Adnan Karaismailoğlu ve Mevlânâ

Adnan Karaismailoğlu ve Mevlânâ
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Pazar, 12 Temmuz 2015 18:34
بسم الله الرحمن الرحيم، الحمد لله رب العالمين، والصلاة والسلام على أشرف الأنبياء والمرسلين سيدنا محمد مصطفی وعلى آله وصحبه أجمعين.
 
alt
Asrımız Mevlevî âlimlerinden olan, Arabî ve Fârisî lisanlarına son derece vâkıf ve hâiz-i mutlak bir üstâd.
 
44 ciltten müteşekkil ve dünyâda emsâli bulunmayan İslâm Ansiklopedisi'nin muhtevâsına da hatırı sayılır derecede muazzam katkılar sağlayan Muhterem Adnan Karaismailoğlu, Ankara vilâyeti Kızılay Meydanı'ndan Maltepe'ye doğru çıkarken sol tarafta bulunan Menekşe Sokak'taki bir binada kurduğu Mevlânâ Araştırmaları Derneği'nde yıllardır meccânen, fî sebîlillâh Osmanlıca ve Farsça dersleri vermektedir. Eğer ki yolunuz bu dergâha düşerse nasiblenmenizi tavsiye ederim.
 
Hayatım boyunca tanıdığım Trabzonlu yazarlardan birisi de kendisidir. Ma'lûmunuz Trabzon'dan epey mikdarda yazar ve ilim adamı çıkmaktadır. 
 
Kendisiyle bizzât tanışıp feyz aldığım bu yazarlar arasında meşhûr târihçi Üstâd Kadir Mısıroğlu da var. Ki Kadıköy Hasanpaşa'da ikâmet ettiğim dönemde, Üsküdâr'daki Osmanlı İlim ve İrfân Vakfı'nda her cumartesi verdiği târih sohbetlerinin bir müddet müdâvimlerindendim.alt
 
Trabzon târihi ile alâkalı bir ton kitap neşretmiş olan Mustafa Yazıcı Isparta'yı ziyâret ettiğinde de birkaç gün kendisiyle berâber olmuştum. Bana sayısız kitap hediye etmişti. 
 
Bir de Almanya'da yaşayan Trabzonlu yazar Rûhî Türkyılmaz'la beş altı sâati bulan bir muhâveremiz oldu. Câlib-i hayretle beni dinleyip, şahsıma yönelik bol bol takdîr ve iltifâtın ardından kendi kitaplarını şahsım adına imzâ edip verdi. Buradan hepsine selâm ederim.
 
Adnan Karaismailoğlu Hoca da bu hatırlı ve mübârek şahsiyetlerden biridir, zîrâ kendisiyle epey müddet münâsebetimiz oldu ve aramızda ülfet husûle geldikçe onun şahsını, ilmini, terbiyesini, asâletini, ahlâkını, insanlığını yakînen ve derinden müşâhede etme fırsat ve imkânına kavuştum. 
 
Trabzon'un Of kazâsında 1957 târihinde dünyâ arsasına kadem basan Karaismailoğlu, 1979 senesinde Erzurum Üniversitesi Arab Fars Filolojisi'nden mezun olmuş.
 
Yine birkaç kitabın nâşiri Prof. Nazif Şâhinoğlu'nun husûsî talebelerinden biri de olan Karaismailoğlu, Selçuk Üniversitesi'ndeki Farsça kürsüsünde yıllarca hocalık yaptıktan sonra Kırıkkale Üniversitesi'ne Profesör unvânıyla geçmiş ve hâlen burada ilmî çalışmalarına devâm etmektedir. Şâhinoğlu'nun Farsça gramer kitabı da ilgilileri için güzel bir eserdir diyebilirim.
 
alt
Muhterem Adnan Hocaefendi'nin çalışmaları bilhâssa Mevlânâ Muhammed Celâleddîn-i Belhî merkezlidir. Her sene Konya'da Mevlevî külliyesindeki ihtifâllere iştirâk eder. Bu hususla alâkalı nice konferanslar vermiş, yazılar neşretmiş. 
 
Bende de Karaismailoğlu'nun Mevlânâ mesnevîsinin mensûr tercümesi bulunmaktadır. Bununla birlikte Rahmetli Şefik Can'ın mensûr mesnevî ve Dîvân-ı Kebîr tercümeleri ile berâber, Ankaravî Rusûhî İsmail Dede ile son dönem Mevlevîlerden Tâhir Olgun'un mesnevî şerhleri ile bir de Nahifî'nin manzûm tercümesi elimin altındadır. Bir de Prof. Mehmed Kanar'ın manzûm tarzdaki mesnevî tercümesini merak ediyorum, alıp tahkik ve tetkik etmeyi plânlıyorum. 
 
Tabii bunlar arasında çözümlenmesi en zor olanı rahmetli Ankaravî'nin şerhi olup, benim gibi birinin bunun içinden çıkması kâbil değil aslâ. Tam bir demir leblebi. Bir sürü tasavvufî, fıkhî, ıstılâhî deyim, terim ve kavram var. Dili de çok kesif. 
 
İnsan düşününce hayretengîz bir vaziyette ağzı açık kalıyor. Zirâ âmâ olduğu hâlde Mesnevî'nin tamamını ezberleyip İstanbul'daki Âmâlar Medresesi'nde bununla ilgili dersler veren Şeyh Osman Kemalî Efendi'nin Aşk Sızıntıları kitabıyla ilgili daha evvel müteaddid yazı yazmıştım. 
 
Bunlardan bir tanesi olan Enîsu'l Fukarâ'yı buradan okuyabilirsiniz:
 
 
Aşk Sızıntıları'nda en çok hoşuma giden iki beyit de şunlardır:
 
Bermurâd olmak dilersen nâmurâd ol dâimâ
En büyük kâm aldığın en çok merârettir sana
 
ve
 
Yükseğe kalktım deme fazla sukutundur senin
Fazla yüksekten düşersen fazla şiddettir sana
 
Bunlar son derece ârifâne ve kâmilâne söylenmiş kelâmlar.
 
Henûz Farsça ile hiç alâkam olmadığı yıllarda, Ferid Kam'ın Farsça şiirleri elime geçmişti. Beğendim, hoşuma gitti. 
alt
Sonra Farsça denizinin muhabbetli sularına dalmaya karar verdim. O sıralar sâdece Türkî şâirlerin (Fuzûlî, Şeyh Gâlib, Nâbî, Bâkî, Nedim, Ziyâ Paşa, Muallim Nâci gibi) eserlerine mübtelâydım ve bana ilk hediye verilen kitap olan Ferid Devellioğlu'nun sözlüğünden, bilmediğim kelimelerin ne anlama geldiklerini araştırmayla vakit geçiriyordum. Böylelikle Farsça âşinâlığı da ediniyordum lâkin Farsça hakkında en ufak bir ma'lûmatım yoktu.
 
2007 senesinde bilvesile tanıştığım bir Hocaefendi'nin, İstanbul Üniversitesi Arab Fars Filolojisi 1968 mezunu olduğunu öğrendim. Kendisi o devrin muazzam ve muhteşem hocalarından (Ali Nihad Tarlan, Fâruk Kadri Timurtaş, Ahmed Ateş, Polonya Yahudisi bir Müsteşrik olan Helmut Ritter, Nihad Çetin gibi kıymetli şahsiyetlerden) dersler almış biriydi. Bana ikinci hediye edilen kitap da Fâruk Kadri Timurtaş'ın Osmanlıca gramer kitabıydı.
(Ki bahsolunan bu birbirinden değerli hocalar, aynı bölümde okuyan ve Avustralya'da bir câmi açılışına gitmekteyken trafik kazası neticesine müncer, damadı Prof. Dr. Ali Yücel Uyarel ile birlikte âhirete irtihâl eyleyen rahmetli Nakşibendî şeyhi Prof. Dr. Mahmûd Es'ad Coşan'ın da hocalarıydılar.)
 
İşte ben de böyle hazinedâr birinin rahle-i tedrisine oturmak ihtiyâcı hissettim. 
Şaşkınlıkla etrâfı tanımak gayreti içinde gözleri yeni açılan bir bebek gibi, bir şeylere yeni yeni vukûfiyet kesbetmeye çalışıyordum. 
 
Bu kazançlarımın ehemmiyetli bir kısmını Adnan Karaismailoğlu'na da borçluyum.
Kendisi sâdece bir Farsça muallimi değil, Mevlevî bir derviştir de ve aynı zamanda son derece mutevâzı, gönlü zengin ve eli bol bir kimsedir. Cenâb-ı Peygamber'in ahlâkıyla müzeyyen olma gayreti ile germâgerm bir vaziyettedir.
 
alt
Üniversitede ders süresi bitiminde sınıftan ayrılırken talebelerine "yürüdüğünüz yollar gül bahçesi olsun" diye vedâ eder. 
 
Adnan Hoca'nın bilgi birikiminden ziyâde, ârifliği ön plândadır. Zîrâ Yûnus Emre Hazretlerinin de dediği gibi; Okumaktan mânâ ne, kişi Hakk'ı bilmektir, çun okudun bilmezsin, ha bir kuru emektir. 
 
Kuru kuruya ilim sâhibi olmak insanın kibrini ziyâdeleştirir ancak. 
Kezâ kişi, Sûre-i Cum'a âyet 5'te tavsif edilenlere benzer ve bir kamyon dolusu kitabı sırtlanmış eşek gibi olur. 
Kendilerine Tevrât yüklendiği hâlde onu taşımayan, ya'ni içindeki hükümlerle amel etmeyen Yahudiler'in durumuna düşer.  
 
Hakîkî âlim, bildiği az bir şey bile olsa, bildiğiyle amel edebilendir. 
 
İşte bu îzâhtan mülhem, deryâlar dolusu bilgiye hâiz bir enginlikte olduğu hâlde kasıla kasıla yürüyenlerden değildir Adnan Karaismailoğlu. Pek sâde ve gösterişsizdir, çalım yapmaz, caka satmaz, hava atmaz. Boynu bükük, tevâzu timsâli bir derviştir.  
 
Ömrünü ma'nevî mürşidi olan Mevlânâ'ya vakfetmiş ve mürşidinin işâretiyle yürümüş, böylelikle de gönlüne yağan ilâhî nefhâlarla, nağmelerle kâmil bir insan olma yolunda hayatını harcetmiş biridir o. Ma'rifet sâhibidir. Bilgiyi bilmek ayrı, öğrenmek ayrı, bunu irfâna kalbetmek ise apayrı bir hâdise. Hakk'a vuslat yolunda devâmlı kalbi uyanık bir sâliktir Adnan Hocaefendi. Seyr u sülûkunda nice mertebelere vâsıl olmasını temennî ederim. 
 
Hakk'a vuslattan maksad, hâşâ Allah bir yerde oturuyor da ona varıp kavuşmak değil tabii. Aslında Allah bir yerde oturmuyor ama ona varıp kavuşmak kısmı doğru. Neticeten Cennet-i Âlâ'da, Firdevs'te, Adn Cennetleri'nde ba'zı günler, Cemâlullah'ı temâşâ günleridir. Ehl-i Cennet bu vakitlerde Allahu Teâlâ Hazretleri'nin cemâlini seyreder dururlar. 
 
Dolayısıyla Hakk'a vuslat, Cennet'e ve dolayısıyla Cemâlullah'a kavuşmak olup, bunun da tek şartı Allah'ın rızâsını elde etmektir. Bu rızâ vuslatın cümle kapısıdır.
 
Âşıkın ma'şûkuna visâlinin yegâne şartı Mü'min ve Müslüman olmak ve Muhammedî bir hayat idâme ettirmekle mümkündür. Bunun başkaca bir yolu, yordamı veya alternatifi bulunmuyor. Bu da Kur'ân'da "sırât-ı mustakîm" diye tesmiye ediliyor. 
 
Peki ya Mevlânâ kimdir? 
Tıpkı, Risâle-i Sipehsâlâr'da babası olduğu belirtilen Bahâeddîn Veled gibi bir ârif ve mütefekkirdir, bir velîdir. 
Amma kimin velîsi? Dünyâda iki çeşit velî var. Kur'ân'da da zikredildiği üzere Mü'minler Allah'ın, kâfirlerle munâfıklar da şeytânın velîsi.
 
Çünkü bir fiş bile iki prizden birine sokulur. 
Bir tren dahî iki raydan birinde yürür. Lüzumsuz makas değiştirirse karşıdan gelenle birbirine girerler.
İnsanlar da ya Hakk'ın ya da bâtılın râhgüzârındadır. Bir üçüncü yüzü yoktur aynanın.
alt
 
Mevlânâ'ya sâde bir şâir gözüyle bakmak elbette kûtâhdîdegânın işidir. 
Hattâ ona filozof gibi bir sıfat yakıştırmak da gâyet yakışıksızdır. Çünkü Mevlânâ Hazretleri Hakk'ı ve hakikati aksettiren âyîne misâlidir. Konfüçyüs gibi havaya bakıp lakırdı ihdâs etmemiştir. Zâten İslâmiyet'te şahsî kanâat ihdâs etmek, kendi görüşünü orta yere atmak gibi bir mefhûm yoktur. Kur'ân ve Sünnet'e göre hareket etmekle mükellefiz.
 
Feylesoflar hakkında da İmam Gazâlî Hazretleri'nin Tehâfutu'l Felâsife eseri incelenebilir. Gerçi İbn Rüşd de Tehafutu't Tehâfutu'l Felâsife'yi yazmış, Rüşd'e nazîre olarak da Tehâfutu't Tehâfut'ul ilânihâye Tehâfut diye sürüp giden bir sürü karşıt görüşlü eserler neşredilmiştir. 
 
Böylece bir ara, bir tehâfut geleneği baş göstermiştir. Herkesin birbirini tenkid ettiği reddiyeler silsilesi olan bir dönem. Ancak esas olan felsefe değil, Kur'ân ve Hadîs'tir. 
 
Gönülperver Hocam Adnan Karaismailoğlu'nun faâliyetlerine dönersek, kendisi pek çok eser neşretmiş bir sâhib-i kalemdir. Çeşitli vesilelerle de Mevlânâ hakkında canhıraş bir şekilde boğaz patlatmaktadır. Kendisinin bu gayretkeş çalışmalarına teveccüh eden nice insan, Karaismailoğlu'nu takdir etmekte ve nazar-ı dikkat ile bu deryâdil hocanın geniş bilgi hazinesinden müstefid olmaya azmetmektedirler. Muhterem Adnan Hoca'nın tevessülüyle Deryâ Örs, Mehmed Es'ad Sarıcaoğlu, Said Okumuş gibi değerli ve mu'teber kişilerle de tanışmak ve hasb-ı hâl etmek memnûniyetine erişmiştim. Hattâ Kıymetdâr Said Hoca ile kaht-ı ricâl üzerine uzun bir mülâhazamız da olmuştu. 
 
İşbu yazı vesilesiyle, hayâtının kısm-ı azamîsini ilim tahsiline, okumaya ve yazmaya adamış Adnan Karaismailoğlu üstâdımızın nice tuhfe-yi mübârekeleri için kendisine bâhusus şükran duygularımı arz eder, ellerinden öperim. Her vefâ sâhibi insan gibi, ben de kendisinden ayrı düşmenin burukluğunu yaşamaktayımdır. 
 
Zîrâ;
 
گفته اند اهل وفا بالاتفاق
اصعب الایام ایام الفراق
 
Gofteend ehl-i vefâ bi'l-ittifâk
As'abu'l-eyyâmi eyyâmu'l-firâk
 
Vefâlı insanların tamamı, en dertli günlerin ayrılık günleri olduğunu söylemişlerdir.
 
Ümid ederim kıymetşinâs insanlar da ehl-i tefekkür Adnan Hocaefendi'nin kadrini bilip kendisinden istifâde etmenin yol ve metodlarını erkânınca aramaya çalışırlar. Ben de, uzaktan da olsa kendisini yakından takip etmeyi sürdüreceğim.
 
alt
Son olarak sizlerle paylaşmayı arzu ettiğim, en beğendiğim câlib-i dikkat Mevlânâ beyiti: 
 
Çîst dunyâ? Ez Hodâ gâfil boden
Ne kumâş u nokde vu ferzend u zen
 
Dünyâ nedir? Allah'tan gâfil olmaktır
Yoksa ne kumaştır, ne gümüştür, ne oğuldur, ne kadındır
 
(Mesnevi-yi Ma'nevî'den)
 
چیست دنیا از خدا غافل بدن
نه قماش و نقده و فرزند و زن
 
Sözün sonunda Trabzonlu meşhûrlardan birinin tasavvûfî bir şiirini takdîm etmek istiyorum:
 
 
 
Maa's-Selâm ve maa'l-ihtirâm ile. 
 
Târık İleri
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir