Neler Olmuş Geçmiş

Hz. Peygamber'in bir hadiste "Kim Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsa, ya hayır söylesin yahut sussun" (Buhari, Kitabu'l-Edeb, ...
"Ya hayır söyleyin ya da susun" Tartışırken ortamın gerildiğini hissederseniz önce kendinizi kontrol edin. Çünkü iç huzurunuz yerinde değilse iletişimin komplike olma ihtimali yüksektir. Bu durumlarda yüzeyel konuşmayı ve doğaçlamayı tercih edin veya konuyu erteleyin.
 
Ticaret de güler yüz esastır hele ki içinde bulunduğumuz mübarek aylarda..
 
Ticarete girişmişsek öncesinden ticaretin müşteriyle ilintili olduğunu ve müşteriyi çekmek içinde güler yüzlü olmamız gerektiğini bilmemiz lazım gelir. Aksi halde ticaret yapmaya kalkışmayacaksın, bulacaksın maaşlı bir iş, somurtarak da olsa işini yapıp ay sonunda paranı alacaksın.
Hele ki içinde bulunduğumuz mübarek üç ayların günlerinde insan ilişkilerinde güler yüzlü olmaya daha bir dikkatli olmamız gerekiyor. Hiç değilse masum bir tebessümü ve ya iyi bir davranışı her insan hak ediyor diye düşünüyorum.
Bir örnek vermek gerekirse, bilindiği gibi zamanımızın getirilerinden biri de modern alış veriş merkezleri. Bakkalların ekmeğiyle oynayan, onları tarih sayfalarına gömmek için uğraş veren bu alış veriş merkezlerinin adları ve kapladıkları alanları gerçekten de bakkallardan çok büyükler ve içlerinde ne arasanız bulabiliyorsunuz. Ama ne de olsa çalışanları insanlardan oluşuyor. İnsanoğlu da maalesef yaradılışları özelliğinden çok, yetişme tarzlarına göre hareket ettiklerinden çoğunluğu somurtkan tipteler. Sanki buradan para kazanan elemanlar değiller de, babalarının hayrına, lütfen orada bulunuyorlarmış gibiler. Babalarının hayrına bile olsa insan da biraz hoşluk olur. Adı üstünde hayırdır neticesinde ve hayır şefkat duygularıyla yapılırsa yerini bulur. Bunların yaptıkları anlamlandırılamaz, başka tür bir şey. Müşteri konumundaki biz insanlar bunlara para kazandıran kişileriz, ama sanki paramızla asık surat seyrine gidiyoruz.
Adını gerekirse vereceğim bizim semtte bir alış veriş merkezinden söz edeceğim şimdi. Adının anlam karşıtı büyüğünde büyüğü oluyor, anladınız sanırım. Burada çalışanları bir görün, hepsi de uykuda gezer gibiler. Müşteri gelmiş, alış verişini yapıyor onların umursadıkları yok. Kendi hallerindeler. Gelsin, alsınlar, paralarını ödeyip gitsinler havasındalar. Oysa geleneklerimizde müşteriyi de bir karşılama, uğurlama adabı vardır. Bu güzellikleri biz ne ara unuttuk. Parayı almayı biliyoruz da karşılığında bir tebessümle teşekkür etmeyi neden bilmiyoruz? Paranın karşılığı mal veriyorsanız, mal her yerde var. Ama insan suretinde mallar, bir yerde hizmet erbabı olarak bulunduruluyorsa, bir daha müşteri çekemezler bilesiniz.
Devamını oku...

Neler Olmuş Geçmiş
Furkan İLERİ tarafından yazıldı.   
Cuma, 02 Kasım 2012 10:16

BURASI DÜNYA BURDA DOĞRU OLANI KENDİN ARAMAZSAN EL GÖZÜYLE GOREMEZSİN.
 

Birinci Dünya Savaşı'nda İngilizlere,150 bin askerimiz esir düşmüş.
Bu askerlerden bir kısmı Mısır'ın İskenderiye şehri yakınlarında bulunan Seydibeşir Usare Kampı'na hapsedilmiş. Kampın tam adı,'Seydibeşir Kuveysn Osmani Useray-I Harbiye Kampı' idi. Bu kampta,1918'de Filistin Cephesinde esir düşen 16. Tümen'in 48. Alayı'na bağlı Osmanlı askerleri tutuluyordu.
12 Haziran 1920'ye kadar iki yıl boyunca her türlü işkence, eziyet, ağır hakaretler ve aşağılamaya maruz kaldılar. İnsanlık dışı muamelenin nedeni ise Ermeniler idi…

Kamptaki, Türkçe bilen Ermeni tercümanların yalan yanlış çevirileri ve kışkırtmaları nedeniyle, kampların İngiliz komutanları, azılı Türk Düşmanı haline gelmişlerdi.

Savaş bitmişti. Ancak, kamptaki ağır koşullar nedeniyle ölenler dışındaki askerleri teslim etmek, İngilizlerin işine gelmiyordu. Çünkü olası yeni bir savaşta, bu askerlerin yeniden karşılarına çıkabilecekleri, Ermeniler tarafından, İngilizlerin beyinlerine işlenmişti.

Çözüm, toplu katliamdı… Askerlerimiz, mikrop kırma bahanesiyle, süngü zoruyla dezenfekte havuzlarına sokuldu. Ancak; suya normalin çok üzerinde 'krizol' maddesi katılmıştı..
Mehmetçik, suya daha ayağını soktuğunda, aşırı krizol maddesi nedeniyle haşlanıyordu. Fakat İngiliz askerleri, dipçik darbeleri ile askerlerimizin havuzdan çıkmalarına izin vermiyorlardı.

Mehmetçikler, bellerine kadar gelen suya başlarını sokmak istemediler. Ancak, bu kez İngilizler havaya (başlarının üzerine) ateş etmeye başladı.
Askerlerimiz, ölmemek için, sağ kalırsak vatana kavuşuruz umuduyla çömelerek başlarını suya soktular. Ne acıdır ki, başını Sudan kaldıran artık göremiyordu. Çünkü gözleri yanmıştı…


Dışarı çıkanların halini gören sıradaki askerlerimizin direnişleri de fayda etmedi. Ve 15 000 (15 bin) askerimiz kör oldu. Bu vahşet, 25 Mayıs 1921 tarihinde
TBMM.' de görüşüldü. Milletvekilleri Faik ve Şeref Beyler bir önerge vererek, Mısır'da esirlerin krizol banyosuna sokularak, 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz doktor, Garnizon Komutanı ve askerlerin cezalandırılması için, TBMM' nin teşebbüse geçmesini istediler. Lakin yeni kurulan devletin bin türlü derdi vardı. Ağır sorunlarla uğraşan TBMM' de bu hesap sorma işi unutuldu gitti. Onca vatan evladımız pisi pisine yitti.

Bilmiyorum veballerinin hakkından ahirette nasıl gelinir. Ama dünya üzerinde görünen alemde onlar yapılmayanı, yapılmış gibi gösterip kin tutuyorlar, unutmuyorlar…Kendi ihanetlerini bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. Bizler okumayı sevmeyen bir toplum haline getirildiğimizden ne tarih ne coğrafya bilgimiz bulunmadığından başkasının sunduğu her eğriyi doğru kabul eder olmuşuz. Bizim tarihimizden haberimiz olmadığından, Ermeniler bize soykırım yapıldı diyerek dünyayı ayağa kaldırıyor. Belki bazılarımız o kalkanların arasında dahi olabiliyoruz. Ne yapalım, büyükler boşuna dememişler "burası dünya burda doğruya yer vermezler" diye...

 

 
 
Turkish Arabic English