BEŞ BİLGİSAYAR YEDİM

GİTTİK VE GELDİK, OYSA HEPSİ DÜN GİBİ...

 ÖMÜR DE BÖYLE İŞTE; DOĞDUK, ÖLDÜK 'AN' GİBİ…

Tenin İçinde Bir Kuş, Kalp Uçacağı Anı Bekler.

Hep Bilir Geçici Bir Konak Yeridir Dünya

Bilir ki, Dönüş Yalnızca ALLAH'a dır.

Hiç birimiz dünyadaki yaşam süremizi ve kalitemizi bilmiyoruz. Hayatı öğrenme aşamasında ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz. Şüphesiz yetişme şeklimiz ve çevremizde olanların varlığı doğrularımıza veya yanlışlarımıza etken; lakin birinde ısrar kendi irademiz.

Her ne ise, yaptıklarımızdan ettiklerimizden bahsetmeyeceğim bu yazıda; anlarımızın değerini öğrenemeden sona nasıl geliverdiğimizi kendi nefsime ihtar edeceğim. Gözümüz açıkken gördüğümüz, sahip olduğumuz her ne varsa; neyin sahibiysek, gözümüz kapanınca, karanlığa dalınca bizim için varlığını, değerini yitiriyor. Varsak, her şey var. Biz yoksak, var olanların bizim için ne kıymeti olabilir?

Dünyaya gelişim daha dün gibi, oysa annemin vefat yaşına (63) üç buçuk senem, babamın vefat yaşına (75) 15 senem var. Hem çok uzun, hem de çok kısa gibi sayısal. Bu aradaki rakamsal zaman içinde her an ölüm ensemde, onun farkına varanlardanım elhamdülillah. Lakin farkına olamadıklarımda var, ne çabuk geçti diyorum bunca sene. Dün sabah çocukluğumdaydım, öğleye doğru yetişkin olmuşum, ikindi vakti olgun, akşam zamanı yaşlılığa adım atışım ve yatsılayın toprağa yatışım. Bir günün sabahıyla uyanışım, doğuşum; uykuya yatma saatimle ölüşüm… Bu kadarcık işte nefes alışım…

Devamını oku...

BEŞ BİLGİSAYAR YEDİM
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Cumartesi, 18 Mart 2017 23:54

altBeş senede beş bilgisayar tükettim. Hem de her parçası çok kapasiteli, kaliteli, en pahalılarından, en markalılarından ve en verimli olanlarından... Masa üsttü, diz üstü, çifter çifter kullanmadığım kalmadı. Şimdi de aya üstünü deniyorum. Avuç içinde taşına bilenle ne kadar ne yapabilirim bilmiyorum. İdareten, yapabildiğimce, bilgisayarımın altıncısı en kısa sürede alınana kadar.

Mesela mecburen kullanmak zorunda kaldığım, çantamda bile taşınabilir ufak olan ekranda bu yazıyı yazabiliyorum, Lakin gözlerimi yorduğundan, facebook arkadaşlarının yorumlarına cevap yazamıyorum. Allah korusun dert değil elbet, alışkanlık. Ne kolay alışmışız, nice değerlerin yerine onu koymuşuz değil mi?

Aman bir süre de beni iznim olmdan durmadan paylaşımlarına etiketleyen, gruplarına ekleyen arkadaşlar cevapsız kalsınlar ne yapayım, angarya gibi geliyordu zaten. Sokakta görsem tanımayacağım insanların paylaşımlarına, tıklamalarına cevap vermekte zorunluymuşum gibi hisseder olmuştum kendimi. Karşılıksız, paylaşımlarını tıklamasız yapsınlar da göreyim... Facebook da falan işim olmazdı benim, yıllarca direndim o alana dalmamak için. Sosyal ağlara takılma nedenim, farkındasız bende gelişen fotoğraf biriktirme tutkumdan vazgeçerim amacıydı. Fakat hepten artı, ne yapacağım, şimdilik hiç bir fikrim yok. Düşünme evresindeyim...

Gerçekten hiç abartmıyorum. Çocukların kullandıkları bilgisayarlar hariç, çünkü onlarınkiyle alakam yok. Bu beş bilgisayar kendi şahsıma aitti, çürüye çıkardım.

Beşini aynı anda almış, kullanmış değilim canım. Biri bozulunca yaptırdım, olmadı, diğerini aldım. O bozulunca ötekini, derken beş yılda beş bilgisayarı sudan sebeple harcadım. En sonuncusu ortanca oğlumun hediyesiydi. İyilerin en iyisiydi. dedim "oğlum buna gözüm gibi bakarım, ne oyun oynar, ne de çok yükleme yaparım." Bu konuda sözümü tutamamış olmak, beni bu defa fazlasıyla üzdü. Oğlum "canın sağolsun anne" diyor, ama ben mahcubum işte. Sokaktan savrulmuş gelmiş gibi acımasızca yedim. Yazık, bunun başka izah tarzı yok.

Nasıl mı yedim, çatır çutur öyle çayın yanında yemedim tabi ki de... ilim yolunda da sarfiyat yapmış değilim. Keşke öyle olsaydı, tamamen hırsımın neticesinde nihayetlendirdim... Söylemesi ayıp olmasın biraz fazlaca bağımlıyım bilgisayara... Şehrimin sınırları dahilinde piyasaya ilk çıktığı gün alanlardanım. Şimdi girmediği ev yok, ama ben daha kimselerde yokken gerekli görüp almıştım. Komşularım henüz bilmezken, ne olduğuna anlam veremezken, 1997 baharındayken... Yirmi yılı geri de bırakıvermişiz, dile kolay. Servis getirip masamın üzerine kurulum yaptığında, ilk kolay öğrendiğim adam as oyunuydu. Belediye de yoğun işlerim arasında bile fırsat buldukça bu oyunu oynardım. Harflerin bilinmesiyle oynanıyordu, tıkladığında çıkan hafleri bilemedin mi çizgi adam asılıyordu ve oyunda yanılıyordu. Ne günlerdi?


altSonrasında paket internet olayı geldi, onu da ilk ben edinip bilgisayarıma kurdurdum. İlk yazışma arkadaşlarımı da İstanbul'dan bulduydum. Kısa sürede ileri yaşıma rağmen bilgisayarın kurduydum. Lakin o adam as oyunu bana başka oyunlara merak sardırdı. Renkli toplarla vurduğum zuma, luksor, balık oyunları, araba yarışları, ada maceraları derken ilk bilgisayar, yüklediğim ve sabahlara kadar zamanımı tükettiğim oyunlardan yıprandı kullanılamaz oldu. Hiç güzel bir marifet değil, yapmamalıydım. Rabbim'in verdiği göz nurunu yanlışlarla yakmamalıydım. Fakat insan yeniliklerde nefsini yenemiyor. Çocukların bilgisayarı kendilerine, onlarda başlarından kalkmıyorlardı ve derslerinden kalan zamanı bilgisayara harcıyorlardı. iyi bir şey değil bu tabi ki de, şimdi küçücük çocuklar bile aynı şeyi yapıyorlar üzülüyorum. Benim çocuklarda bilgisayar yeni çıktığında orta okul yaşlarındaydılar. internet cafeler yeni türemeye başlamıştı, oralara kapılmasınlar, diye her birine ayrı almıştım. O gün bugün bir kaç bilgisayar da onlar tüketmişlerdir. Öğünülecek bir durum diye söylemiyorum, çıkarana ders olsun, diye aktarıyorum. Bu konuda ders verecek olan varsa onu da alırım. Çünkü çok kayıplardayım, son yıllarda kazancımın çoğu bilgisayarlara, teknolojiye gitti. Bu konuda kapıtalizmin kucağına düşmüş bulunuyorum ne yazık ki...

Sonraki aldıklarımda güya oyun oynamayacaktım, ilmimi artıracaktım. Çevreme örnek olacaktım. Biraz da mesleğimden kaynaklı, dadandım bir fotoğraf merakına. Nerede ne buldumsa; öyle on, yüz, bin değil. Binlerce, on binlerce; tüm manzara resimleri, güller, bülbüller derken, sanki sonsuzmuş gibi, bilgisayara doldurdum. Adeta takıntı halini aldı bu merak bende. Dünyada yayınlanmış tüm güzel fotoğrafları arşivime katmaktan kendimi alamıyordum. Aksine keyif alıyordum. Hal böyle olunca bilgisayar son haddinde kararıyordu, bir daha hiç bir şekil ekran aydınlanmıyordu. Binlerce belgeli anı yazılarım ve arşivimde daha ne varsa o karartıda kayboluyordu. Nasıl üzücü değil mi, olmamalı aslında, ama öyle alışmışım ki bilgisayar başında vakit geçirmeye. En iyi dostum, arkadaşım, stres sığınağım, sırdaşım sanki. İnsanlardan darbe yedikce, nankörlük gördükçe içiçe olduğum. bazen yazılarımı da yazdığım oluyor elbet. Fakat fazlasıyla büyük ebad fotoğraflar indiriyorum, bilgisayarımın beynine kapasitesinden çok çok fazla yük bindiriyorum. Hani tıksırasıya yer ya insan, sonra geri çekilmeyi bilmez öğürerek yediğini kusar. Öyle gibi işte, ama bu kusmuyor, içindeki yükle kararıp kalıyor. Hayırlısı, umarım bundan sonra olması gerektiği gibi yaparım.

Yıllar önceydi. Olimpiyat müsabakaları yapılıyordu. Televizyonlar müsabakaları günü gününe yayınlıyorlardı. Sıra haltere gelmişti. O günün Bulgar şampiyonu Vasilevski önce Bulgaristan, sonra Avrupa, sonra da olimpiyat rekorunu kırdı. Hakem, yaşlı, tecrübeli bir zattı. Vasilevski’ye döndü. “Bırakalım mı artık?” dedi. Vasilevski, kırdığı rekorların sarhoşluğu içinde; “Hayır,” dedi, “devam edelim.” Bu sefer hakem çok az bir rakam ilâve edilmesinde Vasilevski’yi güçlükle ikna etti. Bulgar şampiyonu itiraz etti. Mütemadiyen; “Daha” diyordu. “Daha çok koyalım. Ben onu da kaldırırım. Ben güçlüyüm.” Hakem çok güçlükle Vasilevski’yi durdurdu. “Gel,” dedi, “çok azdan başlayalım, yavaş yavaş çıkalım.” Biraz sonra o çok az ilâve edilen rakamla Vasilevski halterin başına geçti. Önce zorlandı, zorlandı, sonra birden yıkılıverdi. Bir türlü o koca halterci yerinden kalkamıyordu. O konulan küçücük bir ağırlık Vasilevski’yi perişan etmeye kâfi gelmişti. Hayat böyle işte. Hepimizin kaldıracağı bir yük var. Teknoloji de olsa her şeyin bir kapasitesi var. Sınırsızda olsa sonsuz olmayan bir hacmi var. Taşıyacağımız bir ağırlık var. Haddimizi bilelim. Azmayalım, abartmayalım. Efendiliğimizi bilelim. Ölçümüzün dışına çıkmayalım. Her yaptığımıza, günlük yaşamımıza güzel başlayalım, güzel bitirelim ki, sonumuz da hayırlı gelsin. Allah bunu bize de, yeryüzündeki bütün insan kardeşlerimize de nasip etsin.İnşaallah,âmin...

 
 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ