Yevme lâ yenfau

Yevme lâ yenfau
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 21 Eylül 2017 10:47

 

بسم الله الرحمن الرحيم
 
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ
 
إِلَّا مَنْ أَتَى اللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
 
Yevme lâ yenfau mâlun ve lâ benûn
İllâ men etâllâhe bikalbin selîm
 

O gün ki, ne mal fayda verir, ne de evlâd.

Ancak Allah’a selîm bir kalble gelen müstesnâ.

(Şuarâ Sûresi 88-89. âyetlerdir)

 

Yevme lâ yenfau mâlun ve lâ benûn İllâ men etâllâhe bi kalbin selîm Kur'ân-ı Kerîm

 

Sanma ey hâce ki senden zer u sim isterler 
Yevme lâ yenfau'da kalb-i selîm isterler
 
Neyleriz zevk u sefâyı derd ü mihnet gam değil
Kasr-ı â‘ladan güzeldir kulbe-i ahzânemiz
 
Bâğ-ı cennet dilrubâsız bend ü zindândır bana
Her serâ-yı dilgüşâsı beytü'l-ahzândur bana
 
ya lale açmalıdır göğsümüzde yahud gül tarık ileri
Râhat oldun mu felek kim beni giryân eyledin
Gülşen-i işretimi külbe-i ahzân eyledin
 
Yâr rahm etti meğer nâle vü efgânımıza
Ki kadem bastı bugün külbe-i ahzânımıza 
 
Çeşm etti fedâ Yûsuf'a Ya'kûb-ı mahabbet
Sen idin külbe-i ahzân’a koyan Ya'kûb’u
 
Gam-ı hicrân beni hem hâlet-i Ya`kûb edeli
Girye vü nâlişime külbe-i ahzân ağlar 
 
Olmadum Ya'kûb-veş gamhâne-i âlemde şâd
Yûsuf’am hecrinde âlem beytü’l ahzândır bana
 
Ya`kûb-veş giryân isem beytü'l hazende ta'n değil
Vâ firkatâ bir Yûsuf-ı Ken`ândan ayrıldım meded
 
tarık ileri Târık İleri
Dün tabîbe derd-i dilden bir devâ sordum dedi
Gam yemeden özge bu derdin devâsın bilmedim 
 
Elmâs-ı gam olsak da nemek-dâna dökülsek 
Nâsûr-ı leb-i zahm-ı dil ü câna dökülsek
 
Rîze-i elmâs eker her açtığı zahma o şûh
Lutfu var olsun eder ihsân ihsân üstüne
 
Sen beni bıraktın ama kederin bırakmadı
Hakikaten kederin senden daha vefâkâr
 
Bîvefâ yârin Muhibbî cevrini ma’zûr tut 
Yârsız kalır cihânda aybsız yâr isteyen
 
Derdime vâkıf değil cânân beni handân bilir
Hakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân bilir
 
Söylesem te’siri yok sussam gönül râzı değil
Çektiğim âlâmı bir ben bir dahî Yezdan bilir
 
Gözlerimden akadursun durmasın yaşım benim 
Ya ne içün saklaram şimden gerü başım benim
 
alt
İçtiğim hûn-i cigerdür yediğim derd u elem
Türlü türlü matbâğ-ı dilde pişer aşım benim
 
Söylemem derdimi hemderdim olan âha bile
Belki sînemdeki şu nâle-i cângâha bile
 
Kime hâlim diyeyim, kime feryâd edeyim
Kime rüsvây olayım, kime şekvâ edeyim
 
Kime bu dağ-ı derûnum kime ifhâm edeyim
Gülerek gel güleyim kendimi handân bileyim
 
Ey müselmânlar meded ol yâr pünhân ayrılır
Ağlamayım n'eyleyim çün gövdeden cân ayrılır
 
alt
Ol sebebdendir ki ben bîmâr ü rencûr olmuşum
Haste gönlüm merhemi şol derde dermân ayrılır
 
Alınmaz zevk-ı câm-ı vasl bî-hamyâze-i hicrân
Alan firkat-keşândır lezzetin vakt-i mülâkâtın 
 
Aşkdan câmımda bir pinhân maraz var ey hakîm 
Halka pinhân derdim izhâr itme zinhar ey hakîm
 
Hayâl-i Yûsuf-ı ümmîd ile Ya'kûb-ı vakt oldum
Ziyâ ver külbe-i ahzânıma ey mâh-ı Ken‘an
 
Kendi bîşübhe bilir râz-ı derûnum yoksa
Ehl-i dil söyleyemez derdini Allâh’a bile