Zambaklar Diyarı

Zambaklar Diyarı
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 08 Ağustos 2015 05:35

 SAPSARI OTLAR, BEMBEYAZ TAŞLAR

altGüne canım sıkkın uyandım. İçimde tarifsiz bir huzursuzluk vardı. Belki hayat yorgunluğundan olsa gerek, belki sebepsiz bir iç sıkıntısı. Siddin senedir dünya üzerinde yürümekten bitap düşmüş olmalıydım. “Aniden durursa ayaklarım, taşıyamazsa artık kalbim yorgunluğumu, iflasını ilan ederse? Ani göçersem dünyadan nereye gömülürdüm acaba, hangi yörenin toprağı beni kabul ederdi. Beni uğurlamaya gelenim olur muydu ki,” durduk yerde bu soru yığını takıldı beyin merkezime. Cevapları gelmeyince aklıma, defetmek yoluna yönlendim. “Aman sende Ayfer; öldükten sonra bunların ne önemi olur? Dünya üzerinde kalabalıklar arasında yalnız yaşamışken, riyakârlarla dolu çevrenden son yolculuğuna gelen olsa ne olur, olmasa ne olur?” alt

Değil işte, kazın ayağı böyle değil, illa sorular yok olmak için doğru cevap istiyor. Kafa karışıklığımdan arınmak için kendimi evin dışına attım. Kısa mesafe yürüyüş zihnimin bulanıklığına iyi gelebilirdi. Evimin bulunduğu caddenin karşısındaki mahalle kıyısında beş katlı binaların arasında kalmış bir mezarlık mevcuttu. Bol ağaçlıklı, huzur arayanları, bahçeli ev arzusuyla dolu olanları kıskandıracak, lakin akla hiç getirilmeyen  bir mekân; son derece bakımlı ve tek kişilik mermer hanelerin bol olduğu, komşu aralıkları zambaklarla donatılmış bu alanda kendime de bir yer bakınmak için büyük demir kapısından içeriye baktım. Bir an için ürperdim, burada terk edilmek korkusu kapladı içimi. Toprağın koynunda, karanlık dar alanda bedeninin börtü böcek, yılan çiyanca yenilmesi; yok daha neler? Gerçekle yüzyüze gelmek mi asıl korku veren, öyle olmalıydı. Hesap yekûnü, omuzlardaki yükün bakiyesi. Hakikat âlemi... Kalp yetmezliği, solunum yetmezliği, böbrek yemezliği falan hikâye kardeşim. Mesele; Ömür Yetmezliği hâlâ anlamadın mı bunu sen ? Bir bebek geçti gözümün önünden, taze bir can, yeni bir hayat; güya torunummuş. (Çok arzu ediyorum, görecekmiyim evlatlarımdan bir torun, bilmiyorum Allah izin verir mi? Bana da böyle mutlulukları layık görür mü?) Hayatım geçti sonra, çocuklarım, büyuklerim. Bir göz açıp yummuş gibi herşey. 

Her yaşayana uzak gibi görünsede, her yeni yaş aldıkça daha çok yaklaşılıyor ölüme. Artık ayaklar çukurda, sorsan bunca sene 1 saatte anlatılır. Anlatılan kimine ikna edici bile olmaz, ispatın var mı, diyeni olur. Hayatımız yalan dünya anlayacağınız .... Bu dünyada insanlara faydalı olup kalp kırmadan, kul hakkı yemeden gidebilenlere ne mutlu ....İnşallah burada insanlara bir faydamız dokunmuştur ..."

Yok burası güzel bir yer, fakat çok katlı binaların arasında kalmış, yakın zamanda kaldırırlar ve sitelere dâhil ederler burayı da, şehrin göbeğinde kalmış geniş alanı müteahhitler kapmadan bırakır mı? Havuzlu, güvenlikli lüks site alanına döndürtürler, belediye meclisine… Burada böyle bir fitne nereden geldi aklıma, nasılda güzel cazibeli bir mekân. Zambak kokulu, gölgeliyi bol, bir de kargası çok; sahi her çam ağacının ayrı dallarında kara kargalar ve gaklamaları. Burası tünek yerleri olmalı… Gak gak demeleri, sanki buraya bak, asıl önemli olan bu mekan der gibi dikkate çekmeleri olabilir  miydi?

Dünyadan gideli yıllar olmuş, bakımsızlıklarından bazı garip bulduklarımın toprağını sulamak ve dua etmek gayesiyle mezarlığa daldım. Sükûnetli yolda biraz ilerleyince huzur verici sesle ve hakikat avazıyla kendimden geçtim.  Yeni gömülen olmuş, başucunda Kuran okuyanlar vardı. Dikkatlice baktım, simalar eskiden tanıdıklardı. Tüm geçmişe, dünyadan göçmüşe selam verip Fatiha okudum. Allah’ım nasip etti. İnşallah kabul de eder.

Kendi kendime dedim ‘’dünya ne kadar küçüksün. Uzun yıllardır görmediklerimi, isimlerini bilip zaman içinde unuttuklarımı bir anda hepsiyle bir nasılda buluşturdun?’’

Canlı canın gerekmedikçe olmadığı mezarlıkta müthiş bir huzur vardı.

Bu sıcak yaz mevsimi günün de mezarlıkta şehrin içinde olduğundan çok hoş bir esinti ve koyu gölgelikler bulunuyordu. Ağaçların tatlı gölge serinlikleri ve durmadan öten cırcır böcekleri arasında Kur’an-ı Kerim tilaveti.

 Taze topraklı mezarın başındaki birkaç kişiye başsağlığı dileyip yanlarından ayrıldım.alt

 Az sonra onlar okudukları duaların ardından ellerini yüzlerine sürüp toparlandılar ve az ileride park etmiş arabalarına bindi, dünyalıklarına gittiler. Ben mezarlığın aşağılarına inip biraz daha o havayı teneffüs edeyim dedim.

 Yürüyerek alt kısımdan çıktım. Yüzlerce mezar taşı. Kiminde sadece isim ve dua isteği, kimi gerçeği hatırlatıcı beyit kazılı. "Bizde gezerdik siz gibi, sizde geleceksiniz biz gibi." Doğru söze ne denir, ama biraz ürkütücü. Mermerli lüks görünümlü mezarlar olsada, toprağın altında her müminin yatağı ve yatış şekli aynı. Soğuk toprağın koynunda gerneşmeden, ağmaşmadan, sarılı vaziyette sağ omuz üzerine uzanış... İyi kul ve güzel amelli isen ebediyete kadar yattığın yer cennette açılan bir pencere olacak, aksi durumda, yani günahkar bir hayat yaşamış ve tövbesiz göçmüşsen cehenneme bilet yüklenmiş olarak ebediyete kadar giriş sırası beklenecek, eyvahlar olsun.  Hangi hakikat korkutmaz ki, doğruyu söyleyeni bu korku sebebiyle dokuz köyden koymamışlar mı? İnsanlar yalanla avunmayı seviyor, zira yalan yağ dolu ve sonu yok. Hakikat net...

Hakikat âlemine dalanlar, yalan dünyayı geride bırakmış olarak dizilmişler sıra sıra. Kaçacak, göcecek olanak yok. Binecek arabaları, barınacak evleri yok. Onlar için tıpkı zambaklar gibi toprakla bir bütün artık... Başlarındaki taşlardaki isimlerinden gayrı dünyada yoklar, lakin o kadar da çoklar. Sağlar, ölenlerin çokluğunu buraları görmeden bilmezler, bilmiyorlar.

 Yer kalmamış, bayıra vurmuşlar. Yer kalmamış yolu almışlar.

 Yer kalmamış duvarları yıkıp yapmışlar.

 Mezarlıktan çıktım. Yürüyerek evin yolunu tuttum.

 Yol boyunca uzun sapsarı otlar…

Daha bir iki ay önce kenarındaki yoldan geçerken göz attığımda kar gibi beyaz papatyalar, Nar gibi kırmızı gelincikler, rengârenk çiçekler vardı.

Oysa şimdi sadece sararmış otlar var. Hangisi papatyaydı hangisi gelincikti belli değil.

 Hepsi aynı.

Sapsarı otlar...

 Sonra mezarlara baktım uzaktan uzaktan,

 Elbet hepsinin bir sahibi vardı. Hepsinin bir hayatı vardı. Ama şimdi hepsinin tek bir şeyi var.

 Başlarında bir beyaz taşlar

 Kimi zengindi, kimi fakir.

 Kiminin makamı vardı, kimi işsiz

 Kimi erkekti kimi kadın,

 Kimi yaşlıydı kimi çocuk

 Ama şimdi hepsinin başında aynı taş var.

 Hepsinin üzerinde aynı cümle ‘’RUHUNA FATİHA’’

Tıpkı sonları gibi… Sonumuz gibi...

 Sararmış otlar gibi yüzlerce beyaz taş dizilmiş kimin kim olduğu artık hiç önemli değil.

 Önemli olan ne götürdükleri ve ne kadar anıldıkları; orada gördükleri rağbet dünyadakinden değerli elbet…

Bu nedenle bu dünyadan asla götüremeyeceğimiz şeylerin peşinde bir ömrü heba edip asıl götüreceğimiz şeyleri bırakmak ne büyük yanılgı.

Toprağın altında onların hesabını veremedikleri birçok şey için toprak üstünde ne hesaplar görüyoruz.

 Allah hepimizin arkasından bizi iyiliklerle anan, ağzı Kuranlı, gönlü imanlı nesiller bırakmayı nasip etsin. Göçmüş ecdadımıza rahmetler eylesin. Âmin…

Ne demişler: bu dünya bir pencere, her gelen bakar gider... Ölüm nasihat ama hiç ölmeyecek gibi yaşıyoruz... Ben başta, yarın ölecekmiş gibi davranan yok. Kimsenin yarına çıkmaya senedi yok. Ama kimse kendine ve sevdiklerine yakın etmiyor işte.

İnsanların anıları satır satır önünden geçiyor. Biz insanlar da hayata dalıyoruz. Sonra, bir bakmışız kaç yaşında olursak olalım ölümün hepsi erken oluyor. Geriye dönüş olmuyor. Yine de konduramıyoruz. Dünyanın yaşı milyarlarca belki, ama hangi insan tecrübe edinip alışır ki buna?

Her ölüm erken ölüm gelir insana kaç yaşında olursa ol. Ne kadar yaşarsan yaşa. Allah imanla ölmeyi nasip etsin. Ha 10, ha 15 sene fazla yaşasan ne olur? Nasıl olsa bir gün gelecek başa…

Ey Müminel Adem!. Sen mezarlıktaki servileri Hiç Tefekkür ettinmi?
Nihavent mi,,Hicaz mı,Acem aşiran mı,Uşak mı,Hüzzam mı.
Hangi makamda olduğunu hiç tefekkür ettin mi_?
Yaşadığın acıyı,Mutluluğun zamanını hiç tefekküre ttin mi?
Söylediğin sözün irfan alemindeki mertebesinin Mirac olduğunu Hiç Tefekkür ettin mi?..Yaratılanı Yaradılmışı ölümü doğumu canlıyı cansızı nebatı hiç Tefekkür ettinmi? Gül...leri ,Şebboyları,Orkideleri,Menekşeleri hiç tefekkür ettinmi? Asitaneleri ,Tekkeleri ,Camileri ,Kuranı okuduğun zaman hiç tefekkür ettinmi? Zikrinde ,Namazında,niyazında hiç fıtratını tefekkür ettinmi?
Suretleri,Beğendiğin manzaraları Dağları ,ovaları ,Nehirleri,Denizleri hiç tefekkür ettinmi? Bu işler düşünebilenler içindir..
A CANCAĞIZIM ! A NURUM!..