Victor Hugo'dan "MAHOMET"

Victor Hugo'dan "MAHOMET"
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 21 Nisan 2014 04:50

L'AN NEUF DE L'HEGIRE (HİCRİ DOKUZUNCU SENE)MAHOMET HZ.MUHAMMED

Fransız düşünür ve yazar Victor Hugo'nun Hazreti Muhammed için yazdığı dizeler: 

altVazifesinin yakın olduğu içine doğmuştu

 Metindi, kimseyi kınamıyor, incitmiyordu

 Yolda gördüğü kimselerle selamlaşıyordu

 Her gün sanki biraz daha yaşlanıyordu

 Oysa sadece yirmi ak vardı siyah sakalında

 Durup su içen develeri izliyordu arada sırada

 Böylece, deve güttüğü zamanları hatırlıyordu.

 Sanki Cenneti görmüş, İlahi Aşkı bulmuştu

 Sanki kâinatın yaratılışına şahit olmuştu

 Alnı dik, yanakları kusursuz, benzersizdi

 Kaşları ince, bakışları anlamlı ve keskindi

 Boynu, Gümüş bir testinin boğazıydı sanki.

 Tufanın sırlarını bilen Nuh'un havası vardı.

Ona danışmaya gelenlere, adil davranırdı

Kimi itiraf eder, kimi güler ve inkâr ederdi

 Sessizce dinler, en son konuşurdu kendisi

 Ağzından dua ve zikir hiç eksik olmazdı

Çok az yer, karnının üzerine taş koyardı.

Boş durmaz, koyunlarını sağıp oyalanırdı

Oturur yere, elbiselerini kendi yapardı

Artık genç değildi, eski gücü de kalmamıştı

Yine de, herkesten daha fazla oruç tutardı

Altmış üç yaşında, bir ateş sardı vücudunu

 Kutsal Kitap Kur'an'ı bir kez daha okudu

 Sonra, sancağı, Said'in oğluna teslim etti.

 Onlara: "Artık aranızdan ayrılma vakti geldi

 Allah birdir, hep onun yolunda savaş" dedi.

 Mahzundu, bakışlarında, yurdundan zoraki

 Sürülen yaşlı bir kartalın hüznü vardı sanki

 Yine, her günkü vaktinde mescide geldi,

 Ali'ye tabi olanlar da arkasından geliyordu

 Ve, kutsal sancak rüzgarda dalgalanıyordu.

 Benzi soluktu, döndü ve kalabalığa seslendi

 "Ey insanlar, ömür bitiyor, hayat gelip geçici

 Biz, karanlıkta birer zerreyiz, yüce olan O'dur

 Ey insanlar, O'ndan başka rehberim yoktur

 Onsuz bir değerim olmazdı."

Bir zat ona : "Ey müminlerin gerçek Sultanı!

Seni dinler dinlemez, herkes inandı sözüne

 Sen doğduğunda, bir yıldız doğdu gökyüzüne

 Kisra sarayının üç kulesi birden devrildi" dedi.

 O da: "Melekler ölümümü müzakere etti;

 Vakit tamam, dinleyin! Eğer herhangi birinize

 Bir kötülük yaptıysam, çıksın herkesin önünde

 Ben ölmeden, gelsin intikamını alsın şimdi;

 Kime vurmuşsam, o da bana vursun" dedi.

 Ve uzattı usulca asasını oradan geçenlere.

 Yaşlı bir kadın, bir koyunu kırpıyordu eşikte

 Ona: "Tanrı yardımcın olsun!" diye seslendi.

 Bakışlarında bir hüzün vardı, oldukça bitkindi

 Dalgındı; birden, şöyle dedi: "Herkes duysun!

 Allah benim adımı andı! Bundan emin olun

 Topraktan insan, nurdan bir peygamberim

İsa'nın getirdiği dini tamamlamaya geldim.

 Ashabım, ben sabır taşıyım, İsa tatlı dilliydi.

 Zira her şafak, doğacak güneşin müjdecisi

İsa benden önce, ama ne Tanrıdır ne de oğlu

 O, gülü koklayan Bakire Meryem'den doğdu.

 Unutmayın, ben de etten kemikten bir faniyim

 Kuruyan bir balçıktan başka bir şey değilim;

Şu dünyada başıma gelmeyen şey kalmadı;

Çektiğim çilelere, yol olsa, dayanmazdı

Baskı ve işkenceden, şu bedenim çok çekti;

 Ve eğer işlediğimiz her bir günahın bedeli

 Korkunç bir haşere olsaydı, o karanlık mezarı

Bize dar eder, cehenneme çevirirdi orayı.

Tekrar tekrar bedenlenir cehennem ehli

 Ve kurtlar yeniden kemirir tüm bedenlerini

 Böylece, defalarca tükenir ve yeniden dirilir

 Cezalarını çekince de, yeniden huzura erişir.

 Ben, kutsal savaşların mütevazı meydanıyım

 Bazen bir efendi bazen de bir köle gibiyim

 Kelamım, tıpkı çöldeki kum ve Kuyular gibidir

 Bir sözüm korkutuyorsa, bir diğeri müjdecidir;

 Ey inananlar! Çektiklerimi görüyorsunuz işte!

 Karşıma alıp, insanı aldatıp yeniden delalete

 Sürüklemek isteyen o dehşet saçan iblisleri

 Engellemeye çalıştım, bağladım o pis ellerini

 Çoğu zaman, Yakup gibi, karanlıklar içinde

 Çarpıştım durdum, görmediğim kimselerle;

 Fakat insanlar beni özellikle öldürmek istedi

 Bana karşı sürekli kin ve kıskançlık besledi

 Ben ise, asla, Hak davamdan vazgeçmedim

 Onlarla savaştım, ama kimseden incinmedim

 Savaş boyunca: "Bırakın yapsınlar!" diyordum

 Kanlar içinde tek yaralı ben olayım istiyordum

 Varsın hepsi vursun bana, zaten durmazlar ki

 Zira sağ ellerine Ayı, sol ellerine Güneşi

 Versem de, düşmanlarım vazgeçmezdi asla

 Yine de saldırırlardı bana şu çileli yolculukta

 Fakat ne olursa olsun geri adım atmadım

 Zira bu kutsal dava uğruna tam kırk yıl savaştım

İşte, böyle geçen bir ömrü nihayet tamamladım

Şimdi Allah'a gidiyorum, dünyayı geride bıraktım.

 Greklerin Hermès'i, Yahudilerin de Lévi' yi

 Desteklediği gibi siz de hiç bırakmadınız beni

 Çektiğiniz bu sıkıntılar, mutlaka son bulacak

 Bu soğuk, ıssız geceye elbet Güneş doğacak

 Müminler, asla ümidinizi kesmeyin O'ndan

 Zira Kronnega dağlarını aslan yuvası yapan,

 Denizleri incilerle, karanlıkları da yıldızlarla

 Donatan Allah, elbet sizleri de koymaz darda.

 Sonra: "O'na inanıp teslim olun"diye ekledi

İnanmayan, ancak, inkâr da etmeyenlerin yeri

 Cennet ile cehennemi ayıran duvarın üzeri

 Kararmıştır kalpleri, günah işlemek tek işleri;

 Hiç kimse tamamen günahsız değildir belki

 Ama çabalayın ki, Allah cezalandırmasın sizi

 Namaz kılın, bütün azalarınız değsin yere

 Zira o dayanılmaz cehennem ateşi, sadece

 O'nun için yere kapanmayan bedenleri yakar

 O, kapkaranlık dünyayı, masmavi gökle açar;

 Misafiri sevin, dürüst olun, adaletle hükmedin

 Yüce katında türlü türlü nimetler var sizin için

 Yedi göğü geçmek için altın eğerli atlar,

 Ve yıldırımları geride bırakan hızlı arabalar

 Huriler, tertemiz, hep ter ü taze ve neşeli

İncilerden yapılmış köşklerde oturur her biri

 Cehennem ateş ehlini bekler, vay hallerine!

 Ateşten ayakkabıları olacak ve giydiklerinde,

 Sıcaklıkları kazan gibi beyinlerini kaynatacak

 Cennet ehli ise, pek neşeli ve gururlu olacak."

 Biraz durdu, hep ümitli olmalarını öğütledi

 Sonra, ağır adımlarla yürümeye devam etti

 Ardından : "Ey insanlar! Size sesleniyorum

 Vakit saat doldu, ebedi bir âleme gidiyorum

 Belki bu sizinle son görüşmemiz, acele edin

 Beni tanıyan herkes gelip son kez dinlesin

 Bir hatam olduysa, yüzüme söylesin" dedi.

 Kalabalık sessizce sağa sola açılıp yol verdi

 Gitti ve Ebufleya Kuyusunda sakalını yıkadı

Biri ondan üç drahmi istedi, çıkardı verdi

 "Şimdi, mezara bırakmaktan daha iyi" dedi.

 Herkesin, bir güvercininki gibi ışıl ışıldı gözleri

 Bakıp, kendilerini hep kollayan o yüce insana,

 Ağlıyordu halk; evine kadar eşlik ettiler ona

 Birçoğu gözünü bile kırpmadan orada bekledi

 Bütün geceyi dışarıda taşların üzerinde geçirdi

 Ve ertesi Sabah, günün ağardığını fark edince

 "Ben artık kalkamıyorum, dedi, Ebubekir'e

 Kitap'ı alıp yanına, sen kıldıracaksın namazı."

Eşi Aişe de o sırada cemaatin arkasındaydı

Ebubekir okuyor, Muhammed ise dinliyordu

 Nihayet, okuduğu ayetleri usulca bitiriyordu

 O, dua ve zikrini yaparken herkes ağlıyordu

 Ve, Ölüm Meleği çıka geldi akşama doğru

 "İçeri girebilir miyim" diye müsaade istedi

 "Gelsin" dedi. Dünyaya açtığı o ilk günkü gibi

 Yine ışıl ışıl parlıyor ve gülümsüyordu gözleri,

 Ve, Melek ona : "Allah seni bekliyor" dedi

 Memnuniyetle, dedi. Şakakları şöyle bir titredi

 Bir an aralandı dudakları ve ruhunu teslim etti.

 

KAYNAK: İHA