Aşk Hakkında Birkaç Mu'teber Rivâyet (1)

Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün
 
عشق جانبخش اولور اول دمِ نوروز گبی
صکره امّا که یاقر آدمی تموز کبی
 
Aşk cânbahş olur evvel dem-i nevrûz gibi
Sonra ammâ ki yakar âdemi temmûz gibi
 
Aşk evvelâ nevruz zamanı gibi cana can katar
Amma ki sonra insanı Temmuz sıcağı gibi yakar kavurur
Devamını oku...

Aşk Hakkında Birkaç Mu'teber Rivâyet (1)
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 07 Aralık 2014 09:29

   Ve ne kadar düşünsen de nasıl başladığını anlayamazsın. Hatta sen mi başlattın, yoksa o mu bilemezsin. Aslında kimin başlattığının ne önemi var? Zihninin müphem ve dağınık görüntüleri arasında hatırladığın tek şey, maddenin serbest düşüşüyle ilgili bir problem çözerken, gözünün ona takılması ve o an, hücrelerinin her birinde muğlak ve tatlı bir duygunun inlemesiydi. Ve sen kızcağızın sınıfta bulunmasından mutluluk duyduğunu hissediyordun. Hepsi bu.

   Üç devlet lisesinde ve dershânede öğretmenlik ve özel dersler hayatını o kadar yoğunlaştırdı ki aşka zamanın kalmadı. Sonraki pazartesi günü gidip kara tahtayı ivmeli hareket kanunu formülleriyle dolduruyorsun; gözün kızcağıza takılmasın diye kendine karşı koyuyorsun. Kimi zamaaltn dersin ortasında, sıralardan birinin diğerlerinden daha aydınlık olduğunu hissediyorsun. Sonra, istemeden aydınlığa doğru dönüyorsun. Gözün kızcağıza takılıyor; mülayim bir yağmur gibi ruhuna yağıyor, seni serseme çeviriyor. Tebeşiri kara tahtanın kenarına bırakıp sıraların arasında dolaşmak bahanesiyle kızcağızın başında dikiliyorsun. O, başını mavi kareli defterinin üzerine eğmiş şöyle yazıyor: madde, durağan bir kuvvetin etkisiyle hız kazandığında, bu hızın güçle doğrudan, hacimle ters orantısı vardır. Sonra gözün defterin üzerindeki isme takılınca sanki kalp atışların hızlanıyor: Kimyâ Tulû.

   İkinci ve üçüncü pazartesi arasındaki fasıla, sana yedi günden daha fazla geliyor. Ve sen, hafta sana normalden daha uzun geldiği için kendine kızıyorsun. Aydınlık noktayı bulmak için sınıfta gözlerini gezdiriyorsun. Kimyâ’nın sınıfta olduğundan emin olunca, için rahatlıyor ve kızcağızın sınıfta olmasından duyduğun rahatlıktan dolayı kendinden nefret ediyorsun. Sonra öğrencilerin önünde, Kimyâ’yı görmeyecek şekilde duruyorsun. Derse başladığında daha istekli konuşuyorsun. Ruhunun derinliklerinde bir şeyler kıpırdanıyor ve tuhaf bir duygu sana, bu sınıf ile diğer sınıflar arasında küçük bir fark olduğunu hissettiriyor. Gitgide büyük ve daha büyük olan küçük bir fark; o kadar büyük ki artık onu gizlemek seni zorluyor. O kadar büyük ki artık sınıfa sığmıyor. Artık bu konuda bir şey düşünmeli ve yapmalısın.

   Üçüncü pazartesiyi, metallerin sıcaklıkta genleşmesi konusuna ayırıyorsun. Ders bitiyor ve öğrenciler sıraları hızla boşaltıyor. Kimyâ kısa bir süre sana bakıp hızla dışarı çıkıyor. Sen hâlâ masanın başında oturmuş, masaya dirseklerini dayamış, şakaklarını ovuşturuyorsun. Sanki kara tahtadaki metallerin genleşmesi ile ilgili formüller sana ağız eğiyor. Sen sadece boşalmış sıralardan birisine bakıyor, gelecek pazartesiyi düşünüyor, onu bekliyorsun. Kimse bunu bilmiyor. 

(Devâmı: http://www.ayferaytac.com/tum-makaleler/1174-ak-hakknda-birkac-muteber-rivayet-2.html)

Hikâyet-i aşkî bîkâf bîşın bînokta isimli Farsça eserden çeviren: Târık İleri.

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 
 

Turkish Arabic English