Ben mi Cadıyım, Sistem mi Cadı Kazanı

Ben mi Cadıyım, Sistem mi Cadı Kazanı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Salı, 20 Aralık 2011 21:39

Önce sorularım ve önerilerim var:

altİstiklal Marşımızı her yerde okumasak,

Önce kendi evladımıza sahip çıksak,

kültürümüzü zenginleştirsek.

Dürüstlüğü ilke edinsek,

yağcılıktan, yalandan, riyadan arınsak;

Yaşamımız daha kaliteli, sevgilerimiz samimi ve

Dostluklarımız kalıcı olmaz mıydı?

Hem insanlarla tıkış tıkışım, hem çöller kadar ıssızım.

Evet, kendimi çoğunlukla çöller kadar yalnız ve ıssız hissediyorum. Oysa yıllardan beri binlerce insan kalabalığı tanıdım. Çevrem hiç insansız kalmadı. Hiç boşluğa düşüp konuşacak insan aramadım. Çünkü hep birileri vardı. Mesleğim zaten insanla iletişimi gerektiren bir iş, dolayısıyla ‘insan+ diyalog’ hep var oldu benim hayatımda. Buna rağmen kalabalıklar arasında kişinin kendini yalnız hissetmesi ne demek?

Etrafımda riya dönüyor, maskeli insanlar turluyor, sahte gülücükler kol geziyor demek.

“Ben böyle olmayı sevmiyorum” desem de, öğütülmek istemesem de, çarkın içinde ister istemez bulunuyorum ne yazık ki.

Bu hafta 21-25 Aralık günleri mücadele ve şehitler haftası, yurdumuzun kıymetini bilmemiz, nasıl korunduğunu anlama haftamız. Tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Bu haftanın önemine nasip olursa, yarın değineceğim. Ama önce üst satırlarda kara kalemle yazdığım başlıkları gündeme taşımak istiyorum.

Gün içinde etrafta o kadar çok yanlış görüyorum ki; hangi birinden söz edeyim, şaşkın hallere dönüyorum. Zaten konu etsem, cadı bulunuyorum, sevmeyenlerimin sayısı kabardıkça kabarıyor. Etmesem içim el vermiyor, rahatsız oluyorum. Gerçi hiçbir yanlışı es geçmem. Bireysel uyarımı sözlü olarak da yansıtırım. Okurlarım benim dilimin keskinliğini ve kalemimin doğruluğunu bilir de; ne var ki, makam sahiplerinin ve bazı kokanaların işine gelmem, onlardan tafra dolu tepki alırım.

Ama bilirim ki, birilerinin “kral çıplak” demesi lazım gelir. Yoksa bu çarpıklıklar artar eksilmez, taşar dökülmez; içimize yerleşir, bizde ‘gelenekmiş’ sanarak, gördüklerimizi benimsemiş oluruz.

Çarpık düzen içinde savrulup gidiyoruz, fren ayarımız bozulmuş, balatalarımız tutmuyor, lakin tamiri de gerekli bulunmuyor. Suçu kendimizde arayacağımıza sisteme atıfta bulunup, “böyle gelmiş, böyle gider”i oynuyoruz. Rolümüzü de çoğumuz iyi beceriyor doğrusu. İnsanların pek çoğu, yalanda ve yamuklukta oskarlık olmuşlar haberleri yok…

Her neyse, bu konu nasılsa burada bitmez. Bir yerlerden üst satır başlıklarını irdelemeye başlayalım. ama ne zaman, kısmetse yarın.