Kadîm Arap Teşkilâtı: Kabîle

Kadîm Arap Teşkilâtı: Kabîle
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Cuma, 12 Aralık 2014 19:14

    Dil âlimi İbni Manzûr’un Lisânu’l-Arab isimli eserinde yazdığına göre; kafatası kemiğinin birbirine mukabil olan her bir parçasına, ağacın dallarına ve derinin parçalarına lügatte “kabîle” denir. Birbiriyle kan bağı içinde olan insan topluluklarına kabîle denilmesi de, lügatte zikredilen hususlarda olduğu gibi bir babadan türeyip çoğalmaları ve birbirleriyle kenetlenmeleri itibariyle olmalıdır.

    "Ey insanlar! Şübhesiz ki biz, sizi bir erkek ve bir dişiden (Âdem ile Havvâ’dan) yarattık. Birbirinizi tanımanız için de sizi, milletler ve kabîleler kıldık. Doğrusu Allah katında sizin en üstün olanınız, en takvâlı olanınızdır. Muhakkak ki Allah, Alîm (herşeyi hakkıyla bilen)dir, Habîr (herşeyden haberdâr olan)dır." (Hucurat, 13)

    Arapça’da birbirine kan bağıyla bağlı insan toplulukları büyükten küçüğe doğru şa’b, kabîle, batn, fahz, fasile şeklinde sıralanmaktadır. Meselâ Kureyş kabîledir. Onların kolu olan Abdulmenâf Oğulları altbatn, onların alt kolu olan Hâşim Oğulları fahz, onların alt kolu olan Abdulmuttalip Oğulları ise fasiledir. Şa’b ise Kureyş’i de kapsayan Mudar ve Rebîa gibi daha büyük topluluklardan oluşmaktadır.

    İslâm öncesinde Arabistan’da, Sâsânîlere bağlı olarak Irak’ın güneyinde hükmünü süren ve bazı şiirlere ve bu şiirler etrafında zikredilen olaylara bakarsak hâkimiyet alanı Bahreyn’e ve çöldeki bazı kabîlelere kadar uzanan Hîre Krallığı (M. S. 204-602) ile Romalılara tâbi olarak Suriye’nin güneyinde hâkim olan Gassânîler (M. S. 200-636) dışında herhangi bir siyasi teşekkül bulunmuyordu. Bu iki hânedâna mensup emirler de –Araplar ve hatta bazı Yunanlı müellifler tarafından “melik” unvanıyla niteleniyor olsalar da– metbûları olan Bizans ve Sâsânilerce resmen kral kabul edilmeyip âmil (vâli) olarak anılıyorlardı.

    Yemen’de ise Himyer Krallığı (M. Ö. 115- M. S. 525) Hz. Peygamberin doğumundan önce gerçekleşen Habeş istilâsıyla yıkılmış, bir süre sonra da burada İran hâkimiyeti başlamıştı. Bununla birlikte Habeşlilerin hâkimiyeti belli merkezî şehirlerle sınırlı kalmış, Himyerlilerin son zamanlarında palazlanan kabîle reislerinin nüfuzu yine devâm etmiştir. Öyle ki, bir çoğu “kral” lakabını kullanan bu kişilerin etkinliği sebebiyle Sâsânîlerin, Yemen’deki varlığı sembolik olmaktan öteye gidememişti.

    Meşhûr câhiliyye şâiri İmruu’l-Kays’ın öldürülen babasının intikamını almak için altverdiği uzun uğraşlardan sonra ölümüyle Kinde Krallığı da (M. S. 500-600) aynı tarihlerde sona ermiş bulunuyordu.

    Mekke ve Medine gibi şehirlerde nispeten bir düzen olmakla birlikte buralarda gelişen kurallar da çok bağlayıcı değildi. Bu sebeple başta Bedeviler olmak üzere bu şehirler hatta mezkûr krallıklarda yaşayan bütün Arap yarımadası sâkinleri için en önemli toplumsal teşkilatlanma “kabîle” idi.

    Kabîlelerin “emîr” ve “şeyhu’l-meşâyih” diye de isimlendirilen reisleri (şeyh) olursa da bunların geniş ve kat’î yetkileri ve etkileri yoktu. Kabîle tarafından seçilen ve liyakatin bulunması kaydıyla babadan oğula da intikal edebilen bu başkanlıklar, başka kabîlelerle görüşme ve misafirleri ağırlama gibi şeref addedilen bir kısım imtiyazlar sağlamaktan öteye gitmez; göç, barış ve savaşla ile ilgili konuşmaları idare eden ve savaşlarda komutanlık yapan reisler kararlarında kabîlelerinin istek ve temayüllerini dikkate almak durumunda kalırlardı.

    Bir kişi ancak mensup olduğu veya sığınıp anlaşma yaptığı kabîle sayesinde korunup haklarını talep edebilirdi. Kişinin haklarını gözeten, onun can, mal, namus, şeref ve haysiyetini emniyet altına alan kabîleydi. Bu sebeple şahıs için kabîle büyük önem arz eder, savaşta ve barışta bütün varlığını kabîlesi için ortaya koyardı. Bu durumu aksettiren bir çok şiir vardır.

 

    Câhiliyye şâirlerinden Mudarris ibni Rib’î bir şiirinde fert ve kabîle dayanışmasını şöyle dile getiriyor:

 

إنا لنصفح عن مجاهل قومنا

ونقيم سالفة العدو الأصيدalt

Biz kavimimizin câhilliklerini görmezden geliriz

Bize yukarıdan bakan düşmanımızın kibrini de kırarız

 

ومتى نخفْ يوما فساد عشيرة

نُصلحْ، وإن نر صالحا لم نفسد

Ne zaman bir aşiretin fertlerinin arasının bozulacağından endişe edersek aralarını ıslah ederiz

Eğer aralarının iyi olduğunu görürsek de bozmayız

 

وإذا نموا صعدا فليس عليهمُ

منا الخبالُ، ولا نفوس الحُسَّد

Yüksek mertebeler elde ettiklerinde bizim onlara karşı bir ifsâdımız ve kıskançlığımız olmaz

 

ونعين فاعلنا على ما نابه

حتى نيسره لفعل السيد

Bir efendinin davrandığı gibi davranmasına imkân verene kadar (cinâyet vb. suç) işleyenimize başına gelenler hususunda yardım ederiz. 

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir