Sağlık Sorunum

Sağlık Sorunum
Ayfer AYTAÇ tarafından yazıldı.   
Perşembe, 08 Mart 2018 06:41

Olmasaydı Keşke, Ama Artık Sağlıkta Sorunluyum

altBir süredir kendimi hayli keyifsiz hissediyordum. Çünkü kalp rahatsızlığım ve hipertansiyonum nüksetmişti. Özel hastaneler bundan gayrı acile gelen hastalardan ücret isteyemeyecekmiş, ben bilmiyordum. Acil hasta durumuna düşünce ve hastanede acil muamele görüp de sonrasında para alınmayışını yadırgadım. Ben bu para alınmama durumunu kişiye özel buldum. “Tanındım galiba” sanıp güzel buldum. Çok hoşuma gitti doğrusu, artık acile para ödemesek, insanlar canıyla uğraşırken, parayı düşünmese, keşke duyarlı olunsa vermesek, diyordum ki güya vermeyecekmişiz, bakan mı açıklamış. Ben haber dinlemediğimden duymadım, ama bu fikre bayıldım.

Şehrimin televizyonunda görev yaparken, önceden geleceğim haber verilen hastanelerin başhekimleri beni kapıda karşılar, ellerinden geldiklerince ağırlar, gidişimde de sokağa kadar uğurlarlardı. Tabi ki yanımda genellikle kameramanımda olurdu. Kamera uğruna çok güzel ağırlanır, uğurlanırdık. Genelde de öyle değil mi, ulusal kanallara çıkan doktorlar, insanlara karşı canımlı cicimli konuşurlar, ekran dışında nasıldırlar, bunun cevabı karakterlerine kalmış. Hep reklam uğruna her şey, insanlık adına yapılan bir değer yok.

Her neyse; acile gidişimde, acil hasta falan demeyip elimi yine girişte cihaza okuttular. Ama nedense para talebinde bulunmadılar. İşte ben bu yüzden beni görevli tanıdı, kıyak geçiyor sandım. Kazın ayağı başkaymış, sonrasında öğrendim. Nasılını az sonra anlatırım.

Bende ne oldu bilmiyorum. Kendimi gayet iyi hissettiğim vakitlerdi. Mutfağımda akşam yemeği için lahana sarması yapmıştım. Tencereyi ocağın üzerine koyup, ateşi yaktım. O anda yere soğan kapığı gibi bir şeyin düşmüş olduğunu gördüm, Onu almak için eğildiğimde, ayağa kalkmakta hayli zorlandım. Bir anda kalbim hızla atmaya ve gözlerim kararmaya başladı. Kanepeye uzanıp bir süre dinlendim. Sağlık sorunum yoğunlaşınca duramadım “en yakın özel hastaneye gideyim bir baksınlar” dedim. Büyük oğlum evdeydi, bir taksi çağırdı. Beni özel hastanenin aciline yetiştirdi. Akşam saatleriydi. Feri sönmüş gözlerimden öyle sanıyordum. Oğlumun yardımıyla acile girip doktor aradık. Karşımıza çıkan hemşire önce giriş yapmamızı söylediler. Nüfus kâğıdımı oğluma verdim, kaydımı yaptırsın diye. Fakat kendim yaptırmam şartmış, elimi okutmam gerekmiş. Ayakta duramıyordum. Güçlükle (damar okuma) cihazında kimliğimin doğruluğu tespit edilince, beni acil bölümüne aldılar. Hemen boş bir sedyeye yatmam istendi ve yanıma gelen hasta bakıcı kolumu kavrayıp iğneyle sontaj yapmaya başladı. 

Hasta bakıcıya halimi arz etmeye çabalarken, oğlumda durumumun aciliyetini belirterek hemen doktorun görmesi gerektiğini nazik bir dille vurguluyordu. Nezaket bizim hastanelerimizde sıfır, hiçbir görevlice ne olduğu bilinmiyor. Kolumdaki iğne dürtüklemeleri damarı bulamamış, bu defa hasta bakıcı ellerimin üzerine vurarak damar aramaya koyuldu. İğneyle kuyu kazar gibi, derimin altında şırınganın ucu dolanıp duruyordu. O sırada ben sessiz çığlıklar atıyor olmalıydım. Zira kendimi kaybetmiş hallerdeydim. Ama hasta bakıcının “ damarlardan kan gelmiyor” dediğini ve kol damarlarımı koca elleriyle inek sağar gibi yukardan aşağıya bastırarak kan sağmaya çalıştığını çok net hissettim. Bir iken üç beş kişi oldu bir anda başımda; sorun damarlarımdan kan gelmeyişi olmalı. Doktor hala orta da yok, önce illa o kanın benden alınması gerekliymiş. Bu doktor neredeydi acaba, ortalıkta görünmüyordu. Özel hastanenin acil servisi küçük bir alan, zaten hastanenin kendi küçük. Ne amaçla yapıldıysa bina, özel hastaneye dönüştürülmüş. Hastane için küçük bir yer. Fakat şehrin merkezinde olunca, tercih sebebi oluyor. Böyle bir yerin bir giriş katında bir odası acil servis olarak ayarlanmış Dört hasta aynı anda bulunamaz, o kadar dar ve içerisinde rahatsız edici bir koku var. Küçük bir oda olarak değerlendirdiğim yer pek de hijyenik değil, ortam gözüme güzel görünmese de iyi hizmet alabilsek bari… Hastane dediğin pak olur, sessiz ve huzurlu olur. Ama çok para almayınca mı böyle olur bilmiyorum. Doktorun başıma gelmemesi beni hepten rahatsız ediyor, acil durum demek, doktordan acil müdahale demek değil midir? Bu şartlarda hayata tutunacağım mümkün görünmüyor, ama Allah’tan umut kesilmez tabi ki…alt

Kan damarlarımın yoğunlukla kurcalanmasına dayanamamış olacağım, hepten kendimden geçmişim. Ne kadar sürdü bu halim bilmiyorum. Gözümü tekrar açtığımda başımda şık bir kazaklı, sakallı genç bir adamın nabzımı ölçtüğünü fark ettim. Yanındaki hasta bakıcının elindeki şırınga içinde de az miktarda kan bulunuyordu. Doktorun “çabuk tetkik ettirin” değişinden benim kanım olduğunu anladım. Demek ki zorlamayla az da olsa kanımı damarlarımdan çıkarmayı başarmışlar. Uğraşıları ürkütücüydü.

Aman tanrım üst taraf giysilerimi sıyırıp bedenimi yeşil bir materyalle kapladılar. Yanlarda kayışları vardı, bunlarla kollarımı bile bağladılar. Sonrasında beni yan yatırıp nefesimi kontrol altına aldılar. Daha sonrasında müşahede etmek için ameliyathane odasında bulunan cihazların benzerinin bulunduğu eni dar, boyu uzun bir odaya aldılar. Orada bulunan cihazlara bağlı kordonların açık duran uçlarına da bedenimin üst yanını kaplar şekilde bağladılar. Artık zaman durmuş, dünya sönmüş gibiydi. Dünyadan mı göçüyordum.

Saatler sonrası kendime gelebildim. Bir yandan kolumdaki seruma ilaç şırınga ediyorlardı. Öte yandan ağzımı aralayıp dilimin altına üç tane birden dil altı hapı tıkıştırıyorlardı. Titreyip duruyordum. Doktor bunu fark edip, bir de titrememi geçirici iğne yaptırdı. Nice zaman sonra kalbim, beynim selamete kavuştu. Tansiyonum normalleşti ve ben ertesi gün kalp doktoruma mutlaka görüneceğim sözü vererek, kendi rızamla evime gönderildim. 

Geceyi aldığım ilaçların etkisiyle rahat geçirdim. Ertesi gün, erkenden söz verdiğim üzere, aynı hastanenin polikliniğine kalbin uzmanı doktoru görmeye gittim.  Kayıt kabul gişesine girdiğim sıra nihayete erince, görevli memur nüfus kaydımı alıp kimliğimi kontrol etti. Elimi cihaza yerleştirmemi istedi. Gözü bilgisayarda olarak, tamam derken; 80 lira ücret istedi. Hastaneye taksiyle gelmiştim. Akşamda gelip gitmem taksiyle olmuştu. Böylelikle bir 100 lira gitmişti zaten. “Emekliyim” falan dedim. Emekliye bu fiyat indirimliymiş dediler. Ödedik, ama bu arada acil olarak yine bakmıyorlar. Doktorun kapısında çağrılmanı bekliyorsun. Bir ara kapı açıldı, kafamı uzattıp baktım. İçerde hasta mı var, diye. Hayır, oda da doktorla, hastayı dışarıdan çağıran kız bulunuyordu ve galiba doktor sabah kahvaltısını yapmamış kendine çay yapıyordu. O arada beni gördüler ,el işaretiyle içeri çağırdılar. Yanlarına girince doktor bana neyin var diye soruyor. Akşam acile geldiğimi söyledim beni hemen ultrason ve röntgene yolladı bu arada vücudumda istem dışı ağrılarım peydah oldu. Sanırım strese girdim, tansiyonum yükseldi. sancıdan yürüyemiyorum ama beni ordan oraya yollayıp duruyorlar gittik ultrason yerine yine 240 lira ödeyeceksiniz demezler mi, bana ellerini bile sürmeden aldılar paramı çıktım geldim. Velhasıl acilde almadıkları parayı, ertesi gün misliyle çıkarttırıyorlar. Tanıdık durumları falan yok anlayacağınız. Kısaca sağlık hizmeti ticarete yönelik, asla sağlığımızı düzeltici bakmıyorlar. Bu dediklerimi bir yetkili duyar mı acaba, bilmiyorum.  Hiç zannetmiyorum duysalar da boşuna, durmadan inandırıcı demeç veriyorlar, lakin gerçekler hiç de dedikleri gibi değil. Kendilerinin keyfi kıyak nasıl olsa, varsın olsun bakalım. Nasıl olsa onlarda ölümlüler, ahiret yurdunda günlerini görürler…