi her konuda olduğu gibi bu konuyu da vuzûha, ışığa, aydınlığa kavuşturuyor. Buyuruyor ki; “Nefsin senin binek hayvanındır. Ona rıfk ile, tatlılıkla, yumuşaklıkla muamele et.” Ancak Peygamber Efendimizin yol göstermesiyle insanlık kültür tarihinde en büyük devrim olmuş, insanlar acı ve ıstırap yolundan kurtulup, huzura, mutluluğa, güzelliğe kavuşmuşlardır. Önemli olan nefsi öldürmek değil, ki bu bir edebiyattan başka bir şey değildir, nefis ölmez, onu kimse öldüremez. Önemli olan onu eğitmek, ıslah etmek, ona güzel bir anlam verebilmektir. Bunu yapanlar, bunda başarıya ulaşanlar ne güzel insanlardır. Hep böyle oluyor. İnsanlar ifrat ve tefrit arasında bocalıyorlar. Onun için insanlık âlemini bu çırpınışlardan, bu çelişkilerden kurtaracak tek yol, Resulullah Efendimizin gösterdiği tevhid yolundan başka bir şey değildir. Çünkü bugüne kadar gördüklerimizin hiçbiri insanları huzura ve mutluluğa götürücü o büyük sentezi, o Muhammedî Tevhidi ortaya koyamadı. Zavallı insanlar binlerce seneden beri çırpındılar, bocaladılar, sonuçta hüsranla karşılaştılar.

Madde ile mânâ, ruh ile beden, iç dünya ile dış dünya, kadın ile erkek arasında, yalnızca Hz. Peygamber’in getirdiği ilâhi Tevhid, bütünlüğü sağladı, dengeyi kurdu, birliğin, beraberliğin en güzel çiçekleri ortaya çıktı. Ancak Hz. Peygamber’e aşkla, inançla, iman bütünlüğü ile bağlı olanlar, her iki dünyalarında güzelliği yaşayacaklar, mutluluğu tadacaklardır. Ne olur bugün ıstıraplar içinde çırpınan insanlar bu gerçeği görebilseler. Bu gerçek aklın yolu, mantığın yolu, ışığın yolu, güzelliğin yoludur. Körler körlere yol gösterirlerse, hepsinin gideceği yer uçurumdur. Nitekim öyle oluyor. Milyarlarca insan kardeşimiz bu gerçeği görmemekte ayak diredikleri için, dünyaları da, âhiretleri de zehir oluyor. Biz onlar için de acıyoruz. Çünkü biz onlara da dost, kardeş gözüyle bakıyoruz. Hayat taassuplara, dar görüşlere, küçük, basit çıkarlara sığmayacak kadar büyük, güzel, sonsuz, muhteşem. Allah o kadar güzel bir dünya yaratmış ki, Yunus Emre ne güzel özetliyor; “Cümle yerde Hak nâzır, göz gerektir göresi” diyor. Hep gönlüm istiyor, ne olur yedi milyar insan el ele versek. Beethoven’in Dokuzuncu Senfonisi’nin koro kısmında olduğu gibi, “Birleşiniz insanlar, kardeş gibi olunuz” diyebilsek. Birbirimizi sevsek, birbirimize saygı duysak, birbirimiz için her türlü yardımı yapabilsek. Gerekirse birbirimiz için canımızı dahi verebilsek. Yunus; “Aşk gelicek, cümle eksikler biter” diyordu. “Sevelim, sevilelim, dünya kimseye kalmaz” diyordu. Niye bizler de o yolda yürümeyelim. Kâinatın Efendisinin gösterdiği ışıklı yolda, dünyamızı da, âhiretimizi de neden cennete çevirmeyelim. Neden, “Seviyoruz, seviliyoruz, güzelliğimiz bu yüzden” demeyelim...

 
 
Turkish Arabic English