Mevlana Gibi Sevmeli

Rahmet yüklü bulutları gönderen Sensin. Rahmetinin göğünden af indir bize. Teselli rüzgarları değdir secdede alnımıza. Rahmetini yağmur damlaları gibi sessizce dokundur kalbimize EY RAHMÂN !

Hesabın pek süratlidir Senin. Bedenlerimizde her an sayısız hesaplar yürütürsün. Âlemi bizim için terbiye eder; ahenkli ve ölçülü, temiz ve pürüzsüz eylersin. Hesabımızı kolay eyle EY ÂDİL !

İsyan ve tuğyana azabın pek şiddetlidir. Elbet hak ettik azabını. Affına sarıldık, gufrânına güvendik, rahmetinden umutlandık. Ört ayıplarımızı, sil günahlarımızı, yok say kötülüklerimizi EY KAHHÂR!

Devamını oku...

Mevlana Gibi Sevmeli
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 24 Haziran 2018 02:06

KIYAMET ve VİCDAN..

Aslında kıyamet sözcüğü Arapça kıyam kökünden gelir, kıyamın sözlük anlamı ise ayağa kalkıştır. Peki ayağa kalkacak olan nedir? Dünyanın taşı toprağı mı, yoksa hiç ummadığımız bir şey mi ayağa kalkacak? Bize göre ayağa kalkacak olan vicdandır, egonun susturduğu, binlerce yıl paspas gibi çiğnediği vicdan ayağa kalkıp egoyu bozguna uğratacak! Şu anda insanlık kıyametin tam ortasında, çünkü hayrın ve şerrin, yani egoyla vicdanın orduları insan bedeninde kıyasıya savaşa tutuştu.
Vicdan ise, dünya yaşantısında Tanrının insana uzattığı yardım elidir. Son savaş bu ezeli rakipler arasında yapılacak ve vicdan zafer kazanacaktır. Ama vicdanın egoyla savaşabilmesi, dahası zafer kazanabilmesi için kıyam etmesi, yani ayağa kalkması gerekir. .
Dünyanın yıkımıyla ilgilenip, kendi içindeki yangına boş vermek insana has bir aymazlık olsa gerek! Aslında kıyamet dışarda değil içerde kopmakta, insan bedeni çaresizlik içinde oradan oraya savrulup durmaktadır. Sanıldığı gibi dünya büyük bir yıkıma uğramayacak, ama insanoğlu savaşın sonunda tepeden tırnağa değişecektir. Egosuna hizmet eden alışkanlıklarını yele vererek tanrısal özüne sahip çıktığında, vicdanın kıyamı amacına ulaşmış olacaktır.

Sevgili dostlar, zaman geçerken sizler lütfen yorgunluk, bezginlik, bıkkınlık gibi düşüncelerinizden vazgeçin ve canlanın, sevginiz ve umudunuz daim olsun, duygu ve düşünceleriniz aydınlık olsun ve umudunuz daima güçlü, ışığınız daima parlak olsun.
Sevgili dostlar, beklenenler sevgi dolu güzellikler olmalı, içinde umut olmalı ve aydınlık olmalı. Herhangi bir şekil vermeseniz de beklediğinize; sadece genel olarak sevgi ile umut ile gelecek günleri beklemeniz bile yeterli.

Artık yüzünüz geçmişe değil geleceğe bakmalı ve şekil şekil her bir beklentiye ayrı ayrı odaklanmak yerine, gelecek güzel günlere sevgi ve umut ile odaklanmak olmalı duruşunuz. SİZLERE DÜŞMANLIK KİN NEFRET GÖSTERENLERE SIRTINIZI DÖNÜNÜZ. 

Var edildiğiniz dünyanızda Mutlu yaşamaya çalışınız..

Sizler için yaşanacak güzel günler çok yakında ve hala güleryüzünüz ile sevgi dolu yüreğinizi beklemekte. Yaşadıklarınızın sizleri karartmasına izin vermeyin, umudunuz ışığınızın gücüdür. Karanlıklar içine sokmayın kendinizi, daima umudunuzu besleyin ve göreceksiniz ki herşey olması gerektiği gibi olacak. Yaşanan herşey normaldir. Dikkat etmeniz gereken yaşadıklarınızın içindeki duygu ve düşüncelerinizdir.
Biliyorsunuz ki öğrenmeniz gerekenleri farketmediğiniz sürece siz fark edene kadar hep aynı tür gelişmeleri yaşamaya devam ediyorsunuz. Yapmanız gereken ne yaşadığınıza değil, sizde ne iz bıraktığına ve yarattığı duygu ve düşüncelerinize odaklanmanız. Sizleri geliştiren yaşadığınız olaylar değildir, o olayların içindeki sizin duruşunuzdur; umudunuz, sevginiz ile olayın karanlığını azaltıp aydınlığa çevirmenizdir.

 

Bir gün meşhur veli zatlardan birisi oturmuş kuru ekmek yiyormuş. Birisi görmüş. Hayret etmiş. “Nasıl olur efendim, siz deve yükü kitap yazmış bir insansınız. Nasıl kuru ekmek yersiniz?” O zat cevap vermiş. “Ah evladım,” demiş, “Ben deminden beri o ekmeğe lâyık olamadığımı düşünüyor, dua ediyordum. Allah’ım. Önümdeki bu rızka beni lâyık et. Ondan hasıl olan enerjiyi hayırlı işlerde kullanmamı nasibeyle.” İşte meselenin püf noktası burada. Biz kendimizi ne sanıyoruz. Kâinatın en büyük şairi Yunus Emre ne diyor, dikkat buyurun:

 

“Miskin Yunus sen seni bir adam mı sanırsın,

Halini miktarını bil derlerse ne dersin?”

 

“Sana derim ey hoca,

Sırat köprüsü nice.

Kıllardan daha ince,

Geç derlerse ne dersin?

 

Yoğ ise amalimiz,

Fayda vermez malımız.

Kabirde sualimiz,

Ver derlerse ne dersin?”

Kim ne derse desin, ne düşünürse düşünsün, ben, şükür kapısından geçmeden kimsenin mutlu olacağına, sağlıklı olacağına, başarılı olacağına, güzel bir hayat yaşayacağına ve çevresindeki insanlara da yaşatacağına inanmıyorum. Allah bizlere de, yeryüzündeki bütün insan kardeşlerimize de o şükür kapısından geçmeyi nasibetsin...

 
 
Turkish Arabic English