Mezarlar Neden Bize Uzaklar

Mezarlar Neden Bize Uzaklar
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Çarşamba, 20 Ağustos 2014 16:03

Yeryüzünde bulunan her şey fânidir” (Rahman, 26)

altNeden mezarlarımız bu kadar ıssız, terkedilmiş, neden sakinleri olan ehl-i kubûr’a bir selâm veren yok ve neden sarhoş, berduş, evsiz barksızlara sığınak olmuştur mezarlıklar? Bu soru kafamızın bir köşesinde bizi kemirir durur. Cevap çok açık: biz mezarlarımızı terk ettiğimiz için, geçmişimizi ve de tarihimizi… Ve geçmişe dair hafızamızı bir daha geri dönüp bakmamak üzere sildiğimiz için. Dedelerimizin terekelerini bir hiç uğruna evet bir hiç uğruna çok ucuza işportada sattığımız için; eski yazı diye mektuplardan, hat istiflerinden burun kıvırdığımız, eski elbise diye saklamaktan usandığımız nadide mukaddes emanetleri en yakın çöpe sessizce bıraktığımız için… Mezarlıkları bu kadar ürkütücü kılan bizim oraları kendimize uzak bilmemizdir. Bu toprakların gerçek sakinlerini aslında “ölü” saymamızdır. Evet, “gidenler memnun ki dönen yok seferinden” ama ya kalanlar…

Ölümü özüne sevdir; nasıl olsa [ölüm] gelecek… (Hz. Ebubekir (r.a.)

VE BİR BAŞKA CEVABI ZOR SORUN, DİLİM:

Türk Dil’i, dilim dilim dildiğimiz bir hakikat gibi karşımızda. Adına tutturdukları dilde sadeleşme hezeyanı, maalesef geçmişle bizi birbirimize bağlayan en önemli bağı kesmiştir. Yani bu toprakla… Artık liselerde, üniversitelerde adına bilmem kaç temel eser dedikleri kitapları suyunun 

alt

suyu edasıyla pazarlayan, öğrencilerin önlerine getiren yetkili resmi kurumlar ve kitap tüccarları, yani ilme, öğrenmeye düşman kalpazanlar suçludur. Evlerinin başköşesine –şimdilerde her köşesine- televizyonu oturtan, internet adı altında zihin kirliliğine neden olan denetlenmeyen pek çok teknolojik aygıtı gençlerin odalarına sokan, ne yediğine kadar karışan, en küçük hastalığında dahi soluğu hastanede almakta gecikmeyen lakin evladının ruhunu, gönlünü kirlettiği düşüncesine ve diline akseden muzır neşriyatı sormak lüfunda dahi bulunmayan anne- babalar suçludur. Eflâtun “düşünce dil’den; dil düşünceden doğar” derken yine aynı hakikate işaret etmiştir.

 Vazifemiz yeni şeyler vaaz etmek değil, eskiyi yeniden ve yeni aşka keşfetmeye koyulmak olmalıdır. Dil sevdası/ dil belası arasında, sevdası olmayanın, aşkı olmayanın bu belalı yoldan sağ salim hedefine vasıl olması mümkün değildir.

Eflâtun “düşünce dil’den; dil düşünceden doğar” derken yine aynı hakikate işaret etmiştir.