MISIR MACERAM

İnsanoğlu için yiyeceğin, içeceğin sınırı yok. Dünya adeta bir erzak dolabı; tek yapacağımız korumasını ve paylaşmasını bilmek.

İlk insanları düşünün ekmek yok, en azından nasıl yapılacağı bilinmiyor. Ateş yok, çünkü onun da nasıl yakılacağı bilinmiyor. Et ve yemek çeşitleri bilinmiyor, pişirilmiyor. Bu durumda para bilinir mi? Bilinse de, işe yaramadığından  “Zenginim” denilir mi?

İlk atalarımız yıllarca, belki de asırlarca meyvelerle doyurdular karınlarını; sonra avlanmayı keşfedip avlayabildikleri yabani hayvanların etleriyle karınlarını doyurdular.

İnsanoğlu zamanla ateşi buldu. Çanağı- çömleği buldu, yemek yapmasını bildi. Buğdaydan ve öteki tanelerden ekmek yapmasını öğrendi.

Böyle böyle modern ve çok zengin mutfaklara girdi, günümüze gelindi.

İnsanoğlu zaman akışı sürecinde sınırsız yiyeceğe, içeceğe sahip oldu. Yine de gözü ve karnı doymadı.

Devamını oku...

MISIR MACERAM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 25 Şubat 2017 15:20
Makale İçeriği
MISIR MACERAM
mısır maceram
Tüm Sayfalar
MISIR"A GİTTİM AFRİKA"YI FETHETTİM -1.Bölüm-
altMısır mı kaldı, ne alaka diyene, Mısır yerinde duruyor. Ben de öyle, kalemim elimde, zihnim çok şükür yerinde....
Üzerinden hayli zaman geçti sayılmaz, ama Mısır"dan geleli  bir altı - yedi ay geçti. Bu yüzden anılarımı taptaze olarak ve heyacanlı ifadelerle anlatamayacağım belki, ama hatırda kalanları hatırladığım kadarıyla samimice ve doğruca aktaracağım. Kimin mi umurunda, gidenin, gitmek isteyenin ve oraları merak edenin umurundadır bence, yahut olmalıdır.
Gezmek, başka yerleri görmek, insanlarını kültürlerini, medeniyetini tanımak, öğrenmek güzel şeyler. Çok okuyan kadar, çok gezen de çok şeyi doğru olarak biliyor. ben elhamdülillah her ikisinide çok iyi yapanlardanım. Çok gezdim, çok yerler gördüm, pek çok insanı tanıdım. kırk yıldır hem okur hem yazarım, bıkmadım, usanmadım.
Mısır bir Afrika ülkesi, gezdim, gördüm, ünsanlarını tanıdım, yemeklerini tatdım. Ve Mısır anılarımı hayırlısıyla yazmak istiyorum. Hem böylece gelecek neslime de bir anım daha kalsın istiyorum. "Dip ninemiz hayatı güzel yaşamış," diyen torunlarım olsun, benden ilham alarak hayatlarının tadını doyasıya çıkarsınlar istiyorum. Tabi imkanları ölçüsünde, inşallah  imkanları çok olur ve gezmeye bol fırsatları bulunur. Amin.
Anılar önemlidir, renklidirler. Renkler her zaman hayatımıza canlılık verir. Bu renklilikleri paylaşmak gerekir.
Mısır"dan dönüşüm sonrasında anılarımı hemen aktaramayışımın önemli bir nedeni var.
Mısır"dan sonra Ankara"ya gitmiştim, orada önemli bir kaza geçirip ayağımı kırmıştım. Izdırabı çok koydu, ruhum güzellikleri anmaz oldu.
 
MURTİ İLE MESUDE
Bu iki isim benim hayatımın son safhalarında önem arzediyor. güzel anılarıma başlamadan önce onlardan söz etmek istiyorum. Zira bir daha onları ne görmek ne anmak, ne de anlamak istiyorum. Aklımdan arındırmak istiyorum. Bu iki bakışları kıskanç, sesleri fesat, sonradan görme canlıyı. Aldıklarının değerini bilmez, bir teşekkür dahi etmezler. Verdiklerini çok kıymetli bilir, binbir minnet beklerler. İşine yarayanı yağlar kullanır, işlerine gelmeyeni bir çırpıda silerler... Kadın kocasından daha fesad, renkli gözleri hased yüklü. Tavsiyemdir. Asık suratlıdan bir şey isteme, onun kötü huyundan elem duyarsın. Gönlünün gamını anlatacaksan öyle bir kimseye anlat ki, yüzünü görünce ferahlayasın.
Bu Mesude ile Murti -Murat adamın adı- ben kısaca Murti diyorum. İyi görünen kötülerdir. Samimiyetlerine inanıp içini açar, halini ortaya saçarsın. Dinler gibi yaparken bakışlarıyla çarpıp atıverirler karşılarındaki masumları. Hep kendileri konuşulsun, yağlansın yıkansın isterler.Kem gözlü, kötü sözlü münafıklar. Bir de alim geçinirler ki gerçekte zalimdirler. Zira Müslüman yürek, din kardeşine fesatlık yapmaz, kıskançlıkla bakmaz. Nerden tanıdıksa onları, o gün bugün kısmetimiz daraldı. Neyi tutacak olsam elimde kaldı. Haset fesat olduklarını bilmiyordum ki tanıştığımızda.alt
Eski arkadaşlarımdan biri vesile oldu, tevazu içinde beni onlara "gazeteci" diye takdim etti. Murti dediğim kişi de "350 kitap sahibi alim zatım" diye yansıttı kendini bana. Öyle diyene ilgi duyuyor insan şüphesiz, merak ediyor. "Ne kadar güzel" diyerek, imreniyor bile...
Onlarsa bana mesleğimden ötürü samimiyet duymuşlar. Menfaat icabı, nerden bileyim? İşleri görülünce, topluma hallerini övünce, tanıtıp ünlendirince iyisin hoşsun, "Ben de bunca yıl şunu yaptım, yapıyorum" deyince fitne doluveriyor yürekleri. Bakışlarından çakan şer şiddeti sizi yakıveriyor. Ne zaman ki onlara "ben şunu yaptım,"dedim. Ardından yatağa seriliverdim. Çok denedim. Nazarları fena çarpıyor. Sık görüşmüyordum epeydir. Enteresan dostluklarını farkedince, hasetliklerini sezince aramıza mesafe koymuştum. Lakin gün geldi kadınla yine karşılaştım. İçimi dışımı irdelercesine, epeydir hakkımda merak ettiklerini öğrenmek istercesine ifadeler yansıttı. İyi niyete yordum yine, doğru demek adına kötümserlikten uzak durdum.
Mısır"dan da yeni dönmüştüm. Sanırım bir sevinç anıma da denk geldi, bir tavır koyamadım. Galiba birazda duyurma ihtiyacı duydum. Belki de sevineceğini umdum. Hem onlar çocukları hakkında övücü bir şey anlattıklarında ben hep "maşallah" diyerek takdirlerimi belirtiyordum. Niyetlerini öğrenmeyi uygun bulmuş da olabilirim. Bu bakımdan Mısır"a gittiğimi, ortanca oğlumun orada ikamet ettiğini anlatıverdim hiç çekinceme duymadan. Nasıl içten ve detaylı anlattıysam, karşımdakinin suskunluğunu farketmeyecek kadar kendimden geçmişim. Sonrasında donuk bir ifadeyle teşekkür etmeden, bir Maşallah bile demeden çekti gitti.
Aradan bir kaç gün geçti ve ben Ankara"ya büyük oğlumun yanına gittim. İşte ne olduysa orada oldu. Kızılay"ın göbeyinde kaldırımın birine serildim kaldım. Evet yönümü belirlemek için tepelerde gezmiyordum. Ankara da kızılay"ın geniş caddelerinden birinde çok kolay yürünecek bir tenhalıkta ben düşüp ayağımı kırmıştım. Bunu "Ankara"da ölmedim," başlığı altında bir yazıda anlattım. Alenen belliydi ki ben murti ile Mesude"nin nazarına uğramıştım. Şaşırmadım, öncesinden tecrübemle sabit... Onlardan başka kimseye de Mısırla ilgili tek kelime etmemiştim. Allah öncelikle onlardan ve öyle kem gözlü kötü sözlü insanlardan tüm masumları korusun. Bundan gayri daha dikkatli olmam gerek, onlara ve öylelerine karşı... Öylelerinin gözleri fesatlıkta daha aktif olabiliyor, masumları iyi görünümleriyle kolayca avlayabiliyorlar. Hayırlısı, inşallah gelmiş geçmiş olsun. Bir daha Rabbim onlar gibilerle karşılaştırmasın. Amin...
NAZAR HAKTIR...
Nazar nedir?  En basit tabirle bakış aslında. Ama nasıl bir bakış, tabi normal bir bakış değil bu. haset dolu, fesat yüklü bir bakışla karşısındakine zarar veren bir bakış bu. Bazılarının kçtü niyetli olması da gerekmiyor. Bu tamamen bilinçsizce olan bir bakışta olabilir. Yani bir insan bile isteğe nazar değdirmez, eğer isteyerek deüdiriyorsa bu başka bir konu. Sadece duygular etkiliyor durumu. Bir şeyi çok aşırı beğenmek, istek duymak, imrenmek, kıskanmak.
Mesela birine benim oğlum çok güzel okuyor, birinci oldu okulunda deniniz mi Allah korusun karşınızdaki bunu dediğiniz kişi içten kinlenir veya kırılabilir. İşte o kırılma noktası negatif enerji olarak hem şahsımıza, hem oğlumuza gözüyle çarpıp zarar verebilir. Allah korusun...
Nazar haktır. Nazar konusunda Kuran-ı Kerim"de Kalem Suresi 51. Ayette "Nerede ise kafirler seni gözleri ile yıkacaklardı" der.
Kaplumbağa yumurtasını nasıl olgunlaştırırmış bilir misiniz,karşısına geçer ve gözlerini dikermiş. Gözlerinden çıkan bir ışınla yaparmış bunu, ne kadar ilğinç değil mi?
 
Nazar boncuğu kullanmak batıl bir inanç mıdır ?

altBu tamamen fiziksel bir olay. Meselâ bir mimar ev yaptı, evin çatısına paratoner kondu. Buna batıl denilebilir mi? Aynı şekilde insan mavi taş takınca bu da batıl olmaz. Çünkü mavi taş negatif elektriği çekiyor. Bunun inanışla da alakası yok. Fiziki bir olay bu. Nazar iki çeşit olur: 1Eksi elektrikle, 2Artı elektrikle. Eksi elektrikle bakıldığında vücudun elektrolit dengesi bozuluyor. Artı elektrik ile nazar edildiğinde hasta iyileşiyor.
 
-DEVAM EDECEK-

 
 
Beş yaşında bir çocuktum. Bir komşu teyze misafir gelmişti. Annemle sohbet ediyorlardı, ben önümdeki oyuncakla oynuyor, hem de komşu teyzeyi dinliyordum. Bir söz dikkatimi çekti: “Çok okuyan değil, çok gezen bilir.” Günlerce bu sözü düşündüm. Yıllar geçti, hâlâ zaman zaman düşünürüm. Birçok hakikatleri fısıldıyor kulağıma. Gezmek, görmek, görebilmek, müşahede edebilmek, hayata ve insanlara ait birtakım sırları yakalamak. Seyahat etmek çok heyecan verici bir olay, bir nevi hay...at ki­tabını okuyabilmek. Allah nasip etti, yurtiçinde ve yurtdışında pek çok yerler gezdim, gördüm; hâlâ da büyük heyecanlar du­yarım yolculuklar için. Her gezi bana bir sırrın ifşası gibi gelir. Ürperir, heyecanlanır, düşünürüm. Günümüzde turizm denilin­ce, sanki gezmek, görmek, yalnız denize gitmek, deniz hayatını yaşamak gibi bir izlenim bırakıyor pek çok insanın kafasında. Güneşin karşısında mütemadiyen kızarmak, sonra da bayılmak derecesinde bunalıp, daralıp denize atlamak. Turizm acente­lerinin reklâmlarında olay hep böyle gösteriliyor. Oysa gerçek durum ne kadar farklı, ne kadar başka. Yeni bir şehir, yeni bir ülke görmek, yeni insanlar tanımak, yeni örf ve âdetler, yaşama üslûpları görmek ne kadar ürpertici bir olay. İnsan ki, kâinatın bütün sırlarının içinde gömülü olduğu yüce varlık... Onu tanı­mak, onu anlamaya çalışmak kadar heyecan verici ne olabilir? Ülkeler değişiyor, insanlar değişiyor, onların hayata bakış açıları değişiyor, varoluşun anlamına getirdikleri bakış açıları değişiyor. Hayatta insanı bu kadar etkileyen başka neler olabilir? Bazı ülkelerde öyle tipler görüyorsunuz ki, sizin günlük yaşamınızda onları görebilme imkânı yok, bulabilme imkânı yok. Onlar bazen bir ömür boyu bilinçaltında kalıyor, sizi etkiliyor. Yerine göre bir jest, bir bakış, bir tebessüm mânâ âleminizde ölümsüzleşiyor. Sanki onlar sizin içinizde yaşıyorlar. Bu kazancın boyutları dur­maksızın yenileniyor. Bazen trende, arabayla geçerken gördü­ğünüz bir ev, o evin bir perdesi, o evin bahçesindeki çiçekler sizi yepyeni güzelliklere götürüyorlar. Bir kimse Louvre Müzesi’ni gezdikten sonra, yaşamına yepyeni boyutlar katılmıyorsa ne denilebilir? Hayat alabildiğine zengin, ihtişam dolu, pırıl pırıl önümüzde uzanıyorken, onun güzelliklerine bigâne kalmak, omuz silkmek, bana ne demek, umurumda bile değil demek ne ile izah edilebilir?
 
 
 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ