Kalbimizde Var Olan İlahımızdır

Zamanın birinde hep köyünde yaşayan yaşlı bir adam varmış. Çok fakirmiş. Onun dillere destan bir beyaz atı varmış, kral at için ona nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş, ama adam satmaya yanaşmamış.

"Bu at benim için bir dost... İnsan dostunu satar mı?" demiş hep...

Bir sabah kalkmış ki at yok. Köylüler ihtiyarın başına toplanmış ve başlamışlar söylenmeye: “Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala sataydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın...”

İhtiyar: “Hüküm vermek için acele etmeyin,” demiş. Sadece "At kayıp" deyin. Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması bir talihsizlik mi, yoksa bir talih mi? Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Devamını oku...

Kalbimizde Var Olan İlahımızdır
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cuma, 29 Haziran 2012 00:00

alt

İnsanoğlu dünyanın her yerinde aynıdır. Yüzleri birbirine benzemese de, kalpleri birebir aynıdır. Yani insanoğlunun kalbinde sevgi, nefret, öfke, hararet hep aynı oranda gizlidir. Ancak fren sistemimiz vardır. Bu sistem irade olarak içimize, Yüce Allah tarafından yine tüm insanlara eşit olarak yerleştirilmiştir. Bunu kullanabilmek önemlidir.

İrademizi çoğunlukla nefsimiz yönlendiricidir. Nefsimize ne kadar hâkim olabilirsek, yanlış bulduklarımızdan o kadar kaçınmış oluruz.

Ama nedir yanlış olan?

 Bana yanlış gelen size gelmeyebilir.

Misal; ana babamız bize bir lokma haram lokma yedirmediler. Dolayısıyla biz alın terimizle kazandığımızı doğru bilir, haramdan kaçınırız. Kazandığımızla yetinmesini öğrenmişizdir. Bu yüzden de haramı yanlış buluruz.

Hamurumuzda haram katkısı bulunmadığından da, iyi pişmiş insan olduğumuzu sanıyoruz. “İnsan, insan olmalıdır” diyerek, insanlığın nasıl olması gerektiğini öğrenerek yetiştirilmişiz. Ne kadar doğru insan olduğumuzun doğrusunu elbet Yüce Allah bilir.

Benim haram bulduğumu, yanlış değerlendirdiğimi siz doğru yorumlarsanız, iyi yaşamak için çok para gerektiğini, bunun kendi kazancınızla mümkün olmadığını, bunun için de gayrimeşru kazanca tamah edilebileceğini söyleyebiliyorsanız. İşte benim yanlış bulduğum sizin doğrunuz oluyor. Çünkü siz nefsinize uyum sağlamış oluyorsunuz. Bu da şu demektir, ben irademe hâkim olup nefsimi dizginleyebiliyorum, siz fren sistemini boşa almış bulunuyorsunuz. Nefsinizin dürtüklediği her şeyi onaylar vaziyettesiniz.

Hal böyle olunca içinizdeki nefis, gün boyu size yalanı yanlışı düşündürüyor. Kalbinizden Allah sevgisini uzaklaştırıyor. Zira Allah’ını seven ve sık yâd eden, nefsinin sesini duymazlıktan gelir.

Kalbimizde nefsimizin sesi yerleşikse de, bizim ilahımız nefsimiz olmuş olur. Bu durumda biz nefsimizle Allah’a şirk koşmuş oluruz. Dahası kalbimiz de gün boyu en çok ne bulunduruyorsak, neyi en çok arzu ediyorsak, bizim ilahımız odur.

İnsan en çok sevdiğini zikir eder, bu sevgi Allah sevgisi değil de, başka sevgililerin sevgisi ise, biz ona yönelme isteği duyuyoruz, demektir. Bazıları parayı çok sever ve cebinde yoksa kavuşmak ister. Bazıları makam sever ona kavuşmak için ne lazım gelirse yapmaya çalışır. Bazısı bir karşı cinse meyletmiştir, gün boyu onu düşünür. Bize nefsimizin kuklası olmuşluğumuz burada devreye girer.

Gün boyu en çok ne düşleniyorsa, ona yakın olmaya çalışırız. En çok hangi konuda konuşmuşsak, nefsimizin arzusunu o derece yerine getirmiş oluruz. Nefsimiz farkında olmadan içimizdeki ilahımızdır. Ona tapınmaya devam ettiğimiz sürece de, Allah’ı yeterince tanımamız, Yüce Yaradan’ın istediği gibi kul olmamız mümkün değildir. Oysa dünyaya gelme amacımız, Allah’a kulluk yapmaktan öte bir şey değildir.

Pahalı elbiseler giyinip kuşanmak, toplumda albenili salınmak herkesin arzusudur. Nasrettin hocamızın buyurduğu gibi devir “ye kürküm ye” devri diyorsanız. Dostlarınızı üstünüzdeki urbaların pahalılığı oranında edinmişseniz; bir ekonomik çöküntüde o dost sandıklarınızın yanınızdan uzaklaşıverdiğini görürsünüzde, hayal kırıklığına gömülüverirsiniz. Dost sandıklarınızın menfaat dalgası olduğunu anlamanız, geç kalmışlığa neden olur. Dostluğun imtihanı dara düşmüşlükte yapılır.

Dar günün de, en çok kim yanında olur. Şüphesiz Allah. O kullarının her anını bilen olduğundan, dar günümüzde en çok hatırladığımız da Allah’tır. Dost sandığımız insanlar varsa da, artık mümkün değil her an yanımızda olamazlar.

İnsanoğluna kimse gerçek dost olmaz. Gerçek dost Allah’tır. Sevgili Yunus Emre’miz bir dostuna “Sen çekil aradan, görünsün yaradan” diye hitap etmiştir. Çünkü Allah’la kulun arasında dost bilinenler, kişiyi yanıltıcı olabilirler.

 
 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ