"Esed Gitsin" Siyâseti Türkiye'nin Felâketi Olabilir

"Esed Gitsin" Siyâseti Türkiye'nin Felâketi Olabilir
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Cuma, 27 Kasım 2015 21:37

Dünün Târihi, Bugünü ve Yarınlarımızı da Şekillendiriyor

Takrîben 5 senedir en kanlı ve her şeyi vîran edici bir şekilde devam eden Suriye Buhranı’na Rusya’nın özellikle son iki aydır doğrudan müdahale etmesi, sadece Suriye iç dengelerini değil, dünya dengelerini de alt-üst edecek boyutlardadır. Hele de Türkiye, asırlarca Rusya tarafından kuzeyinden tehdid edilirken, şimdi kendi güneyinden de kuşatılıyor.

Rusya savaş uçaklarının, kendi hava sahasını birkaç kez ihlâl ettiğini bildirip diplomatik olarak protesto eden Türkiye karşısında, ortada kasıt olmadığı bildiriliyordu. Ama, 24 Kasım 2015 sabahı bu tablo birdenbire değişti. Rusya uçaklarının Suriye’de, Türkiye hududundaki bombardımanları sırasında Türkiye hava sahasını tekrar ihlâli ve 10 kez ihtara rağmen bunun devam etmesi üzerine, bir Rus savaş uçağının düşürülmesiyle, iki ülke son derece ağır bir kriz ortamına sürükleniverdi.

‘Nihâyeti, bir uçak...‘ deyip geçilemez. Bir kıvılcım, bir cephâneliği, bir cephânelik de dünyayı havaya uçurabilir.

türk bayrağı turkish flag cami minare minaret suleymaniye tarık ileri Târık İleri Ayfer Aytaç Ottoman Osmanlı antalya burdur denizli konya ankara istanbul manisa edirne persea persian seljuk عثمانی усмонӣ osmanisch オットマン イスタンブール 오토만 이스탄불 тахта Стамбул turki Arabi Arabian oriental orientalist bilecik karabük safranbolu bornova üsküdar tarık ileri Târık http://www.ayferaytac.com www.ayferaytac.com kahire kudüs roma turkic turkish miniature art photo border painting islamic nakkaşhane illumination kaftan brush minyatür illustration creative şehname shahnama selimhan nakkaşdrawing surreal كاخ ایران تركی مصر تصویر تركیه عرب عربي اسپارطه اسپارته استانبول استانبل اسطنبول ´اسطنبول اليوم´ اسطنبول اليوم قديما Arabian arabic egypt turkic turkiya turkiye palestine arabia arts paints arab carpet turkish carpet iran carpet mısır سجادة قصر اسبرطة بوردور صورة فن تاريخ الفنون البصرية VOLKAN İLERİ ÖZLEM İLERİ AYTAÇ İLERİ

Rusya, Osmanlı’nın tarih boyunca en fazla uğraştığı ve savaştığı bir ülke olmuş ve iki tarafın halklarının kültürlerinde ve sosyal hâfızalarında birbirleri hakkında hiç de kolayca silinemeyecek derin izler kalmıştır. O kadar derindir ki, aralarında bir diplomatik gerginlik oluşsa, halk kitleleri hemen, her iki tarafta da gerçeği yansıtıp yansıtmağı bile bilinmeyen rivayetleri, iddiaları, kuru kuruya böbürlenme ifadeleriyle karşı tarafa söylemeye resmî makamlardan da önce hemen başlayıverirler.

Bu durum, Rusya’nın komunist-bolşevik yönetimi altında geçen 70 küsur  yıl boyunca  Sovyetler Birliği  adını alması ve aynı dönemde Osmanlı‘nın enkazı üzerinde Türkiye adıyla yeni bir rejim kurulmasıyla değişmedi; her ne kadar kemalist-laik rejimin ilk yıllarında bolşevik rejimiyle diplomasi alanında bir takım işbirlikleri sağlanmışsa da…

Tarih boyunca, Osmanlı’nın en fazla savaştığı ülke olarak Rusya, bizim sosyal hâfızamızda derin ve acı hâtıralarla birlikte anılır. 100 yıl öncelerde Süleyman Nazif, bir makalesinde, ”Anadolu’da hiçbir aile yoktur ki, bir evladını  Rusya’yla yapılan savaşlarda şehîd vermemiş olsun…” diye yazmıştı. Bu durum, sırf basit bir düşmanlık olmayıp, stratejik, jeopolitik, sosyo-ekonomik ve benzeri birçok etkenlere dayanır.  Ve bu savaşların geçmişi de, 500 yıl öncelere kadar gider.

Şöyle ki, 1453’te Ortodoks Hristiyan Kilisesi’nin merkezi olan Bizans İmparatorluğu’nun, Sultan 2. Muhammed Hân Hazretleri (Fâtih) komutasındaki Müslüman ordularınca tarihten silinince, Bizans İmparatorluğu’nun aile ferdleri Rusya’ya sığınmışlar ve Rus Çarlığı da, bundan istifadeyle, kendisini Bizans’ın mirasçısı ve Ortodoksluğun yeni güç merkezi olarak görmüş ve birgün, İstanbul’a yeniden sahip olunacağı hayalleri dinî bir heyecan odağı olarak hep diri tutulmuştur.

Tabiatıyla, Osmanlı o zamandan beri, Kafkaslar, Kırım, Balkanlar üzerindeki hâkimiyetini güçlendirmiş; ama, Kırım, Azak Denizi ve bugünkü Moldavya gibi coğrafyalardaki üstünlüğünü 1699’da imzalamak zorunda kaldığı Karlofça Andlaşması’yla  kaybetmişti.  Ne var ki, 10 yıl sonra rövanş alınmış, 1711 Prut Savaşı’nda, Rus ordusu ağır yenilgiye uğratılmıştı. Amma, Osmanlı-Rus Savaşları da ondan sonra sık sık devam etmişti.

Hele de, 1790’larda bugünkü Romanya sınırları içinde 90 binlik bir Osmanlı ordusunun Rus ordularınca imha edilmesi, (ki, o acı haberi alan ve tarihimizde pek az bilinen 1. Abdulhamîd üzüntüden vefat etmiştir) sonra, Rusya’nın Balkanlar’daki bütün Slav kavimlerini himayesine almayı öngören  Panslavizm (Slav kavimleri birliği) siyasetini gütmesi, Osmanlı için daha bir baş ağrısı oluşturmuştu. Önce Sırp İsyanlarını destekleyen Rusya, 1815’lerden itibaren Yunan İsyanı’nı da desteklemiş; 1827’de Navarin’de Osmanlı donanmasının bütünüyle yok edildiği baskını yapmıştı.

Rusya güçlendikçe, Osmanlı, Batı dünyasına yaklaşarak güç dengesi kurmaya çalışıyordu.

1850’de ise, Rus Çarı’nın, Fransa İmparatoru’yla buluşmasında, Osmanlı’yı kastederek, “Kollarımız arasında bir HASTA ADAM var, onun bizim kontrolümüz dışında ölmesi hâlinde altından kalkamayacağımız acılar çekeriz.” demesi; 1853-56 Kırım Savaşı

Sonra, 1877-78’deki (Hicrî-1293’de başladığı için, 93 Harbi denilen) Osmanlı-Rus Savaşı ve Rus ordularının Balkanlar’dan İstanbul önlerine, hem de Kafkaslar’dan tâ Erzurum’a Bayburt’a kadar geldiği ağır tablo…

Birinci Dünya Savaşı’nda, Rusya’nın Doğu Anadolu’da yine ilerleyişi; 1917 Komünist-Bolşevik Devrimi sonrasında kemalist rejimle biraz işbirliği… Ama, 2. Dünya Harbi’nden sonra, Sovyet Rusya’nın Türkiye üzerindeki talepleri sonunda, Türkiye’nin kendisini NATO’yla korumaya aldığını zannetmesi ve yarım asırlık Soğuk Savaş dönemi… Sovyet Rusya hep baş tehdit olmuştur ama bu yüzünü hiç göstermemiştir.

Ve bugün, ’yeni zamanlar Stalini’yle bir kriz daha başlıyor.

 

Görüldüğü üzere, dünün tarihi, bugün ve yarınlarımızı da şekillendiriyor.

24 Kasım 2015 sabahına dönersek, Suriye’deki kanlı Baas diktatörlüğüne son iki aya yakın zamandır daha bir destek vermek üzere, Suriye-Türkiye hattında Sünnî Arapları ve Sünnî Türkmenleri hava bombardımanları ile katleden Rusya’nın bir uçağının Türkiye hava sahasına girmesi ve düşürülmesi üzerine, Türkiye-Rusya arasında yepyeni bir dönemin başlayacağı anlaşılıyor.

TURKİSH AİR FORCE turkish air force turk hava yollari turkish airlines

Türkiye’nin bir savaş uçağı, üç yıl önce, Suriye hava sahasına bir dakikadan az bir süre için, birkaç kilometre girdiği için üzerine roket ateşi açılmış ve iki pilotuyla birlikte Akdeniz’e gömülmüştü. NATO ülkeleri, Türkiye’yi Suriye’ye askerî müdahalede ikna etmek için, bu uçağımızın Suriye füzesiyle düşürülmesi meselesini iyi bir fırsat olarak kullanmak istiyorlardı. Fakat Türkiye, başkalarının dolduruşuna gelmemek için oldukça temkinli hareket etmiş ve Akdeniz’in derinliklerinden o uçağı çıkarmış, üzerinde hiçbir isabet izine rastlanılmamış; Genelkurmay raporuna göre uçağın pilotlarının kendilerine ateş açıldığını hissedince, manevra yapmak istemeleri üzerine, kontrolden çıkıp Akdeniz’e çakıldığına karar verilmişti. O zaman, Suriye tarafı ise, uçağın kime âid olduğunu bilmeden ateş açıldığını, kendi hava sahalarını koruduklarını ileri sürmüşlerdi. Önceden herhangi bir ihtar yapılmasına gerek yoktu.

Türkiye tarafı ise, en azından, komşu ülkelerin bu gibi durumlarda birbirlerine daha anlayışlı yaklaşmaları gerektiğini belirtmişti. Nitekim, Yunanistan ve Türkiye savaş uçakları zaman zaman birbirlerinin hava sahasına girmekte ve ikazlarla kendi sahalarına çekilmeleri sağlanmakta. Ege’de yılların meşhur it dalaşı hadise bundan ibarettir.

Bir savaş uçağı, saatte, yaklaşık 800 kilometre hızla, yani dakikada 13 kilometre, saniyede de 200 metre kadar bir hızla uçuyor. Bu bakımdan, normal durumlarda, bir sınır hatası olabilir. Ama, ikaz yapılarak, yasak hava sahasından çıkması sağlanabilir.

Hatırlayın, Türkiye savaş uçağı, bu gibi ikazlar yapılmadan vurulmuştu.

Bunun üzerine, Türkiye de Suriye sınırındaki hava sahası için, “angajmandenilen şartını ilân etmiş ve herhangi bir savaş uçağının kendi hava sahasına 2,5 km’den daha fazla yaklaşması hâlinde, ateş açılacağını bildirmişti. Bu bildirim, uluslararası planda bütün herkesi de bağlardı.

24 Kasım 2015 sabahı, işte bu angajman şartlarına aykırı bir durum ortaya çıktı. Bir savaş uçağının Türkiye hava sahasına yaklaştığı, derhâl yönünü değiştirmesi gerektiği ihtar edildi ve 5 dakika boyunca, bu hususta 10 kez ihtar yapıldığı teknik ses kayıtlarıyla sâbit olduğu hâlde, bir uçak Türkiye hava sahasına 1 km. kadar girince ateş açıldı ve düşürüldü. Uçağın isabet almasından sonra, Suriye sınırının 4 km. içinde bir tepeye düştüğü görüldü.

Tabiatıyla bu konuda, teknik takip kayıtları uluslararası ölçülere göre, Genelkurmay’ın internet sitesinde mevcut, arzu edenler oradan bakabilirler.

(http://www.tsk.tr)

*

Ancak, bu savaş uçağının Rusya’ya âid olduğu ve iki pilotun paraşütle atladıkları, birisinin kurtulduğu, diğerinin öldüğü anlaşıldı.

İşte problem de bundan sonra uluslararası bir diplomatik krize dönüştü.

Eğer, söz konusu savaş uçağı, -velev ki, Rus yapımı olsa bile- Suriye’ye âid olsaydı, bir problem oluşturmazdı. Çünkü, bu uçak, üstelik de Türkiye tarafından 10 kez ihtar yapıldığı hâlde, Türkiye hava sahasına girmişti.

Ama, uçağın Rusya’ya âid olduğu ortaya çıkınca muazzam bir kaos fırtnası koptu doğal olarak.

Yapılacak bir şey yine yoktu. Çünkü, uluslararası angajman kurallarına göre hareket edilmişti ve her ülke kendi hava sahasına hele de sıcak bir bölgede yaklaşan bir savaş uçağına karşı önceden ilân ettiği şart ve kurallara göre hareket etmişti.

*

Ama, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, ilk kez, Rusya’ya âid bir savaş uçağı vurulmuş ve düşürülmüştü. Hâlbuki, Sovyet Rusya’nın çöküş/dağılış yıllarında bile böyle bir durumla karşılaşılmamıştı. Şimdi ise, hele de Putin gibi lider vasıflı bir kişilik tarafından derlenip toparlanan Rusya, yeniden süper-güç havasında iken, nasıl olurdu da, onun savaş uçağı düşürülürdü?

Putin, uçağın Suriye sınırlarının 4 km. içerde vurulduğu ileri sürüyordu.

Bu iddia, uçağın 4 km. içerde düşmesinden hareketle ileri sürülüyordu.

Hâlbuki o sür’atla uçan bir uçak, 20-30 km. içerde de düşebilirdi.

Lâkin tekrar edelim, bütün bunlar değil, Rusya’nın emperyalist gururuna aykırı bir tablo ortaya çıktı bu durum karşısında. Hâlbuki başka bir ülkenin, ABD’nin veya bir Avrupa ülkesinin uçağı da, o angajman kurallarına aykırı hareket ederlerse, onların da -en azından- teorik olarak aynı muâmeleye tâbi tutulacakları bilinmeliydi.

Vladimir putin russia rusya suriye

Bir diğer nokta..

Eğer bu uçak, meselâ aynı angajman kurallarına göre, meselâ; Fransa, İngiltere, Amerika gibi ülkeler tarafından düşürülseydi, Rusya’nın tepkisi Türkiye’ye karşı sergilediği hiddette olmayacaktı, zannederim.

O hâlde denilebilir ki, hakikatte Türkiye’ye karşı sergilenen Putin tavrı, gerçekte Tayyip Erdoğan’ın dünya siyasetinde sivrilen ve ’eşit ülkeler’ anlayışına emperyalist güçlerin tahammül edememesinden kaynaklanıyordu.

Bunun içindir ki, Rusya, Türkiye’den özür bekliyor.

Tayyip Erdoğan ise, hiçbir ülkeye karşı kasıtlı bir tavır olmayıp, önceden açıklanmış angajman kurallarına aykırı davranan kim olursa olsun, bu zamana kadar olduğu gibi, bundan sonra da aynı şekilde davranılacağını belirtiyor ve bir özür dileme söz konusu olacaksa, bunun Türkiye’den özür dilenmesi şeklinde olması gerektiğini gâyet mantıkî olarak açıklıyordu haklı olarak. Fakat işte işin rengi değişik. Durum böyle zannedildiği gibi değil. Hukukî olarak mantıklı olmasına mantıklı ama bizim Rusya’ya kafa tutacak bir kuvvetimiz var mı bakalım? Bu işin ceremesi bize pahalıya patlayacak gibime geliyor, eğer Nato'ya güveniyorsak, kuru bir hevâ hevestir bu... Bizim ne askerî teçhizâtımız ve donanımımız, ne de savunma sanayimiz Rusya’yla boy ölçüşecek seviyede değil. Adamlar Hazar Denizi’nden binlerce km. ötedeki Suriye şehirlerini füzelerle vuruyor, ortalığı yerle yeksân ediyor, tozu dumana katıyor.

*

Putin ise, ’uçaklarının Türkiye’yi tehdit etmediğini’  söylüyordu.

Bu söz de bazılarını hemen güç karşısında eğilmeye yönlendiriyor. Nitekim bazı kişi veya çevreler, “Yahu, birkaç km. içeri girilmekle, n’olur ki, hemen böyle bir etki ve tepki verilerek, yüreğimizi ağzımıza getirmenin ne gereği var?”  demeye başladılar. Aslında bizzat Putin, acaba kendi ülkesinin hava sahasına bir-iki km. girecek olan bir yabancı hava cismine izin verir mi diye de sual etmek lâzım.

Beynelmilel hukuka veya devletler hukukuna göre, müstakil devlet sayılan ülkeler kendi hâkimiyet hak ve sahalarından, herhangi bir muahede veya ön kabul olmaksızın, birtakım fireler vermeye başlarlarsa, bunun sonunun gelmeyeceği, dökülen pekmez üzerine sineklerin üşüşeceği tablosunun ortaya çıkağı bilinmeyen bir durum değildir.

Meşhur tekerlemede olduğu üzere, ’Savaşta, bir atın nalının bir çivisi düşerse, o bir nal’ın yokluğu demektir, bir nal’ın yokluğu, bir atın yokluğu demektir. Bir atın yokluğu, bir kumandanın yokluğu demektir, bir kumandanın yokluğu bir harbin kaybedilmesi demektir, bir savaşın kaybedilmesi demektir.’ şeklindeki gibi bir vaziyet.

 

Erdoğan, Yıldırım Bâyezid Gibi Gurura Kapılarak Türkiye'yi Harbin Eşiğine mi Getiriyor?

Şimdi konunun daha başka yönleri de var…

Putin, daha geçen hafta, Antalya’da yapılan G-20 Toplantısı’ndan döndüğünde, hattâ G-20 ülkeleri arasında bile, “IŞİD’e yardım ve yataklık eden, maddî manevî desteklerini esirgemeyen devletler var” diye, üstü kapalı olarak Türkiye’yi de zımnen içine alabilecek bazı devletleri töhmet altında bırakmıştı.yıldırım beyazıt yıldırım bayezid Bâyezid timurleng tarık ileri Târık İleri Ayfer Aytaç Ottoman Osmanlı antalya burdur denizli konya ankara istanbul manisa edirne persea persian seljuk عثمانی усмонӣ osmanisch オットマン イスタンブール 오토만 이스탄불 тахта Стамбул turki Arabi Arabian oriental orientalist bilecik karabük safranbolu bornova üsküdar tarık ileri Târık http://www.ayferaytac.com www.ayferaytac.com kahire kudüs roma turkic turkish miniature art photo border painting islamic nakkaşhane illumination kaftan brush minyatür illustration creative şehname shahnama selimhan nakkaşdrawing surreal كاخ ایران تركی مصر تصویر تركیه عرب عربي اسپارطه اسپارته استانبول استانبل اسطنبول ´اسطنبول اليوم´ اسطنبول اليوم قديما Arabian arabic egypt turkic turkiya turkiye palestine arabia arts paints arab carpet turkish carpet iran carpet mısır سجادة قصر اسبرطة بوردور صورة فن تاريخ الفنون البصرية

Aslında isin aslı şu; Suriye’de bilhassa son haftalarda gadre uğrayan Türkmenler, soydaşımız olmaktan öte, her şeyden evvel Müslümandırlar. Onlar ölüme terk edilemez, zulme uğramalarına rızâ gösterilemez. İtiraf etmek gerek ki dış politikayı yürütme şeklimiz ve üslûbumuz çok berbat... Son 5 senedir “Esed gitsin” diye direttik ve yüzbinlerce canın hebâ olmasına, milyonlarca Sünnî Arab ve Sünnî Türkmen’in göç etmesine bir nevî vesile olduk. IŞİD bahânesiyle bir yandan Rusya, öte taraftan ABD ve Avrupalı müttefikleri Sünnî Müslüman kıyımı yapıyorlar. IŞİD ise bunların piyonu olarak onlar da Sünnî temizliğine girişmiş vaziyette. Her şey danışıklı dövüş işin açıkçası. Zîrâ bunun başka türlü îzâh tarzı yok.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hamaset edebiyatıyla bir yere aslâ varamayacaktır. Olan gariban Suriyeli Arablara ve Türkmenler’e oldu ve oluyor. 350 binden ziyâdesi katledildi. 4,5 milyon civarında insan ise başta Türkiye, Lübnan, Ürdün gibi ülkelere ilticâ etti. Türkiye’ye sığınanların bir kısmı ise kapağı Avrupa’ya atma hayâliyle karanlığa kurşun sıkarcasına kendini bir girdabın içine attı. Ege’de boğulanlar hepimizin malûmu. Peki ya zâlim Hıristiyan Avrupalıların kapılarında eza cefâ görenler ne olacak? Kavuşmayı çok istedikleri Almanya onlara hemen hazır lokma iş mi sunacak? Gazetelerde, televizyonlarda takip ediyorsunuz nasıl bir insanlık dışı muameleye tâbi tutulduklarını !

*

Şimdi Putin, konuyu daha başka yönlere yaymaya çalışıyor ve, ’Teröristlerin işbirlikçileri tarafından sırtımızdan hançerlendik’  türünden laflar geveliyor. Ve bununla da yetinmeyip,’Türkiye’nin IŞİD’ten petrol satın alarak, onun güçlenmesine yardımcı olduğunu’ da iddia ediyor. Bu iddiayı öteden beri bazı İran makamları da da dile getiriyordu. Ama neye dayanarak bunları söyledikleri meçhul.

(Bu vesileyle hatırlayalim ki, Rusya uçağının düşürülmesinden bir gün önce, Putin İran’a gitmiş ve İran yönetiminin en üst karar mekanizmasının başında bulunan Seyyid Ali Hamaney ile de görüşmüştü.  Her ne kadar bu görüşmede, iki tarafın tercümanlarının da yeterli derecede Farsça ve Rusça bilmeyişleri yüzünden, tarafların birbirlerini anlamadıklarına dâir medyaya yansıyan çok güçlü iddiaların varlığı da ayrı bir konu.)

*

Bu gelişmeler üzerine, tarihteki geçmiş hâdiseler ışığında denilebilir ki, Yıldırım Bâyezid, Aksak Timur lakâbıyla anılan Timurlenk’i gazada mağlup edecekken, gurura kapılarak ihtiyâtı ve ihtiyârı elden bırakıp, gece baskınından cayarak ertesi gün mağlup olup esir düşüyor. İşte şimdi de Erdoğan’ın düştüğü pozisyon biraz bunu andırıyor. Türkiye, NATO’ya güvendiğinden mi Erdoğan böyle hamasî kelâmlar ediyor? NATO’yu kendi tarafına çekebilecek bir strateji mi hazırlıyor? Bunlar şu an belli değil.

NATO dünyası, Türkiye’den dolayı Rusya’yla bir sürtüşmeyi göze almak istemediklerinin işaretlerini zaten verdi. Türkiye NATO üyesi olsa bile bir Katolik kulübü kat’iyyen ve katıbeten Türkiye’ye arka çıkmayacaktır kanısındayım.

Amerikan Başkanı Obama, yarım ağızla, Türkiye’nin haklı olduğunu söylese bile, öteki NATO ülkeleri, Türkiye’nin hatırına, Rusya ile bir sürtüşmeyi asla göze almazlar.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg“NATO müttefikimiz Türkiye’nin toprak bütünlüğünü destekliyoruz. NATO’nun güneydoğu sınırındaki gelişmeleri çok yakından izlemeyi sürdüreceğiz. Diğer müttefik ülkelerden NATO’ya iletilen bilgiler, Türkiye’nin verdiği bilgilerle birbirini tutuyor.”  ifadelerini kullansa da, Genel Sekreter’in NATO üzerinde bir etkisinin olmadığı bilinmekte.

Keza, SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi) Genel Başkanı da olan Almanya Başbakan Yardımcısı Sigmar Gabriel”Türkiye haklı gözükse bile, Rusya ile bir sürtüşmeye mahal vermeyecek bir dikkatte olması gerekirdi” deyiverdi.

Şimdi kaldı mı Türkiye tek başına? Hem de belki de büyük bir kavga ve kargaşa ortamına bir adım kala. Sakın bu işin nihâyeti de bidâyeti gibi bir felâkete düçâr olmasın. Allahu Teâlâ’dan temennîm budur.

Bizim Rusya’ya karşı koyabilecek teknik ve askerî imkânlarımız ne yazık ki yok. Cennetmekân Sultan 2. Abdulhamîd Hân Hazretleri gibi uyumlu ve deveyi hendekten atlatan bir siyasî tavra ve diplomatik dile ihtiyâcımız var. Kılı kırk yarmalıyız. Devletin başı dilinin ucuna her geleni söyleyerek neyi amaçladığını milletle de paylaşmalı.

Mecelle’de geçen “ehven-i şerreyn ihtiyâr olunur” prensibine müncer, hasbelkader Ak Parti’ye rey vermiş biri olarak diyorum ki, dış politika hassasiyet, itina ve titizlik icab ettiren bir diplomasi üslûp kullanma ve en az zararla düşmanı feleğin çemberinden geçirme sanatıdır. Hükümetin zayıf ve kötü şekillenmiş dış siyâseti 5 senedir başımızı ağrıtmaya yetmiyormuş gibi, ABD’nin bile imtina ettiği Rusya gibi 180 milyon nüfuslu, 17 milyon kilometrekare araziye sahip, her türlü nükleer tesise ve gelişmiş özel silâha hâiz bir devletle aşık atamayacağımız da gün gibi âşikâr. Ve’s Selâm… 


Enfâl (60. âyet): Onlara karşı gücünüzün yettiği her kuvvetten ve (cihâd için) bağlanıp beslenen atlardan (sürekli bakımı yapılan savaş vâsıtalarından) hazırlayın; bununla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin kendilerini bilmediğiniz, Allah’ın onları bildiği diğer (düşman) kimseleri korkutursunuz. Hem Allah yolunda her ne şey sarf ederseniz, karşılığı size tam olarak verilir ve siz (aslâ)haksızlığa uğratılmazsınız.

 

Nisâ (71. âyet): Ey îmân edenler! (Düşmana karşı) tedbîrinizi alın da ayrı ayrı bölükler hâlinde savaşa çıkın veya (gerekirse) hep berâber seferber olun!

 

Nisâ (74. âyet): Öyle ise, dünya hayâtını âhiret karşılığında satan (o bahtiyar)lar. Allah yolunda savaşsınlar! Artık kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galib gelirse, bunun üzerine ileride ona (pek) büyük bir mükâfât vereceğiz

 

Nisâ (76. âyet): Îmân edenler, Allah yolunda cenk ederler. İnkâr edenler ise, tâğut(Allah’ın yerine tuttukları şeylerin) yolunda savaşırlar; öyleyse şeytanın dostlarıyla cenk edin! Şübhesiz ki şeytanın hîlesi zayıftır.

 

Nisâ (84. âyet): Artık Allah yolunda savaş! (Sen) ancak kendinden mes’ûlsün; mü’minleri de (cihâda) teşvîk et! Umulur ki Allah, o inkâr edenlerin kuvvetini kırar. Çünki Allah, (onlardan) kuvvetce daha çetin ve azab vermek cihetiyle daha şiddetlidir.

 

Enfâl (39. âyet): Artık fitne kalmayıncaya ve din tamâmen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın! O hâlde (küfürden) vazgeçerlerse, artık şübhesiz ki Allah, onların yapmakta olduklarını hakkıyla görücüdür.

 

Tevbe (123. âyet): Ey îmân edenler! Kâfirlerden (öncelikle) sizin yakınınızda olanlarıyla savaşın; (öyle ki) sizde bir şiddet bulsunlar! Ve bilin ki şübhesiz Allah, takvâ sâhibleriyle berâberdir.

 

Muhammed asm (20. âyet): Hâlbuki îmân edenler ise diyor ki: “Keşke (savaş hakkında) bir sûre indirilseydi?” Fakat hükmü açık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edildiği zaman, kalblerinde bir hastalık bulunanların, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimsenin bakışıyla sana baktıklarını görürsün. Hâlbuki (kayıdsız bir itâat) onlara daha lâyıktır!

 

Hacc (39. âyet): Kendilerine savaş açılan (Müslüman)lara, gerçekten zulme uğramaları sebebiyle (savaşmaları için) izin verildi. Şübhesiz ki Allah, onlara yardım etmeye elbette hakkıyla gücü yetendir.


Selâmetle.

Târık İleri

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

https://www.facebook.com/ileritariq

https://twitter.com/tarikileri