İftar Sofrasında Bir Gazel: Düştüm, düştüm...

İftar Sofrasında Bir Gazel: Düştüm, düştüm...
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 22 Haziran 2015 19:16
Tohum ekelim, vitrine çıkaralım, sofraya koyalım, bir harf diyelim, biz bildiğimizi saçalım, canlar sevinçle kapışsınlar!
Kendi bostanımızı yetiştirelim böylece. Kendi küpümüzü dolduralım. Kendi ruhumuzu doyuralım.
Elif olsun o harf, gamzesi sinemize batan hani... Gayri gamzelenmesin güzel gözler.
 
Epey sıkıntılı, hayli kaygılı geçen günlerin ardından; bugün, böyle büyük hazinelerin peşine düşünce ürpermeden yol almak ne mümkün? Define varsa yılan da var demektir çünkü. Ve başka müşkiller... Hele de işin çok başında isek henüz. 
Böyle bir kaygı içime düşünce önceki gün, eyvah dedim, kesilecek kerem bak gör, hamdolsun ki suhûlet keremi kesilse de ikram kesilmedi. Bir hayli zorluk aşarak bir gazel "dilde ettim".  parbunkells
 
Öncesinde; rüzgârla, hanımeli ve asma cümbüşü ile, serçeler, kumrular, en çok da güvercinlerle hâlleşiyorum biraz. Bu sabah, birâderimle birlikte güvercinlere bakarken tam başımızın üstünde bir silah patladı. Silah olduğunu nereden bileyim, bilemedim o ân tabii... Gökten kuş tüyleri yağınca anladım. Rüzgârda süzülerek yere indiler bir süre.
Bu gazelin içeriğinde o kuşun vurgunu var. Konfeti gibi yere süzülen tüylerin her birinden hüzün devşiriyorken; ben, içimdeki deli derviş semaa durmuş meğerse.
 
 
alt
 
افتادم افتادم در آبی افتادم
گر آبی خوردم من دلشادم دلشادم
 
Uftâdem, uftâdem, der âbî uftâdem
Ger âbî hôrdem, men dilşâdem, dilşâdem
 
Düştüm, düştüm, suya düştüm
Gerçi su yuttum, amma yine de neşeliyim (gönlüm şâd), neşeli
 
بر دف نی بر نی نی یک لحظه بیگارم
بر خم نی بر می نی پیوسته بنیادم
 
Ber def-i ney, ber ney-i ney yek lahza bîgârem
Ber hum-i ney ber ney-i mey peyveste beniyâdem
 
Ne def çalmaktayım, ne de ney üflemekteyim, (bunlar hakkında) bir ân emeği olmayan işsiz güçsüz biriyim
Ne küp yüzünden, ne mey yüzünden neşem, kabıma sığamıyorum
 
 
در عشق دلداری مانند گلزاری
جان دیدم جان دیدم دل دادم دل دادم
 
Der aşk-i dildârî, mânend-i gülzârî
Cân dîdem, cân dîdem, dil dâdem, dil dâdem
 
Bir gönül sâhibinin (gönül alanın) aşkıyla, gül bağçasına dönüşmüşüm
Can gördüm, can gördüm, gönül verdim, gönül verdim
 
 
می خوردم می خوردم در شهرت می گردم
سرتیزم سرتیزم پربادم پربادم
 
Mey hôrdem, mey hôrdem, der şehret mî gerdem
Sertîzem, sertîzem, porbâdem, porbâdem
 
Mey içtim, mey içtim, senin şehrinde dönüp duruyorum
Öfkeliyim, öfkeliyim, sözlerle doluyum, söylenip duruyorum
 
گر خودم گر جوشن پیروزم پیروزم
گر سروم گر سوسن آزادم آزادم
 
Ger hodem, ger cûşen, pîrûzem, pîrûzem
Ger servem, ger sûsen, âzâdem, âzâdem
 
Miğfer de olsam, zırh da olsam, muzafferim, muzafferim
Servi de olsam, zambak da olsam, âzâdım, âzâdım
 
از چرخی از اوجی بر بحری بر موجی
خوش تختی خوش تختی بنهادم بنهادم
alt
 
Ez çerhî, ez evcî, ber bahrî, ber mûcî
Hôş tahtî, hôş tahtî, benihâdem, benihâdem
 
Gökyüzünden, arştan, deniz üstüne, dalga üstüne
Güzel bir taht, güzel bir taht, kurdum, kurdum
 
مولایم مولایم در حکم دریایم
در اوجش در موجش منقادم منقادم
 
Mevlâyem, mevlâyem, der hukm-i deryâyem
Der ûceş, der mûceş, munkâdem, munkâdem
 
Âzadlı köleyim, âzadlı köleyim, denizin hükmü altındayım
Arşta, dalgaların arasında köpürürüm, dalgalanırım, ona boyun eğmişim, ona boyun eğmişim
 
ای کوکب ای کوکب بگشا لب بگشا لب
شرحی کن شرحی کن بر وفق میعادم
 
Ey kovkeb, ey kovkeb, beguşâ leb, beguşâ leb
Şerhî kon, şerhî kon, ber vefk-i mîyadem
 
Ey yıldız, ey yıldız, aç dudağını aç 
Hani bir sır vardı ya, o sırrı bana va'dettiğin gibi açıkla, açıkla
 
 
هر ذره هر پره می جوید می گوید
ز ارشادش ز ارشادش استادم استادم
 
Ey zerre, ey perre, mî cûyed, mî gûyed
Zi irşâdeş, zi irşâdeş, ustâdem, ustâdem
 
Her zerre ve her katre, hem onu arar durur 
Ve onun irşâdıyla, onun irşâdıyla, "Ben üstâdım, ben üstâdım" der durur
 
 
Mevlânâ Celâdeddîn'in Dîvân-ı Şems'indeki gazeliyâtının 1494 numaralı gazelidir.
İsteyenler buradan bakabilirler: http://ganjoor.net/moulavi/shams/ghazalsh/sh1494/