ÖYLEDİR ÖYLE

ÖYLEDİR ÖYLE
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Pazartesi, 30 Ekim 2017 14:30
ACILAR TOKLUK YAPAR, TATLILAR ACIKTIRIR.
altTatlı yemek hemen her nefsin hoşuna gider, kimisinin yedikçe yiyesi gelir. Acı ve tuzlu olanlarsa, çoğunluğumuzca tercih edilen lezzetler değildirler. Oysa acı ve tuz bedeni pişiren, pekleştiren, tokluk hissettiren ve gücümüzü sağlamlaştırandır. "Tuzlayayım da kokma" deyimi, bozulmadan durma mânâsı verir. Nitekim tutup tuzladığınız bir balığı yıllar sonrasında bile ilk gününden daha leziz kıvamında yiyebilirsiniz. Tatlılar çok çekicidir, yedikçe damak doymaz. Dimağ tatmin olmaz. Bir süre sonra vücud acıkır, dahasını bulamazsa hâlsizleşir. Elden ayaktan kesilir, güçsüzleşir. Acıya ve tuza eyvallah, diyenlerse daha dayanıklı olduklarından, daha çabuk amaçladıklarına ulaşırlar. 
Yaşam sürecimizde karşımıza çıkan güzellikler ve çirkinlikler de; zorluklar yahut kolaylıklar da, tatlı ve acı sunumlar olarak değerlendirilebilir. İyi, mutlu, huzurlu günleri tatlılara; sıkıntılı, zor süreçleri acı ve tuzlu sunumlara benzeterek değerlendirebiliriz. 
DÜNYA SOFRASINDA KİMSENİN DAMAK TADINA UYGUN LEZZETLER BULUNMAZ
HAYAT ASLA PLÂNLADIĞIMIZ ŞEKİLDE GEÇMEZ
Elbette güzel günler hep olsun isteriz, ama bir hatâ ile onları kolayca kaybedebiliriz. Hatâmız hırsımızdan, nefsimizden kaynaklanır. Hani "Tatlıyı bulmuşuz, daha fazlasını isteriz. Hiç bitmesini istemeyiz, hep benim olsun" deriz. Göz doymayınca, gönül yetinmek bilmez.
Rabbimiz ne buyuruyor: "Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder" (42/ŞÛRÂ-30) Amennâ...
İnsanız ve nefis sahibiyiz. nefsimize her hoş geleni doğru tat sanıyoruz. Doğru sandığımızı elde edene kadar, ya da elde ettiğimizi kaybetmemek için gerektiğinden aşırı mücadeleler ediyoruz. Obezliğin sonu sıkıntılı ölümdür. Nefsimizin doymak bilmez arzularının sonu hüsran olduğunda hayata küsüyoruz, hatta hayattan kopuyoruz. Çünkü sıkıntıya düştüğümüzde bir daha o çukurdan çıkamayız sanıyoruz. Gerçekten de çabalamazsak çıkmamız çok daha zorlaşır. Ne yazık ki zor günlerin hiç geçmiyormuş gibi ağır süreçleri var. Oysa güzel günler ne çabuk da geçti bitti olurlar. Sanki anılarda bir esinti gibi kalırlar, bazen sanki hiç yaşanmamışa dönerler. Lâkin zaman aynı zaman, saatler, gece ve gündüz döngülerini düzenleyen aynı ritimdeler. Sıkıntılar mı, iğne gibidirler. Acısı o anda bağırtır, ağlatır ama vücudun sıhhati ve selâmeti için gereklidir. Sonraları o acıyı unutuverirsin. Aklına bile gelmez.
altYapmamız gereken önümüze acı çıktığında burun kıvırmadan sabırla yemeğe çalışmaktır. "Her gün bal yiyen baldan usanır" demişler. Çok doğrudur, her gün aynı düzen içindeki hayat sıradanlık olur. Mutsuzların çoğu bu sıradanlıktan yakınır. Zira kimse mutluluktan sürekli uçamaz. Kimse de hayatı boyunca hep zulüm görmez. Rabbimiz bir şeyleri, birilerini vesile ederek hep fırsatlar verir durur. Görene, değerlendirmesini bilene... Bakar kalırsan, kaçanı kovalayamazsın.
Yüce Yaradan'ımız buyurmuş: "Biz her insanın kaderini, kendi çabasına bağlı kıldık." [İsra, 13]. Biz acaba hangi durumda neye nasıl çaba sarfediyoruz, ömür kısadır, lüzumsuz işlerimizse pek çoktur.
İnsan nefsini bir aşabilse Rabbinin yolunda hiç tökezlemez. Bu uğraşı içinde olmamız Allah'ımızın rızâsını kazanmamıza vesile olacaktır şüphesiz. Ne var ki nefsimiz öyle bir şeydir ki, hiç doymak bilmez. Bu yüzden pek çok insanın hayatı, nefislerini doyurma yollarını aramakla geçer. Fani başarılar peşinde koşarken, neden yaratıldıklarını  unuturlar.
Ve bu sebeple gerçek hayatın imtihanlarından sınıfta kalmış olurlar, oluyoruz!
Acısıyla, tatlısıyla bütün lezzetleri sevmeye, sindirmeye çabalarsak hayat daha güzel gelecek ve zorlukların üstesinden gelmek kolaylaşacaktır. Hele ki bir de ağzımız dualıysa çok daha kolayca ve sağlamlaşmış olarak aşılmış olacaktır sıkıntılar. Terlemeden sıhhat bulunmaz, kuldan medet umulmaz. Allah âyetlerini doğru anlayan ve yaşayanlardan eylesin inşallah...
Bir âyet var, gelmiş geçmiş, gelecek ve geçecek tüm insanlara ilahi bir ikaz.
"İmtihan olmadan salıverileceğinizi mi sandınız" [Ankebut Suresi, 2]. Mutlak surette bütün canlar imtihandan geçiyor. Biz, bizimkini biliyoruz. Dışarda iyi sandığımız nicelerinin kötü hâllerini sadece Allah bilir. Allah hiçbir kuluna ayırım yapmaz. Fırsatı da her kuluna verir, ezâyı, cefâyı, sefâyı da. Değerlendirme yapmamız bizim aklımıza, fikrimize, irâdemize, kısacası nefsimize dayalı.
Elbet imtihanlarımız kalemle kağıtla olmuyor.
 Hayat sürecimizde türlü cefâlar, yahut sefâlar sürmekteyiz. Bunlara nasıl yakalanıp, ne şekilde atlatışımız imtihan biçimi oluyor. Dolayısıyla tatlıya fazla düşkün olmamak, hayatın acı lezzetini tatdığımızda "Şükür bu da lezzetliymiş" demesini bilmek gerekiyor.
(29/ANKEBÛT-2: İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?)
BAKARA-214: Sizden önce gelenlerin durumu, sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı geldi ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve onun yanındaki mü’minler bile: -Allah’ın yardımı ne zaman? diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki Allah’ın yardımı yakındır.)
Rabbimiz bizi dünyada var ederken buyurmuş, "Hepiniz imtihan edileceksiniz, bende başkasına kulluk etmeyeceksiniz" diye... Bizler bu buyruğa uyacağımızı bir şekil yaşamımız süresince beyan etmişiz. Fatiha suresini ezbere bilenler anlamını da iyi biliyor olmalılar. 
"1. Rahmân (ve) rahîm (olan) Allah'ın adıyla.
2. Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi Allah'a mahsustur.
3. O, Rahmândır ve Rahîmdir.
4. Ceza gününün mâlikidir.
5. (Rabbimiz!) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden medet umarız.
6. Bize doğru yolu göster.
7. Kendilerine lütuf ve ikramda bulunduğun kimselerin yolunu; gazaba uğramışların ve sapmışların yolunu değil!