Asabiyet ile ilgili şiirler (1)

EY EN SEVGİLİ

AL GÜLLERİMİZİ TUT ELLERİMİZİ
 
 
AĞAÇLARIN YAPRAKLARI SAYISINCA SALÂT VE SELÂM OLSUN SANA
UZAYIN YILDIZLARI  SAYISINCA SALÂT VE SELÂM OLSUN SANA


DENİZLERİN DALGALARI  SAYISINCA SALÂT VE SELÂM OLSUN SANA
YAĞMURLARIN DAMLALARI  SAYISINCA SALÂT  SELÂM OLSUN SANA
ÇÖLLERİN KUMLARI  SAYISINCA SALÂT VE SELÂM OLSUN SANA
BAHÇELERİN GÜLLERİ  SAYISINCA SALÂT VE SELÂM OLSUN SANA
 
NURUMUZSUN, GURURUMUZSUN, ONURUMUZSUN, SÜRURUMUZSUN.
KALBİMİZ OL, AKLIMIZ OL, AÇIĞIMIZ OL, SAKLIMIZ OL,
GIDAMIZ OL, DALIMIZ OL, BAHÇEMİZ OL, GÜLÜMÜZ OL,
BARINAĞIMIZ OL, SIĞINAĞIMIZ OL, KUCAĞIMIZ OL, SICAĞIMIZ OL,
GÖZÜMÜZ OL, KULAĞIMIZ OL, ŞAFAATÇİMİZ OL, ARACIMIZ OL
ANAMIZ OL, BABAMIZ OL. AŞKIMIZ OL, SEVGİLİMİZ OL.
Devamını oku...

Asabiyet ile ilgili şiirler (1)
Târık İLERİ tarafından yazıldı.   
Salı, 03 Ekim 2017 21:31

 

Sözlükte “eklemleri birbirine bağlayan sinirler” mânâsındaki “asab” kökünden gelen asabe; kadim Arapça’da babası ve erkek çocuğu olmayan kişiye (kelâle) vâris olanlar ile dînen belirlenmiş bir payı olmayıp da belirlenmiş payı olanlar paylarını aldıktan sonra geri kalan mirası alan baba tarafından olan akrabalara deniliyordu.

Asabeyi birbirine bağlayıp herhangi bir hârici tehlikeye karşı koymak ve taarruzda bulunmak için harekete geçmelerini sağlayan birlik ve dayanışma ruhuna ise asabiyet adı veriliyor. Bir başka deyişle asabiyet, “akraba, soy sop, kavim, vatan, millet gayreti gütme, milliyetçilik, ırkçılık” anlamlarına geliyor.

Asabiyetin temelinde kan bağı bulunduğu için kişiler arasındaki yakınlık arttıkça asabiyet duygusu da artar, azaldıkça da zayıflar. Asıl asabiyet kan ve kavim bağına dayanmakla birlikte akit (bağlanma, bağlılık, düğümlenme), velâ (yakınlık) ve himâye (koruma, esirgeme, sâhib çıkma) gibi yol ve metodlarla da aynı dayanışma sağlanmaktaydı.

Câhiliye devrinde, yani bundan 1439 sene ve önceki dönemlerde, Arab Yarımadasındaki herhangi bir kabîle, asabiyet/ırkçılık duygusu gereğince birlik içinde hareket ederek hücum ve saldırılara maruz kalan ferdlerine derhâl yardım ederdi.  Bu vechesiyle asabiyetin, siyâsî düzen ve hukûkî  yapıdan mutlak mahrum olan câhiliye insanının can, mal ve namus emniyetini garanti eden caydırıcı bir kuvvet olduğu, dolayısıyla nisbeten içtimâî hayata nizam ve intizam verdiği söylenebilir.

Daha sonradan asabiyetin menfî yönlerini ortadan kaldıran/haram kılan (Peygamber size ne verdiyse, artık onu alın; size neyi de yasakladıysa, ondan hemen kaçının!)  Rasulullah Efendimiz dahî Mekke devrinde İslam’a olan davetini amcası Ebû Tâlib önderliğindeki Hâşim Oğulları’nın asabiyetine dayanarak sürdürmüştür.

Ne var ki, İslâm öncesinde sadece hakların müdâfaa edilmesinde, başkalarının haklarına tecâvüzde de asabiyete istinad ediliyordu. Bu sebeple câhiliye devrinde haktan çok gücün ve kuvvetin hâkim olduğu bir hayat düzeni ortaya çıkmıştı. Buna göre câhiliye Arapları için iki taraf arasındaki ihtilâf mevzuunun ne olduğu, hangi tarafın haklı olduğu mühim değildi. Önemli olan hangisinin nesep bakımından kendilerine daha yakın olduğuydu. Onlar yalnız buna bakar ve soy bakımından kendileriyle bağı olan tarafı -haklı olsun olmasın- desteklerlerdi. Bu vaziyet dillerde ve ezberlerde dolaşan bir darb-ı mesel hâline gelen Cünbed b. Anber b. Temîm ismindeki bir şâire nisbet edilen (انصر أخاك ظالماً أو مظلوماً) “Zâlim de olsa, mazlûm da olsa kardeşine yardım et” şartında en çarpıcı ifâdesini bulmuştu.

Câhiliye şiirinde soy sop üstünlüğü, mensub olunan kabîleyle iftihâr etme/övünme ve başka kabîleleri tahkîr ve istiskal gibi temaları işleyen birçok şiir vardır. Meselâ Hasafî lakâbıyla anılan Âmir el-Muhâribî kavmiyle şöyle övünüyor:

 

فأبقت لنا آباؤنا من تراثهم

دعائم مجد كان في الناس معلما

Atalarımız bize mîras olarak sütun gibi yüce bir şan ve şeref bıraktılar. İnsanlar arasında o şan ve şeref âşikârdır.

 

Târık İleri, tarık ileri ısparta

بنى من بنى منهم بناء فمكنوا

مكانا لنا منه رفيعا وسلما

Atalarımız bize bir binâ diktiler ve bizi o binânın yüksek bir yerine yerleştirdiler.

 

أولئك قومي إن يلذ ببيوتهم

أخو حدث يوما فلن يتهضما

İşte benim kavmim onlardır. Eğer onların evlerine olay çıkarmış birisi sığınırsa asla himâyesiz kalmaz.

 

وكم فيهم من سيد ذي مهابة

يهاب إذا ما رائد الحرب أضرما

İçlerinde nice heybetli önderler vardır. Savaşı gözetleyen kişi ilân-ı harb alâmeti olarak ateş yaktığında o önderlerden çekinilir.

 

لنا العزة القعساء نختطم العدى

بها ثم تستعصي بها أن نخطما

Bizim izzet ve gücümüz sâbittir. Düşmanları onunla ezer geçeriz. O izzet ve kuvvet sâyesinde aslâ hor ve hakîr düşmeyiz.

 

هم يطدون الأرض لولا هم ارتمت

بمن فوقها من ذي بيان وأعجما

Yeryüzünü kavmim tutmaktadır. Eğer onlar olmasa yeryüzü, üstündeki insan ve dilsiz hayvanlarla birlikte savrulurdu.

 

وهم يدعمون القوم في كل موطن

بكل خطيب يترك القوم كظما

Kavimlerini her yerde insanları hayranlıktan lâl bırakan hatiplerle destekleyenler de onlardır.

 

يقوم فلا يعيا الكلام خطيبنا

إذا الكرب أنسى الجبس أن يتكلما

Tutuk olanı sıkıntı basıp konuşamaz hâle getirirken bizim hatibimiz kalkıp nutkunu îrâd eder, acze düşmez.

 

Târık İleri tarık ileri ısparta Ayfer Aytaç

وكنا نجوما كلما أنقض كوكب

بدا زاهر منهن ليس بأقتما

Bizim her birimiz bir yıldızız. Her ne zaman bir yıldız düşse bizim yıldızlarımızdan sönük olmayan parlak bir yıldız ortaya çıkar.

 

بدا زاهر منهن تأوي نجومه

إليه إذا مستأسد الشر أظلما

Parlak bir yıldız ortaya çıkar ve şerre yaslanan kişi karanlığa gömülürken yıldızlar bize âid olan o yıldıza sığınır.

 

ألا أيها المستخبري ما سألتني

بأيامنا في الحرب إلا لتعلما

Dinle ey bana haber soran kişi! Yaptığımız savaşları yalnızca öğrenmek için sordun.

 

فما يستطيع الناس عقدا نشده

وننقضه منهم وإن كان مبرما

İnsanlar bizim bağladığımız düğümü çözemezler. Ancak ne kadar sıkı olursa olsun biz onların bağladıklarını rahatlıkla çözeriz.

 

-İnşâallah Devam Edecek-

 

 

 
 

Turkish Arabic English
Ayfer AYTAÇ
Ayfer AYTAÇ
Târık İLERİ
Târık İLERİ
Aytaç İLERİ
Aytaç İLERİ
Volkan İLERİ
Volkan İLERİ
Furkan İLERİ
Furkan İLERİ