Nereye Kadar

HEY GİDİ KIŞLAR HEY! KİMİ YAHŞİ KİMİ YAVAN 

KİMİ ZORLU KİMİ KORLU NE KIŞLAR GELDİ GEÇTİLER

Hayatımın 60. Kışına merhaba dedim.

Elbette diğer mevsimleri de bu kadar yaşadım. Onlarında kendilerine özgü birçok güzellikleri ve zorlukları vardı. Ancak kış mevsimi kendisini daha çok hissettiriyor işte.

 Kış, en otoriter baba mevsimdir…

Diğer mevsimler gelir, yaşanılır ve geçer. Onlar için öyle fazla bir hazırlık yapmazsınız.

 Peki ya kış?

Kış zorludur.

Onu öyle sıradan bir mevsim gibi karşılayamazsınız. O daha gelmeden hazırlık yapmanız gerekir. Her türlü tedbirinizi almanız gerekir. Hem de günler hatta haftalar öncesinden. Eğer hazırlıksız yakalanırsanız sizi üzer ve hayatınız boyunca bir daha unutamayacağınız sertlikte bir ders verir.

 Kış, ağır misafirdir…

Devamını oku...

Nereye Kadar
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazar, 03 Mayıs 2015 06:06

altÜnlü Arjantinli devrimci Che Guevera’nın hayatı,  ömrü boyunca Amerikan emperyalizmine savaşla geçmiştir. Ölümünden sonra kahraman bellenmiştir. Komünist bir karakter olduğu halde üzerine resmi ya da ismi basılmış her obje, halen binlerce adet satılmaktadır. Emperyalist ülkeler dâhil hâlâ aranan ve sürekli üretilen objelerdir.

Siyasetten hiç hoşlanmam. Nefret ederim. Burada biraz siyasete bulaşacağım. Biz yıllarca emperyalizmle savaşan karşı duran muhalefet eden herkese komünist, sosyalist, moskof filan gibi etiketlemelerle damgaladık. Şu andaki dindar geçinen kesime baktığımızda görüyoruz ki Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren emperyalistlere bırak karşı durmayı, muhalefet bile edemiyorlar. Hâlbuki İslam dini zulme karşıdır. Zalimden yana değil mazlumdan yanadır. Şöyle bir anlayış var bana dokunmayan yılan 1000 yıl yaşasın istikrar devam etsin. Devletimiz devam etsin, iktidarımız sürsün.

Nereye kadar, her şeyin bir haddi ve sonu vardır. Lakin o son geldiğinde halk bitap düşmekte, hakkını arayamaz olmaktadır. İktidarların hırsı yüzünden halk her yönden geriletmekte, geleceğini perişan etmektedir. Yüzyıldan buyana geldiğimiz noktayı görmüyor musunuz din kardeşlerim? Hep iyi gibiyiz, ama halk olarak hep sıkıntı içindeyiz. Hep kandırılıyoruz, giderek kötüye gidiyoruz, ama iyiye gidildiğini sanıyoruz. Her iktidara gelen bizi vaatlerle avuttu durdu. Bizim avurtlarımız çökerken, onlar ne mutlu oldu. Biz kendi içimizde her şeyi boş ver, hale getirilirken; maddi yetersizliğimizi sineye çekerken, kayıp giden maneviyatımızın farkında bile olamıyoruz.

Etrafındaki ülkelere bakıyorsun hepsi yangın yeri, etrafımız kan gölü, sesimiz çıkmıyor. Müslümanlığımızda pasifleştik, duyarsızlaştık. Ülkemiz Müslüman ülke biliniyor, lakin Müslümandan çok mal dolu. “Ben iktidarla iyi olayım, oğlumu gelinimi işe aldırayım, paraları yığayım, günüm benim iyi geçsin başkasından bana ne?” fikriyatında mallar dolu.

Peki, “Bana ne” diyenlere soruyorum. Bir gün kıvılcımlar sıçrarsa, yangın yerinde ne yapacağız? Sıra bir gün bize geldiğinde bizi kim koruyacak? Kim seni mülteci olarak kabul edecek? Allah korusun biz ülkeyi terk etmek zorunda bırakılırsak, sığınacağımız bir ülkede yok. Tehlikenin farkında mısınız? Şimdi farkında değilsek, işte o vakit bizim için başa gelecek akıl için, çok geç kalınmış olacak. Buraya sayfalar dolusu yazı yazarım, ama ne fayda; bazı insanlara ne yazarsan yaz boş. İyi ki ahiret varda burada hesap sorulamayacak insanlardan orda çatır çatır hesap sorulacak...

altGeride bıraktığımız günlerden biri 1 Mayıs’tı. İşçi bayramı! Ülkemizde yine işçi bahane edilerek kendi amaçları doğrultusunda bazı gruplar, ellerinde emellerine yönelik bayrak ve posterlerle yürüyüş yapmış. Şimdi diyeceksiniz ki konuyla ne alakası var! Şöyle: Ne gariptir ki! On binlerce insanın ölerek ve mücadele ederek yüz yıllardan beri anlatmaya çalıştığını. Faşizm, militarizm ya da başkaizmler, yahut kendini dindar belletip, dini doğru bilmeden dinden beslenenler nerede ne şekilde olursa, başa geldiği birkaç yıl içerinde herkese en aptalına bile kafasına vura vura kendini anlatıyor, kalabalıklara kabullendiriyor.

Acaba diyorum, cuma günü kaç Hoca Efendi 1 Mayıs’tan bahsetti, işçi haklarından bahsetti? Bunca zamanlardır bahsetmiş olsalardı, farklılıklara fırsat verilir miydi? 

Tutturmuş bir kesim “1 Mayıs komünist bayramıdır” bunu belletmişler, niyetini öğretmemişler. Binlerce insan sigortasız kaçak çalışıyor. Her yıl yüzlerce insan iş kazalarında ölüyor sakat kalıyor, asgari ücretle yaşamaya çalışan milyonlar var bu memlekette, işverenlerde 4x4 ciplerle asfaltı ağlatıyor. Bugün ülkemizin geldiği noktada fırlama zenginler var. (yani dünkü günde kim olduğu bilinmeyenler, birden zengin ve itibarlı olarak karşımıza çıkıvermişler.) Ülke genelinde yeni zenginleri basın sıklıkla gündeme getiriyor da, ya Anadolu toprağında olanlar? Sizin çevrenizde böyleleri yok mudur?

 Ben senelerce basın ortamında haksızlıklarla mücadele ederken, gün geldi kendim uğradığım haksızlıklar neticesinde, çocukluğunda mankafa ve işe yaramaz bildiğim birinin genç medya patronu olarak karşıma çıkmasıyla, yanında çalışmak zorunda kaldım. İşi bilmiyor, ama parasının kaynağı ve miktarı belirsiz… İş konusunda işçinin iş gücüyle ve benim bilgimden nemalanıp çevresini geliştiriyor. Lakin ben ve diğer çalışanlarına hakkımızı tam olarak vermiyordu. Hatta bu sonradan görme, işçisinin yanında halis bal kavanozlarını kaşıklardı. Kalkar, sonra çalışanlarının gözü önüne seccadesini serer namazını kılardı. Niye geçmiş zamanlı anlatıyorum, çünkü “Namaz kılıyorsun, ama bizim hakkımızı yiyorsun” dediğim için bağlarımız koptu. “Allah’la arama girme” diye de dünkü tembel çocuk, bugünün zengin genç iş adamı sayılan, hak yiyen adam, beni kendi üslubunca uyardı.

Hadi bir düşünün, sizin çevrenizde de vardır dindar geçinip öğlen yemeğine Paris e gidenler, kafası estiğinde Umre ’ye giden, ama çalıştırdığı işçinin hakkını yiyen zenginler var, vardır. Oysa Müslüman bilinen bizlere Hadisi Şerif te derki; İşçinin emeğini, alın teri kurumadan veriniz.

altBaşa dönecek olursak: Her ne kadar yanlış bir dünya görüşüne bağlanmış da olsa da, yanlış metotlarla yola çıksa da Che’nin sömürgeci beyaz adama karşı halktan yana bir tavrı olduğu da bir gerçektir. Che'nin ikon statüsünün sağlamlaşmasının nedeni başarısız olmasıdır. 14 Haziran 1928 tarih doğumlu Che Guevara Bolivya'da yakalanınca, onu kimin öldüreceği askerler arasında yapılan bir kura sonucu saptanır. Mario Teran'dır bu asker. Tarih de, 9 Ekim 1967. Che’nin öyküsü yenilgi ve tecrit içerir ve bu nedenle de çok çekicidir. Yaşasaydı, Che miti çok uzun zaman önce ölmüş olacaktı. Belki de zaman içinde kahraman yerine, farklı algılanacaktı. Ve unutmayın hiç bir kahraman yakalanacağını anladığında saklandığı yerden “Ateş etmeyin! Ben Che Guevara'yım ve canlı olarak daha değerliyim” demez! Adamın son halini anlatan çeşitli rivayetler var, ama ne bakıma doğrudur aktaran kimdir bilmiyoruz. Her neyse biz adamın ömür boyu duruşuna bakalım, son saniyelerine değil...

Küba devleti Guevara’nın anısını ayakta tutmak için ülke çapında sayısız heykel ve sanat eseri yaptırdı, okulları, işyerlerini, kamu binalarını, ilan panolarını ve paraları Guevara’nın resimleriyle donattı. Che Guevara’nın yaşamının uluslararası alanda ilgiyle karşılanması da ülkenin gelişen turizm sektörüne büyük yarar sağladı. Ortalığı karıştıranlar, beyinleri bulandıranlar, ölümünden de yararlanılmak adına ülkeler arası bilinen kahraman olabiliyor. 

 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ