Hepimiz Mutsuzuz

Şemseddîn Sâmî'nin Kamus-ı Türkî'deki "İfâde-i Merâm" başlıklı mukaddemesi:
 
Lugat kitabı bir lisânın hızânesi (hazînesi) hükmündedir. Lisân kelimelerden mürekkebdir, ki bu kelimeler dahî, her lisânın kendine mahsus birtakım kavâide tevfikan, tasrif ve terkib edilerek, insanın ifâde-i merâm etmesine yararlar. İmdi lisânın sermayesi kelimelerle kavaid-i sarfiyye ve nahviyyesinden ibârettir. 
Devamını oku...

Hepimiz Mutsuzuz
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 29 Mart 2015 10:05

DÜNYA GÜZEL AMA İNSANLAR MUTSUZ

altTeknoloji çağındayız, pek çoğumuz sıkıntılardan uzak yaşamaktayız. Rahatlık ortamındayız, elektronik ev aletleri insanın yapabileceği her şeyi en kolay ve daha güzel biçimde yapıveriyor. İnsanların pek çoğu kadınlı erkekli çalışıyor ve çoğunluk lüks içinde yaşıyor buna rağmen insanlar mutsuz; kavgalar gürültüler evlerden uzak değil, toplumda şiddet hâkimiyet kurmak istiyor, zira herkes birbirine öfke dolu bakıyor, Sevgi önemini yitirmiş, sosyal paylaşımlarda satırlarda kalmış, geçmişin muhabbetli ortamları hatırlardan bile silinmiş. Sokağa bir çıkın o muhteşem binaların, bir boydan bir boya uzanan tertemiz yolların, o yolların üzerindeki pırıl pırıl arabaların, gözleri kamaştıran çarşıların, meydanların ortasındaki insanların yüzü gülmüyor. Eksik olan ne "Birbirimize karşı sevgi, saygı, hoşgörü" herkes bunu biliyor, lakin  kimse birbirine veremiyor, fitne sarmış çevremizi güzellikler o çevreden içeri giremiyor.

“Bakışımızda güneşin sıcaklığı, sesimiz ve sevgimizde suyun berraklığı ve ışıltısı olmalıdır ki, karşımızdaki insanın ruhundaki karanlıklar dağılabilsin...”

Yıllarca önceydi, Yukarı Ayrancı dolmuşuna binmiş, Kızılay’a gidiyordum. Bir durak aşağıda bir yolcu bindi, yanımdaki boş yere oturdu, selâm verdi, hatır sordu. Baktım, ilkokulda beraber okuduğumuz bir arkadaş. Bir süre eski günlerden bahsettikten sonra: “Biliyor musun ” dedi. “Hayat artık benim için bir yük oldu, yaşamak hiç bir heyecan vermiyor. Sabahleyin kalkıp, kahvaltımı yapıp, gazeteme biraz baktıktan sonra ne yapacağımı bilemiyorum. Henüz ismini koyamadığım bir sıkıntı, bir bunalım içindeyim. Bu ruh hâlini yaşarken, bazen eşimle istemeyerek de olsa aramızda sert münâkaşalar geçiyor. O da benim gibi bunalım içinde. Arada birbirimize darıldığımız, kırıldığımız da oluyor. Günlerce birbirimize çocuklar gibi küs kalıyoruz. Sonra bunun çok saçma bir şey olduğunun farkına varıp, barışıyoruz. Bir süre sonra yeni dargınlıklar geliyor. İnanır mısın bazen yaşamak da istemiyorum.” Sohbet bu minval üzere devam etti. Kızılay’a gelince birbirimizden ayrıldık. Bu olayı uzun süre düşündüm. Bunalan, sıkılan yalnız benim ilkokul arkadaşım değildi. Bu insanlar yalnız Ankara’da, Türkiye’de yaşamıyorlardı. Bütün dünya bunlarla doluydu. Allah nasip etti, büyük şehirlerin hepsini gördüm, havalarını teneffüs ettim, bağırlarında az çok yaşadım. Mesleğim gereğide bazen adına uygar denilen birçok mekanları gezdim, gördüm. Medeni bilinen nice insanlarla görüştüm, söyleştim. O paralı insanların, pahalı muhteşem binaların, bir boydan bir boya uzanan tertemiz yolların, o yolların üzerindeki pırıl pırıl arabaların, gözleri kamaştıran çarşıların, meydanların ortasındaki insanların da yüzü gülmüyordu. Adına stres diyorlardı, gerilim diyorlardı. Sosyolog Soroki’nin deyimi ile bir bunalım çağının insanlarının yıkık, şaşkın, perişan ruh halleri diyorlardı. Ama ne hikmetse, kimse meselenin köküne inmiyordu. Papa’yı ziyarete gidenler bile, yanlarında hediye olarak ipek halıyla, vazo götürüyorlar, ama Kur’an-ı Kerim’i, Hadis-i Şerif’leri, Sünneti Seniyye’yi anlatan eserleri götürmüyorlardı. Eğri oturalım doğru konuşalım, meseleleri açıkça, mertçe, yiğitçe ortaya koyalım. Bugün bütün dünya, gerçek İslâm’ı bekliyor. Onun susuzluğu içinde kıvranıyor...

Yeryüzündeki bütün insanların tek önderi, tek lideri, tek rehber edinecekleri şahıs, Hz Muhammed’dir. O Yüce Peygamberin yolunda gidenler, yeryüzündeki bütün insanları, bütün hayvanları, bütün bitkileri ve bütün cemâdâtı, Muhammedî aşkın potasında birleştirerek, dünyada da âhirette de memnun, mesut ve bahtiyar olacaklardır.

İnsanlık kültür tarihinde, sentezin en güzel örneğini Resulullah Efendimizde görüyoruz. Kâinatın Efendisine aşkla bağlananlar mutlu oldular, huzurlu oldular. Maddi ve mânevi güzellikleri beraber yaşadılar. Muhammedî aşka ulaşmadıkça, gerçekten mutlu olmamıza imkân ve ihtimal yok. İnsanın kafasında, gönlünde, iç dünyasında, ailesi içinde, iş hayatında, sosyal hayatında, ülkesinde ve bütün dünyada Resulullah’ın yolunda gidenler, en güzel sentezi yaşayacaklar, var oluşun en güzel heyecanlarını duyacaklardır.

 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ