Kuşaktan Kuşağa

Kuşaktan Kuşağa
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 22 Şubat 2018 08:16

GEÇMİŞ GENÇLER GELMİŞ GENÇLER

altBizler eskiden yaptığımız işlere olması gerekenden daha çok özen gösterirdik. Çünkü yapacağımız bir hata yaptığımız her şeyi berbat ederdi. Aslında böyle bir şey yoktu ama herkes böyle düşündüğü için öyle olacağını sanırdık Yaptığımız işi en ince ayrıntısına kadar hesap eder öyle davranırdık. Yeter ki bir laf etmesin...
Başaramayacağımız ya da kendisini utandıracak ''o an'' ı yaşamamak için günlerimizi hatta haftalarımızı harcardık.

Mesela ben mesleğimde yeni yetmeliyimde daha gün başlamadan planlarımı tek tek evimde yapar, hangi gün ne işleyeceğimi hatta o gün kimlerle ne konuşacaklarımı planlardım. Sonra oturur gün boyunca yapacağım röportajların saat saat planlarını çıkarır, görüşmelerim sırasında neye işaret edeceğimi nelere önem vereceğimi hesap ederken bir yandan da karşı taraftan gelecek sorulara karşı kendimi hazırlardım.

Çünkü mesleğine ne kadar hakim olursan ol, bazı gelişmeler ekstra bir çaba gerektiriyordu. Sonuçta gazetecide bir insan olur ya unutabilir ve ya o an kafası dalgın olabilir hatta daha kötüsü o konuda kendisini güncellememiş olabilir. Bir toplantı anında cevabını veremeyeceğin bir soru senin bütün hazırlığını sonlandırır ve meslektaşların nezdinde seni bitirirdi.

Öğrenciyken de akşamdan oturur tüm ödevlerimi yapar ve yarın öğretmen hele bir de ciddiyse şuradan soru sorarsa bilmezsem beni sınıfta rezil eder, arkadaşlarım dalga geçer diye oturur canavar gibi çalışırdım. Günümüzde olduğu gibi öyle yardımcı kaynaklar, internet, özel dersler ve ya dersaneler yoktu. Ders sırasında aldın aldın. Alamadıysan artık arkadaşlarının umuduna kalırdın.

Dedim ya her iş öyleydi. Mesela bir fırıncı, ekmeğinde bir kusur çıkar da mahalleye rezil rüsva olur diye hamurundan fırınına kadar her aşamada dikkat ederdi.

Esnafı da , memuru da İşçisi de çiftçisi de hep aynıydı. Anlayış aynı olduğu için öyle allem kalem, yalan dolan, saçma sapan şeyler de yoktu.

Peki şimdi ?

Günümüzün gençliğinde ‘’o an’’ yok.

Hani olmazsa rezil olurum dediğimiz o an…
Gençliğin düşündüğü şu;

O an için ben bütün günümü yaşamamazlık edemem. Günümü yaşarım. Eh işte işimi de kendime göre yaparım. Aksaklık çıkarsa da çıkar ne olacak? Diyor.

Tüm yeni nesil böyle düşündüğü için aksaklıklar eskisinden daha çok çıkıyor olsa da sorun yok. Çünkü herkes olabilir diyor. Herkes gününü gün etmeye çalışıyor. ‘’O an’’ kimsenin umurunda değil.

Kuşak çatışmaları da işte bu noktada ortaya çıkıyor.
Bizim o kabullenemediğimiz hatalar gençler için hiç önemli değil. Hatta onlar için eğlence kaynağı. Bu nedenle kasıtlı hata yapanlar bile var. Dahası bunu çok yapan gençler şimdi daha gözde.

Bunda teknoloji ve internetin hayatı kolaylaştırması da büyük rol oynuyor. Daha önce günlerce belki haftalarca pürdikkat yapılan bu işler şimdi gençlerin birkaç parmak hareketiyle yapılıyor. Ebeveynler de bunu kabullenemiyor. Çünkü onların alıştığı bir durum değil.

Gençler de o kadar hızlı yaşıyorlar ki bunları oturup anne babalarına anlatacak vakitleri yok. Anlatsalar da anlaşılmayacaklarının farkındalar. Çünkü olayı bütünüyle ebeveynlerine yaşatmaları lazım. O da imkansız.
Hele bizim bu kafamızla kat kat imkansız…

O zaman ne yapmak gerekiyor?

Yeni nesli kendi dönemimize götüremeyeceğimize göre bizim bir şeyler yapmamız lazım. İşe kafamızı kumdan çıkarmayla başlamak gerek. At gözlüklerini bir kenara atacağız. Kafamızı kaldırıp ne oluyor? Ne bitiyor? Farkına varmamız lazım.
Kısaca gençleri geçmiş zamana değil kendimizi yaşadığımız zamana uydurmamız lazım.

Tabi bu biraz da insanın kaabiliyet ve aldığı eğitimle de ilgili ama herkes yapabildiği oranda yapmalı. Yoksa yaşanan gelişmelere dur diyerek bir yere varamazsınız. Hayat devam ediyor ve o gençler hayata ayak uyduruyor.

Ayak uydurmayan biz ebeveynler aslında.
İyi de benim de en çok savunduğum şey olan ‘’Değerlerimiz’’ ne olacak?

Hızla erozyona uğrattığımız, unutulmaya yüz tutmuş hatta şimdi çoğu gençlerin bırakın hatırlamayı yapmaktan çekindiği hatta ve hatta utandığı değerlerimiz.
Binlerce yıldır taşıyıp bugüne kadar getirdiğimiz o güzelliklerimiz…

Aklıma Japon modeli geliyor.

Japonları herkes bilir. Çok samimi ve değerlerine sahip çıkan çok sevimli insanlardır. Teknolojiye yön verir ama sadece ihtiyacı olduğunda teknolojiyi kullanır değerlerini yaşatırlar.
Birgün İstanbul’da feribotla karşıya geçerken o güzellikleri fotoğraf makinemle kalıcı yapmaya çalışıyordum. Yanımda birkaç Japon da benim gibi fotoğraf çekiyorlardı. Onların ellerindeki makineye baktım. Hiçbirinin makinesi bendeki fotoğraf makinesi kadar değerli değildi.

Düşündüm elimdeki Canon marka makine onların üretimiydi. Ama onarın ellerindeki benim yıllar önce kullandığım artık bulmakta bile zorlandığımız makinelerdi.
Bu Japonlar manyak mı?
Niye kendi ürettikleri teknolojiden üst düzeyde faydalanmıyorlar diye düşünmeden edemedim.
Daha fazla düşününce kullandığım ‘’manyak’’ kelimesinden dolayı içimden özür diledim.

Japonlar. ayrıca diğer milletlerin değerleriyle de çok ilgilidirler. Geçen yıllar sırf iğne oyası öğrenmek için Bursa’ya gelen Japon turistlerin gel de şimdi ellerini öpme? Hangi gencimiz iğne oyası biliyor ? Ya da hangisi bu iş için vaktini harcar ?

Japonlar bu iğne oyasını niye öğrenmek istiyorlar peki?

İstiyorlar çünkü öğrendikleri bu değeri teknolojiye dönüştürüp zamanı geldiğinde bize tekrar hatırlatacak kendi değerimizi yine bize paketleyip satacaklar. Çünkü biz millet olarak unutkanız. Ve başkalarının bize unuttuklarımızı hatırlatmasından adeta hoşlanıyoruz. Ya da böyle daha çok işimize geliyor.

Konuyu uzatmadan sonuca gelmek istiyorum.

O ki gençlerimizi yaşadığımız geçmişe götüremiyoruz ve onların yaşadığı zaman da yaşamak hatta ölmek zorundayız, o zaman onların kıymet gösterdiği şeylerle de ilgilenmemiz gerek. Bunun yaparken de değerlerimizi özendirmeliyiz. Zorlamayla olmaz. Hele bu zamanda hiç olmaz.

Zaten değil midir ki, gençlerimiz sırf bu yüzden asıllarından uzak durmaya çalışıyor, hatta utanmaya başlıyorlar.

Son olarak şunu söylemek isterim. Gençlerden kendilerini değiştirmelerini istemeden önce biz ebeveynler kendimizi değiştirelim demiyorum ama ne olur biraz geliştirelim.

O gün geldiğinde aslında hiçbir sorunun olmadığını hatta gençlerimizin Avrupa’nın düzmece ve o geçici heveslerini bırakıp kendi değerlerini sahipleneceklerini ve de onları bizden daha ötelere götüreceklerini göreceğiz.

Çünkü onların bu zamanda sahip oldukları imkanlar, bizim zamanımızda sahip olduklarımızdan çok daha fazla. Bakış açıları daha geniş.
Bırakalım yapsınlar…
Bel kuşağı değil rengarenk gökkuşağı olsunlar.