TOKYO'YU TURLADIM

Merhamet imandan gelir.  İmani olmayan sevgi nedir, açlık nedir, bilmez!

HIRSIMIZ GÜN GEÇTİKÇE ARTIYOR. OLANIN ÜZERİNE TEKRARLARINI YIĞIYORUZ, BİRİKTİRİYORUZ. KİMSEYE BİR ŞEY VERMEMEK GELENEĞİMİZ OLDU.

OYSA FAZLASI OLAN OLMAYANLA PAYLAŞMALI. O  KADAR  NİMETİ  ÇÖPE  ATARIZ,  SONRA  ETRAFTAKİ   YOKSUL  İNSANLARI  GÖRMEZLİKTEN  GELİRİZ .

Kimse çöpe ekmek atmaz atamaz bu halk zor geçiniyor bu milletin çoğunluğunun çöpe atacak ekmek leri yok, ama askeriye de hastanellerde o ziyanlık hesaba gelir gibi değil. Bu vebalin sorumluları kimdir, niye yenilmeyecek ekmek yaparlar ve sonra nimeti çöpe atarlar onlara sorun.  Sorumlu tutulan onların çöpe attıkları bu ekmek ve  yiyeceklerle nice yoksul ülkeler doyar.

Artan yemekleri ve ekmekleri uygun poşet ve kablara koyup hayvan barınaklarına verilmesi sağlanabilse, hem israftan kurtulabilinir hem de onca aç hayvanın karnı doyurulmuş olunur..

Ahir zamanda fakirleri değil zenginleri doyuramıyoruz, buna müslüman olan zenginlerde dahil oldu, korkunç olansa bu!

Devamını oku...

TOKYO'YU TURLADIM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 25 Şubat 2017 13:27
"İspatın var mı" diyenler 
Okuyup ispat bulabilirler.
altÇoğunluk batı hayranıdır, ben doğunun... İnsanının kültürünün, nezaketinin yemeklerinin velhasıl doğunun her bir şeyi batıdan parlak. Niye mi, güneş dogudan doğuyorda onun için, değil tabi... bana göre Doğu islamitetin güneşinden nasiplenmiş, nurlanmış. Doğunun insanı ılımlı, güler yüzlü, nazik, sevecen.
Avrupa’da hiç huzurlu insan yok. Çünkü Avrupa’da örnek olacak hakikat adamları yok. 
Batı edebiyatını baştan sona inceleyin, hikmetli söze pek rastlayamazsınız. Arada sırada görülenler de İslâm kaynaklıdır, İslâmî eserlerden alınmıştır. 
Günümüzde İslamiyetin az yaşandığı Müslümanlığın azınlıkta olduğu Japonya, Çin, Hindistan gibi ülkeler pek çok Avrupa ülkesinden çok daha medeni ve ilim yüklü. Doğunun en çok hayranlık duyduğum insanlarından bir bölümü Japonlardır. Rabbim onları farklı yaratmış, kısık gözlü ve çoğu kısa boylular. Ama onlar da birbirinden çok farklılar. Hiç bir Japon fizik bakımından birbirine benzemiyor. Lakin Güleryüzlülükte, nezaket kurallarında, saygınlıkta neredeyse birbirlerinin aynılar. hatta daha fazlası olmak için yarış halindeler.

alt

Japonya da bizde olması gereken selamlaşma yaygın, herkes tanısın tanımasın, her gördüğüne sempatikce selam veriyor. Sokakları çok kalabalık, adeta insan yığılı gibi her bir cadde, kıyı, köşe, bunca kalabalığa rağmen insanlar arasında itip kakmaca, fırlarcasına koşmaca yok. her alanda nazik ve kibarlar. Davranışlarından nezaket akıyor.Japonya"nın hiç bir caddesinde sokağında çöp tenekesi, çöp bidonu, çöp varili gibi koku yayıcı, göz zevkini yıpratıcı düzenekler yok. buna rağmen Japonya"nın hiç bir noktasında bir tek çöp dahi yok. japonlar o kadar da temiz insanlar, asıl bizim olmamız gerekirken. "O halde çöpleri yok mu, var da buharlaşıp uçuyor mu" diye akla soru getirenlere, japonlar sokakta çöp üretecek bir şey tüketmiyorlar. Tüketen turistler varsa da onlarda kendi çöplerini torbalar içinde yanlarında taşıyorlar.
Japonya da güzel olan bir başka özellik de, dahası insanlık adına temel hizmetlerden biride tuvaletlerin yaygın ve ücretsiz oluşu. Her bir iş merkezinin girişlerinde, modern tuvaletler, pırıl pırıl temizlik ürünleri. Pis olanı bile arındırıcı, caydırıcı özellikler, güzellikler. Çiçek düzenleme sanatlarına zaten sözümüz yok. İkobana etkinliklerini, daha ilkokul yaşlarımızdayken duymuş öğrenmiştik. Bitkilerin hakkını veriyorlar, onları bir arada yetiştirirken dünyaya yaraşır güzellikler sergiliyorlar. Japonlar gayretli insanlar, hareketli insanlar. olmamız gereken olduramadığımız daha neler, neler...

altJaponya "da biz de olmayan, aklımıza hayalimize gelmeyen daha neler neler var, merak etmeye ve okumaya devam edin, ben de anlatmaya devam edeceğim. Biraz da farklı değerlendirelim.
Japonya’da, aşkla, saygıyla, edeple çalışmak ibadet gibidir. Çiçekleri öyle yerleştir, öyle bir uyum sağla ki, vazoda sanki büyüyormuş gibi olsunlar... Sen de çalışırken öyle dikkâtli, öyle aşkla dolu ol ki, görenler seni ibadet ediyor sansınlar. Japon dilinde, küçük, basit, önemsiz, sıradan, alelâde kelimeleri yok­tur. Onlar için her şey önemli, büyük, yücedir. Her iş kutsaldır.
Japonlar, çok şeyi bilmek yerine, küçük şeyleri bilmeyi yeğ tutarlar. Bilmek başka, uygulamak başkadır. Japonlar ne do­ğaya esir, ne de egemen olmayı düşünmezler. Önemli olan doğayla birlikte ve uyumlu bir şekilde yaşayabilmektir. Çalış­mak, günleri kısaltır, ömrü uzatır. İlk denemede çok ciddi, çok dikkâtli, çok uyanık olmalıdır. Çünkü ikinci bir deneme şansı olmayabilir.
Vaktiyle Japonya’da çok güzel resimler çizen bir ressam varmış. Görenler hayran oluyormuş. Kimse onun kadar güzel bambu resmi çizemezmiş. Bir gün genç bir ressam gidiyor. “Üstad,” diyor, “bu başarınızın sırrı nedir? Ben de sizin gibi büyük bir ressam olmak istiyorum. Ne yapmam gerek?” Res­sam edep ve incelikle cevap veriyor: “Çok basit evlâdım,” diyor. “Önce bir kâğıt, bir kalem alacaksın. Bir bambu çizeceksin, sonra bir tane daha, sonra on tane daha. On yıl sürekli bambu çizeceksin.” “Sonra?” diyor genç ressam. Ressam tebessüm ederek cevap veriyor: “Sonra, bir gün bakacaksın ki, sen kendin bambu olmuşsun... Seni yakarsa, o sanat eseridir. Güzellik, insanların ne yaptığında değil, nasıl yaptığındadır.
alt
Japonlara göre bir çay sohbeti bile güzel olabilir. Sanat kıvamına ulaşabilir. İnsanların karşılıklı edep, tevâzu, saygı, incelik, zarâfet içinde oturdukları, birbirlerini dikkâtle dinledikleri, yalanın, riyânın, gösterişin olmadığı, güzelliklerle dolu bir sohbet ve o sohbette huşu içinde, edeple yudumlanan çaylar, Ja­ponlara göre bir güzel sanattır. Gerçek güzellik içten yaşa­nandır, sessiz, iddiasız, gösterişsiz ama insanın içine işleyen bir güzellik. Bu güzellik insanı yetiştirir, oldurur, erdirir. Asıl büyük olan, yüce olan sanat, yaşama sanatıdır. Önemli olan, hayatı bir sanat eseri gibi, bir şiir gibi yaşayabilmektir.
Japonya’da, itina ile, özenle, dikkâtle, saygı ile, aşkla ya­pılan her şey sanat eseridir. Güzel yemek yapabilmek, güzel çay hazırlamak da bir sanattır. Bugün bizim ve Batı dünyasının “zanaat” saydığı pek çok iş, Japon kültüründe soylu, saygın bir sanattır.
Japonlar güzelliğe karşı o kadar duyarlıdırlar ki, bazen çok güzel bir eser karşısında ağlarlar.

Geçen sene televizyonda bir program seyrettim. Bir Japon terzi, Paris’e geliyor. Paris’te dünyanın en büyük terzisi oluyor. Bir provasını gösterdiler... Tüylerim ürperdi... Bir hanıma tayyör provası yapıyor. Ceketi giydirdi. Kol acaba böyle su gibi akıyor mu?.. Kendini yerden yere attı adam yahu... Oradan bakıyor... Buradan bakıyor... Kol nasıl diye... “Niye kendini bu kadar helâk ediyorsun?..” diyorlar. “Nereden bakılırsa bakılsın, kol bir sütun gibi inmeli yere” diyor. “Orası buruşuk, burası kıvrık olmaz!..” diyor. Daha ufacık çocukken, annesi de mahalle terzisiymiş Japonya’da. Annesine yardım edermiş. Teyelleri yapar, düğme dikermiş. Sonra annesi onu bir erkek terzisinin yanına veriyor. Mesleği öğrensin diye. Orada Tokyo’nun en meşhur terzisi oluyor. “Bu yetmez bana anne, ben Paris’e gideceğim.” diyor. Tabi Paris moda merkezi... “Dünyanın en iyi terzisi olacağım” diyor. Birisi, bir mantoluk kumaş getirdi. O kumaşa bir bakışı, dokunuşu var... O elleri sanki sevgiliyi okşuyor gibi. Kumaşa öyle saygı, sevgi dolu yaklaşımı var ki... Sanki o kumaş değil de, gökten inen Hacer’ül Esved... Kumaşa öyle yaklaştı ki... Eee... bu adam olur bir şey yani... Hayatta her şey öyle...

-DEVAM EDECEK-
 
 

Turkish Arabic English